İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 44. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

İstiklal marşının kabulünün yıldönümüne ilişkin

Mehmet Atilla Maraş

Şanlıurfa Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 44. Birleşim · 1. yasama yılı · 12 Mart 2003 · 936 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Atilla Maraş (AK Parti), 12 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İSTİKLAL MARŞININ KABULÜNÜN YILDÖNÜMÜNE İLİŞKİN); konuşma 936 kelime.

Mehmet Atilla Maraş (AK Parti, Şanlıurfa). “İstiklal marşının kabulünün yıldönümüne ilişkin”. TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim tutanağı, 12 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-atilla-maras-22-2003-03-12-istiklal-marsinin-kabulunun-yildonumune-iliskin (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ATİLLA MARAŞ (Şanlıurfa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstiklal Marşımızın Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabulünün 82 nci yıldönümü nedeniyle AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Büyük Şair, dilimizin ve istiklalimizin şairi Mehmet Âkif Ersoy, İstiklal Marşını 1921 yılının şubat ayında, ikametine tahsis edilen Tacettin Dergâhında kaleme aldı, 1 Mart 1921 günü, dönemin Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisinde okundu; salonda mevcut vekillerin heyecanlı alkışlarıyla mukabele gördü.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 12 Mart 1921'de yaptığı toplantıda, 10 kıta ve 41 mısradan oluşan bu şiir metnini, resmî Millî Marşımız olarak oybirliğiyle kabul etti. Tüm milletvekillerinin teklifiyle Hamdullah Suphi Bey tarafından 3 kez Meclis kürsüsünden -bu kürsüden- okundu ve bütün üyeler tarafından ayakta dinlendi ve alkışlandı.

"Kahraman Ordumuza" diye başlayan İstiklal Marşı, millete mal olduğundan, büyük şair Mehmet Âkif, bunu çok ünlü eseri "Safahat" adlı kitabına almadı.

1921'de, bir millî marşın yazılmasına büyük ihtiyaç hâsıl olmuştu. Milleti ve ordumuzu heyecana ve şevke getirecek olan böyle bir marşa şiddetle ihtiyaç duyulmaktaydı. Bunun için Türkiye Büyük Millet Meclisi bir marş yarışması açtı, kazanacak olan şiir için de 500 lira ödül konuldu. Bu yarışmaya yurdun çeşitli yörelerinden şairler katıldı ve Meclise 724 adet şiir metni geldi; ancak, gönderilen bu eserlerin hiçbirisi istenen heyecanı ve şevki yaratmadığı için kabul edilemedi ve ancak 7 şiir finale kaldı. Bu 7 şiir içerisinden de Mehmet Âkif Ersoy'un yazmış olduğu İstiklal Marşı metni kabule layık görüldü.

Bu marş, inanan, aynı heyecanı ve duyguyu kalbinde ve ruhunun derinliklerinde yaşayan biri tarafından, ancak bir şair tarafından yazılabilirdi. Marşın yazılması için Mehmet Âkif'e teklif yapıldı ve fakat büyük şair, para karşılığında bir tek mısra bile yazmayacağını açıkça söyleyince, kendisine, maddî karşılıksız bir marş yazması teklif edildi. Âkif, bu teminattan sonra, İstiklal Marşını, ikametine tahsis edilen, bugün Mehmet Âkif Müzesi olarak kullanılan Hacettepe Kampusu içerisindeki Taceddin Dergâhında kaleme aldı ve rivayet edilir ki, şiirin bazı mısralarını, geceleyin kalktığında -o zaman ışık yok- gecenin karanlığında aklına gelen ilhamla Taceddin Dergâhının duvarına yazar ve yine rivayet ederler ki, Taceddin Dergâhının duvarları bugün kazılsa, İstiklal Marşının bazı mısraları o duvarın içine kazınmış olarak görülecektir.

Kendisine tahsis edilen bu 500 liralık ödülü kabul etmedi, bunun bir hayır kurumuna verilmesini istedi. Ankara'nın soğuğu, ayazı meşhurdur, bilirsiniz, bundan seksen yıl önceki Ankara'yı bir düşünün. Bir mart ayında, sırtına giyecek bir paltosu dahi olmayan bu büyük insan, kendisine tahsis edilen bu parayı da kabul etmeyerek, hayır kurumuna bağışlamıştır.

O sıralarda ülkemiz, Sakarya Savaşı nedeniyle büyük buhranlı günler yaşıyordu. Düşman, Ankara'ya bir hayli yaklaşmıştı; öyle ki, Ankara'nın boşaltılması bile konuşuluyordu; fakat, milletvekilleri hep bir ağızdan "biz, Ankara'ya geri çekilmek için değil, ölmek için geldik" dediler.

İstiklal Marşı, milletimizin bir kahramanlık destanıdır. Milletiyle, tarihiyle, kültürüyle gurur duyan herkesin bu marşın anlamını iyi bilmesi ve çok iyi değerlendirmesi gerekir. Bu marş, kanımız kadar sıcak, bayrağımız kadar aziz ve vatan toprağı gibi mübarek bir marştır.

Büyük milletimizi ebediyete kadar ayakta tutacak olan bu sağlam mısralardan örülü bu marş, daha ilk kıtasında milletimize büyük heyecan veriyor ve şöyle diyor:

"Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak."

Yurt sathında bir tek aile, bir tek insan kalsa bile, al bayrak dalgalanacaktır. O bayrak ki, rengini şehitlerimizin kanından almaktadır. Al bayrak, egemenliğin ve bağımsızlığın sembolüdür; ancak, bu egemenlik, kayıtsız şartsız (bilakayd ü şart) milletin olacaktır.

İstiklal Marşımızın muhtevasındaki değerler manzumesi, bizi biz yapan, bizi millet yapan değerlerdir. Bunlar, tam istiklal ve hürriyet, adalet ve hakikat anlayışı, milletin kendi içinde yaşattığı iman ve kuru bir toprak parçası olarak değil, milletin tarihinin ve inançlarının yoğrulduğu bir toprak parçası olarak vatan.

İstiklal Marşı, her fırsatta, her millî heyecan anında büyük bir coşkuyla okunur.

İstiklâl Marşı Şairimizin marşındaki bu gür, bu tok seda, daha uzun yıllar bu vatan toprağında çınlayacak, insanımızı coşturacak ve onu, ruhunun en mahrem yerlerine inerek heyecanlandıracaktır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, isterseniz, yine o 1 inci Meclisteki gibi, o günün heyecanını yaşamak için sizlerle birlikte İstiklâl Marşını okumak ve bu heyecanı sizlerle paylaşmak istiyorum:

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak

O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;

O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!

Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...

Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.

Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.

Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın...

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri toprak! diyerek geçme, tanı:

Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:

Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!

Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilahî, şudur ancak emeli:

Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.

Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,

Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,

Her cerihamdan, ilahî, boşanıp kanlı yaşım,

Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;

O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.

Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:

Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklâl!

(Alkışlar)

Sözlerimi, Âkif merhumun bir cümlesiyle bitiriyorum: "Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın."

Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

15 konuşma daha · 12 Mart 2003

15 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook