Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)
Muş Milletvekili ·
Genel Kurul, 88. Birleşim · 4. yasama yılı · 19 Nisan 2010 · 937 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
M. Nuri Yaman, 19 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 937 kelime.
M. Nuri Yaman (Muş). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 19 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/m-nuri-yaman-23-2010-04-19-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA M. NURİ YAMAN (Muş)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 497 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesiyle ilgili olarak Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu nedenle hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.
Bilindiği üzere Avrupa Konseyinin 28 Ocak 1981 tarihinde imzaya açtığı 108 sayılı Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Hakkındaki Sözleşme 1985 yılında yürürlüğe girmiş ve 1999 yılında ise bazı değişikliklere tabi tutulmuştur. Türkiye tarafından bu sözleşme imzalanmış ancak onaylanmamıştır. Bir başka deyişle onay kanunu bugüne değin çıkarılamamıştır. Çünkü sözleşmenin Türkiye tarafından onaylanabilmesi için sözleşmeyi imzalayan devletin bu sözleşmede öngörülen ilkelere uygun olan bir kanunu çıkarması zorunludur ama Türkiye böyle bir kanunu henüz kabul edememiş durumdadır. Resmî Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulunun, Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı ile Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesini İlişkin Türkiye Ulusal Programının Uygulanması, Koordinasyonu Ve İzlenmesine Dair Karar’ı için de kişisel verilerle ilgili düzenleme vardır ve yürürlüktedir. Ayrıca yasalarda yapılacak değişiklikler ve kişisel veriler hakkındaki düzenleme Türkiye 3’üncü Ulusal Programı’nın Siyasi Kriterler, Yargının İşlevselliği ve Verimliliği bölümünde de şöyle yer almaktadır: “Kişisel verilerin korunması hakkında kanun çıkarılacaktır.” denilmektedir. Tasarıdan sorumlu bakanlık Adalet Bakanlığıdır ve mevzuat uyum takvimi bakımından ise tasarının kabulüyle kanunlaşmasının yayım tarihî 2009 yılı olarak gösterilmiştir. Uyum mevzuatı çerçevesinde Adalet Bakanlığı tarafından kişisel verilerin korunmasıyla ilgili bir kanun tasarısı hazırlanmış, beklemektedir. Bu kanun tasarısı Bakanlar Kurulunca 7/4/2008 tarihinde kabul edilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 22/4/2008 tarihinde gönderilmiş, 2008 yılı Ekim ayı itibarıyla tasarı Türkiye Büyük Millet Meclisinde Adalet Alt Komisyonunda hâlen incelenmeyi beklemektedir. 2009 yılı içinde bu kanun ne yazık ki hâlen yasalaşmamış durumdadır.
Değerli milletvekilleri, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu ile kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmeyi, başkasına vermeyi suç olarak kabul eden bir ülkeyiz. Buna karşılık, söz konusu kanun tasarısını 2008 yılından beri bir türlü kanunlaştıramamışız. Durumu daha da enteresan kılan husus şudur: 2010 Türkiye’sinde kişisel verilerin gizliliğini Anayasa teklifi içinde anayasal bir hak olarak düzenlemek istiyoruz ve de bu maddeyi referanduma götürmek gibi bir komiklikle de şu anda karşı karşıyayız. Bu, artık, AKP’nin böylesi uygulamalarını hep gördük ve kanıksamış durumdayız. Bu çelişkili durum kamuoyunda çokça bilinen veciz ifadesiyle ancak şöyle değerlendirilebilir: Şaşkın ördek suya tersten dalarmış. Ne diyelim, Allah şaşırtmasın kimseyi.
Değerli milletvekilleri, kişisel veriler deyince Türkiye’de herkesin aklına fişlenme gelmektedir. Bu ülkenin yurttaşları şimdiye kadar kendi devleti tarafından o kadar çok fişlendi ki Anayasa’nın 20’nci maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliği ve korunması hükmü yıllarca hiçe sayıldı ve ayaklar altına alındı.
Kamu kurumları sözde kamusal yetkilerden yola çıkarak kendi vatandaşlarını bugüne dek hep fişledi. Örnek vermek gerekirse genel bilgi toplama kelimelerinin baş harflerinden oluşan ve vatandaşların korkulu rüyası hâline gelen “GBT”, bu fişleme yöntemlerinden sadece birisidir. Üstelik bu sözüm ona husus da yasal olanıdır. Bu fişlemelerin örnekleri ve çelişkili konumlarını meslek hayatım içinde binlerce kez izledim ve inceledim.
Bilindiği üzere Türkiye’de bu GBT fişlemesi bir yönergeyle yapılmaktadır. Adı ise, Kaçakçılık İstihbarat, Harekât, Bilgi Toplama Yönergesi’dir. Emniyet Genel Müdürlüğü web sitesinde bu yönergenin bol bol ismini görürsünüz ama kendisini bulamazsınız çünkü bu yönerge yayınlanmamıştır. Türkiye hâlâ gizli kanunlar, kararnameler, yönetmelikler, gizli idari düzenlemeler ülkesidir. Bir diğer deyişle ülkemizde vatandaşlar bilemedikleri kanunlara, düzenlemelere uyarak yaşamak zorunda bırakılmışlardır.
Bir insanla ilgili kişisel bilgiler içeren devletin GBT kayıtları, maalesef o kişilere kapalıdır, gizlidir yani. Bırakın bilgileri, bu bilgileri tutmaya güya yasal dayanak olan Bilgi Toplama Yönergesi’nin bizatihi kendisi dahi gizlidir. Sormak lazım: Vatandaş ülkesinde geçerli düzenleyici bir idari işleme, dokümana nasıl ulaşacaktır? İstediğiniz kadar AB müktesebatına uyumdan, vatandaşın bilgiye erişim hakkından ve anayasal güvenceden bahsedin, temel mantık hep aynı kalmaktadır.
Bu ülkede “devlet” dediğimiz kurum, bazı şeyleri gizli yapar ve vatandaşlarına hesap vermez. Kısacası, mahkemenin iptal edeceği şüphesini taşıdığı yönergesini dahi yayınlatmaz ve bu iş böylece sürüp gider.
Değerli arkadaşlar, yönerge, bir yasanın bir kamu kurumuna verdiği görevin nasıl yürütüleceğini düzenleyen emirnamelerdir. Hukukta bu tür işlemlere “adsız düzenleyici işlemler” denir ve yönetmelik niteliğindeki işlemler olarak kabul edilir. Dolayısıyla yönergenin yayınlanması veya ilanı suretiyle duyurulması da gerekmektedir. İçinizden bazıları, “Emniyet, usulüne uygun bir yönetmelik çıkarabilir ve bu sorunu çözebilir.” diye düşünebilirsiniz ama konu bu kadar basit değildir. Çünkü emniyetin Bilgi Toplama Yönergesi’nin kendisine yetki verdiğini iddia ettiği iki yasa da ona böyle bir hak ve yetkiyi vermemektedir. Birincisi, emniyet yönergesinin 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 13/c maddesine dayandığını iddia etmektedir. 1985 tarihli yasanın bu maddesi, emniyete sadece suç işleyip de ele geçmeyen kişilerin kayıtlarını tutma yetkisini vermektedir. Bir kere söz konusu madde, suç işleyen kişilerle, yani hakkında bir suçla ilgili kesin hüküm bulunan kişilerle ilgilidir. Yani hakkında kesin hüküm bulunmayan bir kimse hakkında bu maddeye dayanarak Bilgi Toplama Yönergesi’ne göre işlem yapamazsınız.
İkinci nokta, bu yasa teşkilat yasasıdır ve anılan daire ise esas itibarıyla kaçakçılık dairesidir, yani görevi kaçakçılık suçlarıyla sınırlı olan bir birimdir. Bir an için tersi düşünülse bile, bilgi toplamanın nasıl yapılacağı, bilginin ne olduğu, bilginin silinmesi ve görevlilerin sorumlulukları gibi konular, Anayasa’nın 13’üncü maddesi gereğince ancak yasa ile ayrıntılı olarak düzenlenebilir.
Sözüm ona, sizler, Anayasa’yı demokratikleştiriyorsunuz ama görünen o ki Anayasa’nın var olan maddeleri bile alt mevzuat tarafından katledilmekte ve yok sayılmaktadır.
Yönergeyle ilgili ikinci yasal dayanak ise 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyeti Kanunu’nun ek 7’nci maddesidir. Madde, 1985 yılında eklenmiş olup polise ülke seviyesinde istihbarat faaliyetlerinde bulunma yetkisini vermektedir. Peki, böyle bir şey mümkün müdür?
Emniyetin önleyici kolluk ve adli kolluk hizmetleri olmak üzere iki temel görevi vardır. Önleyici kolluk hizmeti kapsamında emniyetin, tabii ki yasayla ayrıntılı olarak düzenlenmek şartıyla istihbarat yetkisi vardır ve bunu kullanabilmektedir. Ancak, bu istihbarat yetkisi keyfî, genel ve vatandaşı fişlemeye imkân verecek genişlikte değildir ve böyle kullanılmamalıdır. Önleyici kolluk hizmeti kapsamında istihbarat mutlaka ama mutlaka somut bir suç ihtimaline karşı toplanmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
89 konuşma daha · 19 Nisan 2010