İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 45. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)

Mahfuz Güler

Bingöl Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 45. Birleşim · 1. yasama yılı · 13 Mart 2003 · 1.567 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mahfuz Güler (AK Parti), 13 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 1.567 kelime.

Mahfuz Güler (AK Parti, Bingöl). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim tutanağı, 13 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mahfuz-guler-22-2003-03-13-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA MAHFUZ GÜLER (Bingöl)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İş Yasası Tasarısı üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkemiz, zor ve sıkıntılı günlerden geçiyor. Hepinizin bildiği gibi, hemen yanı başımızda, komşumuzda, hiçbir zaman tasvip etmediğimiz, hiçbir şekilde taraf olmak istemediğimiz bir savaş söz konusu.

Ülkemizin içerisinde bulunduğu bu sıkıntıları, bizzat işverenlerimiz de işçilerimiz de yaşamaktadırlar. Daha, bundan birbuçuk iki yıl önce yaşadığımız ekonomik sıkıntılardan, üst üste yaşadığımız krizlerden, en çok, bu iki kesim etkilendi. Ülkemizdeki en büyük, en zengin işadamından tutun da, asgarî ücretle çalışan işçimize kadar herkes bu krizlerden çok ciddî şekilde etkilendi, binlerce işyerimiz kapanmak zorunda bırakıldı ve 2 500 000 civarında insanımız işsiz kaldı.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, geçen dönemde, dünya rekabet gücü sıralamasında, 1994 yılında 31 inci sıradayken, 2002'de 46 ncı sıraya gerilemiştir. Yine, ülkemiz, dünyada doğrudan yabancı yatırım girişleri bakımından 700 000 000 - 800 000 000 dolar arasındaki göstergesiyle, binde 9-10'luk bir payla en alt sınırda yer almaktadır. Türkiye, iş ve yatırım yapmaya elverişli ülkeler bakımından 1995-1999 döneminde 37 nci sıradayken, 2000-2003 döneminde, ne yazık ki, 43 üncü sıraya gerilemiştir ve yine, ne yazık ki, ülkemiz sosyal güvenlikte OECD ülkeleri arasında sonuncu sırada yer almaktadır.

Ülkemiz, bugün, gerçek anlamda ekonomik bir sıkıntı altındadır. Bütün ekonomik göstergelerin sıkıntıda olunduğunu gösterdiği böylesi bir dönemde, önemli olan, işyerlerimizin açık kalmasıdır. Doğal olarak, sendikalarımız, sendika başkanlarımız, üyelerini, işçilerini düşündükleri için, onların sıkıntılarını ve kaygılarını anlıyoruz. Böylesi bir ortamda işyerlerimizin açık kalması, Türkiye'nin menfaatınadır.

Değerli arkadaşlar, yurtdışına giden, kaçan parayı geri getirmek belki kolay olacak; ama, yurtdışına yatırım yapmaya giden ve orada, ucuz işçilik nedeniyle, düşük sigorta primleri nedeniyle ve düşük vergilerden dolayı işyeri kuran, atölye kuran, fabrika çalıştıran yatırımcıyı geri getirmek o kadar kolay değildir. O nedenle, biz, AK Parti Hükümeti olarak bunların tedbirlerini almak zorundayız. Bir taraftan, işçimizi işyerinde sosyal ve ekonomik güvenceye kavuştururken diğer taraftan, işsizliğin en önemli, birinci derecede önemli bir problem olduğu ülkemizde, bu dönemde yatırımcımıza istihdam imkânı sağlamak için gerekli altyapıyı ve düzenlemeyi kurmak, ele almak durumundayız.

Değerli arkadaşlar, başlamamış bir savaşın sıkıntılarını daha şimdiden, hep beraber görmeye başladık. İktidara geldiğimizde, hepinizin bildiği gibi, petrol fiyatları varil başına 19 dolar iken, bugün bu fiyat 34 dolar civarındadır. Petroldeki bu yüksek fiyat, sadece ulaşım, akaryakıt vesaire girdilerini artırmıyor; aynı zamanda, iğneden ipliğe her türlü mal ve hizmet alımına yansıyor.

Değerli arkadaşlar, hazırlanan bu tasarı komisyonumuza gelmeden önce, 26 Haziran 2001 tarihinde işçi ve işveren temsilcileri olarak 9 bilimadamıyla yapılan bir protokolle, bir bilim kurulu oluşturulmuştur. Bu bilim kurulu, başta 1475 sayılı İş Kanunu olmak üzere 2821 sayılı Sendikalar Yasası ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununu ele alarak üzerinde yoğun bir mesai harcamıştır.

Komisyonumuza tasarı intikal ettiğinde, 126 maddeden oluşan bu tasarı üzerinde, sosyal taraflar -işçi ve işveren temsilcilerimiz- sadece 11 madde üzerinde mutabakat sağlayamamışlardı. Biz, 10 Mart 2003 günü komisyonda yaptığımız çalışmada bütün sosyal tarafları davet ettik; hem işveren kuruluşlarımızın, TİSK'in, TOBB'un temsilcilerini dinledik hem de işçi sendikalarımızın, Türk-İş, Hak-İş ve DİSK'in temsilcilerini dinledik.

Komisyon çalışmalarımıza, bu değerli sosyal taraf temsilcilerinin çok önemli katkıda bulundukları aşikârdır; huzurunuzda kendilerine teşekkür etmek istiyorum.

Ayrıca, TESK ile Özürlüler Konfederasyonu başkanları da komisyonumuza davet edilmişler; onlar da bu yasa tasarısında kendilerini ilgilendiren maddeler üzerinde bilgi vermişler ve verdikleri bu bilgilerle de çalışmalarımıza ışık tutmuşlardır.

10 Mart günü, konsensüs sağlanan maddeler üzerinde çalışmaya başladık. Aynı günün akşamında, Sayın Bakanımızın başkanlığında sosyal taraflarla yapılan uzun görüşmeler sonucunda, 11 madde üzerindeki anlaşmazlık, sadece tek bir maddeye indirilmiştir.

Tasarının tümü komisyonda görüşülerek, 11 Mart günü görüşmeleri tamamlanmıştır; yani, şu anda elinizde bulunan 126 maddelik İş Yasası Tasarısının sadece 1 maddesinde mutabakat sağlanamamış, 125 maddesinin tümünde, tüm taraflar bir konsensüs oluşturmuşlardır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, üye olmamasına rağmen, 1927 yılından başlayarak ILO'ya; yani, Uluslararası Çalışma Teşkilatının Genel Kuruluna her yıl üye göndermiştir. 1932 yılında ise bu toplantılara resmen katılmıştır. İlk sözleşme 1937 yılında kabul edilmiştir. Bu sözleşmenin konusu, yeraltı maden ocaklarında kadın işçilerin çalıştırılmasının yasaklanmasıdır.

1936 yılı, konuyla ilgili bir dönüm noktasıdır. Fabrika işçileri, ev hizmetlerinde çalışanlar ile tarımda çalışanların aynı hükümlere tabi tutulmaları, bu kesimlerin, işverenleriyle olan ilişkilerinin aynı olmaması, hukukî yapıların farklılığı, en önemlisi de büyük ölçekli sanayi ve hizmet kuruluşlarının yapılarının özel farklılıklar göstermesi, yeni kavram ve kurumları içeren bir yapının oluşturulması gerektiğini ortaya çıkarmıştır. Dünyayla kurulan yakın ilişkiler bu zorunlulukları gündeme getirmiştir. Ülke, bir sanayileşme ihtiyacı içindedir ve bu nedenle, çalışma düzeninin önceliklerinin devletçe belirlenmesi gerekmektedir. Ücret ve çalışma koşulları, her iki tarafça da uyulması gereken zorunlu kurallara bağlanacaktır, yani, serbest iradeyle belirlenen iş sözleşmeleri belirli bir disipline alınmıştır.

Tasarı, bu zorunlulukları düzenleyerek işçinin gücünden azamî derecede yararlanmayı ve ekonomik gelişmeyi hızlandırmayı dikkate alırken, sanayi işçilerinin geleceklerini de güvence altına almayı hedeflemiştir. Halen uygulanmakta olan 1475 sayılı İş Kanunu ise, 1971 yılında kabul edilmiştir. Dünya bu aşamada mikroekonomi alanındaki süratli gelişmeler içindedir ve üretim biçimleri değişmeye başlamıştır. Ülkeler bu değişimlere ayak uydurmanın, üretim biçimlerinde meydana gelen değişimlerin, çalışma ilişkilerinde yarattığı değişikliklere uyum sağlayacak yasal düzenlemeleri yapmanın uğraşı içindedirler. Bu kanun, çıkarıldığı tarihe kadar geçen süreç içinde meydana gelen pek çok değişikliği getirmekle, yeni açılımlara yönelmekle birlikte, özellikle, yeni üretim biçimlerinin dünya gündeminde olduğunu dikkate almamış, sanayi devrimi sonrası yaygın olan üretim biçimini veri kabul etmiştir.

Artık, "küreselleşme" olarak isimlendirilen olgu, ister istemez gündemdedir. Teknoloji müthiş bir süratle değişmektedir. Üretim biçimleri, yeni kavramlara ulaşmıştır. Maddî olmayan işyerleri artık gündemdedir. Şirketlerin üretim ve karar merkezleri ulus ötelerine taşınmıştır. İşyeri devirleriyle ilgili olarak sonuçlandırıcı ve net hükümler, bu yasayla getirilmiştir. 1475 sayılı Kanunda devirlerden söz edilmesine rağmen, açıklayıcı hükümler bulunmamaktaydı. Bu şekilde, Avrupa Birliği mevzuatında yerini bulmuş olan 2001/23 sayılı yeni bir yönergeyle de ifadesini bulan bu konu, hukukumuza ilk defa getirilmiştir.

Yine, yeni tasarıda, işçinin rızası alınarak iş sözleşmesinin devri, "ödünç iş ilişkisi" denilen ve herhangi bir kazanç amacı gütmeden, özellikle de grup şirketleri veya holdingler olarak anılan topluluk şirketleri arasında zaten ülkemizde de uygulamasını bulan kavramlar tasarıda ilk defa yer almaktadır. Ödünç iş ilişkisi, daha çok, vasıflı işgücü için geçerli olmaktadır. Burada, işçinin esas işvereniyle olan iş ilişkisi sürmektedir.

Yine, yürürlükteki yasamızda yer almayan "belirli süreli iş ilişkisi" kavramı yeniden düzenlenmiş, özellikle Yargıtayımızın içtihatları doğrultusunda yürütülen ve yine ülkemizde yaygın olan bu iş ilişkisi türü yasal çerçeveye alınmıştır.

Bu vesileyle belirtmek gerekir ki, karşı da çıksak, bazı konular hayatın akışı içinde sistemde mevcuttur ve var olmaya devam edecektir. Bu konuda yapılacak şey, bu konuları, zararlarını bertaraf ederek yasal çerçeveye almaktır. Kaldı ki, belirli süreli iş sözleşmesi, çağdaş gelişmeler içinde istihdamı genişletici bir role sahiptir. "Kısmî süreli" yani part-time diye tanımlanan çalışma türü de aynı nitelikle açıklanabilir.

Çağrı üzerine çalışma biçimi de tasarıda yer almaktadır. Yine, bu çalışma biçimi ülkemizde yaygındır; özellikle yüksek nitelikli işçiler için var olan bir uygulamadır.

15 Mart günü yürürlüğe girecek olan iş güvencesi hükümleri de bu tasarı kapsamına alınmış ve bugüne kadar eleştiri konusu olan bu maddeler üzerinde tereddütler de kaldırılmıştır.

Toplu işçi çıkarma hükümleri de uluslararası normlar dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir.

İşverenlerin ödeme aczine düşmeleri halinde, işçilerin son üç aylık ücretlerinin işsizlik sigortasından ödenmesi şeklinde işleyecek ve işverene herhangi bir ekyük getirmeyecek düzenleme getirilmiş, işçinin bu nedenle mağdur olması kısmen de olsa önlenmiştir.

Çalışma süreleri yeni bir anlayışla ele alınmış, esnek bir biçimde uygulama getirilmiştir.

Sistem, mevsimlik veya ani siparişlerin karşılanmasını, özellikle hizmet sektöründeki talep artışları karşısında işyerinin zor durumda kalmasını önleyici bir düzenlemeyi içermektedir; işçinin rızasıyla uygulanabilecektir.

Günlük en fazla onbir saat çalışmaya izin verilmekte; ancak, iki aylık bir denkleştirme dönemi içinde, işçiye verilecek ücretli izinlerle ele alındığında, haftalık, ortalama, kırkbeş saat çalışılmış olacaktır. Bu nedenle, yeni düzenlemeyle, artık, haftada en çok üç saat fazla mesai yapılabilecektir. Fazla mesai yapmak için bakanlıktan izin alma koşulu kaldırılmış, böylece, bürokratik aşamalarda azalma sağlanmıştır. Yıllık ücretli izinler iki gün artırılarak Avrupa Birliği gelişmelerine kısmen uyulmuştur.

Yine, işçi yakınlarının doğum ve ölüm izinleri iki günden üç güne çıkarılmıştır. Kısa çalışma ödeneği getirilmiştir.

Bildiğiniz gibi, ekonomik kriz nedeniyle işletmelerimiz zor günler yaşamışlardır. İşyerini kapatmadan ayakta durmaya çalışan işverenlerimiz, gerek toplu iş sözleşmesi düzeni içinde gerekse sendika olmayan işyerlerinde, işçi sendikaları ve işçilerle anlaşarak, ücretsiz izin uygulamaları yapmışlardır. Yasal düzenimiz içinde olmayan bu uygulama tarafların rızasıyla olmuş ve geçtiğimiz ekonomik krizden, bu karşılıklı anlayış içinde, daha büyük boyutlara ulaşmadan geçilmeye çalışılmıştır. Bu özveri, iki taraf için de ülkemize has bir davranıştır.

Yine, çalıştırma yaşı ve çocukların çalıştırılması yasağı bakımından, Avrupa Birliğinin 94/33 sayılı direktifine uyum sağlanmıştır. Çocuk ve genç işçi kavramları hukukumuza kazandırılmıştır. Ayrıca, çocuk ve genç işçilerin çalıştırılabilecekleri işlerde esas alınacak hususlar ve çalışma süreleri bu tasarıyla belirlenmiştir.

15 yaşından küçüklerin çalıştırılmaları kesinlikle yasaklanmıştır. Ancak, 14 yaşını bitirmiş; fakat, okulla ilişkisini kesmiş çocukların hafif işlerde çalıştırılabileceği kabul edilmiştir.

Analık halinde çalışma yasağı ondört haftaya çıkarılmıştır. Yürürlükteki yasada bu yasak, altı hafta doğum öncesi, altı hafta doğum sonrasıdır. Kadın işçi, isterse, doğum öncesi üç haftaya kadar çalışabilecek, kalan süreyi doğum sonrası kullanabilecektir. Doğum öncesi periyodik kontroller için işçiye izin verilmesi hükmü de getirilmiş, böylece, Avrupa Birliğinin çok önem verdiği bir direktife de uyum sağlanmıştır.

İş sağlığı güvenliği bakımından da, işçilere, hayatî önemde eksiklerin belirli prosedür içinde giderilmemesi halinde işi bırakma hakkı ilk defa getirilmiştir. Ayrıca, belirli koşullarda ücretini alamayan işçiye de çalışmama hakkı tanınmış ve bu halde işine son verilmeme garantisi bu yasayla getirilmiştir.

Değerli arkadaşlar, ben, bu tasarıda çok fazla emeği geçen Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Murat Başesgioğlu olmak üzere, uzlaşma kültürünün güzel bir örneğini sergileyen işçi ve işveren sendikalarımıza, tasarının bu hale gelmesinde emeği geçen bakanlığımızın değerli bürokratlarına ve yetkililerine huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum.

Bu yasa tasarısının iş dünyamıza, emek dünyamıza, çalışma hayatımıza hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, Yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

34 konuşma daha · 13 Mart 2003

34 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook