İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 95. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

14.04.2005 tarih ve 5333 sayılı gelir idaresi başkanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanunun cumhurbaşkanlığınca birdaha görüşülmek üzere gönderilen tezkeresi (s.s. 888)

Mehmet Ali Şahin

İstanbul Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 95. Birleşim · 3. yasama yılı · 5 Mayıs 2005 · 903 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Ali Şahin (AK Parti), 5 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 14.04.2005 TARİH VE 5333 SAYILI GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUNUN CUMHURBAŞKANLIĞINCA BİRDAHA GÖRÜŞÜLMEK ÜZERE GÖNDERİLEN TEZKERESİ (S.S. 888)); konuşma 903 kelime.

Mehmet Ali Şahin (AK Parti, İstanbul). “14.04.2005 tarih ve 5333 sayılı gelir idaresi başkanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanunun cumhurbaşkanlığınca birdaha görüşülmek üzere gönderilen tezkeresi (s.s. 888)”. TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim tutanağı, 5 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ali-sahin-22-2005-05-05-14-04-2005-tarih-ve-5333-sayili-gelir-idaresi-baskanliginin-teskilat-v (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul)- Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; biraz önce gruplar adına yapılan konuşmalarda da ifade edildiği gibi, Sayın Cumhurbaşkanımızca, Gelir İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 1 maddesi tekrar görüşülmek üzere Parlamentoya geri gönderildi; 28 inci maddesi üzerinde yeniden görüşme yapıyoruz.

Biraz önce de ifade edildiği gibi, 28 inci madde, Gelir İdaresi başkan yardımcılarının, daire başkanlarının, vergi dairesi başkanlarının ve gelirler kontrolörlerinin Başkanın önerisi üzerine ilgili bakan tarafından atanmasını düzenlemektedir. Sayın Cumhurbaşkanımız, başkan yardımcısı ve onun altındaki diğer kamu görevlilerinin bakan tarafından atanmasını, daha doğrusu, bunun bir kararnameyle Cumhurbaşkanlığı makamına sunulmamasını Anayasaya aykırı bulmaktadır. Gerekçesi de, kendisi yürütmenin başıdır ve Anayasa kendisine böyle bir görev vermiştir ve sistemimiz bu şekildedir demektedir. Evet, gerçekten, Anayasamıza göre, Sayın Cumhurbaşkanı yürütmenin başıdır ve Anayasamızda yetkileri sayılmıştır.

Biz, hiçbir zaman, yürürlükte kaldığı sürece bu anayasal sistemi ve rejimi tartışmayız. Sayın Cumhurbaşkanımızın görevlerini de tartışmıyoruz, onun konumunu da tartışmıyoruz; ancak, Anayasanın bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda, böyle bir Anayasaya aykırılık sorununun isabetli olmadığı düşüncesindeyiz; çünkü, cumhurbaşkanını yürütmenin başı olarak niteleyen Anayasamızın 8 inci maddesi, yine, aynı maddede yollama yapılan özel hükümlerle ancak açıklanabilirse, bir sonuca varabiliriz.

Anayasamızın 101 inci maddesi, Cumhurbaşkanımızın tarafsızlığını, 104 üncü maddesi ise, sınırlı somut yetkilerini düzenlemektedir. Bu hükümler, Cumhurbaşkanımıza veya Cumhurbaşkanlığı makamına, yürütme iktidarına doğrudan müdahale, yönetim yetkisini doğrudan kullanma veya paylaşma, siyasalın tercihlerini önleme veya dönüştürme salahiyetlerini bu makama asla tevdi etmemektedir. Bu anlamda, yürütme yetkisi ve siyasası, Meclise ve millete karşı sorumlu olan siyasal iktidarındır. Anayasamızın bu yapısı, parlamenter sistemin de doğal bir sonucudur. Bu sistemde Cumhurbaşkanı, sorumsuz, tarafsız ve hakem organizatör konumundadır.

Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanımızın yetkileri Anayasanın 104 üncü maddesinde sayılmıştır; bunlardan bir tanesi de kararnameleri imzalamaktır. Kararnameleri imzalamak, Cumhurbaşkanımızın anayasal görevi ve yetki alanındadır; ancak, Anayasamız, kararname rejimine tabi işlemleri belirlemiş veya tahdit etmiş değildir. Hangi işlemler, hangi atamalar kararnameye bağlanacaktır, hangileri bağlanmayacaktır; bu, Anayasada belli değildir, Anayasada yazılı değildir. Hukuk düzeninin sınırları içerisinde yasa koyucu, yani, Parlamento, hangi işlem veya tasarrufların kararnameye tabi olduğunu veya hangilerinin kararname dışında tutulduğunu, yasama takdiri içerisinde yeniden düzenleyebilir, özellikle büyük atılımların, reformların, küresel rekabetlerin gerekleri içerisinde nesnel koşulları ve unsurları belirlemek kaydıyla, yeni modeller oluşturabilir Türkiye Büyük Millet Meclisi, yani, yasama organı. Yani, hangi atamalar kararnameye bağlı olacak, hangisi olmayacak, bu konudaki kararı verecek olan merci, yasama organı, yani, Türkiye Büyük Millet Meclisidir.

Nitekim, bununla ilgili bir yasa da vardır yürürlükte; 2451 sayılı Yasa. Burada, hangi kamu görevlilerinin kararnameyle atanacakları, hangilerinin bakan onayıyla atanacakları bu kanunda belirlidir. Bu konudaki yetki, tamamen Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Türkiye Büyük Millet Meclisi de, bu konuda, bu kanun görüşülürken, Gelir İdaresi Başkan Yardımcısı ve diğer bürokratların atama yetkisini bakana vermiştir. Yani, Türkiye büyük Millet Meclisi, kendisine verilmiş olan bir yetkiyi kullanmıştır. O nedenle, burada bir anayasal sorun söz konusu değildir bize göre. O nedenle, 28 inci maddenin -tekrar görüşüyoruz; ama- aynen çıkmasında yarar olduğu kanaatindeyim.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Cumhurbaşkanımız, kuşkusuz ki, Anayasadan kaynaklanan bu yetkilerini her zaman kullanacaktır; buna saygılıyız; kendi tercihidir, geçmişte kullanmıştır. Nitekim, bazı geri göndermeleri burada haklı bulunarak, o istikamette düzenlemeler de yapılmıştır; bazı geri göndermelerinde, burada değerlendirmeler yapılmış, iştirak edilmediği için, aynen de gönderilmiştir.

Bizi, daha doğrusu beni, bir parlamenter olarak asıl rahatsız eden, biraz rencide eden, geri gönderme tezkeresindeki bazı gerekçelerdir. Nitekim, biraz önce grubu adına konuşan Sayın Kumkumoğlu da, şu cümleyi kullanmak suretiyle benim duyduğum hassasiyeti paylaştı; dediler ki: "Sayın Cumhurbaşkanımızın Meclise karşı amacını aşan ifadeleri kullandığı doğrudur." Şimdi, kendileri biraz önce konuşurken, "siz, sisteme yönelik tartışmalar yapıyorsunuz, amacınız nedir" diye sordu. Biz, Türkiye'deki mevcut anayasal sistemi falan değerlendirmiyoruz, tartışmıyoruz. Bu Anayasa yürürlükte kaldığı sürece, kuşkusuz ki, herkes ve her kurum bu anayasal sınırlar içerisinde hareket edecektir. Şunu da ifade edeyim ki, Türkiye'de rejim oturmuştur. Türkiye'de rejim tartışmalarının falan artık gereği de yoktur, lüzumu da yoktur. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Ancak, değerli arkadaşlarım, şu ifadeler bir milletvekili olarak beni rahatsız etmiştir; dün de Plan ve Bütçe Komisyonunda bunları söyleme ihtiyacını duydum: "Niye bana gelmelidir bu atamalar?" Bunu açıklarken Sayın Cumhurbaşkanımız, kararnamelerin kamu yararına ve kamu hizmetine uygun olmasının ve siyasî emellere hizmet etmemesinin sağlanması; yani "siyasî iktidar -yani, bu Parlamentodan çıkan hükümet- hükümet etme erkini kullanırken, bunu siyasî emellerine hizmet etmek için kullanıyor veya kullanabilir. Bunun garantisi benim, ben önlüyorum." Şimdi, bu bizi rencide etmiştir. Bu ifade, belki, maksadını aşan bir ifade olarak -Sayın Kumkumoğlu'nun dediği gibi- değerlendirilebilir; ama, bu, beni bir parlamenter olarak üzmüştür, inanıyorum ki burada bulunan tüm milletvekili arkadaşlarımızı -iktidar-muhalefet farkı gözetmeksizin söylüyorum- üzmüştür.

Hele şu ifade: "Siyasal iktidarın uzmanlık ve hizmet alanındaki deneyim eksikliğini gidermek için ben böyle istiyorum." Yani, biz son derece tecrübesiziz, bizim deneyim eksikliğimiz var, atamalarda isabet edemeyiz, o nedenle Sayın Cumhurbaşkanımız bunu sağlamak durumunda olan bir makam olarak kendisini değerlendiriyor. Tabiî ki kendi takdiridir; ama, buraya gelmiş olan siz değerli milletvekillerimiz, yani bizler, sizin içinizden çıkmış olan Hükümet, zannediyorum, kendisini her alanda en iyi şekilde yetiştirmiş, gerekli idarî deneyime sahip olan insanlardır ve dolayısıyla ülkemize hizmet etmek ve milletten almış olduğu oyun gereğini yerine getirmek için herkesten daha fazla titiz olmak mecburiyetindedir. Yani, bu Parlamentoyu ve bu Parlamentodan çıkan Hükümeti, tecrübesiz diye değerlendirmek, herhalde yakışık almamıştır. Bunu söylemek, bunu hissettirmek, herhalde, Cumhurbaşkanlığı Makamına saygısızlık olmaması gerekir.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ)Cumhurbaşkanını da bu Parlamento seçiyor.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla)Şu cümle de son derece bizi rahatsız etmiştir: "Bir siyasî partinin tek başına iktidar olduğu dönemlerde kamu görevlileri siyasal güce karşı çok daha korumasız kalabileceklerinden, Cumhurbaşkanının denetim ve dengeleme görev ve yetkisi çok daha gerekli olmaktadır."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

46 konuşma daha · 5 Mayıs 2005

46 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook