İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 125. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Avrupa yatırım bankasının türkiyede temsilcilikler açmasına dair türkiye cumhuriyeti hükümeti ile avrupa yatırım bankası arasındaki anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı (s.s.:247)

Mehmet Ali Susam

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 125. Birleşim · 2. yasama yılı · 2 Temmuz 2008 · 2.091 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Ali Susam (CHP), 2 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 125. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AVRUPA YATIRIM BANKASININ TÜRKİYEDE TEMSİLCİLİKLER AÇMASINA DAİR TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE AVRUPA YATIRIM BANKASI ARASINDAKİ ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:247)); konuşma 2.091 kelime.

Mehmet Ali Susam (CHP, İzmir). “Avrupa yatırım bankasının türkiyede temsilcilikler açmasına dair türkiye cumhuriyeti hükümeti ile avrupa yatırım bankası arasındaki anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı (s.s.:247)”. TBMM Genel Kurulu, 125. Birleşim tutanağı, 2 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ali-susam-23-2008-07-02-avrupa-yatirim-bankasinin-turkiyede-temsilcilikler-acmasina-dair-turki (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ SUSAM (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Yatırım Bankasının Türkiye’de Temsilcilikler Açmasına Dair Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Avrupa Yatırım Bankası Arasındaki Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun tümü hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

An önce, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşan Sayın Melen, gerçekten, Avrupa Yatırım Bankasının Türkiye’de açılması sonucunda kredi ihtiyacında uygun, uzun vadeli ve geri ödemesi noktasında şartları uygun olan çok önemli bir kredi kullanan araç olarak Türkiye’de 2 tane şube açmasının doğru olacağını söyledi. Katılıyorum, çok da güzel teknik ayrıntılarla da bilgi birikimine uygun, uzun yıllar devlet deneyimine uygun iyi bir konuşma yaptı. Maalesef, konuşmasının ancak son dönemleri Parlamentomuzun ilgisini çekerek ama bütün gruplar tarafından da alkışlanarak noktalandı.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Avrupa Yatırım Bankasının Türkiye’de şube açması konusunda, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler de çok olumlu bakıyoruz. Özellikle Avrupa Birliği fonlarından kullanılacak bu kredilerin altyapı yatırımlarında, kamu yatırımlarında, KOBİ’lerin finansmanının desteklenmesi anlamında ciddi bir ihtiyaç olduğu ve bu ihtiyacın giderilmesi konusunda Avrupa Yatırım Bankasının fonlarından yararlanmak için çok çalışmaya ve iyi stratejiler oluşturmaya ihtiyacımız olduğu açıktır. Planlı, programlı ve projeye dayalı, fizibilitesi doğru yapılmış yatırımlara dünyada kaynak bulmak gerçekten çok kolay hâle gelmiştir. Özellikle 2001’deki dünya krizinden sonra 2002 yılıyla birlikte dünyada kredi bulmanın koşulları çok rahatlatmıştır ve çok şanslı bir dönemi AKP İktidarının yeteri kadar olumlu kullanamadığı çok açıktır. Dünyanın bu kadar bol likiditesi ve bu kadar bol kredisinin olduğu bir dönem bir daha zor gelir. Şimdi kredide gene sıkıntılı bir döneme girdik ve bu sıkıntılı dönemin sorunlarını ciddi şekilde hep beraber yaşayacağız.

Bu kadar iyi bir ortamda Türkiye yatırım politikalarını nasıl yapmıştır? AKP İktidarı bu dönemi nasıl değerlendirmiştir? Bu yapılan süreçte yatırımlar kimin lehine işlemiştir ve bu yatırımlardan kimler ne anlamda pay almıştır? Bizim siyasetçi olarak da teknokratlardan ayrılan bir yanımız, bunun siyasi sonuçlarının ülke içerisinde doğru değerlendirilmesi ve yatırım ortamıyla ilgili olarak doğru tespitler yapılmasıdır.

Bir iktidarın, bir devletin önemli yanlarından bir tanesi yatırımcının yatırım ortamını hazırlamaktan geçer. Kamu yatırımları bu anlamıyla önemlidir. Enerji alanına, eğitime, sağlığa, ulaştırmaya yatırım yapacak insanların yatırımını kolaylaştırmak ve onları doğru yönlendirip yatırımcıyı hem ülke içerisindeki yatırımcı olarak geliştirmek hem uluslararası yatırımcıyı bu ülkeye çekmek önemli bir stratejiyle hayata geçebilir. Maalesef ülkemizde böyle bir yatırım stratejisini kullanmadığımız çok açık bir şekilde görülmektedir. AKP İktidarı döneminde kamuya yatırımdan mümkün olduğu kadar kaçan ve “Özel sektöre yatırımı teşvik ettim” diyen bir anlayış yaşanmıştır. Muhakkak ki özel sektörün ve yabancı sermayenin yatırım imkânlarını sağlamak gereklidir ama kamu, özel sektörün ve yabancı sermayenin yatırım yapabileceği alanların altyapısını oluşturmak ve yatırımı cazip hâle getirmek zorundadır.

Az önce Sayın Hüsnü Çöllü enerjiyle ilgili çok önemli bir konuya dikkat çekti. Türkiye’de enerjide gelinen nokta: Hem arz yetersizliği hem enerjinin pahalılığı Türkiye’de yatırımcıyı yatırım ortamından caydırır bir hâle getirmiştir. Siz enerjiyi bu ülkede pahalı yaparsanız, KOBİ’leriniz, ülkedeki yerli yatırımcınız, sermayeniz uluslararası rekabette kendi kaderine terk edilmiş hâle gelir. Bugün Türkiye’de aynen böyle bir durum yaşanmaktadır.

Türkiye’de, aynı şekilde, yatırımla ilgili olarak, enerjinin yanında başka noktalarda da ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. İnsan kaynağına yatırım Türkiye’de maalesef yoktur, yok denecek kadar azdır. Mesleki teknik eğitimde ve toplumun tüm kesimlerinin proje hazırlamaya yönelik organizasyonunu yapmada AKP İktidarı ciddi bir aymazlık içerisindedir.

Tarım kesimi kendi kaderine terk edilmiştir. Bakın arkadaşlar, 2002’den bu yana tarımda yaşanan gerileme ve bugün tarımın içine girdiği zor durum, tarımda AKP İktidarının bir yatırım stratejisinin olmamasından ve yatırım yapacakların pazar ve ulaşım imkânlarını bulma konusunda desteksiz kalmasından kaynaklanmaktadır. Aynı şey sanayi alanında da böyledir, KOBİ’ler alanında da böyledir. Yeni küçük sanayi sitelerinin organizasyonu, yeni organize sanayi bölgelerinin oluşturulması ve Türk sanayisinin rekabetçi hâle gelebilmesi için Türkiye’de yatırım ortamı ve teşvikler maalesef onlara uygun kullanılmamıştır. Burada çıkardığımız ARGE Yasası’nda bile açıkça 50 tane araştırma görevlisi çalıştıran firmalara destek vermeyi sağladık. Neden 1 tane, 2 tane, 3 tane eleman çalıştırıp da KOBİ niteliğiyle dünyada rekabetçi olabilen, marka yaratan, ihracat yapabilen kesimlerin bu konudaki ARGE çalışmalarını destekleme konusunda yeterli desteği vermedik?

Değerli arkadaşlarım, bu anlamıyla Türkiye’de ciddi bir sıkıntı yaşanmaktadır. KOBİ’ler bugün kendi kaderine terk edilmiş durumdadır. Az önce bir arkadaşımız çıktı -Urfa Milletvekili- Türkiye’yi güllük gülistanlık gösteren bir konuşma yaptı. Ben ona soruyorum: Çarşılara gittiğinde sana esnaf işlerin iyi olduğunu söylüyor mu? Küçük sanayi sitelerine gittiğinizde küçük sanayi sitelerinden çekiç sesi, tamircilerden bir motor gürültüsü geldiğini duyuyor mu?

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş)İhracat nereden yapılıyor?

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla)İhracatın nereden yapıldığına da çok net bir şekilde cevap vereceğim: İthalata dayalı bir büyüme politikası yaptınız, ithalat büyüyor, ithalata dayalı bir ihracat yapıyorsunuz. Bunun dışında yaptığınız bir politika yok.

Değerli arkadaşlarım, bu anlamıyla bugün Türkiye’de işleyen ekonomik politikanın temelinde dışa bağımlı, ithalata bağımlı ve ülke sanayisini kendi kaderine terk etmiş bir model işliyor ve bu ülke insanları, bu ülkenin girişimcileri, bu ülkenin yatırımcıları kendi birikimleriyle bugün ayakta kalma mücadelesini verme durumundadırlar ve siz bu süreçte çok ciddi bir siyasi hatayla, siyasi strateji olarak da Türkiye’yi germe politikasıyla da devam ediyorsunuz. Türkiye’de 2002’den sonra var olan çok ciddi bir şekilde kredi bulma ve yatırım yapma ortamının iyi kullanılmadığı gibi siyasi strateji olarak da AKP İktidarı, kendisine sağlanan halkın verdiği tek başına iktidar olmanın ve 2007 seçimlerinde yüzde 47 oyun değerini bilememiştir.

Bugün, Türkiye’de yapılması gereken, insanların iş, aş ve içinde bulundukları koşullarda işlerini geliştirme noktasındaki politikalar maalesef bir kenara itilmiş, Türkiye siyasi önceliklerini veya kendi kafalarındaki öncelikleri ön plana getirmiştir.

2007’de insanlar elinde bulundukları durumda ekonomiden… Bir son umut diye, siyasi istikrar devam etsin diye AKP’ye oy verdiler. Borçlandık, yatırım yaptık, bu yatırım eğer bir iktidar değişikliği olursa, koalisyon hükûmetleri olursa tekrar biz zora girer miyiz diye 22 Temmuzda AKP’ye tekrar oy verdiler. Aldığınız oy sizin beş yıllık iktidarınızın güvenoyu değildir, o insanların kendi sürecinin tamamlanması için siyasi istikrara vermiş oldukları güvenoyudur.

ÜNAL KACIR (İstanbul)Siz batırırsınız diye korktular.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla)Ama siz 2007 Temmuzunda aldığınız oyu, ertesi gün hiç kıymetini bilmeden… Ekonomideki durumu düzeltmek, dünyanın ekonomik krize girdiği bir dönemde bu krize toplumu hazırlamak yerine siyasi kriz çıkaran bir noktaya geldiniz. Bunun yanında yatan temel neden şudur: Bakın arkadaşlar, artık AKP İktidarı ekonomik olarak bu dümenin başında gemiyi sağ salim götüremeyeceğini anlayıp, bu geminin karaya oturacağını, bir yere çarpacağını gördüğü için ekonomiyi bıraktı, siyasi olarak Türkiye’yi germe politikaları içerisine girdi.

ORHAN KARASAYAR (Hatay)Millet senin gibi düşünmüyor.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla)Bu açıkça Türkiye’de herkesin altını çizdiği bir olaydır.

ÜNAL KACIR (İstanbul)Millet size niye güvenmedi?

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla)Türkiye’de yüzde 47 olan, 340 tane milletvekili olan bir siyasi partinin siyasi stratejisi olarak yapması gereken, toplumdaki gerginlikleri yumuşatmak, “Gelin kardeşim, bu ülke dünyadaki bir ekonomik kriz karşısında nasıl bundan çıkar? Ulusal olarak bu konuda el birliğiyle bu ekonomiyi düze çıkaralım.” demektir.

ORHAN KARASAYAR (Hatay)AK PARTİ de onun aynısını yapıyor. Toplumda da hiçbir gerginlik yok.

K. KEMAL ANADOL (İzmir)Yok mu?

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla)Şimdi, inşallah toplumda gerginlik yoktur. Ama bakın, bizim insanlarımız telefon açıyorlar, soruyorlar, diyorlar ki: “Nereye gidiyoruz?” Hem ekonomik olarak hem siyasal olarak nereye gittiğimizi soruyorlar.

ÜNAL KACIR (İstanbul)Müsebbibi sizi görüyorlar demek ki…

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla)Siz buradan kendi siyasi anlayışınız gereği “Hiçbir gerginlik yoktur.” diye söyleyebilirsiniz.

Ben size soruyorum: Türkiye Odalar Borsalar Birliğinin Başkan Vekilini gece sabaha karşı evinden alıp Türkiye Odalar Borsalar Birliği İkinci Başkanının, ATO’nun odalarını aramak, bir siyasi ortam olarak yatırımcıları korkutur mu, korkutmaz mı? Size soruyorum.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli)Yargıya sor onu, yargıya.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla)Şimdi, değerli arkadaşlar, yargıya sormak değil. Eğer siz çıkıp -yargı, savcı bunu alabilir- “Arkadaşlar, biz toplumun bu şekilde gerilmesinden rahatsızız. Bu arkadaşlar toplumun bilinen insanlarıdır. Bunların bu şekildeki davranışları, toplumdaki saygın insanlara yapılan bu davranışlar doğru değildir. Bunun yerine, bunlar çağrılıp görüşleri alınıp soruşturma demokratik bir ülkede, saygın bir ülkede olması gereken gibi olmalıdır.” diye söylersiniz, o zaman sizinle beraberim. O zaman sizinle beraber bu ülkede siyasi istikrar istediğinizi, huzur istediğinizi, bu ülkede gerginlik istenmediğini anlarım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ama onu istemiyorsunuz, Türkiye’yi her gün geriyorsunuz.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli)Savcıları töhmet altında bırakıyorsunuz.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla)Bugün, anlaşılan, kesinlikle artık, -bu -İktidar döneminde- ekonomiyi düzeltemeyeceğine siz de kanaat getirdiniz, Türkiye’de ekonomik olarak gidişatın kötü olduğunu siz de çok iyi anladınız.

Değerli arkadaşlarım, ama bu ülke hepimizin, bu ülke bizim. Bu ülkede oluşan siyasi politikalar sonucu zarar görecek olan bizim köylümüz, bizim işçimiz, bizim işsizimiz, bizim emeklimiz, esnafımız, sanatkârımız, bizim iş adamımız. Bu insanların alın teriyle, emeğiyle, 2001 krizinde vermiş oldukları büyük özverilerle bugüne getirdikleri ekonomiyi hovardaca harcama hakkına sahip değilsiniz. Bu ülkede ekonomiyi iyiye götürmek, daha istikrarlı bir ortamda kalkındırmak hepinizin görevidir. Bu konuda sizleri sağduyuya davet ediyorum. Bir kez daha bu işleri oturup düşünün. Bu konu, Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarda en hassas konulardan bir tanesidir.

Türkiye’de bugün esnaflar kepenk kapatıyor. Geçen hafta bir esnaf geldi, dedi ki: “Yıllardır yaptığım mesleği bırakmak zorunda kaldım.” Gözleri dolu doluydu.

Bakın, siz de her yeri dolaşıyorsunuz.

ÜNAL KACIR (İstanbul)“Sebebi sizsiniz.” demedi mi?

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla)Niye bizim yüzümüzden? Ne yaptık da biz… Ülkeyi yöneten insanlardır.

ERTEKİN ÇOLAK (Artvin)Gerdiniz… Gerdiniz... Siz geriyorsunuz bu ülkeyi.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla)Bak… Bir dakika, dinle.

Bakın, bir ülkede siyasi istikrarı sağlayan siyasi iktidardır. İktidar, yöneten, çoğunluğu olan ve bu ülkenin dümenine geçmiş, icra organında olanlar bu ülkedeki istikrarı sağlamakta baş sorumludurlar.

Muhalefet, muhalefet yapma görevini yapacaktır, en doğal hakkıdır. Siz toplumda muhalefet yapılmasına tahammül edemeyen bir anlayışa sahipseniz bunu gerginlik sebebi görürsünüz. Ne işi var Başbakanın Zonguldak’ta, kömür ocağında kalkıp Cumhuriyet Halk Partisine çatmaya? Sen Türkiye’yi kömürde, enerji kaynaklarında ne noktaya getirdiğinin oradan mesajını vermen gerekirken, siyaset konuşmanın yeri mi?

ERTEKİN ÇOLAK (Artvin)Siz niye gitmiyorsunuz?

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla)Orada, Belediye Başkanı oraya pankart açıyor: “Yüzyılın lideri geldi, hoş geldi.”

Değerli arkadaşlar, yüzyılın liderinin Türkiye’de kim olduğunu, cumhuriyeti kuran insanların kimler olduğunu Türk halkı çok yakından bilir. (CHP sıralarından alkışlar) Onun için hiç birbirimize böyle yeni unvanlar vermeye gerek yok.

Bu Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini çok sağlam ve Türkiye'nin hedefini çok net koymuşlardır: Çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkmak. Bu ne demektir? Sanayileşmiş, kalkınmış, insanına iş bulmuş, esnafına, sanatkârına aş bulmuş ve Türkiye’yi ekonomik büyüklük olarak dünyanın sayılı ekonomilerinin içerisine sokmayı hedef almış, demokrasiyle, insan haklarıyla, çağdaşlıkla yürütebilen bir ülke hâline getirmektir.

Bu anlamıyla, biz Avrupa Birliğiyle projeye bu anlamıyla bakıyoruz. Bunu yaparken de dünyada son dönemdeki gelişen küreselleşmenin dünyaya dayattığı -bizim istediğimiz gibi- dünyada her ülkede pazara egemen olma anlayışına karşıyız. Önce pazarımıza biz egemen olacağız, ondan sonra dünya pazarında rekabetçi olacağız. Bugün dünyada küresel sermayenin yapmak istediği olay, ülkelerin pazarlarını ele geçirip, o ülkeleri hizmet sektörlerinde sadece bir genel sermayenin yapılanmasına entegre etmektir.

Değerli arkadaşlarım, bizim yatırımdan anladığımız anlayış budur. Yatırımdan anladığımız anlayış, kendi ülke kaynaklarını ve dünyada var olan kaynakları en rantabl bir şekilde kullanarak ülke insanına iş bulmaktır.

Bakın, Türkiye’de, bugün işsizlik resmî rakamlara göre 10,6 ama resmî olmayan rakamlara göre yüzde 25. İş aramaktan umudunu kesmiş insanların sayısı 750 bin kişi, bunlar artık iş aramaktan vazgeçmişler. 2 milyon 250 bin kişi ailesinin yanında çalışıyor gözüküyor. Üniversiteyi bitirmiş, iş bulamamış, babasının dükkânına gidip geliyor. Ve bunlarla beraber Türkiye’de yüzde 25 işsizlik var. Her bir çocuk bize yalvarıp yakarıp, bir iş bulmak için, her gün telefonlarımızla bizi en içten taleplerle arıyor. Bu insanların hiçbir eksiği yok. Tek istediği şey iş.

İş neyle olur? Yatırımla. Siz bugün yatırımda… İstihdam dostu yatırımcı kimdir? Esnaftır, sanatkârdır, KOBİ’lerdir. Peki, esnafı, sanatkârı ayakta bıraktınız mı? Uluslararası zincir mağazaları kanununu getiriyor musunuz buraya? Getirmiyorsunuz. Niye? Çünkü onlar gelsin pazarı ele geçirsin, oradaki esnaf, sanatkâr bitsin, orada rekabet etme şanslarını kaybetsinler, ondan sonra, onlar pazarı ele geçirdikten sonra bu yasa ancak çıkacak. Böyle küresel sermayenin isteğine çanak tutulan bir ekonomik anlayış olamaz.

Onun için, değerli arkadaşlar, size vicdanen bir görev düşüyor. Hepinizin bu anlamıyla, bu ülkeye karşı sorumluluğu var. Yatırım politikalarını doğru saptamanın yolu önce Türk sanayisinin, Türk girişimcisinin, Türk esnafının, Türk sanatkârının önünü açacak, Türk köylüsünü destekleyen bir politikayla tarım politikasını ayakta tutacak, gelişmeleri sağlayacak bir yatırım stratejisini hayata geçirmek noktasında olmalıdır. Biz, böyle bir yatırım politikasının sonuna kadar destekçisi, takipçisi ve bunun hayata geçmesinde her türlü katkıyı vermeye hazır bir siyasi parti olarak burada hazırız. Her zaman da anlayışımız bu olmuştur. Nasıl cumhuriyeti kurarken Türkiye'nin sanayileşme politikasının İzmir iktisat kongrelerinden, fuarcılıktan geçtiğini bundan yıllarca önce söyleyebilmiş bir anlayış varsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Susam, devam ediniz.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla)…bugün de aynı anlayışla, ülke kaynaklarına dayalı, bilgiyi, teknolojiyi, aklı kullanan, demokrasiye inanmış insanlar olarak dünyada marka yaratan, rekabet eden çağdaş kurumları yaratmış bir KOBİ politikasıyla kalkınmayı savunuyoruz ve bunu gerçekleştirmek için de iktidar döneminde bunu yapacağımıza inanıyoruz.

Bu duygularla kanunu destekliyoruz ve bu şube açılmasına destek verip oy vereceğiz.

Hepinizi saygılarla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

49 konuşma daha · 2 Temmuz 2008

49 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook