İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 4. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Devlet yardımlarının izlenmesi ve denetlenmesi hakkında kanun (s.s.:523)

Kamer Genç

Tunceli Milletvekili ·

Genel Kurul, 4. Birleşim · 5. yasama yılı · 7 Ekim 2010 · 1.220 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kamer Genç, 7 Ekim 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DEVLET YARDIMLARININ İZLENMESİ VE DENETLENMESİ HAKKINDA KANUN (S.S.:523)); konuşma 1.220 kelime.

Kamer Genç (Tunceli). “Devlet yardımlarının izlenmesi ve denetlenmesi hakkında kanun (s.s.:523)”. TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim tutanağı, 7 Ekim 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2010-10-07-devlet-yardimlarinin-izlenmesi-ve-denetlenmesi-hakkinda-kanun-s-s-52-2 (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

KAMER GENÇ (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, televizyon Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarını vermiyor. Niye acaba vermiyor? AKP herhâlde milletten çok korkuyor, kendileri de bunun altına sığınıyorlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ama olmaz böyle yani. Bir kural alınmışsa bu kuralı uygulamak lazım. Onun için bu kuralı Başkanlık Divanının uygulaması lazım. Niye TRT’yi susturuyorsunuz? Yani, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarını susturuyorsunuz?

Şimdi, Sayın Başkanım, biraz önce KİT Komisyonu vardı, öğleden evvel çalıştık, dün de çalıştık. KİT Komisyonu, biliyorsunuz… Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün 35’inci maddesinde der ki: “Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonları, Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışma saatleri içinde, Başkanlık Divanında alınmış karar olmadıkça çalışamazlar.” Bu, çok açık, net, kesin bir hüküm. Dün KİT Komisyonu Başkanına sordum “Yok.” dedi, “Ama uydururuz usulüne.” dedi. Bugün de gittim, dedim ki: “Sayın Başkan…” Yani, o kadar laubali davranıyor ki; yahu, soruyorum, gülüyor o karşıdan. Yahu diyor “Var.” “E, ver, varsa kararın tarihini, numarasını.” diyorum, yok… Yani, şimdi, Sayın Başkan, biz burada milletvekiliyiz. Bir milletvekili ciddiyeti içinde olmayan insanların ne burada ne de komisyonda bulunma hakları yok.

Şimdi, ben size soruyorum: Ben size biraz önce Divan kararını sordum. Peki, siz Divan olarak toplandınız mı? Toplanmadınız. Şimdi, bir karar, dünkü tarihle alınmış bir karar… Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisine yakışır mı arkadaşlar? Yani, bu ne demektir? Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisini sahtekârlığa teşvik etmektir arkadaşlar. Sen kararı ne zaman almışsan o zaman geçerli. Böyle bir şey olur mu? Yani, geçmiş tarihle elden karar olur mu arkadaşlar? Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Mehmet Ali Şahin’in biz neyine güveneceğiz bundan sonra? Başkanlık Divanının neyine güveneceğiz arkadaşlar? Böyle bir şey olur mu ya! Karar, çıktığı tarihten itibaren geçerli olur.

Arkadaşlar, biz çalışmaktan çekinmiyoruz. Anayasa’ya ve hukuka riayeti, sadakati, şerefi ve namusu üzerine yemin etmiş bir milletvekili olarak her attığım adımda şerefim ve namusum üzerine yaptığım yeminin gereğini yapmaya çalışan bir milletvekiliyim ve başta Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı dâhil olmak üzere Başkanlık Divanı üyelerinin ve bütün milletvekillerinin bu Anayasa’ya ve hukuka sadakat yeminlerini kendilerine hatırlatıyorum.

Arkadaşlar, geçmiş tarihli karar olur mu ya! Olur mu böyle? Söyleyin yani. Ey gruplar, olur mu böyle? Bu bir sahtekârlıktır. Arkadaşlar, olmaz böyle bir şey. Bir şeyi bir anda imar etmek… İşte Komisyon Başkanı karşımda oturuyor, gülüyor devamlı. Gülünecek bir şey mi söylüyorum? Ben sana diyorum ki: “Bu kararı, varsa göster bana.” “Efendim, karar yok…” Sonra “Var…” E, şimdi tabii eski tarihli karar alırsan olur.

Arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ciddiyetinde böyle bir şey yoktur. Dolayısıyla böyle gayriciddi insanların olduğu yerde de millet adına konuşmak da fuzuli. Şimdi televizyonda vermeyi de şey ediyorlar.

Şimdi, devlet yardımlarıyla ilgili bir kanun var. Arkadaşlar, elbette ki sosyal politikalar gereği devletin yoksul vatandaşlara ve devlet kaynaklarından bazı hâllerde de zarar gören insanlara yardım yapılması gayet doğal, devletin görevi.

Şimdi, ben kendi ilimle ilgili bir şey söyleyeyim. Bakın, 6 Mart 2010’da Elâzığ’da bir deprem meydana geldi. Bu deprem sonucunda Tunceli’nin Mazgirt, merkezin bazı köylerinde, Mazgirt’in merkez ve bazı köylerinde, Nazımiye’nin merkez ve bazı köylerinde, Pertek’in bazı köylerinde önemli miktarda hasarlar meydana geldi. Bu hasarlar nasıl tespit edildi? Devletin teknik elemanları, Afet İşlerinin teknik elemanları gitti, köyleri gezdi, ilk belirlemelere göre 873 tane ağır hasarlı bina var -Bunu yazan kim? Oraya giden, devletin fen elemanları- 1.340 tane orta hasarlı ev var ve 1.700 tane de hafif hasarlı var.

Şimdi, Elâzığ depremi olduğu zaman, tabii ki Hükûmet boy gösterisi yaptı, hepsi oraya gitti ama Tunceli’ye bir tane gitmedi daha şimdiye kadar, bir tane, bu olaydan dolayı. Ben hemen, depremden iki gün sonra gittim, gezdim. Köyleri gezdik, zarar olan yerleri tespit ettik; vatandaş hâlâ çadırda. Geldim, soru önergesi verdim, ses çıkmadı. Ondan sonra CHP’ye katıldım, bir Meclis araştırma önergesi verdim, bir şey çıkmadı. Meclis araştırma önergesinin gündeme alınması için çıktım, burada konuştum. Yahu, dedim ki: “Beyler, insansak, insanlık duygusunu taşıyorsak, kış yaklaşıyor, bu insanların evleri yıkılmış, dışarıda kalmışlar. Ey Hükûmet, sağır hükûmet misin, kulakların duyuyor mu? Bu insanlar… Daha kar yağmadan bunlara bir çare bulun.” dedik. Yok, kimse duymadı yine bir şey. Tuttum, bir siyah çelenk yaptım, gittim, Başbakanlığın… Hani, bu AKP’liler iktidara gelmeden önce öyle bir yiğitlikler yapıyorlardı ki… Rahmetli Ecevit zamanında biliyorsunuz, bir kasa masa atılmıştı, dışarıda biraz engeller koymuşlardı. Hemen dediler, “Ne demek yahu?” dediler, “Her tarafımız vatandaşlara açık.” dediler, bizi Başbakanlığın dış kapısında 50 tane polis karşıladı. “Yahu bırakın, ben içeri gireceğim kardeşim. Yani nasıl bırakmıyorsunuz?” Ben onlarla şey ederken, polisin birisi benim arabamın arka bagajını açtı, çelengi alıp kaçtı.

Arkadaşlar, böyle bir anlayış olur mu ya? Ya, bu o kadar iğrenç, o kadar vahşice bir olay ki… Düşünebiliyor musunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin mensubu bir milletvekilinin bagajı açılıyor, arkasındaki bir malı çalınıyor, gasbediliyor. Bunun ismi gasp. Bu devlette böyle bir şey olur mu? Tayyip Erdoğan, sana soruyorum: Bunun sorumlusu sensin. Benim çelengimi geri getir! Benim çelengimi geri getirmek zorunda arkadaşlar, ben o çelenge para verdim, para. Para verdim o çelenge, o benim malım. O çelengimi geri getirip koyacaksın.

Şimdi, dolayısıyla, arkadaşlar, bakın, şimdi, bu insanlar ne yapıyor? Her gün bana telefon ediyorlar. Buyurun vereyim isterseniz, AKP’liler size vereyim. Grup başkan vekilleri, bu insanlar ne yapacak kardeşim? Evi yıkılmış, devlet tutanak tutmuş, hâlâ dışarıda yaşıyor. Bu insanlar nerede kışı geçirecekler arkadaşlar? Sonradan, efendim, birkaç, işte, 50 kişi veya 35 kişiye güya bir ev yapıp vereceklermiş. Şu tahta evlerden -ismini unuttum- prefabrik evden yani 40 metrekarelik bir prefabrik ev.

Arkadaşlar, yani, 800 küsur ev nerede, sen getiriyorsun 35 kişiye şey veriyorsun. Arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti devletinin hudutları içinde yaşayan her vatandaş Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşıdır. Her vatandaş, Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri tarafından korunması ve kollanması ve zor durumdayken yardım edilmesi lazım. Bazı arkadaşlara diyorlarmış ki, bazı evi yıkılan kişilere: “Ya, sen yaşlılık aylığını alıyorsun.” Yaşlılık aylığı kaç lira? 300-350 milyon lira. Yani bir kişi 350 milyon lira yaşlılık aylığı alıyorsa… Ondan sonra, yok efendim, “Senin evin yıkılmış ama senin ekonomik durumun iyidir, sana yardım yapmayız.” diyorlar. Ya arkadaşlar, o ilin bir milletvekili olarak ben şimdi ne yapayım? Soruyorum ya, bana bir çare söyleyin arkadaşlar.

Şimdi, her gün vatandaş bana telefon ediyor, arkadaş, kış, bize yardım yapılmıyor… Bana inanmıyorsanız, buyurun, gelin, beraber gidelim Tunceli’ye. Ya, bu insanlar ne yapacak kışın arkadaş, dışarıda mı kalacak? Bunun sorumlusu kim? İşte, Hükûmet sırasında oturan bey bakan, ne yapacak bu vatandaşlar? Gülmekle bu iş olmuyor. Artistik de yapmaya gerek yok. Gülüyorsun. Gülmek de bir şey ifade etmez ki. Sana soru soruyorum, soru: Bu vatandaş ne yapacak kışın kardeşim, nasıl geçirecek kışı? Bu adam nasıl geçirecek kışı, onu soruyorum size. Hadi, devlet yardımları kanunu çıkarıyorsun, işte, afete uğramış insanlara yardım edeceğim diyor. Niye yapmıyorsunuz bu insanlara? Bunlar Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşı değil mi? Bunlar Türkiye Cumhuriyeti devletine askerlik hizmetini yapmıyorlar mı? Bunlar Türkiye Cumhuriyeti devletine gerektiği zaman vergi de veriyorlar. Ondan sonra “Yok, Tunceli bize oy vermemiş, biz onun için yapmıyoruz.” Kışın getirdiniz, buzdolabı ve çamaşır makinesini verdiniz, belediye başkanlıklarından oy almaya çalıştınız. Bari, mademki bir şey, hani bir menfaat karşılığı yapmıyorsanız, o zaman bu insanlara da, arkadaş, bir yardım edin yahu. Bu, insani görevdir, bir vicdani görevdir. Bu insanlara nasıl, şimdi ne yapacağız? Ben de gerçekten bunalıma giriyorum arkadaşlar. Yahu, böyle bir şey olur mu? Her gün insanlar beni arıyor ve sıkıntısını söylüyor arkadaşlar. Acı içinde kıvranan insanların sıkıntısını anlamak için insanlık duygusunu taşımak lazım, insan olmak lazım yahu. İnsan olmayan kişi hiçbir şeyin farkında değil, onlar sadece güler. Onlar için yani her şeyde düğün bayram, ama ben bu insanların bana telefonlarında vicdan azabı çekiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

38 konuşma daha · 7 Ekim 2010

38 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook