Bayındırlık ve iskan eski bakanı yaşar topçu hakkında soruşturma (9/9)
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 38. Birleşim · 2. yasama yılı · 6 Ocak 2004 · 1.403 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kemal Kılıçdaroğlu (CHP), 6 Ocak 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAYINDIRLIK VE İSKAN ESKİ BAKANI YAŞAR TOPÇU HAKKINDA SORUŞTURMA (9/9)); konuşma 1.403 kelime.
Kemal Kılıçdaroğlu (CHP, İstanbul). “Bayındırlık ve iskan eski bakanı yaşar topçu hakkında soruşturma (9/9)”. TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim tutanağı, 6 Ocak 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kemal-kilicdaroglu-22-2004-01-06-bayindirlik-ve-iskan-eski-bakani-yasar-topcu-hakkinda-sorusturma-9-9 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul)Evet efendim.
BAŞKANBuyurun Sayın Kılıçdaroğlu.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin son yıllardaki en önemli oturumlarından birisini daha gerçekleştiriyoruz. Parlamentoda uzun süre görev yapmış, bakanlık görevini üstlenmiş, ama, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurduğu araştırma komisyonunun verdiği rapor sonucu, Karadeniz otoyoluyla ilgili olarak, bir bakanımız hakkında Meclis soruşturması açılıp açılmamasını görüşeceğiz.
Daha önceki önergenin görüşmelerinde İstanbul Milletvekili Sayın Hüseyin Besli'nin güzel bir konuşması oldu. Sayın Besli, burada, iki bakan hakkında soruşturma açmanın yeterli olmadığını, asıl, yolsuzluk ve sistem konusuna ağırlıklı olarak girilmesi gerektiğini vurguladı. Sayın Besli'nin bu görüşüne aynen katıldığımı ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, gerçekten de, bir bakanı, birkaç bakanı, Parlamentodan ayrıldıktan sonra dahi olsa, Yüce Divana gönderme konusunda düğmeye basabiliriz, soruşturma komisyonu kurabiliriz, soruşturma komisyonu sonucunda aklanması için yargıya gönderebiliriz; ama, bütün bunlar, sistemi sağlıklı kurmamız açısından yeterli değil. Belki de, geçmişte kamuoyunda çok fazla tartışılan yolsuzluk olgusuna "siz, yolsuzluk, yolsuzluk diyordunuz, 2 kişiyi gönderdik Yüce Divana, böylece kamuoyu da tatmin olsun..." Aslında, sistemi böyle kurduğumuz zaman, bana göre, halkı, geniş kitleleri yanıltmış oluruz, doğruları yapmamış oluruz. Doğrusu nedir; doğrusu, yolsuzluklara engel olabilecek sistemi kurmaktır.
Bakınız, yolsuzlukları araştırma komisyonu raporunun birinci bölümünde; yani, ilk bölümünde, yolsuzlukları önleme konusunda hangi önlemlerin alınması gerektiği tek tek sayıldı. Ben, izninizle, buradan, birkaçını aktarmak istiyorum.
Bunlardan birisi, yargı bağımsızlığını sağlamaktır. Yargının bağımsız olmadığını, yargının tepe noktasındaki yargıçlar da söylüyorlar. Sayın Yargıtay Başkanımız, Sayın Danıştay Başkanımız, Sayın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, emekli savcılar hatta, yolsuzlukları araştırma komisyonuna gelen Yargıtay eski Başsavcısı, yargının bağımsız olmadığını söyledi. Bağımsız olmayan bir yargıdan, elbette ki sağlıklı karar çıkmasını beklemenin doğru olmadığını hepimiz kabul ediyoruz.
Peki, o zaman, bu konuda en büyük şikâyeti, yargıyla ilgili en büyük şikâyeti kim yapıyor; şimdiki Sayın Adalet Bakanımız. Yaptığı bütün konuşmalarda, gazetelerdeki açıklamalarında, yargının iyi işlemediğini, bilirkişilik kurumunun getirdiği haksızlıkları, bu kurumun gerçekten sağlıklı çalışmadığını en iyi vurgulayan, Bakanımız. Peki, o zaman, iktidar kanadındaki milletvekillerine şunu sormak istiyorum: Acaba, yargının bağımsızlığı konusunda hangi adımı attınız; hiçbir adım atılmadı.
İkinci konu, yine, orada, Türkiye başsavcılığı kurulsun diye bir önerimiz daha vardı. Bu öneri konusunda da, bugüne kadar, bildiğim kadarıyla, Adalet Bakanlığı içerisinde bile, hiçbir çalışma yapılmış değil.
Bir başka konu: Dokunulmazlıkların sınırlandırılmasını, Meclis yolsuzlukları araştırma komisyonu da öneriyor "dokunulmazlıkları sınırlayın" diye; ama, maalesef, bırakın dokunulmazlıkların sınırlandırılmasını, Parlamento, bu konuda, kendi yasal işlevini dahi yapmış değil ve yapmaktan özenle kaçınıyor.
Siyasî ahlak yasası... Siyasî ahlak yasası hâlâ çıkmadı. Bakın, bir milletvekilimiz, Sayın Algan Hacaloğlu, daha, Parlamento açıldıktan hemen sonra, yanlış hatırlamıyorsam ilk birkaç ay içerisinde, siyasî ahlak yasası teklifini Parlamentoya sundu. Israrla bekletiliyor. Biz, etik kurallardan bahsediyorsak, Parlamentonun saygın bir kurum olmasını istiyorsak, Parlamentonun halk nezdinde, milletvekillerinin halk nezdinde "bunlar saygın kişilerdir, toplumun çıkarları doğrultusunda hareket ederler" intibaını yaratmak istiyorsak, siyasî ahlak yasasının çıkması gerekiyordu; ama, siyasî ahlak yasasının "s" sinden bile haberdar değiliz. Ben şuna kesinlikle inanıyorum: Siyasî ahlak yasası çıksaydı, Sayın Başbakan, asla ve asla şirket kurmazdı.
Bakınız, Sayın Koray Aydın'la ilgili soruşturma komisyonu kurulmasına karar verdik ve en çok eleştirdiğimiz konu -burada da dile getirildi- Sayın Koray Aydın'ın babasının şirket kurmasıydı. Bunu eleştirdik. O zaman, ben bir sivil toplum örgütünün başkanıydım; o zaman da eleştirdik. Siyasî ahlak yasasının olması lazım; bir siyasetçinin, neyle uğraşıp neyle uğraşmadığının toplum tarafından bilinmesi lazım, bu doğrunun mutlaka ortaya konulması lazım. Başka, ülkelerin parlamenterleri, bakanları, birkaç yüz dolarlık hediye aldıkları zaman, bunu, devlete hediye etmek, bağışlamak zorundalar; böyle bir siyasî kural var, böyle bir siyasî etik var. Bizde nerede bunlar?! Biz, işimize geleni Yüce Divana gönderme konusunda biraz kararlı davranıyoruz. Bu, maalesef, biraz, bizim zaaf noktalarımızdan birini oluşturuyor.
Değerli arkadaşlar, Karadeniz otoyolu ihalesi yapıldığı zaman, o dönem Parlamentodaki muhalefet partisi, buradaki ihalelerde ciddî yolsuzluklar olduğunu vurgulamıştı; ama, ne yazık ki, otobüslerle Karadenizden insanlar Ankara'ya taşıtıldı ve dendi ki: "Siz, Karadenize otoyol yapımına karşı çıkıyorsunuz." Oysa, hiç kimse, Karadenize otoyol yapılmasına karşı çıkmıyordu. Karadeniz otoyolunda yolsuzluklar yapıldığı, ihalelerde yolsuzluklar yapıldığı, müteahhitlerin önceden belirlendiği ısrarla dile getiriliyordu, söyleniyordu; ama, o günün gürültülü ortamında, maalesef, bunlar yeteri kadar dillendirilemedi.
Geldiğimiz noktada şu gerçeği gördük: Gerçekten de, Meclis yolsuzlukları araştırma komisyonuna intikal eden dokümanlardan, bilgilerden, raporlardan, Karadeniz otoyolunda ciddî sorunların olduğu, ihalelerde ciddî soruşturulması gereken alanların bulunduğu ortaya çıktı. Bu çerçevede, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, bu konuda bir soruşturma komisyonu kurulmasından yana tavır alacağımızı belirtmek isterim.
Değerli milletvekilleri, yolsuzluğun iki ana damarı vardır; bunlardan birisi, kamunun mal alımı, yapımı, yani İhale Yasasıdır; ikincisi ise kamu bankalarıdır. Bizim, Meclis yolsuzlukları araştırma komisyonunun bütün bulguları bu iki alanla sınırlıdır, bu iki alana odaklanmıştır. İhalelere baktığınız zaman, eğer İhale Yasası çıkmasaydı, ben eminim, bugün yapılan pek çok ihale için de aynı sorunlar gündeme gelebilirdi, Sayın Bakanlar büyük siyasal baskılarla karşı karşıya kalabilirlerdi. O nedenledir ki, biz, mevcut İhale Yasasının değiştirilmemesini, eğer uygulamada bazı zorluklar, sıkıntılar varsa, onların giderilmesini istiyoruz; ama, hiçbir şekilde, şu ihale İhale Kanunu kapsamı dışında kalsın, şu ihale İhale Yasası dışında kalmasın; böyle bir yaklaşımın doğru olmadığını, doğru olmaması gerektiğini özellikle belirtmek isterim.
Kamu bankaları, geçmişte hortumlanan kamu kaynaklarının büyük gruplara, kişilere aktarılmasına yol açan ve yeri geldiği zaman da alınan paraların geri ödenmediği, bir alan haline, maalesef, dönüşmüştür.
Kamu bankalarıyla ilgili olarak da daha önceki hükümet döneminde ciddî düzenlemeler yapılmıştır. Bağımsız bir kurum oluşturulmuştur. Batan bankalardaki paraların ve kamu bankalarındaki paraların geri alınmasıyla ilgili Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna geniş yetkiler verilmiştir; ama, maalesef, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kurulduğu tarihten bugüne kadar, beklenen hiçbir tahsilat gerçekleşmemiştir. Tahsilatın gerçekleşmesi için, bu hükümet döneminde, bu yasama döneminde, yine, Bankalar Yasasında çok ciddî düzenlemeler yapılmıştır. Diliyoruz ve umuyoruz -Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunun takipçisi olacağız- Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, batan bankalardan ve kamu bankalarından para alıp geri ödemeyenlerden bu paraları tahsil edebilsin. Tahsil etmedikleri takdirde, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu iktidara hesap soracağımızı, bu iktidarın bu sorununu kahvelere taşıyacağımızı ayrıca belirtmek istiyorum. Biz, yasa çıkarma konusunda size her türlü desteği verdik, her türlü olanağı sağladık; ama, buna rağmen para tahsil edilemediyse, bunun sorumluluğunun bu hükümet tarafından yüklenilmesi gerektiğini de belirtmek isterim.
Değerli milletvekilleri, şimdi, yolsuzluklar konusu diyoruz da, Türkiye'nin son günlerde yaşadığı bir dramı da dikkatinize sunmak isterim. "Görevi kötüye kullanmak" denilen bir kavram vardır, Türk Ceza Yasasında tanımlanmıştır. Kişiler, bulundukları görevleri kötüye kullandıkları zaman bunun hesabını verirler. Bugün yaptığımız ve biraz sonra kararını alacağımız süreç de bunun benzerlerinden biridir.
Bakınız, değerli milletvekilleri, geçen gün Sağlık Bakanlığı bir sınav yaptı... Hiç unutmadığım konuşmalardan birisi, Trabzon Milletvekili Kemalettin Beyin konuşmasıydı. Bu Parlamento daha yeni göreve başlarken bu kürsüye gelmiş ve binlerce laborantın, ebenin, hemşirenin işsiz kaldığını, işsiz olduğunu, bunlara iş olanağı yaratılması gerektiğini söylemişti ve gerçekten de, güzel bir konuşmaydı. Şimdi, geçenlerde bir sınav yapıldı. Elinizi vicdanınıza koyup bu soruma yanıtı, lütfen, vicdanınızda arayın. Sıfır puan alan bir kişinin kazandığı bir ortamda ve çok yüksek puan alıp da kazanılmayan bir ortamda o bakanın görevini doğru dürüst yaptığına kanaat getirebilir misiniz?! Şuna katılıyorum: Bir kişi sıfır puan alabilir; ama, sıfır puan alan kişinin sınavı kazanmış gibi işlem görmesini acaba hangi vicdan kabul edebilir?! Şimdi, şu söyleniyor: Tercihler yanlış yapıldı veya tercihler doğru yapıldı... Tercih yanlış yapılabilir. Belli bir puanın altındakileri almazsınız, ikinci sınavı açarsınız, üçüncü sınavı açarsınız veya tercihi sonra yaptırırsınız; dersiniz ki: "Ben sınav açıyorum, sınav kazananlar şunlardır, ben şuraya tayinini yapacağım..." Gittin gittin, gitmediysen, bir sonrakine sıra gelir; ama, eğer sıfır puan olacaksa, niye sınav açıyorsunuz; herkesi alırsınız. Yani, ben, sıfır puan alıyorum ve devlet memuru oluyorum!.. Bu kişinin bilgi birikimi dahi, gerçekten, insanda ciddî kuşkular yaratıyor. Siz, oturacaksınız, eğitileceksiniz ve belli bir okuldan mezun olacaksınız, açılan sınavda sıfır puan alacaksınız; 1 puan da değil!..
Şimdi, bu konuda, tercihe rağmen çok ciddî yanlışlıklar yapıldı. Bakın, elimizde onun da belgeleri var; doğru tercih yapmış; ama, daha yüksek puan aldığı halde oraya verilmiyor; ama, daha düşük puan alan birisi, aynı yere, aynı tercihe verilmiş oluyor. Bunlar doğru uygulamalar değil; bunu da, sizin takdirlerinize sunmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, biz, hiçbir kişiyi, hiçbir kurumu suçlamıyoruz. Hiçbir bakana "görevini kötüye kullandın" diye açıkça hiçbir suçlama getirmiyoruz. Bizim yapmak istediğimiz şu: Biz, oyumuzu, geçmişte, herhangi bir şekilde, medyada, kamuoyunda, kamuoyu vicdanında suçlanan veya suçlu görülen birisine aklanma olanağı sağlayabilecek şekilde kullanacağız. Ona diyoruz ki, sen git yargıya, aklan ve aklandıktan sonra da git halkın karşısına, seçmenin karşısına çık, evet, ben, alınteriyle, bilgi birikimimle çalıştım, sizlerden oy aldım, suçlandım; ama, Anayasa Mahkemesine, Yüce Divana gittim ve Yüce Divandan aklanarak geldim ve şimdi de önünüzdeyim de.
Biz, geçmişte suçlanan, kamuoyu vicdanında bir şekliyle suçlanan bu kişinin aklanmasını ve yeri geldiği zaman, tekrar siyaset sahnesinde yerini almasını isteriz.
Ben, bu vesileyle "beyaz" oy kullanacağımızı ve Sayın Yaşar Topçu'nun da, soruşturma komisyonundan sonra aklanıp, tekrar eski siyaset günlerine dönmesini yürekten isteyerek, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
12 konuşma daha · 6 Ocak 2004