İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 19. BİRLEŞİM · SALI

Danışma kurulu önerisi

Kamer Genç

Tunceli Milletvekili ·

Genel Kurul, 19. Birleşim · 5. yasama yılı · 23 Kasım 2010 · 1.078 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kamer Genç, 23 Kasım 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 19. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 1.078 kelime.

Kamer Genç (Tunceli). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 19. Birleşim tutanağı, 23 Kasım 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2010-11-23-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

KAMER GENÇ (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP Grubunun önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Bu arada, geçen hafta vefat eden Şanlıurfa Milletvekili Sayın Mustafa Kuş’un ailesine ve AKP Grubuna başsağlığı, kendisine Tanrı’dan rahmet diliyorum.

Diğer yandan, geçen hafta kutladığımız Kurban Bayramı nedeniyle bütün milletvekillerinin geçmiş Kurban Bayramı’nı kutluyorum, halkımızın da Kurban Bayramı’nı kutluyorum. İnşallah bundan sonraki kurban bayramlarını daha mutlu, daha halkına sahip çıkan, daha memleket meselelerini yakından takip eden, memleketine ve milletine sahip çıkan bir iktidarla kutlayacağımızı temenni ediyorum.

Sayın milletvekilleri, ben bayramdan önce Tunceli’ye bir seyahatte bulundum, ondan sonra da geldim İsviçre’ye gittim. İsviçre’nin üç kentinde, Basel, Luzern ve Fribourg kentlerinde üç derneğin düzenlediği bir konferansta konuştum. Orada 28 Kasımda vatandaşlarımızı çok yakından ilgilendiren bir referandum var. Bu referandumda İsviçre Hükûmeti tutmuş Avrupa Birliği ülkeleri hariç diğer Orta Doğu ve bu arada Türkiye’den gelen ailelerden herhangi birisi -küçük çocuklar da dâhil- eğer bir yıldan fazla ağır bir hapis cezasını gerektiren suç işlerlerse ailece yani çocuk on sekiz yaşından küçükse ailece, on sekiz yaşından büyükse insanlar ferdi olarak yurt dışı edilme konusunda bir kanun teklifi, tasarısı hazırlanmış ve 28 Kasımda bu referanduma sunuluyor.

Düşünebiliyor musunuz yani Türkiye’yi böyle “Çok güçlü.” diyoruz, AKP olarak hep “Biz devletimizin itibarını dışarıda yükselttik.” diyoruz ama bir İsviçre Hükûmeti bir kanun teklifini hazırlıyor ve orada çalışmaya giden Türk vatandaşlarını, küçük bir suç dâhi işlese onu sınır dışı ediyor.

Şimdi düşünün, mesela Yunanlı bir çocukla bir Türk çocuğu kavga edecek veya Yunanlı çocuk gelecek Türk çocuğunu tahrik edecek çünkü onun yurt dışı edilme korkusu yok ama Türk çocuğunun yurt dışı edilme tehlikesi var ve dolayısıyla, Türk çocuğu orada âdeta bir esir muamelesi görecek ama maalesef bu referandum müzakeresi… Yani referandum önümüzdeki 28 Kasımda yapılıyor ama Türk Hükûmetinde ses yok. İşte, maalesef Türkiye'nin durumu bu.

Hatta orada bir yerde de aktardılar, Abdullah Gül bu arada da İsviçre’ye gidecekmiş, büyük işverenleri geziyorlarmış “Ya, işte gelin, Abdullah Bey’i dinleyin; yemekler bizden, gelin Abdullah Bey’i dinleyin.” diyorlar. Ben olsam, Türkiye Cumhuriyeti’nin o Cumhurbaşkanlığı makamında olsam, Türk vatandaşı için bu kadar ağır, insan haklarına uymayan, temel hak ve ödevleri yok sayan bir yasa tasarısının referandumunun yapıldığı bir sırada onlara ziyarete de gitmem ve evvela tavır koyarım buna ama Türkiye’de Hükûmet yok, işte, görüyorsunuz, sıralar bomboş.

Şimdi getirilen bu grup önerisinde de yine Hükûmet aslında belli kanunların, ülke için yararlı olan, büyük bir toplum kesimini ilgilendiren kanunların Hükûmet tarafından hazırlanması lazım. Bir bakıyorsunuz yükseköğretimle ilgili bir kanun tasarısı hazırlanması lazımken milletvekili hazırlıyor, çünkü “hükûmet” diye bir kavram yok artık, işte sıralar bomboş. Bu sıraları gören zaten bu Hükûmetin tefessüh ettiğini görür yani artık böyle bir Türkiye Cumhuriyeti hükûmetinin yok olduğunu görüyoruz, zaten dışarıdakiler de görüyor ki, hiç Türkiye’yi kale almadan, Türk halkını -yani oradaki vatandaşlarını- yok sayan böyle kanunlar şey ediyorlar.

Şimdi, aslında getirilen bu kanun teklifine biz karşı değiliz ama hükûmet tasarısı olarak gelseydi daha iyiydi. Bunda yurtlarla ilgili birtakım çözümler getiriliyor. Efendim, işte, askerde ailesini, yakınını kaybedenlere bir izin getiriliyor. Biz bunlara karşı değiliz ama şimdi şöyle bir durum var sayın milletvekilleri: Türkiye’de yurt sorunu çok önemli bir sorun. Bu sorunun her şeyden önce çözülmesi lazım. Türkiye’de üniversite gençliği maalesef birtakım cemaat ve tarikatların yaptıkları yurtlara bırakılıyor ve orada gençlik gerçek kimliğinden ve ideolojisinden saptırılmaya çalışılıyor. Dolayısıyla, devletin bütün imkânları seferber edilerek bu yurtlar konusunun bir an önce halledilmesi lazım.

İşte, ben, Tunceli’ye gittim. Üniversite yeni açılmış, elbette ki tabii ilk açılış sıralarında birtakım sıkıntılar olabilir ama birçok öğrenci maalesef yurt bulmadığı için kaydını dondurmuş ve gitmişler. Yani, bunun, süratle bu işi halletmemiz ve öğrencilere yurt yapmamız gerektiği konusunda devletimizin, yani özellikle Meclisin bu işe el koyması lazım ve bu yurtları süratle yapması lazım. Yoksa, bu gençlerimiz hakikaten büyük bir sıkıntı içinde. Yine bu gençlere devletin kaynaklarını biraz daha artırarak da kredi miktarlarının yükseltilmesi gerektiğine inanıyorum.

Şimdi, AKP’nin bir geleneği var, artık Meclisin çalışma saatlerini her ay veya haftada bir değiştiriyor. Bana göre, bunu yapacağınıza İç Tüzük’te buna temelli bir değişiklik yapalım, işte “Meclis, saat, salı günleri 15.00-21.00, diğer günlerde saat 14.00-20.00 arası toplanır.” diye böyle genel bir düzenleme, o Tüzük’ün o hükmünü değiştirelim, bu iş olsun bitsin yani ikide bir Meclisin karşısına bunları getirmenin de bir anlamı yok.

Şimdi, değerli milletvekilleri, sabahleyin bir vatandaş bana ziyarete geldi. Kendisi Elâzığ Kovancılar’ın Okçiyan köyünde. Bu Okçiyan köyünde, biliyorsunuz, 8 Martta Elâzığ depreminin meydana geldiği yer ve 4 tane de çocuğunu kaybetmiş. Burada diyor ki: Hani Tayyip Bey gitti, Elâzığ’da birtakım konutların anahtarını verdi ya, “Esas deprem bizim köyde oldu. Ben de 4 tane çocuğumu kaybettim ama daha bize konut teslim edilmedi.” diyor. Yine geçen gün de burada dile getirdim. Yine Tunceli ilinde de orada deprem meydana gelmesine rağmen, depremden zarar gören birçok evler olmasına rağmen ama orada getirmişler, deprem evi yapacağına, vatandaşlara 47 metre büyüklüğünde oda yani 60-70 kişiye… Aslında depremden zarar gören vatandaş sayısı 873 ağır hasar, 1.400 orta hasar, 1.700 de hafif hasar olmasına rağmen bu insanlara maalesef şimdiye kadar ciddi bir şey yapılmamış. Ben gittim, o 47 metrekarelik alanı gördüm. Zaten yarın orada kar yağdığı zaman burada barınmak mümkün değil ama her nedense AKP Hükûmeti işte her yaptığı ayrımcılık icraatını maalesef Tunceli’de de bunu çok açık ve seçik olarak gösterdi ve orada depremde büyük zarar gören vatandaşlarımızın bu ihtiyaçlarını karşılama gereğini duymadı ve duymak da istemiyor. Biz burada konuştukça, işte, birileri oradaki bürokratlara telefon açıyor: “Ya niye siz bunu konuşturuyorsunuz?” diye. Ben dedim ki, o bürokratlara dedim: “Size telefon edeceklerine, çıksınlar, Hükûmette bize cevap versinler.” Yani Tunceli’de deprem meydana gelmiş de 873 ağır hasarlı bina var, kışa giriyoruz, bu insanların başını sokacak ev yapmayan aciz bir Hükûmet niye oradaki bürokratı arıyor da beni aramıyor? Buyursun, gidelim beraber, ondan sonra orada gerçekleri görelim.

Bu arada gelirken bir devlet bakanı da, Bingöllü arkadaşımız da Elâzığ Havaalanı’nda rastgeldi. Baktım, bir tane, yakası paçası açık birisi kendisini karşılamaya gelmiş; bir baktım, Elâzığ Valisi. Ne diyor orada? “Sayın Bakanım, Tunceli’de kimse ölmedi, kimse yaralanmadı; nasıl depremde bunlara yardım edelim?” diyor. Yani düşünebiliyor musunuz! Yahu dedim, Vali Bey, sen ezbere konuşuyorsun dedim. Yani bir yerde depremden… Yani evler tamamen çökerse oradaki insanlar yara alır, ondan sonra yaralanır ama adamın evi, dört duvarı tamamen birbirinden ayrılmış ama bina çökmemiş, çökmediği için de o binanın içinde kalınmıyor. Yani bu kadar ezbere konuşan bir vali orada valilik yapıyor. Sonra araştırdık ki, Sayın Vali Abdullah Bey’in yakın akrabasıymış. Tabii, zaten artık valileri, kaymakamları AKP’nin yöneticileri kendi yakınlarıyla doldurdukları için o makamları, o makamlarda görev yapan insanların da vatandaşların sağlıklı hizmetlerini görmeleri, onlara eğilmeleri mümkün değildir. Maalesef böyle bir siyasi kadro ve siyasi felsefeyle baş başa kalan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

22 konuşma daha · 23 Kasım 2010

22 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook