İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 41. BİRLEŞİM · PAZAR

2005 mali yılı bütçe kan.tas. ( 11 inci tur görüşmelerinde ) sağlık bakanlığı,çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı

Kemal Kılıçdaroğlu

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 41. Birleşim · 3. yasama yılı · 26 Aralık 2004 · 1.073 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kemal Kılıçdaroğlu (CHP), 26 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS. ( 11 İNCİ TUR GÖRÜŞMELERİNDE ) SAĞLIK BAKANLIĞI,ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI); konuşma 1.073 kelime.

Kemal Kılıçdaroğlu (CHP, İstanbul). “2005 mali yılı bütçe kan.tas. ( 11 inci tur görüşmelerinde ) sağlık bakanlığı,çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı”. TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim tutanağı, 26 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kemal-kilicdaroglu-22-2004-12-26-2005-mali-yili-butce-kan-tas-11-inci-tur-gorusmelerinde-saglik-ba (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinize iyi pazarlar diliyorum.

Türkiye Cumhuriyetinin yeni bir bütçesini görüşüyoruz. Bu bütçenin önemi, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının üçüncü bütçesi olması; ama, bu bütçenin de, diğer bütçelerden çok büyük bir farkının olmadığını görüyoruz; kamu yatırımlarının son derece sınırlı olduğu, kayıtdışı ekonomiyle mücadele yöntemi konusunda yeterli kaynakları olmayan, özetle IMF'in onayladığı ve Parlamentoya da bir anlamda dayattığı bir bütçe.

Ben, bu bütçenin ayrıntılarına girmeden önce, bugün görüşeceğimiz Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bütçesiyle ilgili olarak birkaç ayrıntıya değinmek istiyorum.

Asgarî ücret şu anda görüşülüyor, Asgarî Ücret Tespit Komisyonu çalışmalarını sürdürüyor. Asgarî ücretle ilgili olarak geçmişte nasıl bir çizgi izlendiği konusunda size bazı bilgiler sunmaya çalışacağım, sanıyorum, bu konuda hafızalarınızı da tazelemiş olacağım.

Önce şu soruyu belki kendimize sormak gerekiyor: Acaba asgarî ücret nedir, çok konuşuyoruz; ama, bunun tanımı nedir? Şimdi, izin verirseniz, resmî belgelerden asgarî ücretin tanımını okuyayım önce: İşçilere, normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin, gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgarî düzeyde karşılamaya yetecek ücrete asgarî ücret deniyor. Özellikle altını çizerek bazı kısımları tekrar hatırlatmak istiyorum; işçinin, gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım -bir de bunların üstüne kültürü ilave ediyor. Olur ya, bu insandır, belki sinemaya gider, gazete okur, kitap okur- harcamalarını karşılamaya dönüktür.

12 Kasım 2003, Sayın Başbakan, Türkiye İş Kurumu Genel Kurulunun açılışında bir konuşma yapıyor ve asgarî ücrete de değiniyor. Bakın, Sayın Başbakan ne söylüyor: "Asgarî Ücret Tespit Komisyonu çalışmalara başladı. Bu çalışmaların önceki dönemlerden farklı sonuçlanması gerekir."

Yani, diğer siyasî hükümetlerden, daha önceki, AKP Hükümetinden önceki hükümetlerden daha farklı sonuçlanması gerekir.

"Bakan arkadaşlarıma ve bürokratlara, insanca bir yaklaşımla bunu çözelim, kendinizi onların yerine koyun talimatını verdim. "

Sayın Başbakan talimat veriyor, asgarî ücretle ilgili kendinizi onların, işçilerin yerine koyun, alınan bu aylıkla geçinilemiyor, lütfen, gereğini yapın. Ne kadar güzel bir konuşma...

18 Aralık 2003, Sayın Başbakan Konya'ya gidiyor, Konya'da bir konuşma yapıyor -yine, asgarî ücrete değiniyor- işadamlarına aynen şunu söylüyor: "Bazen başımı iki elimin arasına alıp düşünüyorum; 227 000 000 lira alan bir adamın geçinmesi mümkün mü? Lütfen, bunu, siz de kendi içinize ve vicdanınıza bir sorun. Sizleri üzmek istemiyorum; ama, verdiğiniz asgarî ücret, çocuğunuzun bir gece kulübündeki bir günlük menüsünün fiyatı bile değil. Şunu bilin ki, yarın bu hayat biter; hepimizi 2 metreküplük bir toprağa sokacaklar."

Sayın Başbakan işverenlere diyor ki, artık tahammül edilemiyor, bunların ücretlerini artırın, doğru bir uygulama değildir bu.

19 Aralık, bir gün sonra Sayın Baykal'a gazeteciler soru soruyorlar, diyorlar ki, Sayın Erdoğan böyle açıklamalar yapıyor, ne diyorsunuz? Sayın Genel Başkanımızın söylediği tek cümle var: "Umarım, bu düşünce, niyet ve temenni düzeyinde kalmaz."

Geliyoruz 20 Aralığa, bir gün sonraya. İşverenler devreye giriyorlar; işveren temsilcisi, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu temsilcisi Sayın Refik Baydur, Sayın Başbakanın açıklamaları üzerine, aynen şöyle bir açıklama yapıyor: "Burası Patagonya değil. 'Siz yüzde 20 zam verin, gerisini bana bırakın' diyor. Konuşmadan, neden evet diyelim. Sen peygamber misin?!" Bu, Sayın Başbakana hitaben söylediği söz.

NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul)Ağır bir söz, yakışıksız bir söz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla)Sayın Başbakan buna hiç ses çıkarmıyor; ama, Sayın Başbakan 21 Aralıkta ne söylüyor: "Asgarî ücretin 500 000 000 lirayı aşması gerekir. Şu anda bir işçinin işverene maliyeti 427 000 000 lira. Enflasyon oranı ise yüzde 20. Biz, işverene diyoruz ki, bu 427 000 000'un yüzde 20'sini işçiye zam olarak siz ilave edin, bu da 507 000 000'u buluyor, gerisini bize bırakın. Biz de, işverene vergi ve SSK primleri konusunda kolaylık sağlayalım." Bunu ayın 21'inde söylüyor.

Geliyoruz ayın 30'una. Asgarî Ücret Tespit Komisyonu çalışmalarını bitiriyor ve açıklıyor: "16 yaşını doldurmuş işçiler için brüt asgarî ücret 423 000 000 lira, neti 303 000 000 lira." Düşünün, nereden nereye geliyoruz!

3 Ocak 2004, yani, bu yılın başında, Sayın Başbakan Safranbolu'ya gidiyor. Gazeteciler soruyorlar: "Sayın Başbakan, asgarî ücret konusunda siz neler söylediniz, gelinen nokta ne oldu?" Sayın Başbakanın yanıtı: "Ne bekliyordunuz; asgari ücretin 500 0000 000-600 000 000 lira olmasını mı?! Biraz sabırlı olmalısınız; Türkiye'nin şartları müsait değil." Peki, kardeşim, Türkiye'nin şartları müsait değilse, niye onu konuşuyorsunuz, niye onu söylüyorsunuz, toplumu niçin daha yukarıdaki bir asgarî ücrete koşullandırıyorsunuz?! Herkes belli bir beklenti içerisine giriyor; ama, dağ fare doğruyor. Diyeceksiniz ki, efendim, bu, bir ayrıntı, önemli değil; ne olacak yani, asgarî ücret konusunda şunu söyledik, bu çıktı. Acaba, bu, sadece bir ayrıntı mı; yüzbinleri ilgilendiren bir konu, bir ayrıntı mı; yüzbinleri ilgilendiren bir konu. Yüzbinlerle alay etmek, onları beklenti içerisine sokmak doğru mu; doğru değil. Şimdi, yeni Asgarî Ücret Tespit Komisyonu hâlâ görevde, çalışıyor şu anda. Sayın Başbakan, yine "efendim, asgarî ücrette sürpriz bekleyin" diye bir açıklama yaptı. Bereket versin, bu sürprizin olmayacağını Sayın Abdüllatif Şener açıkladı "hayır, asgarî ücrette sürpriz beklemeyin, ne gerekiyorsa onu yapacağız" dedi. Yani, yine, asgarî ücretin tanımında yer alan unsurları karşılamayan, yoksulluk sınırının altında bir asgarî ücret çıkacak önümüze, bunu hep beraber göreceğiz.

Şimdi, bu bütçenin yaptığı bir başka şey daha var. Belki şu soruyu kendimize sorabiliriz değerli milletvekilleri: Bu toplumda, sağcısıyla solcusuyla, toplumun bütün unsurları, acaba hangi konuda görüş birliği içindedirler? Bu soruyu kendimize sorduğumuzda, belki şu yanıtı alabiliriz: Toplumun bütün kesimleri, özürlülerle ilgili olarak, ortak çözümler üretme konusunda elbirliği yapmaya hazırdırlar; çünkü, özürlünün, topluma kazandırılması gereken, onun üretim süreci içinde yer alması gereken temel bir insan öğesi olduğunu hepimiz kabul ediyoruz. Peki, siz, 2005 yılı bütçesinde ne yapıyorsunuz? 2005 yılı bütçesine "özelleştirme kapsamına alınan kamu şirketlerinde, kamu kurumlarında özürlü ve eski hükümlülerin çalıştırılmasıyla ilgili zorunluluk kaldırılacak, bunlar çalıştırılmayacaklar" diye bir hüküm ilave ettiniz.

Değerli arkadaşlar, sosyal devlet denilen bir şey var, Anayasamızda sosyal devlet ilkesi var. Siz, bir kamu kuruluşunda özürlünün çalışmasını zorunlu kılan maddeyi nasıl askıya alıyorsunuz ve bunu bir bütçe kanunuyla yapıyorsunuz? Bunu hangi vicdan kabul edebilir? Sizin, özürlülerle ilgili yayımladığınız özel bir bülteniniz var; acaba, bu bütçe yasasının "biz kamu kuruluşlarında özürlüleri çalıştırmayacağız" diyen maddesini o bültenin kapağına koyacak mısınız? Bunu, Plan ve Bütçe Komisyonunda Sayın Bakana sorduğumda, Sayın Bakanın verdiği yanıt şu oldu: "Efendim, biz, özelleştirme kapsamına alınan kuruluşlarda bunları çalıştırma yasağı getiriyoruz; çünkü, özelleştirildikten sonra, eğer, özürlü çalışıyorsa, işveren bunları işinden atıyor ve bunların da psikolojisi bozuluyor, psikolojileri bozulmasın diye biz baştan böyle bir kural getiriyoruz."

İSMET ATALAY (İstanbul)- Peşinen atıyor.

KEMAL KILIÇDAROĞLU(Devamla)- Neresini düzelteceksiniz değerli arkadaşlar bu ifadenin?!.

Özürlü, eski yükümlü istihdam etme zorunluluğu sadece kamu için geçerli değil ki, özel kuruluşlar için de geçerli. Kaldı ki, siz özelleştirme yapıyorsunuz, özelleştirmeye "özürlü ve eski yükümlülerle ilgili olarak var olan sayı azaltılmayacaktır" diye bir madde ilave edebilirsiniz. Hangi işveren buna itiraz edebilir?!.

Ama, buna, bu bütçe görüşülürken eminim sizler el kaldıracaksınız...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

50 konuşma daha · 26 Aralık 2004

50 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook