İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 113. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Amme alacaklarının tahsil usulü hakkında kanunda ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.220)

M. Nuri Yaman

Muş Milletvekili ·

Genel Kurul, 113. Birleşim · 2. yasama yılı · 4 Haziran 2008 · 1.888 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

M. Nuri Yaman, 4 Haziran 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUNDA VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.220)); konuşma 1.888 kelime.

M. Nuri Yaman (Muş). “Amme alacaklarının tahsil usulü hakkında kanunda ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.220)”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 4 Haziran 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/m-nuri-yaman-23-2008-06-04-amme-alacaklarinin-tahsil-usulu-hakkinda-kanunda-ve-bazi-kanunlarda-de (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DTP GRUBU ADINA M. NURİ YAMAN (Muş)Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’yla ilgili olarak Demokratik Toplum Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu nedenle hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.

Ancak tasarıyla ilgili düşüncelerimi açıklamadan önce, iki gündür bu Mecliste yaşananları ve kamuoyunun da öyle sanıyorum ki Türkiye’nin her tarafında ve bilhassa Kürt coğrafyasında yaşayan Kürt vatandaşlarımızın özlemle beklediği TRT Kanunu’yla ilgili engellemeleri de yakından takip ettiğini tahmin ediyorum. Evet, iki gündür bu Mecliste, bu kutsal çatının altında, bu kanunun görüşülecek olan 12 maddesinden 8’inci maddesine gelinmiş olmasına rağmen, her nedense yasa tasarısının 6’ncı maddesinde Demokratik Toplum Partisi olarak verdiğimiz bir önergenin kabul edilmesini hâlen içine sindirmeyen insanların büyük bir engelleme çalışması içinde olduğunu maalesef üzüntüyle bu halkımız ve milletvekili arkadaşlarımız ibretle izliyorlar. Nihayet, yapılan şey, bu halkın, bu milletin bölünmez bir parçası olan ve bin yıldan bu yana kardeşçe yaşayan Kürt halkının da kendisini resmî bir kurumunda ifade etmesinden öteye geçmeyen bir düzenlemedir. Farklı dillerde ve lehçelerde artık bu halk kardeşçe yaşamanın gereği olarak birlikte türkülerini söylemek, kültürünün kendi ana diliyle kendisine yansıtılmasını istiyor. Bunun önüne geçmenin artık bu çağda mümkün olmadığını tarih, teknoloji ve gelişmeler bize gösteriyor. Bu yapılsa da yapılmasa da bugün bu coğrafyada Kürtlerin kendi ana dillerinde izledikleri sekizin üzerinde, on beşe yakın -benim bildiğim- Kürtçe yayın yapan televizyonlar vardır. Ben bu Kürtçeyi dil bilgisi kurallarına göre diyebilirim ki bu yayını yapan Roj TV’den, Mezopotamya TV’den, Kurdsat’tan ve Kurdistan TV’den öğrendim. Bu halkı, kendi öz diliyle öğrenmesi gereken ve sahibi olduğu devletin kendi kurumlarında öğrenmesine karşı çıkılmasının, bir türlü, neden olduğunu, hangi nedene dayandığını anlamış değilim.

Ne yazık ki iktidar partisinin grup yöneticileri de muhalefetin iki gündür bu engellemesine bir noktada çanak tuttular ve iki gündür de TRT gibi önemli bir kurumumuzun Sayın Genel Müdürü başta olmak üzere, şube müdürlerine kadar, belki 100’e yakın elemanı gece saat on bire kadar, nihayet belki birkaç saat içinde görüşülecek olan dört maddelik veya beş maddelik bir görüşmeden sonra kesinleşecek olan kanunun çıkması için gelip gidiyorlar. Lütfen, bu Meclisin bu değerli vakitlerini böyle basit işlerde harcamayalım.

Evet, değerli milletvekilleri, hazırlanan bu tasarıyla Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’la her ne kadar kamu alacaklarının tahsilinin güvence altına alınması amaçlanmış ve bazı işlemlerde borçlu olmama şartı aranılarak bazı amme alacakları nedeniyle de borçlunun yurt dışına çıkmasının sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemeler yapılmış ise de; mevcut hükümlerin uygulanmasına ilişkin yargı kararları da dikkate alınarak uygulamaya açıklık getirecek düzenlemelere yer verilmek istenmiş ise de; tasarının bu amacı gerçekleştirmekten çok uzak olduğu, aşağıda değineceğim eksiklik ve yetmezliklerinden de açıkça anlaşılacaktır.

Bilindiği gibi, elli yılı aşkın bir süredir yürürlükte bulunan 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, çeşitli tarihlerde birtakım değişikliklere uğramış, temel düzenlemeleri korumakla birlikte zaman içinde ekonomik ve teknolojik alanda meydana gelen gelişmelerin amme alacaklarının tahsiliyle ilgili yansımaları ve icra hukukunun tahsille ilgili yeni düzenlemelerinin amme alacaklarının tahsilini sağlamaya yönelik hükümlerine yeniden düzenleme yapılmasını da zorunlu hâle getirmiştir. Ancak, son dönemde her alanda olduğu gibi, AKP Hükûmeti, teknolojik ve ekonomik alanda meydana gelen gelişmeleri bu kanun tasarısına da yansıtamamıştır. Bu düzenlemelerde AKP İktidarı işi aceleye getirerek kanunun ilgili esas ve alt komisyonlarında yeterince tartışılmasını sağlamaya yönelik bir çaba göstermeyerek yerel yönetimlerle ilgili amme alacaklarının tahsilini sağlamaya yönelik durumu maalesef göz ardı etmiş, bu konuda ortaya konulması gereken eksiklik ve yetersizlikleri de giderememiştir.

Tasarının 2’nci maddesiyle, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 22’nci maddesinde, buna eklenen 22/A maddesiyle, amme alacağı ödenmeden yapılamayacak işlemler ile işlem yapanların sorumlulukları düzenlenmektedir. Buna göre çeşitli mevzuatlar uyarınca yapılacak devlet yardımı, teşviki ve desteği nedeniyle yapılacak ödemelerde ticaret sicili kayıt ve tescili harcından, noter mukavele ve kâğıtlarından alınan harçlar, tapu işlemlerine ilişkin harçlar, trafik harçlarına mevzu işlemler ile bina inşaat harcı ve yapı kullanma izin harcına konu işlemlerde Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine vadesi geçmiş borcunun bulunmadığına ilişkin belge alınması zorunluluğu getirilmekte ve bu konuda Maliye Bakanlığı yetkili kılınmaktadır. Ancak tasarıda 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’ndan doğan vergilerin bu kanun kapsamına alınmamış olması bizce önemli bir eksikliktir.

Değerli milletvekilleri, bu yasayla daha önceleri ayni sınırlı sorumluluk esası benimsenmiş ve Kanun’un 35’inci maddesinde limitet ortaklıkların ödenmeyen ve tahsil imkânı bulunmayan amme borçlarından dolayı ortakların vazettikleri veya vazını taahhüt ettikleri sermaye miktarından doğrudan doğruya mesul oldukları kabul edilmiştir. Bu düzenlemeyle limitet şirket ortakları kamu borçlarından, koymayı taahhüt ettikleri sermaye payı kadar, yani koymayı taahhüt ettikleri sermaye payıyla sınırlı olarak sorumlu tutulmuşlardır. 35’inci maddeyle yapılması öngörülen ilk değişiklik, madde metninde yer alan “şirketten tahsil imkânı bulunmayan” ibaresinin “şirketten tahsil edilmeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan” ibaresiyle değiştirilmesidir. Burada “tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacağı” terimi, kamu borçlusunun haczedilen mal varlığına bu kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin kamu alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen kamu borçlusundan aranılan kamu alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerinde yürütülen takip muamelelerine rağmen kamu borçlusundan tahsil edilemeyeceği kanaati oluşan kamu alacaklarını ifade etmektedir.

Hiç şüphesiz kamu alacaklarının tahsilatında ayrıcalık, kolaylık, hızlılık ve verimlilik mutlaka olmalıdır. Ancak bunlar olurken temel hukuk ilkeleri, anayasal güvenceler ve kişi hakları mutlaka ön planda tutulmalıdır.

Görüldüğü gibi bu yasanın birçok maddesi AKP’nin “Hep bana, sadece benim istediğim kadar adalet.” felsefesini çağrıştıran bir anlayış ile kaleme alınmış. Tasarının bu maddesinde yapılan düzenlemenin yasama sürecinde mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini burada belirtmek isterim.

Değerli milletvekilleri, tasarının 5’inci maddesinde “Devlete ait olup 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 4458 sayılı Gümrük Kanunu kapsamına giren amme alacakları ile bunlara ait zam ve cezalarını ödeme emrinin tebliğ tarihini takip eden yedi gün içerisinde ödemeyen ya da bu Kanun hükümleri uyarınca hakkında bu alacaklar nedeniyle ihtiyati haciz kararı alınan amme borçlusunun yurt dışına çıkışı, alacaklı tahsil dairesinin talebi üzerine ilgili makamlarca engellenir.” hükmü getirilmiştir. Bu hükümde yer alan “üzerine” ibaresi Komisyon çalışmaları sırasında “halinde” olarak değiştirilmek suretiyle yasağın otomatik olarak uygulanmasının önüne geçilmeye çalışılmıştır.

Belediyelerin ve il özel idarelerinin 3194 sayılı İmar Kanunu kapsamında belediye hudutları içerisindeki yerlerde ilgili belediye encümenlerince verilen imar para cezaları ile yine il özel idaresince belediye hudutları dışında verilen imar para cezaları -tahsil edilemeyen- ülke genelinde trilyonları bulmaktadır. Bu para cezalarına gecikme zammı uygulanmadığı için de borçlular tarafından ödenmemekte ve dolayısıyla cezaların etkinliği de kalmamaktadır. Söz konusu bu tür amme alacakları trilyonları bulurken bunlar sadece kâğıt üzerinde kalmaya mahkûm edilmişlerdir. Bu nedenle, il özel idareleri ve belediyelerin amme alacaklarının tahsilinin ilgili kanun tasarısının dışında tutularak bu konuda bir şekilde yaptırım dışında bırakılmış olmaları da değineceğimiz önemli eksikliklerden birisidir.

Yine bu kanunla birçok kanunda değişiklik yapılarak yeni düzenlemeler öngörülmektedir. Kanunun 13’üncü maddesiyle, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 8’inci maddesi ve 5193 sayılı Belediye Kanunu’nun 16’ncı maddesinde getirilen il özel idareleri ve belediyelere tanınan muafiyetlere bir bakıma sınırlandırılma öngörülmektedir. Bu kapsamda belediye ve il özel idarelerinin kamu hizmetine ayrılan veya kamunun yararlanmasına açık gelir getirmeyen taşınmazları ile bunların inşa ve kullanımları her türlü vergi, resim, harç, katılma ve katkı paylarından muaf tutulduğu hâlde, bu yasa ile belediye ve il özel idarelerinin kamu hizmetine ayrılan veya kamunun yararlanmasına açık gelir getirmeyen inşa ve kullanımları ile bu faaliyetlerde kullanılan taşınmazlarını özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi kapsamı içine almaktadır. Bu düzenleme de belediye ve özel idareler bakımından önemli bir eksiklik olarak değerlendirilmiştir. Çünkü belediyelere genel bütçeden vergi gelirleri üzerinden verilen yardımlar, diğer taraftan belediyelerin kamuya ilişkin bu tür hizmetlerindeki harcamalarında ödedikleri KDV ve ÖTV’lerle öteki elinden tekrar geri alınmaktadır.

Yine bu tasarının 5’inci maddesi ile 36/A maddesinde yurt dışı çıkış tahdidi için getirilen ve teminata bağlanmayan amme alacaklarının 100 bin YTL olarak benimsenmesi uygun görülmekle birlikte, Bakanlar Kurulunca bu tutarın 10 katına kadar artırılması yetkisi verilmiştir.

Temel hak ve özgürlükler bakımından yurt dışına çıkış yasağı uygulanmasıyla ilgili olarak belirtmek istediğimiz bir diğer husus, seyahat özgürlüğünün hem ülkemizde hem de dünyanın gelişmiş ülkelerinde temel insan hak ve hürriyetlerinden biri olarak kabul edilmesidir. Seyahat özgürlüğünün unsurlarından birinin de herkesin, herhangi bir ülkeyi, kendisininki de dâhil olmak üzere terk etme hakkı olduğu, İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ek 4 numaralı protokolünde açıkça belirtilmiştir.

Yine, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca kabul edilen ve onaya açılmış olan ve Türkiye tarafından da imzalanan 1966 tarihli Siyasi ve Medeni Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin “Seyahat özgürlüğü” başlıklı 12’nci maddesinde, herkesin, kendi ülkesi de dâhil, bir ülkeden ayrılmakta serbest olduğu ve bu hakkın aynı Sözleşme’de tanınan diğer haklara uygun olarak ulusal güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık veya genel ahlak veya başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak için gerekli sebepler ile hukuken öngörülmüş sınırlamalar dışında hiçbir sınırlamaya tabi tutulamayacağı ifade edilmiştir.

Hâlen yürürlükte olan Anayasa’mızın 23’üncü maddesi, “Kişilerin Hak ve Ödevleri” bölümünde “Yerleşme ve seyahat hürriyeti” başlığı altında düzenlenmiştir. Madde metninde esas olarak yerleşme ve seyahat hürriyeti, seyahat özgürlüğü, yerleşme özgürlüğü ve vatandaşların yurt dışına çıkma ve yurda girme özgürlüğü olarak üç temel noktada hükme bağlanmıştır.

1982 Anayasası’nın yurt dışına çıkma özgürlüğünü düzenleyen 23’üncü maddesinin beş numaralı fıkrasında, kanun koyucunun bu özgürlüğü vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması sebebiyle sınırlayabileceği hükme bağlanmıştır. Bu nedenle Pasaport Kanunu’nun 22’nci maddesindeki vergi borcundan dolayı yurt dışına çıkışın yasaklanmasının dayanağı, Anayasa’nın 23’üncü maddesinde belirtilen vatandaşlık ödevi olmaktadır.

Bilindiği gibi, Anayasa’mızın 73’üncü maddesinde vergi ödeme bir ödev olarak tanımlanmakta, vergi borcu bulunan kişiden bu borcunun nasıl tahsil edileceği ve buna yönelik cebren tahsil yöntemlerinin neler olduğu ilgili yasalarda belirtilmiştir. Kişinin bizatihi ülkede bulunmaması, aramak hak ve özgürlük sınırlandırılmasında amaç-araç dengesini ihlal edeceğinden sınırlandırmayı amaca aykırı hâle getirmekte ve bu yönüyle son değişikle Anayasa’da açıkça yer verilen “ölçülülük” ilkesi bir bakıma ihlal edilmiş olmaktadır.

Öte yandan, aynı maddede yurt dışına çıkma özgürlüğünün sınırlandırılabilmesinin bir gerekçesi olarak sayılan “ülkenin ekonomik durumu” ibaresi de Anayasa değişikliğini yapan 4709 sayılı Kanun ile madde metninden çıkarılmıştır. Konunun anayasal boyutunda dikkati çeken bir diğer noktası da seyahat ve yurt dışına çıkma özgürlüklerinin sınırlandırılması konusunda diğer özgürlüklerden farklı olarak hâkim kararının gerekli görülmemiş ve yasa ile idareye yetki verilebilmesini mümkün kılmış olmasıdır.

Pasaport Kanunu’nun 22’nci maddesi hükmü de işte bu yetkinin kullanıldığı bir hukuki metindir. Ancak Pasaport Kanunu’nun 22’nci maddesinde vergi borcu bulunanlara pasaport verilemeyeceğine ilişkin düzenleme artık anayasal bir ilke olan, hak ve özgürlüklere getirilecek sınırlandırmaların ölçülü olmasını ifade eden 13’üncü maddesindeki “ölçülülük” ilkesine aykırı olduğu için kaldırılmalıdır.

Yine Anayasa’nın 38’inci maddesine eklenen “İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz.” hükmüyle de Anayasa’da sayılan kişi hürriyetlerinin idare makamlarınca kısıtlanmasını öngören tüm yasal düzenlemeler açıkça Anayasa’ya aykırı hâle gelmiştir. Dolayısıyla yurt dışına çıkış yasağı gibi bir müeyyidenin ancak mahkeme kararı ile olması ve uygulanabilmesi gerekir.

Söz konusu yetkinin vergileme ilkelerine uygun kullanılması ve Anayasa’da ifadesini bulan temel hak ve özgürlükleri engellememesi bir temel ilke olarak kabul edilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yasayla, sonuç olarak şunu belirtmek isteriz ki, Pasaport Kanunu’nun 22’nci maddesine dayanılarak uzun dönemdir uygulanan vergi borcunun tahsili için yurt dışı çıkış yasağı uygulaması yeni düzenlemeler ile daha geniş bir çerçeveye çekilmeye çalışılmakta ve Anayasa’ya aykırılığın yanında kamusal yarar sağlamaması ve uygulama esnasında ortaya çıkan sorunlar sebebiyle tekrar değerlendirilmesi gereken bir uygulamadır. Her ne kadar vergilerin tahsilinde etkili olduğu iddia edilse de çoğu zaman mükelleflerin onurunu kırıcı bir uygulama olmaktan öteye geçmemekte, zaten beyan esası sebebiyle iyi niyetle vergi borcunu kabul eden mükellef ile idarenin arasını da bu uygulama açmaktadır.

Diğer yandan, kanunlarda idareye tanınmış ve kamu alacaklarını, özgürlüğü kısıtlatmaksızın başka tedbirlerle tahsil edilebilme imkânı sağlayan pek çok yetki vardır. Bizce üzerinde durulması gereken husus, vergi borcu olduğunu kabul eden iyi niyetli mükellefler yerine, kayıt altında olmayan ve vergisini beyan etmekten kaçınan mükellefler üzerinde uygulanacak yöntemlerin ve yaptırımların geliştirilmesi daha önemlidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarıya göre sporculara ücret olarak yapılan ödemelerin gelir vergisinden istisna edilerek bu ödemelerin Bakanlar Kurulunca belirlenecek oranda vergilendirileceği belirtilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

47 konuşma daha · 4 Haziran 2008

47 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook