İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 40. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

2005 mali yılı bütçe kan.tas.(10 uncu tur görüşmelerinde ) adalet bak.,yargıtay,milli eğitim bak.,yüksek öğr.kur.,üniversiteler

Mehmet Ali Bulut

Kahramanmaraş Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 40. Birleşim · 3. yasama yılı · 25 Aralık 2004 · 1.014 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Ali Bulut (AK Parti), 25 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS.(10 UNCU TUR GÖRÜŞMELERİNDE ) ADALET BAK.,YARGITAY,MİLLİ EĞİTİM BAK.,YÜKSEK ÖĞR.KUR.,ÜNİVERSİTELER); konuşma 1.014 kelime.

Mehmet Ali Bulut (AK Parti, Kahramanmaraş). “2005 mali yılı bütçe kan.tas.(10 uncu tur görüşmelerinde ) adalet bak.,yargıtay,milli eğitim bak.,yüksek öğr.kur.,üniversiteler”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 25 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ali-bulut-22-2004-12-25-2005-mali-yili-butce-kan-tas-10-uncu-tur-gorusmelerinde-adalet-bak (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2005 malî yılı bütçe görüşmelerinde, Yargıtay Başkanlığı bütçesiyle ilgili olarak, şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Yargıtay Başkanlığına, 2005 malî yılı bütçesinde yüzde 13'lük bir artış öngörülmüştür. Kuşkusuz ki, hükümet olarak kaynak aktarımında bulunurken, Yargıtayın ihtiyaçlarına ve mevcut şartlara göre, elinden geldiğince uygun kaynak aktarılmaya çalışılmıştır.

Yargıtayın bütçesinden bahsederken, aslında, genel bir değerlendirme yaparak, bazı önemli gördüğüm hususlara değinmekte yarar olduğuna inanıyorum.

Yargı, bir ülkenin en önemli ve öncelikli konularından birisi olarak görülmelidir. Devlet hizmetleri içerisinde vazgeçilmez bir öneme sahiptir ve ülkenin geleceğine yönelik sorumlulukları da içinde barındırmaktadır. Bu nedenle, bağımsız ve güçlü bir yargı sistemi tüm kurumlarıyla işletilirse, hukukun üstünlüğü sağlanmış olacaktır. Şüphe yok ki, bundan memnun olmayacak hiç kimse olamaz, olmamalıdır.

Hukuk devleti ilkesi, bir ülkenin vazgeçilmez unsurlarındandır. Demokrasi, hukukun üstünlüğüne dayalı çoğulculukla ve katılımcılıkla şekillenir. Hukuk devletinde, hukuk, insanların hak ve özgürlüklerini güvence altına alması bakımından, önemli bir kurumdur. Hukuk devletinde, yasama organı da dahil, devletin tüm kurumları, anayasa ve hukukun üstünlüğüne göre hareket etmelidir. Ayrıca, uluslararası sözleşmelerde de hukukun üstünlüğüne sürekli vurgu yapıldığı görülmektedir. Bu sebeple, bireylerin haklarını korumak için etkili bir yargı denetimine ihtiyacımız vardır. Yargı yetkisi bağımsız mahkemelerce kullanıldığına göre, adil ve tarafsız mahkemelerin yer aldığı etkin bir yargı sistemi kurulmalıdır.

Demokrasi, kuvvetler ayrılığı prensibi üzerine kurulmuştur ve bu sistemin en önemli ayaklarından biri de, şüphesiz, adalet kavramıdır. "Adalet mülkün temelidir" diyorsak ve bir ülke için olmazsa olmaz bir aslî hizmet ise, onu güçlendirmek, etkinleştirmek ve tüm diğer kurumlardan bağımsız kılmak gerekmektedir.

Ülkemizde, son yıllarda, devletin yüksek kademelerinde görev yapan bazı kamu görevlilerinin, anayasa ve yasalarla kendilerine görev verilmeyen konularda, bulundukları makamın onuru, saygınlığı ve ciddiyetiyle bağdaşmayacak şekilde, siyasî nitelikte söylem ve demeçler verdiklerine rastlanmakta; yasal düzenlemelere aykırı olmasına rağmen, değişik amaç, beklenti ve düşüncelerle böyle bir davranış içine girildiğine tanık olmaktayız. Yargı da bağımsızlığı, tarafsızlığı ve güvenilirliği konusunda kendi üzerine düşeni yapmalı ve bu konuda herkesten ve her kurumdan daha hassas olmalıdır.

Burada, özellikle 2004 yılı boyunca Yargıtay hâkim ve üyeleri hakkında medyada yer alan iddialara değinmeden geçmek eksiklik olacaktır herhalde. Hâkim ve Yargıtay üyeleri hakkındaki iddialar ve haberler, bir hukukçu olarak beni ziyadesiyle üzmüştür. Yaklaşık yüzkırk yıldan beri hukukumuza yön veren, adaletin gerçekleşmesinde tüm hukukçulara ışık tutan, saygın bir kurum olan Yargıtayın saygınlığına herkesten önce kendi mensuplarının dikkat etmesi, her türlü davranışlarında mesleğin onur ve vakarına uygun davranması, bazı hatalı ilişkilere karışan mensupları hakkında, olay şüyu bulmadan, gerekli tedbirleri alması gerekirdi; çünkü, adaletin toplumda tartışılır hale gelmesi kadar tehlikeli bir durum herhalde olamaz.

Nitelikli ve etkin bir yargı ancak nitelikli hâkim ve savcılardan oluşur. Şu anki yapı itibariyle, hâkim ve savcı sayısında eksikliklerimiz bulunmaktadır. Bunu gidermek için, tabiî ki, çalışmalar yapılmakta ve yapılacaktır; ancak, bu aşamada yapılması gereken, hukukî bilgi ve beceriye sahip ve değişen şartlara paralel olarak, gereçlerle, donatılmış olmalarını sağlamak gerekir. Bu amaçlar doğrultusunda kurulan Adalet Akademisini de hâkimlerin niteliklerinin artırılmasında çok önemli bir adım olarak görmekteyim.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de, bilindiği gibi, 5235 sayılı Yasadan önce, adlî yargıda iki dereceli bir yargılama söz konusuydu; içtihat mahkemesi olarak görev yapması gereken Yargıtay ve ilk derece mahkemesi olarak adlî mahkemeler. 5235 sayılı Yasayla kurulan bölge adliye mahkemeleriyle, yargılamada üçlü bir sisteme geçilmiş olmaktadır.

Adliye mahkemelerince verilen ve yasanın başka bir adlî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümleri son merci olarak incelemekle görevli olan Yargıtay, 6 Mart 1869'da kurulmuş ve Türk yargı sisteminde en önemli kurumlardan biri haline gelmiştir. Şu anki yapısıyla, 11 ceza, 21 hukuk dairesinden oluşmaktadır. Ceza Daireleri Genel Kurulu ve Hukuk Daireleri Genel Kurulu olmak üzere iki de Genel Kurulu bulunmaktadır. Yargıtay, bu mevcut durumuyla, çok yoğun bir çalışma temposuyla ağır bir işyükü altında kalarak, bir yandan içtihat mahkemesi olarak görev yapmaya, diğer taraftan da verilen ilk derece mahkemesi kararlarını, hem maddî hem de yasalara uygunluk açısından denetlemeye çalışmaktadır.

Benim asıl üzerinde durmak istediğim, içtihat mahkemesi olarak görev yapması gereken yüksek Yargıtayın çok büyük bir işyükü altında kalarak asıl görevini yerine getirememesidir. Senede yaklaşık olarak 450 000-500 000 dava dosyasının gönderildiği bir kurumdan, bizler, nasıl asıl görevini getirerek içtihat mahkemesi olmasını bekleyebiliriz.

Adalet mekanizmasıyla ilgili olarak en çok karşılaşılan eleştirilerin başında yasal sürecin gecikmesinin geldiği bilinmektedir. Geç gelen adaletin adalet olamayacağı teziyle hareket edecek olursak, adalet sistemimizi tüm kurumlarıyla etkin hale getirmek ve bunu sürekli kılmak bizlerin en önemli ve aslî görevi olmalıdır. Bu noktada, asıl vurgulanması gereken, hiç kuşkusuz ki, bölge adliye mahkemelerinin, diğer bir deyişle istinaf mahkemelerinin kurulmasının Türk hukuk sistemindeki zorunlu varlığıdır.

Değerli milletvekilleri, 1879 yılında Mehakimi Nizamiyenin Teşkilatı Kanunu Muvakkatiyle ilk derece mahkemeleri ile temyiz mahkemesi arasında istinaf mahkemeleri kurulmuş; fakat, kırkbeş yıl sonra günün koşulları ve özellikle hâkim yetersizliğinden, 24 Nisan 1924 tarihinde kaldırılmıştır. Bu üst mahkemelerin tekrar kurulmasıyla ilgili 1932 yılından bu yana bu yönde çeşitli yasa tasarıları hazırlanmış; fakat, kurulması için somut adımlar atılamamıştır. Bu adımların atılması ve istinaf mahkemelerinin; yani, bölge adliye mahkemelerinin kurulması bizim hükümetimize nasip olmuştur; bizim hükümetimiz tarafından kurulmuştur.

Bölge adliye mahkemeleri, yargı sistemimizde olması gereken bir mekanizmadır ve bu anlayıştan hareketle, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun 26.9.2004 tarihinde yasalaşmıştır; yasalaşmadan itibaren iki yıl içerisinde de hayata geçirilecektir. Bununla amaçlanan, yargılamayı hızlandırmak, Yargıtayın hukuk denetlemesi yaparak içtihat mahkemesi niteliğini korumasını sağlamaktır. Yargıtayın Türk hukuk sistemindeki yeri tartışılmazdır ve bu kurum asıl amacına ve görevine uygun bir yapıya, bölge adliye mahkemelerinin kurulmasıyla kavuşturulmuş olacaktır.

Değerli milletvekilleri, tarihî gelişimi içinde Batılı demokratik ülkelerde istinaf mahkemelerinin adlî yargı sistemi içinde uzun yıllar yer aldığı bilinmektedir. Fransa, Almanya, Avusturya, İsviçre ve Yunanistan bu ülkelerdendir. Örnekler çoğaltılabilir; ama, vurgulanması gereken, istinaf mahkemelerinin teminatlı olduğu davanın iki derecede görülmesi, yani iki defa esasın incelenmesiyle Yargıtayın işinin azaltılması ve asıl önemli olan, Yargıtayın aslında bir içtihat mahkemesine olduğuna yapılan vurgudur.

Bölge adliye mahkemelerinde mutlaka yeni baştan yargılama yapılmayacak; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygunluğunun tespiti durumunda başvurunun esastan reddine karar verilecektir.

Kanunun getirdiği bir diğer özellik ise, bölge adliye mahkemeleri, bölgenin coğrafî durumları ve iş yoğunluğu gözönünde tutularak kurulacak ve adlî yargılama bu paralellikte yerine getirilecektir. Bölge Adliye Mahkemeleri Kanununun yürürlüğe girmesinden itibaren, biraz önce de söylediğim gibi, iki yıl içinde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

27 konuşma daha · 25 Aralık 2004

27 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook