İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 38. BİRLEŞİM · SALI

Bayındırlık eski bakanı koray aydın hakkında soruşturma ( 9/8)

Mehmet Sefa Sirmen

Kocaeli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 38. Birleşim · 2. yasama yılı · 6 Ocak 2004 · 1.172 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Sefa Sirmen (CHP), 6 Ocak 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAYINDIRLIK ESKİ BAKANI KORAY AYDIN HAKKINDA SORUŞTURMA ( 9/8)); konuşma 1.172 kelime.

Mehmet Sefa Sirmen (CHP, Kocaeli). “Bayındırlık eski bakanı koray aydın hakkında soruşturma ( 9/8)”. TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim tutanağı, 6 Ocak 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sefa-sirmen-22-2004-01-06-bayindirlik-eski-bakani-koray-aydin-hakkinda-sorusturma-9-8 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MEHMET SEFA SİRMEN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Sayın Koray Aydın hakkında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri gereğince Meclis soruşturması açılması hususunda söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, tabiî ki, Meclis soruşturmasına konu olan Bakanlığı sırasında yolsuzluk iddiaları, haksız kazanç iddiaları; bütün bunlar -hepinizin hatırlayacağı gibi- 17 Ağustos 1999'da meydana gelen asrın felaketini hatırlatıyor. O günleri, o acıları, şu anda bir kez daha hissediyoruz. Sabaha karşı 03.02'de meydana gelen, 45 saniye süren ve herkesi derin uykuda yakalayan doğal afet, sadece Kocaeli'ne 10 000 kişinin ölümüne neden olmuş, binlerce insanın özürlü kalmasına ve birçok insanımızın da evsiz barksız kalmasına neden olmuştur.

Depremin hemen ardından, saat 03.30'da, Kocaeli Valiliği önünde, Valimiz Sayın Memduh Oğuz, Kolordu ve Garnizon Komutanımız Korgeneral Sayın Hurşit Tolon ve ben, o dönemin belediye başkanı olarak, bir araya geldik. Haberleşme yok, elektrikler kesilmiş; hiçbir şey göremiyorsunuz. Ancak, sabah saat 07.00'de bir askerî helikopterle bölgeyi havadan dolaştık ve depremin vahametini, o anda, daha iyi görebildik. Bir taraftan, TÜPRAŞ bütün şiddetiyle yanıyor, bölgeyi depremden daha büyük bir felakete sürüklüyor, Ankara'yla irtibat sağlanamıyor. Böylesi bir sıkıntıyı, acıları yaşadık. Enkaz altından iniltiler geliyor; makine, vinç isteyen enkaz altında kalan vatandaşlarımızın yakınları, çaresizlik içerisinde arayışlara giriyor... Böylesi günleri geride bıraktık.

Tabiî, bu acıları yaşayanlar, bu depremi yaşayanlar, bu acıları bütün vahametiyle yaşadı; ama, maalesef, Ankara bunu anlayamadı. Her şeye rağmen, biz, kendi yerel imkânlarımızla, Valiliğin, belediyelerin, askeriyenin imkânlarıyla, derhal, kurtarma, enkazdan insanları çıkarma çalışmalarına başladık. Tabiî ki, geniş bir bölgede böylesi bir hasarın olması, gelen yardımların da zamanında ulaşmasına engel oluyor; özellikle, Kocaeli, İzmit, Bursa'dan gelen makineler Yalova'da kesiliyor, Ankara'dan gelen makineler Düzce'de, Bolu'da kesiliyor, İstanbul'dan gelenler Körfez İlçesinde kesiliyor... Dolayısıyla, çok büyük sıkıntılar yaşadık.

Tabiî, bütün şiddetiyle 1 tankta başlayan TÜPRAŞ yangını, giderek 2'ye, 3'e, 5'e ve 11 tanka sıçrıyor; İGSAŞ'taki amonyak tankları patlama noktasına gelmiş, bölgeyi büyük bir zehirlemeyle tehdit ediyor. Böylesi sıkıntılı günler yaşadık.

Tabiî, deprem nedeniyle ortaya da bir sürü iş çıktı. Tabiî, bu çıkan işler içinde ciddî kuşkular ortaya geldi. Bir bölgenin felaketi birilerine rant kapısı oldu.

O tarihlerde ulusumuzun dört köşesinden, dünyanın dört bir yanından yardımlar geliyor, acılarımızı paylaşıyorlar, bağışlar geliyor, krediler geliyor; fakat, özellikle dışarıdan gelen bu yardımların, geçmiş yıllardaki örnekleri nedeniyle, yerelde kullanılması isteniyor, yerel otoriteler tarafından bu imkânlar kullanılsın deniliyor. Ne yazıktır ki, o tarihte Ankara, yerel imkânları artıracağı yerde, olan yetkileri de sınırlıyor ve bütün imkânları kendi elinde toplamaya çalışıyor.

Tabiî, biz, geçenlerde, burada, Yuvacık Barajını tartıştık; 8 saat içinde bütün bölgeye su verdik. Yuvacık Barajı, o bölgede korkunç bir salgın hastalığın önlenmesine vesile oldu. Yine, çöp fabrikamız, binlerce deprem atığının yakılmasında önemli bir görev üstlendi. Yine, uluslararası fuar merkezimiz, bölgenin -sadece Kocaeli'nin değil, Sakarya'nın, Yalova'nın, Bolu'nun, Düzce'nin- lojistik destek merkezi haline getirildi.

Tabiî ki, biz, yerelde acıları ve yaraları sarmak için birçok proje geliştirdik. 79 000 konut tamamen yıkılmış, birçok konut da orta hasarlı, az hasarlı olarak büyük darbe almış ve binlerce insanımız evsiz barksız ortada kalmış. Kocaeli Valimizle birlikte, bu afetten, bu felaketten bir proje çıkaralım diye bir çalışma başlattık ve o afeti yaşayan insanların bundan sonraki yaşamlarında mutlaka bir yükseklik korkusu olacağı düşüncesiyle, tek katlı, bahçeli evler projesi geliştirdik. 400 metrekarelik arsa içinde 85 metrekarelik bahçeli evin 7 000 dolar gibi bir maliyetle yapılacağı hesaplandı ve görüştüğümüz müteahhit firmalarca da, bu binaların üçbuçuk ay içinde teslim edileceği resmî olarak ifade edildi.

Kocaeli Valiliğimiz, enkaz yıkımlarını başlatmış, hem ağır hasarlı binaları yıkıyor hem enkazları taşıtıyor ve bir konutun yıkılması, kaldırılması ve nakledilmesini 121 000 000'a mal ediyor. Ortaya konut projemiz de çıkıyor, her şey hazır; devletten para istemiyoruz, pul istemiyoruz, sadece yetki istiyoruz. Dönemin Bayındırlık Bakanı Sayın Koray Aydın, hem Valiliğe "enkaz kaldırma işi bizim işimiz" diyor, onun durdurulmasını istiyor hem de bu konutlardan dolayı müdahale ediyor. Valilik devam ediyor enkaz kaldırmaya; çünkü, Sakarya'da aynı işi, bir dairenin sadece kaldırılmasını, Bayındırlık Bakanlığı 144 000 000 liraya veriyor; yıkım yok, taşıma yok, enkazın kaldırılmasını 144 000 000 liraya veriyor ve tabiî ki, bu gelişmelerden sonra Vali görevden alınıyor, Kırklareli'ne veriliyor, Bayındırlık Bakanlığı, bir geçici prefabrike konut yapılacağını ilan ediyor ve bu, bizim her vatandaşımızın -hak sahibi olsun veya olmasın- bu bahçeli evlerden alması mümkünken, bu projeyi desteklemiyor ve kendisi prefabrike konutların yapımına başlıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun, tamamlayın efendim.

MEHMET SEFA SİRMEN (Devamla)Değerli arkadaşlarım, ekili araziler, fındık bahçeleri, hiç tasarlanmadan, planlanmadan işgal ediliyor ve prefabrikeler için buralar iskâna açılıyor ve buralara, sadece arsa kira bedeli olarak yılda 16 trilyon ödeniyor ve 29 metrekarelik prefabrikelerin maliyeti, altyapısıyla, diğer giderleriyle 7 000 dolara mal oluyor; yani, bir kalıcı konut fiyatına prefabrike konut yapılıyor. Aradan beş yıl geçti, o gün söylediğimiz sorunlar bugün hâlâ yaşanıyor. O gün bir belediye başkanı olarak bu prefabrikelere karşı çıkmıştım, yanlış demiştim; yazıktır, Hakkâri'deki boyacı çocuk bile depreme yardım yapıyor, o paraları çok iyi değerlendirmemiz gerekir düşüncesiyle bu paraların heba edilmemesini, Mehmetçik çadırlarında insanların kışı rahat geçirebildiklerini ifade etmiştim; ama, buna rağmen, bu konutlar, prefabrikeler, yandaşlarına imkân sağlamak için, maalesef, işleme girdi ve Kocaeli'nde 15 000 tane prefabrike konut yapıldı.

Değerli arkadaşlarım, bu arada, Kocaeli'nde 17 000 tane kalıcı konut yaptırıldı. Bunun bir kısmını Bayındırlık Bakanlığı yaptırdı, bir kısmını da Dünya Bankası kredisiyle Başbakanlık Uygulama Birimi yaptırdı. Başbakanlık Uygulama Biriminin yaptırdığı konutlarda -bugün dahil- hiçbir sorun yok; ama, ne yazıktır ki, Bayındırlık Bakanlığının yaptırmış olduğu konutlarda hâlâ sorunlar devam ediyor. 8 000 işyeri yıkıldı; hiç kimseye danışılmadan işyerleri yapıldı ve şu anda hiç kullanılmıyor; çünkü, yapılan o konutlar -toplu olarak yapıldı bu iş merkezleri- hiçbir esnafın işine yaramıyor ve önümüzde bir sorun olarak duruyor.

Deprem olana kadar İller Bankasındaki ihaleler yüzde 40-45 kırımlarla yapılıyordu. Ne acıdır ki, deprem sonrası, Sayın Koray Aydın döneminde, özellikle deprem işleri, yüzde 5 ile 10 arasında değişen kırımlarla verildi ve devlet, kamu, çok büyük zararlara uğratıldı.

En büyük haksızlık belediyeler üzerinde yapıldı. Belediyelere afet yardımı ödeniyordu. Listeler altı ayda bir açıklanıyor, bakıyorsunuz, hiç deprem yaşamamış bölgeler ile deprem yaşamış, yıkılmış -Değirmendere gibi, Gölcük gibi- belediyelerimizin katsayıları arasında mukayese kabul edilemeyecek kadar bir dengesizlik var. Maalesef, bunları yıllar yılı sürdürdüler.

Konut seçiminde aynı hatayı yaptılar. Değirmendere'de 900 tane konut yıkılmış; oradaki insanları Yuvacık'a taşıdılar, Yuvacık'ta konut yaptılar. Halbuki, Değirmendere'de arazi mi yok; her taraf arazi. Maalesef, böyle yanlış planlamalarla, insanlar ıstırap içine düştüler.

Aslında, 17 Ağustos depremini, başlıbaşına bir Meclis araştırmasına almamız gerekir. O tarihlerde bile açıklanamadı, şimdi de hiç açıklanmadı. Deprem bölgesinde yaşayan depremzedelere ne kadar deprem yardımı geldi; bunlar, nerelere, nasıl kullanıldı; hâlâ bilinmiş değil. O günlerde deprem vergisi çıkarıldı; bugün, hâlâ devam ediyor. Bu deprem vergileri nereye harcanıyor; hâlâ belli değil.

Değerli arkadaşlarım, 3 Kasım sonrası yeni bir anlayış, yeni bir düşünce, geçmişte yapılan hataları, yanlışları yapmamak üzere halkın desteğini aldı ve bu Parlamentoya geldi; ama, o günden bugüne -özellikle geçtiğimiz aylarda yaptığım konuşmada da ifade ettim- "deprem vergisi" adı altında toplanan vergilerin -deprem bölgesine harcanmadığı ortada- nereye harcandığını bilmek istiyoruz ve halen de devam ediyor o vergilerin toplanması. Dolayısıyla, bu, 17 Ağustos depremi başlıbaşına bir Meclis araştırması konusu. Sadece Sayın Koray Aydın değil, belki, başbakanını, o dönemin yetkililerini de araştırmamız gerekiyor, soruşturmamız gerekiyor.

Deprem sonrası, bu halkın sırtına yeni bir külfet geldi; yapı denetim birimleri. Bir felaket!..

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

12 konuşma daha · 6 Ocak 2004

12 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook