Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)
İzmir Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 132. Birleşim · 4. yasama yılı · 9 Temmuz 2010 · 535 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kamil Erdal Sipahi (MHP), 9 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 132. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA(S.S.506)); konuşma 535 kelime.
Kamil Erdal Sipahi (MHP, İzmir). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)”. TBMM Genel Kurulu, 132. Birleşim tutanağı, 9 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamil-erdal-sipahi-23-2010-07-09-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir)Sayın Başkan, size ve yüce Meclise saygılar sunuyorum.
146’ncı üniversite kurulacak. Bu 146 üniversiteden yarıya yakını şahıs isimleri taşıyor. Tarihimizde tanınmış simalar, diplomasimizde, devlet adamı olarak veya bilim kişiliği olarak emeği geçmiş kişiler ve bir tane Türk kadının ismi bu üniversitelerde yok. Bu, Türk millî eğitiminin ayıbıdır. Bu, eğer bu konuda bizim yetki ve sorumluluğumuz varsa Türkiye Büyük Millet Meclisinin ayıbıdır.
Evet tarihimizde, yakın tarihimizde yiğit Türk kadınlarını sayın deseniz, ilk başta sayılacak isim herhâlde Nene Hatun’dur. Sadece Türkiye içerisinde değil, uluslararası çapta tanınmış bir yiğit Türk kadınıdır. Arkasından, Kara Fatma’yı sayarsınız, Gördes kızı yiğit Makbule Efe’yi sayarsınız, Halide Onbaşı’yı sayarsınız, Dudu Kadın’ı sayarsınız, Fehime Efe’yi sayarsınız ama Nene Hatun’un tarihimizde yeri bir başkadır.
Eğer ilk defa bir üniversiteye hem de Erzurum’a sembol olmuş bir yiğit Türk kadınının ismini vermekten çekiniyor isek bu, her şeyden önce Erzurum’da yiğit dadaşlara saygısızlıktır, tarihte Erzurum’la aynı kaderi paylaşan Anadolu’nun doğusuna saygısızlıktır, kendi tarihimize saygısızlıktır ve en önemlisi Türk kadınına saygısızlıktır; üstelik de Bakanlık koltuğunda bir bayan milletvekili Millî Eğitim Bakanı olarak oturmaktayken.
Nene Hatun ismini vermek, burada, Parlamentoda milleti temsil eden bayan milletvekillerimizin kadınlık gururudur, bizlerin ise tarih şuurumuz ve onurumuzdur.
Kimdir Nene Hatun? 7 Kasım 1877 gece yarısında, bölge halkından Osmanlı vatandaşı Ermeni çeteleri Erzurum’un Aziziye Tabyası’na girmeyi başarmışlardı. Tabyayı koruyan Türk askerlerini öldürdüler. Arkadan gelen Rus askerleri, hiçbir mukavemetle karşılaşmaksızın tabyayı ele geçirdiler. Baskından yaralı olarak kurtulmayı başaran bir er şehir merkezine ulaşıp kara haberi Erzurumlulara ulaştırdı. Sabah ezanından hemen sonra minarelerden şehir halkına duyuru yapıldı: “Moskof askeri Aziziye Tabyası’nı ele geçirdi.” Bu haber Erzurum halkı tarafından vatan savunması için emir telakki edildi. Silahı olan silahını, olmayanlar balta, tırpan, kazma, kürek, sopa ve taşları ellerine alarak tabyaya doğru koşmaya başladılar. Kadın erkek tüm Erzurum halkı yollara dökülmüştü. Koşanlar arasında erkeği cephede çarpışan bir taze gelin de vardı. Ağabeyi bir gün önce cepheden yaralı olarak gelmiş ve kollarında can vermişti. Üç aylık bebeğini emzirmiş, "Seni bana Allah verdi, ben de O'na emanet ediyorum." diyerek vedalaştıktan sonra, birkaç saat önce ölen ağabeyinin kasaturasını alarak sokağa fırlamıştı. Tabya geri alındı, bin kadar şehit verildi. Hemen yaralıların tedavisine başlandı. Nene Hatun da yaralılar arasındaydı fakat o, yarasına aldırmıyor, evindeki bebeğini unutmuş, diğer yaralıların kanını durdurabilmek, yaralarını sarmak için çırpınıyordu. Nene Hatun böyle bir ortamda tanındı ve saygı ile sevildi.
Onun vatan için gece başlayan mücadelesi, tüm düşman Erzurum'dan kovuluncaya kadar devam etti. Erzurum'un her karış toprağında cephane taşıyarak, yaralılara hemşirelik yaparak, yemek pişirerek, su dağıtarak, hizmetten hizmete koşarak destanlaştı. Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın zaferinde Nene Hatun'un ve onun vatan aşkını paylaşan sivil insanların ve yiğit Türk kadınlarının payı vardı.
Savaştan sonra da Nene Hatun destan kahramanlarına yaraşır bir asaletle yaşadı. Kendisini ziyaret eden yabancı bir askerî heyetin subaylarının sorusuna şöyle cevap verdi: "O zaman vazifemi yapmıştım. Bugün de ilerlemiş yaşıma rağmen, aynı hizmeti daha mükemmeliyle yapacak güç ve heyecana sahibim.” dedi. Ölümünden üç ay önce yılın annesi seçildi ve gözlerini doksan sekiz yaşında hayata yumdu.
Evet, bu yiğit Türk kadınını, bu destanlaşmış Türk kadınını anmak istiyorsanız, hepinizin vicdanına ve tarih şuuruna sesleniyorum: Sayın Bakanın sözlerinden de herhâlde vicdani bir rahatsızlık duyduğundan eminim. Gelin, Nene Hatun ismini, bundan sonra gelecek Türk nesillerine ve dadaşlara yaşatmaya devam edelim.
Vereceğiniz destekten eminim, hepinize teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
29 konuşma daha · 9 Temmuz 2010