Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 116. Birleşim · 2. yasama yılı · 15 Temmuz 2004 · 1.578 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kemal Kılıçdaroğlu (CHP), 15 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)); konuşma 1.578 kelime.
Kemal Kılıçdaroğlu (CHP, İstanbul). “Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)”. TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim tutanağı, 15 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kemal-kilicdaroglu-22-2004-07-15-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349-5 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinden bir arkadaşımız burada konuşma yaparken, dolaylı olarak, Cumhuriyet Halk Partisinin reforma karşı çıktığını, reform istemediğini ifade etti.
Değerli arkadaşlar, yerel yönetimlerde ciddî bir sorunun olduğunu hepimiz biliyoruz, merkezî yönetimin hantal yapısını da biliyoruz. Gerek Adalet ve Kalkınma Partisi gerekse Cumhuriyet Halk Partisi, kendi seçim bildirgelerinde ve seçim programlarında, kendi parti programlarında, kamu yönetiminde bir reformun yapılması gerektiğini ısrarla dile getirmişlerdir, seçim meydanlarında bunu da söylemişlerdir. Bizim, ısrarla istediğimiz bir tek konu var; reforma evet; ama, reformu yaparken, hukuk sistemini bozmadan, insan hakları ihlalleri yapmadan, insan haklarını dikkate alarak, kazanılmış hakları dikkate alarak bir reform yapalım. Yani, bir şeyi kırıp dökerek değil de, insanları mutlu ederek yapmak varken, niçin bunu yapmıyoruz?.. Bizim ısrarla üzerinde durduğumuz; fakat, her ne hikmetse, bir türlü anlatamadığımız olay bu.
Bakın, bu kürsüden, ben gelip bir konuyu bilginize sundum ve burada da bir önerge verdik -Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulundan örnek verdim- fakat, sizlerin oylarıyla reddedildi; reddedileceğini de biliyordum. Neden, değerli arkadaşlar; çünkü, ben şunu gayet iyi biliyorum, sizler de gayet iyi biliyorsunuz; nasıl olsa, bir konuyu hükümet hazırlıyor, buraya getiriliyor, bizim ayrıca okumamıza gerek yok, bu konuda kafa yormamıza gerek yok; zaten muhalefet de itiraz edecek, hükümet el kaldırırsa biz de kabul edeceğiz... Bu kadar basit; ama, Parlamentoda görev yapmanın bu kadar basit olmadığı kanısındayım ben. Parlamentoda görev yapan her parlamenter, elbette, kendi siyasî grubunun görüşlerini dikkate alacaktır, elbette ki kendi partisinin programını dikkate alacaktır; ama, bir hukukçunun, hukuk kimliğini bir tarafa bırakarak, bazı kuralları, Anayasaya aykırılıkları bile bile "hayır, ben bunu bildiğim gibi yaparım" derse, işte, orada, demokrasi konusunda bir anlayış farklılığımız çıkıyor ortaya.
Şimdi, bakınız, Sayın Bakan, daha ilk geçici maddeleri görüşürken, Sayın Cumhurbaşkanına bir yollama yaptı ve Sayın Cumhurbaşkanının, geri gönderme gerekçesini buraya gönderirken ilgili kanunları okumadığını söyledi. Şimdi, ben, tabiî, şunu beklerdim... Elbette, her makam eleştirilebileceği gibi Cumhurbaşkanlığı makamı da eleştirilebilir. "Eleştirilemez" denilen hiçbir makamın Türkiye'de olmaması gerektiğine inanıyorum ben, Cumhuriyet Halk Partisi de böyle inanıyor; ama, biz şunu yapmamalıyız. Eleştiri yaparken, eleştirinin belli bir üslup içinde olması gerektiğini de, herhalde, bütün milletvekillerinin kabul etmesi gerekir. "Okumamıştır" demesi, bana göre, beni rahatsız eden bir cümledir; ama "bu konuda yeterli çabayı göstermemiş" olabilir, yani, daha farklı... Mesela, bakın, daha sonra kullandığı bir ifade var Sayın Bakanın; ben, baştan bu ifadeyi kullanmasını isterdim: "Herhalde gözden kaçmıştır." Bu da bir eleştiridir; ama, bu eleştirinin belli bir dikkat ve bir üslup içinde yapılması, belli makamları doğrudan doğruya hırpalama yönüne gitmeden bunu yapması, bana göre, daha şık olurdu.
Şimdi, biz, hukuka saygıyı niye söylüyoruz?.. Bakın, değerli arkadaşlar, size, yine, hepimizi rahatsız eden bir örnek daha vereceğim. Hep şunu söyleriz: Efendim, bu ülkede özelleştirme olsun, zarar eden kamu kuruluşlarını satalım, zarar ediyor, işte, orada yolsuzluklar var vesaire vesaire söyleniyor. Özelleştirme konusunda, devletin, çok küçük işler... Devletin, artık, pijama, gömlek üretmesi gerekmediğini bizler de söylüyoruz. Özelleştirilmesi, bazı konuların, elbette gerekir; ama, özelleştirmenin de bir hukuk mantığı içinde olması gerektiğini söylüyoruz. Orada insanlar çalışıyor. O insanların haklarının ihlal edilmemesi gerektiğini söylüyoruz. Siz bir şeyi kapattığınız zaman -orası robotların üretim yaptığı bir merkez değil- o merkezde insanlar çalışıyor ve o insanlar akşamları evine giderken çoluk çocuğuna ekmek götürecek. Biz, bu sosyal yaraları dikkate alın diyoruz, bunları yapın diyoruz; ama, denildi ki: "Hayır, biz bildiğimizi yapacağız." Diğer hükümetler de bunu söylediler. Ne oldu; özelleştirmede bir arpa boyu yol gidemedik. Gitti, veto yedi, Anayasa Mahkemesine gitti, idare mahkemesine gitti, Danıştaya gitti ve özelleştirme olayı, Türkiye'de, bir Filistin sorunu gibi oldu; çözülemedi, çözülemedi, çözülemiyor. Neden; iktidarların basiretsizliğinden, iktidarların hukuku gözardı etmelerinden. Demokrasiler hukuk devletinde olur arkadaşlar; hukuku gözardı ederseniz, olmaz. Peki, hukuk dediğiniz kural ne; bizim koyduğumuz kurallar, bu Yüce Parlamentonun kabul ettiği yasalar. Yasaları, siz, kendi siyasal bütünlüğü içinde, hiyerarşik yapı içerisinde uygulamaya koymazsanız, olmaz. Tepede bir Anayasa var, Anayasanın arkasında yasalar var, onun altında tüzükler var, yönetmelikler var, genelgeler var; hukuk bütünlüğü içinde olması lazım.
Bakınız, Sayın Bakan, şunu da söyledi: "Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısını da Sayın Cumhurbaşkanı okumamış." Bir soru yönelttim kendisine; peki, nasıl oluyor da bizim Cumhurbaşkanlığına göndermediğimiz, Parlamentonun kabul etmediği bir taslağı, biz, Cumhurbaşkanlığına nasıl gönderdik ki, Cumhurbaşkanı bunu okumamış olsun?! Sayın Bakan "hayır" diyerek, bu konuda, veto ederken, daha doğrusu geri gönderme gerekçesini gönderirken, orada, bu yasa taslağına da atıflar yaptığını söyledi. Demek ki, Sayın Bakan, kendi içinde çelişkiye düşüyor; bir taraftan "okumamıştır" diyor, öbür taraftan da -okumuş olsa gerek ki- "bu görüştüğümüz yasa taslağına atıflar yapıyor" diyor. Demek ki, okumuş Sayın Cumhurbaşkanı.
Şimdi, bunu, şunun için anlatıyorum değerli arkadaşlar: Önce yasalaştırmamız gereken tasarı buydu, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıydı; çünkü, il özel idareleri, belediyeler, büyükşehir belediyeleriyle ilgili yasalar bu yasa üzerine inşa edilmişti. Şimdi, biz, bu yasa üzerine inşa edilen yasaları gönderdik, bu yasayı göndermedik. Şimdi, böyle bir hukuk bütünlüğü olabilir mi?! Siz, önce, bunu göndereceksiniz, arkasından diğerlerini de buna uygun bir şekilde göndereceksiniz ki, bir hukuk bütünlüğü sağlanmış olsun. Bu hukuk bütünlüğü de, maalesef, sağlanmamış oluyor.
Şimdi, Sayıştay konusunda da soru sorduk Sayın Bakana.
Değerli arkadaşlar, Sayıştay Yasasında aynen şöyle bir hüküm var: "Sayıştay üyeliklerinden 5 kişi boşalırsa yedi gün içinde seçim yapılır." Yani, yedi gün içinde Başkanın düğmeye basması lazım; çünkü, Sayıştay üyeliklerinde boşalma olduğu takdirde bazı daireler toplanamıyor, kurullar toplanamıyor. Bunun bir an önce toplanması lazım. Sayıştaya bu görev veriliyor; Sayıştay görevini yapıyor, Parlamentoya geliyor. Sayın Bakanımız diyor ki: "Efendim, Sayıştay görevini yaptı, buraya geldi, görevini yapmayan Türkiye Büyük Millet Meclisidir." Peki, ben merak ediyorum değerli arkadaşlar; sizler niye görevinizi yapmıyorsunuz?! Kim söylüyor sizin görev yapmadığınızı; Sayın Bakan söylüyor. Peki, bu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı kim; sizin partinizden. Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı kim; sizin partinizden. Peki, niçin acaba Sayıştay seçimleri yapılmıyor? Ben de adım gibi biliyorum, siz de adınız gibi biliyorsunuz ki, bu seçimleri engelleyen hükümetin kendisi; hükümet "bunu yapmayın" diyor. Peki, o zaman şu soruyu soralım: Hükümet bu seçimleri niye yaptırmak istemiyor? Açın gazeteleri, şunu göreceksiniz: Sayıştay Genel Kurulunun seçip Parlamentoya gönderdiği üyelerin içinde sizinle aynı görüşü paylaşmayan, siyasal görüşü paylaşmayan insanlar olduğu için.
Değerli arkadaşlar, peki, o Sayıştay nasıl denetim yapacak, o üyeler nasıl denetim yapacak? Şimdi, bakın, onların kazanılmış hakları var; Sayıştay Genel Kurulu onları seçti, gönderdi buraya, "bunlardan seçeceksiniz" diyor. Biz de diyoruz ki, hayır, kusura bakmayın, biz onları seçmiyoruz. Peki, ne yapacak Sayıştay?! Nasıl görev yapacak Sayıştay?!
Plan ve Bütçe Komisyonunda örnek verdim; o örneği, bir daha, burada hepinizin huzurunda sunmak istiyorum. Bakın, BDDK'ya, hükümet, zamanında atama yapmadı diye İmar Bankasına zamanında el konulamadı.
HALİL AYDOĞAN (Afyon)Doğru değil.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla)Neden doğru olduğunu söyleyeceğim.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun yaptığı basın açıklaması vardır Sayın Milletvekilim; BDDK'nın internet sitesine girerseniz, bu basın açıklamasını görürsünüz.
HALİL AYDOĞAN (Afyon)Ona itibar edemezsiniz; o taraftır.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla)Bakın, şimdi, o basın açıklamasında aynen şöyle diyor...
HALİL AYDOĞAN (Afyon)Ne derse desin...
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla)Diyor ki: "Biz, şu tarihte -tarih de veriyor- İmar Bankasında olağandışı mevduat hareketlerini gördük; ama, karar alma sayımız olmadığı için, toplanıp karar alamadık.
Bir başka şey daha var Sayın Milletvekilim -siz, İktidar Partisinde olduğunuz için daha rahat ulaşabilirsiniz- dönemin BDDK Başkanı hükümete başvuruyor "toplanıp karar alamıyoruz, bize acilen üye tayin edin..." Üye tayin edilmiyor. Üye ne zaman tayin ediliyor; İmar Bankası olayı patlak veriyor, mızrak çuvala sığmıyor, hükümet atama yapıyor.
Bizim korkumuz şu, iyi niyetle bütün bunları dile getirmemizin temel nedeni şu: Benzer bir uygulama Sayıştayda olmasın. Sayıştayda, bugün, bazı daireler toplanamıyor, üye olmadığı için toplanamıyor. Peki, buna, Parlamento olarak, biz, nasıl seyirci kalabiliriz?.. Bunun sorumlusu kim?
Bakın, bunu bir bürokrat yapsa, o bürokrat hemen görevden alınır; mahkemeye verilse mahkûm olur. Peki, Türkiye Büyük Millet Meclisini kim mahkemeye verecek?! Biz, görevimizi yapmıyoruz. Bizim görev yapmadığımız bir yerde, biz, nasıl bürokrasiden görev bekleyebiliriz, nasıl anlayış bekleyebiliriz?! Bizim bu konudaki duyarlılığımızı da, bu nedenle sizin bilginize sunmak istedim.
Özetle, kamu yönetiminin yeniden yapılanması gerektiğine bizler de inanıyoruz, kamunun hantal bir yapı içinde olduğuna bizler de inanıyoruz; ama, kazanılmış hakları zedelemeden... Anayasaya aykırılıkları göz göre göre gözardı ederek buradan geçirmenin hiçbir mantığı yok. Zaman kaybediyoruz; zaman kaybetmenin hiçbir mantığı yok. Pek çok milletvekilimin belki çok daha fazla işi var.
Bakın, biz, bu Parlamentoda Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununu geçirdik; oldukça çok maddesi vardı bu kanunun. Cumhuriyet Halk Partisinden ciddî bir muhalefet geldi mi; hayır. Neden gelmedi; çünkü, oturduk, bu tasarı üzerinde, Plan ve Bütçe Komisyonunda, altkomisyonda gece yarılarına kadar çalıştık.
Değerli arkadaşlar, bakın, biz, sizi ikna edemiyoruz, çok haklı olduğumuz konuda sizi ikna edemiyoruz; ama, biz, bürokrat arkadaşlarla ve Adalet ve Kalkınma Partisinden milletvekili arkadaşlarla oturup konuştuğumuz zaman herkes ikna olabiliyor, değiştirebiliyoruz, yanlış yaptığımızı, evet, söylüyoruz, düzeltiyoruz, eklemeler yapıyoruz, ilaveler yapıyoruz...
Bakın, yeni bir moda daha çıktı; onu da söyleyeyim. Plan ve Bütçe Komisyonunda Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli milletvekillerinin oylarıyla kabul edilen maddeler, burada, maalesef, eski haline getiriliyor. Niye eski haline getiriliyor; bu soru soruldu mu acaba hiç?
SONER AKSOY (Kütahya)Meclisin takdiri efendim.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla)Takdiri değil efendim, keşke takdiri olsaydı. Takdiri olsaydı, zaten biz de takdir ederdik. Takdiri değil, birilerini kurtarmak için.
Bakın, bu yasadan sonra, burada, bir yasa daha görüşülecek, Sayın Cumhurbaşkanının veto ettiği bir yasa daha görüşülecek. Birileri mahkûm olmasın diye, 550 kişi, burada, o kişiye özel af çıkarıyor. Nereden çıktı arkadaşlar böyle bir şey?! Hangi akla, vicdana, hukuka sığar böyle bir şey?!
Bizim görevimiz -bunu, gerçekten, çok samimî söylüyorum- iyi niyetle doğruları anlatmak; ama, takdir, tabiî ki, Adalet ve Kalkınma Partisinin. Oturursunuz, kendinize göre kanun yaparsınız, yasa yaparsınız. Nihayet, hukuk yolları vardır; bizim de görevimiz, burada, uyarmak; ama, olmadığı takdirde, hukuk yollarına başvurmak; ama, zaman kaybeden kim; zaman kaybeden Türkiye Cumhuriyeti oluyor arkadaşlar.
Ben, bu düşüncelerle, hepinize saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
69 konuşma daha · 15 Temmuz 2004