TEBLİGAT KANUNU İLE ADLî SİCİL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN VE TEBLİGAT KANUNU İLE KARAYOLLARI TRAFİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:474)
Tunceli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 49. Birleşim · 5. yasama yılı · 11 Ocak 2011 · 570 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kamer Genç (CHP), 11 Ocak 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 49. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TEBLİGAT KANUNU İLE ADLî SİCİL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN VE TEBLİGAT KANUNU İLE KARAYOLLARI TRAFİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:474)); konuşma 570 kelime.
Kamer Genç (CHP, Tunceli). “TEBLİGAT KANUNU İLE ADLî SİCİL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN VE TEBLİGAT KANUNU İLE KARAYOLLARI TRAFİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:474)”. TBMM Genel Kurulu, 49. Birleşim tutanağı, 11 Ocak 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2011-01-11-tebligat-kanunu-ile-adli-sicil-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-k-2 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
KAMER GENÇ (Tunceli)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii ki Tebligat Kanunu’nda ciddi eksiklikler var. Tebligat Kanunu’ndaki işleyişin çok sağlıklı olması, adalet sisteminin de sağlıklı işlemesine en büyük katkı sağlayan bir durumdur. Bir de tebligatların da tabii tebliğ edilecek kişilerin yani iradesi dışındaki bir nedenle eline geçmemesi hâlinde, bu hak kaybına neden olmaması lazım. İşte, tatilde, vatandaş tatile gidiyor, muhtara getirilip tebligat bırakılıyor veya bir başka sebeple, tatil dışında da o zaman, maalesef insanların hak kaybı oluyor. Gerçi eskiden işte, ilan sistemi getirilmişti. Muhtara belli bir külfet de getirmek lazım yani muhtara bırakmak kâfi değil, muhtara diyecek ki: “Arkadaşım, madem o orada, bu tebligatı ilgiliye her vesileyle araştırarak bu kişiye tebligatı da yapmak gerekir.”
Yine, tabii, gayrimenkul ihtilaflarında, bu, oradaki adrese tebligat… Ama bazen adresler değişiyor, işte, birçok vatandaşlarımız yurt dışına gidiyor ve yurt dışındaki bu vatandaşlarımıza, maalesef, tebligat olmuyor. Dolayısıyla, bu insanların özellikle gayrimenkulden kaynaklanan birçok hakları elinden gidiyor, bazısı izaleişüyu dava hakkını kaybediyor. Yani buna benzer çok, mülkiyetle ilgili ihtilafları aleyhine dönüşüyor. O bakımdan, bu kanunu, tabii, bence uygulamayı yapan kurumlardan daha ziyade, araştırma yaparak en iyi şekilde düzenlemek gereklidir. Yani bir düzenleme yaparken hataları en asgari seviyeye düşürmek gerekir.
Şimdi, biraz önce, Bakanlık makamında oturan kişiye soru sorduk. Ya, Amerika’ya… Arkadaşlar, bu, hiçbir devlet geleneğinde yok. Yani sen burada çıkacaksın, Amerika’ya gideceksin, orada bir saat Adalet Bakanıyla görüşeceksin ve hemen döneceksin. Ama yalnız onunla görüşmüyorsun ki, “Atlantic Council” diye bir şirket var orada, bir şey var, onun Yönetim Kurulu Üyesi Eric Edelman ve Wilson gibi Ankara’da bulunan 2 elçiyle de görüşüyorsun. Bu 2 elçi, Türkiye’deki WikiLeaks’te geçen bilgilerin, daha doğrusu, Türkiye’de elçilik yapan bu kişiler, Türkiye’yle ilgili bilgileri de aktaran kişiler. Ne görüştünüz? Ondan sonra da tabii, böyle bir Bakanlık makamında oturan bir zatın hemen yirmi dört saatliğine bir yere gidip gelebilmesi için özel kurye görevini yapması lazım. Yani çok önemli bir şey olacak, ondan sonra, on bir saat gideceksin, on bir saat geleceksin. Soruyorum: Bu Atlantic Council Yönetim Kurulu Üyesi Eric… Eric diye birisi işte, biliyorsunuz Ankara Büyükelçisi, bir de Wilson diye birisi -neyse yani, onlar, biraz İngilizce de bilmediğim için- bunlarla da görüşmüş. Niye inkâr ediyorsunuz? Yani WikiLeaks belgelerini, efendim, işte, oraya gidip “Yahu, işte, bunları yayınlamayın.” demek için gidilmiştir, öyle görünüyor. Yani yanında birtakım kişiler götürülmediğine göre… E, biz de bir şey olarak bilmek zorundayız.
Dolayısıyla, maalesef, Sadullah Bey’in Adalet Bakanlığı makamına gelmesiyle adalet müessesesi -maalesef- tevessuh etmiştir arkadaşlar, hâkim teminatı kalmamıştır. Yani orada “Yargıtaya üyeyi ben atayacağım.” demiştir, “Danıştaya üyeyi ben atayacağım.” demiştir, “Benim istediğim adamları istediğim yere tayin edeceksiniz.” Kararname getirmiştir, orada Hâkimler Savcılar Kuruluna kararname getirmiştir, geri çekmesi mümkün değildir, kararnameyi geri çekiyor arkadaşlar. Böyle bir şey olur mu! Yani senin tasarrufunda değil ki.
Dolayısıyla, gittiniz, bir referandum yaptınız, insanlara yanlış bilgi verdiniz. Artık Türkiye’de “yargı” diye bir şey kalmamış, insanların yargıya güveni kalmamış. Artık yargı, siyasi iktidarın, daha doğrusu Tayyip Erdoğan’ın emrine girmiş. Dolayısıyla, Tayyip Erdoğan’ın her dediği söz hem yasamada kanun oluyor hem yargıda karar oluyor. Böyle bir devlette yaşamak mümkün değil, insanların hak ve özgürlüklerinin sağlanması, hak arama özgürlüklerinin sağlanması mümkün değil.
Yine, Hizbullah davasında da -yani biz tutukluluk süresini uzatmayı istemiyoruz ama- bunların, 188 kişiyi en adi işkence sistemiyle öldüren bu kişilerin o tarihte tahliye olacağını bildiğiniz hâlde… Yargıtaya gelen… Yargıtay bunları bilmez ki, hangi davada hangi kişi, ne suç işlemiş bilemez ki, dosyayı incelemesi lazım. Siz, pekâlâ, idare olarak bunları biliyordunuz ama himaye ettiniz ve dışarıya saldınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
26 konuşma daha · 11 Ocak 2011