İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
KOMİSYON · SALI

Avrupa Birliği Uyum Komisyonu toplantısındaki konuşma

Lütfü Türkkan

Kocaeli Milletvekili · İYİ Parti

Avrupa Birliği Uyum Komisyonu · 5. yasama yılı · 13 Ekim 2026 · 1.222 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Lütfü Türkkan (İYİ Parti), 13 Ekim 2026 tarihinde TBMM Avrupa Birliği Uyum Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 1.222 kelime.

Lütfü Türkkan (İYİ Parti, Kocaeli). “Avrupa Birliği Uyum Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Avrupa Birliği Uyum Komisyonu tutanağı, 13 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/lutfu-turkkan-2026-10-13-tutanak-metni (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90349

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli)Sayın Bakan öncelikle hoş geldiniz. Avrupa Birliği Uyum Komisyonu olarak Avrupa Birliğine girme çabalarına dair Bakanlığınızın katkılarını anlattınız, girişimlerinizi gördük.

Bunun da çok uzun bir süredir, ben on beş yıldır bu Komisyonda görev alıyorum, çeşitli badireler atlattığımız görüşmeler oldu, sonuç alamadığımız görüşmeler oldu, tam "İyi gidiyor." dediğimiz anda belimizin kırıldığı görüşmeler oldu ama netice itibarıyla 2026 Ekim ayında Avrupa Birliğine girme çabalarımızı kim ciddiye alır bilmiyorum. Avrupa Birliği ülkelerinin de içinde bulunduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamamakta ısrar eden bir ülkenin Avrupa Birliğine girme çabalarını kim ciddiye alır? Yani bir taraftan evrensel hukukun tecelli ettiği diye düşündüğümüz, öyle konuşulan bir mahkemenin kararına, sadece bir kararın değil, birçok kararını uygulamamakta direnen hatta birçok konuda uygulamadığı için tazminata mahkûm edilen bir ülkenin Avrupa Birliğine girme çabaları çok ciddi gözükmüyor. Bu bir niyet olabilir, niyeti gayet samimi anlayabiliyorum, olması gereken de bu, onu da biliyorum ama bir taraftan yani "Ben kayak yapmaya gideceğim ama mayoyla gideceğim." demek biraz insanın aklından şüphe ederler, öyle bir şey yok, her işe uygun bir kıyafet var. Bu işte de öyle, bir işte ya olursunuz veya olmazsınız. "Burada tanımıyorum, burada tanıyorum." Böyle bir ikilem olmaz. Dolayısıyla bunu sadece Bakanlığınıza dair söylemiyorum yani Türkiye'nin genel siyasetine dair görüşlerim. Bu konuda Türkiye'nin gerçek samimi bir niyeti varsa buna uygun hareket zorunda. Aksi hâlde, her gittiğimiz yerde, siz de öyle, sadece Komisyon olarak bizim karşılaştığımız manzara çok kısıtlı, siz daha fazlasıyla karşılaşıyoruz yani bu tip sorularla, bu tip engellerle. Türkiye'yi önce gerçekten demokrasinin tüm kurallarıyla, hukukun her zeminde işlediği bir ülke hâline getirmeden bunlar sadece bizleri ve milleti oyalamaktan bir adım öteye gidemez. Burada harcanan zamanının, hepinizin, hepimizin çok kıymetli zamanının sonuç almaya yönelik olmadığını düşünüyorum. Sonucu almak için önce bunları bir tamamlamak gerektiğini düşünüyorum. Sizlerin de işini kolaylaşır, Türkiye'nin de işi kolaylaşır, bu Komisyon da bir işlev kazanır. Aksi hâlde, birbirimizi böyle oyalıyoruz. İşte, kaç senedir -Sayın Başkan da yanımda- biz oturup Karma Parlamento Komisyonu toplantısı yapamadık, ya kabul görmedik ya Türkiye'nin durumuyla ilgili engel çıktı. Türkiye'nin bunu ulaşması gerekiyor. Ben farklı bir kültürden geliyorum yani bana "demokrasi" dedikleri zaman yüzüne bakıp "Bu komünist mi?" diyorduk demokrasiden bahsediyor diye ama geldiğimiz bu noktada öyle bir dünyada yaşıyoruz artık o demokrasi penceresini kapattığınız anda ölüyorsunuz, açık kaldığında ıslanabilirsiniz, yağmur yağar, kar yağar, üşüyebilirsiniz ama kapattığınız anda boğuluyorsunuz. Şu anda Türk insanı boğuluyor. Belki bu Komisyonun görevlerinden birisi değil ama bu Komisyonda görev alan bütün arkadaşlar da milletvekili, aynı zamanda bu ülkenin yönetimine katkı sunan arkadaşlar. Maksadımı bu sözlerle de ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum. BAŞKAN BURHAN KAYATÜRK - Teşekkür ediyorum.

Sayın vekilim, "Olması gereken de bu." diye bir şey söylediniz. Orada bir açıklama yapmak ister misiniz?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli)Hangisini?

BAŞKAN BURHAN KAYATÜRKDediniz ya "Belki üye olmak istiyorsunuz..." İkilemden söz ettiniz, olması gereken...

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli)Yani şöyle: Türkiye gerçekten Avrupa Birliğine girmek istiyor mu yoksa oyalanıyor mu? Bana göre olması gereken Avrupa Birliğine girmek. Tabii, bu Avrupa Birliğinin Türkiye'e dayatmaya kalktığı Türkiye'nin üniter yapısını sıkıntıya koyacak söylemlerini kabul ederek anlamında söylemiyorum.

BAŞKAN BURHAN KAYATÜRKTeşekkür ederim.

Buyurun Sayın Bakanım.

DIŞİŞLERİ BAKAN YARDIMCISI MEHMET KEMAL BOZAYSayın Başkanım, çok değerli Vekilim; tabii, böyle bir zorlu dönemlerden geçtik, geçiyoruz da hâlen. Avrupa Konseyinin üyesiyiz, Avrupa Birliğinın üyesi değiliz ama orada işte belli bir orana vurduğumuz zaman o kararlara uyum AİHM'de gayet bizim yüksek oranımız var ama burada bazı davaların üzerine kasıtlı bir yoğunlaşma olabiliyor bazı çevreler tarafından. İşte, isim bazında gidiyorlar, genel şeyin üzerinde değil de. Şimdi, Sayın Vekilim, bizim üyelik perspektifimiz...

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli)Ben isim bahsetmedim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli)Yok, siz demediniz ama ben onu genel itibarıyla... Bizim oranımız yanılmıyorsam yüzde 90 civarında kararlara uyum kısmında ama öbür bahsettiğimiz şeyleri ön plana çıkararak, diğer davaları değil de. Ama şunu da söyleyeyim: Bu resimde kimse sütten çıkmış ak kaşık değil. Mesela, Kıbrıs meselesinde; Kıbrıs'ta gasbedilmiş araziler var ve bir sürü insan haklarına aykırı durumlar var ve Avrupa Konseyi bu konuda bir karar almış, Türkiye'ye demiş ki: "Tazminat ödeyeceksin." Biz de demişiz ki: "Boynumuzun borcu, tamam, Avrupa Mahkemesinin kararı." Biz bu tazminatı öderken yaptığımız düzenleme yerinde duruyorken, Avrupa Birliği içinde Türkiye hakkında "Siz bu oyu kullanmazsınız." diyen bir Kıbrıs Rum yönetimi var. Yani bu hipokrasi ve bu değişik davranım bu böyle bizim insan hakları havarisi gibi gördüğümüz Avrupa Birliği üyelerinde de var. Hani bu kendim yaşadığım için, sizin samimiyetinizle olduğu için söylüyorum. Hani burada bizi eleştiriyorlar, biz o eleştirilere bakıyoruz, mesela vize serbestisi konusunda, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu üzerinde çalışıyoruz, ayrıca terörle ilgili düzenlemelerde çalışıyoruz, adım adım gidiyoruz. Bir de hani yani öyle bir şey yaşadık ki yargımız, diplomasimiz, güvenlik güçlerimizin çok büyük darbe aldığı bir darbe teşebbüsünden de çıktık, bundan toparlanmak çok kolay olmuyor. Yani diyeceksiniz ki "Bu kadar yıllar geçti." ama bu işte hâkimler, savcılar, diplomatlar böyle bir çiçek gibi yetişmiyor. Ondan dolayı bizim bazı sıkıntılarımızın arkasında yeniden bir inşa sürecimiz de var. Bu Avrupa Birliğinde bize yönelik eleştiriler varken, bir yandan da dış politikada bakıyorsunuz, Türkiye'nin adaylığından bahsedilmiyor ama savaşta olan 40 milyonluk bir Ukrayna'nın adaylığından konuşulur. Yani bu çifte standartları da Avrupa Birliği üyeliği düşünülürken zihnimizde tutmamız gerekiyor. İnsan haklarından konuşurken Gazze'de soykırım olduğunda, bakıyorsunuz, başka tarafa bakılıyor. Şimdi, öyle olunca, artıları ve eksileri tabii farklı değerlendirilebilir ama benim Türkiye'nin politikalarına objektif baktığım zaman, insan hakları konusunda Avrupa Birliğinin de çok geride kaldığını, özellikle son sırada yaşadığı sınavlarda gayet kendi standartlarına biraz da utanarak bakması gerektiği bir dönemden geçtiğini değerlendiriyorum. Bizim eksiklerimiz olabilir, her ülkenin eksiği var, her ülkenin sıkıntıları var, olmayan ülke yok Avrupa Birliği üyesi olsun veya olmasın ama burada bizim yine özgüvenle, sizlerin katkılarıyla yüce Meclisin işte yaptığı çalışmalar çok önemli, biz o çalışmaları yapıp sizlerin önünüze getireceğiz, bazı taslaklar üzerinde de çalışıyoruz. Çok değişik bir dönem içindeyiz. Bu dönem 3 tane terimin birleştiği bölünme, fragmantasyon, artı, düzensizlik, artı, belirsizlik, 3'ünün birlikte olduğu bir dönemdeyiz. Bu dönemde, bu alaca karanlıktan nasıl çıkacak diye hep birlikte dünyanın nasıl çıkacağını bakıyoruz ve buna bakarken de Türkiye'nin bu resimde çevresinde bu kadar savaş varken, hâlen üretiminde, çalışmalarında geldiği yeri de oturup da bazı büyük stratejiler üzerinde "Ekonomimizi nasıl geliştiririz, bağlantısallığı nasıl yaparız, İran'daki, Hürmüz'deki duruma nasıl çare buluruz?" diye çalıştığı bir dönemdeyiz. Ben bütün söylediklerinizi, tabii, Sayın Vekilim not ettim ama hani Avrupa Birliğinin kendi standartlarının gerisinde kaldığı ve insan hakları konusunda da çok iyi sonuçlar içeren sınavlar vermediğini de naçizane düşünüyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli)Sayın Başkanım, müsaade ederseniz bir şey söylemek isterim.

BAŞKAN BURHAN KAYATÜRKDaha önce söz isteyen arkadaşlarımız var.

Buyurun, siz devam edin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli)Sayın Bakan, diğer ülkelerde de olan bazı kötü uygulamalar "Onlarda da var." deyip Türkiye'de olmasını savunmak çok doğru olmaz yani onlarda olanı da "kötü" olarak nitelendirmek lazım. "Bizde kötü ama onlarda da kötü." Bu bir savunma şeklinde değil, bunu kabul etmiyorum, asla kabul etmiyorum.

Bir şey daha, Türkiye 2016'da bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kaldı. Bir darbe teşebbüsüydü ve gerçekten Allah'ın yardımıyla da bu darbe teşebbüsü savruldu, aradan on sene geçti. 1980 bir darbeydi, onlar açısından başarılmış bir darbeydi. 1990 senesine geldiğimiz de o darbenin hiçbir izi yoktu, hiçbir şeyde konuşulmuyordu darbeyle alakalı. Türkiye'de her şey o darbeyi çok rahat bir şekilde savurup, ülkeyi normal düzeninde idare etmeye yetmişti. Darbenin izini 2016'dan 2026'ya kadar sürükleyebiliyorsa bu uygulamalardaki birtakım eksikliklerdendir, doğru olmayan uygulamalardandır, basiretsiz uygulamalardandır. Dolayısıyla o darbe teşebbüsünün on sene sonra bir engel olarak gösterilmesi 1980 ve 1990 darbesini size hatırlatmama vesile oldu.

Teşekkür ediyorum.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI TOPLANTIDA

Aynı gün bu komisyonda konuşanlar

11 konuşma daha · 13 Ekim 2026

Tümü →
11 konuşmanın tamamı →