Çalışma saatleri ve konuları hk.
Aydın Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 109. Birleşim · 3. yasama yılı · 8 Haziran 2005 · 1.150 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Boztaş (CHP), 8 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.); konuşma 1.150 kelime.
Mehmet Boztaş (CHP, Aydın). “Çalışma saatleri ve konuları hk”. TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim tutanağı, 8 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-boztas-22-2005-06-08-calisma-saatleri-ve-konulari-hk (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MEHMET BOZTAŞ (Aydın)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin en büyük gölü olan Van Gölünün kirlilik nedenlerinin araştırılması, Van Gölü havzası turizminin geliştirilmesi, çözüm yollarının bulunması amacıyla Meclis araştırması açılması istemiyle sunulmuş olan bu önerinin lehinde söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi ve televizyonları başında bizi izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, 5 Haziran Dünya Çevre Gününden üç gün sonra, bugüne ilişkin kutlama ve içinizi ferahlatacak bir konuşma yapmak isterdim; ancak, çevre kirliliğinin had safhada olduğu böyle bir ortamda kutlanacak bir şeyleri bulma zorluğunu çekiyorum. Yine de, bu vesileyle de olsa, çevreye ilişkin sorunların hangi boyutta olduğunu sizlerle ve ekranları başında bizleri izleyen yurttaşlarımızla paylaşabilme fırsatını elimden geldiğince değerlendirmeye çalışacağım.
Van Gölü, Türkiye haritasının doğusunda, gölün ötesinde, âdeta küçük bir içdeniz konumundadır ve tarih boyunca birçok uygarlığa evsahipliği yapmıştır. Doğal bitki örtüsünü, pek çok zenginliği içinde barındıran Van Gölü ve çevresi, tarihe ve kültüre beşiklik yapmıştır.
Göl çevresinde yer alan Muradiye Şelalesi, Hoşap Kalesi, ünlü yazarımız Yaşar Kemal'in köyü Ünseli, Erciş, Nemrut Kriter Gölü, Ahlat, Gevaş, Artos Dağı, Çaldıran ve daha nice büyüleyici yerleri olan Van Gölü ve çevresi, olağanüstü güzellikleri barındıran bir doğa harikamızdır.
Van Gölü, kendisine has özgün yapısıyla, dünyada eşi benzeri olmayan bir güzelliğe sahiptir. Gölün suyu, ne deniz suyuna ne de tatlı suya benzemektedir. Tuzlu ve sodalı su yapısı, onun eşsiz bir özelliğini oluşturmaktadır.
Daha önemlisi, bu suya uyum sağlamayı başarmış olan ve dünyanın başka hiçbir yerinde eşine rastlanmayan inci kefalinin burada yaşaması, Van Gölünün özgünlüğüne harika bir değer katmaktadır. Van kedisiyle meşhur olan ilimizin inci kefaliyle de anılması, doğanın Van'a olan cömertliği olsa gerek.
Daha birçok canlı türünü bünyesinde barındıran Van Gölü ve yaşam alanının bu olağanüstü dokusu, kendine özgü ekosisteminden kaynaklanmaktadır; fakat, bütün bu eşsiz güzelliklerine rağmen, birçok canlı türünün eşsiz örneklerine kucağını açan, ona yaşama alanı sağlayan bu cennet köşemiz, bizlerin marifeti ve sorumsuzluğuyla can çekişmektedir. Yıllardan beri çözülemeyen kanalizasyon sorunu, evsel ve katı atıkların Van Gölüne bırakılması, dünyanın ender güzelliklerini bünyesinde barındıran bu güzide köşemizin, çevre sorunlarıyla, felakete süreklenmesine neden olmaktadır. Bilim adamlarına göre, Van Gölünün -sahip çıkılmaması halinde- yirmibeş yıllık bir ömrü kalmıştır.
Değerli arkadaşlar, sağlık birimlerimizden aldığımız değerlendirmeye göre, Van Gölünün evsel atıklar ve kimyasal atıklar nedeniyle, çevresindeki birçok yerleşim alanlarında arıtma tesisi olmayan işletmeler, arıtma tesisi olmayan yerleşim birimleri, arıtma tesisi olan yerleşim birimlerinde ise, bunu verimli bir şekilde çalıştırabilecek kadro eksikliği, personel eksikliği çok büyük bir sıkıntı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yine, sağlıkla ilgili birimlerden aldığımız değerlendirmeye göre, ilimizde tifo, paratifo, hepatit ve bağırsak enfeksiyonları ve benzeri hastalıkların seyirlerinde yükselmeler görülmektedir; yani, değerli arkadaşlar, Van Gölüne, sadece doğanın harika bir köşesi olan bir bölgeye sahip çıkmak, çevre anlamında sahip çıkmanın ötesinde, halk sağlığına, insan sağlığına da önem verdiğimizi göstermek adına, bu önergeye destek vermek gerekiyor.
Değerli arkadaşlar, Van Gölünün karşı karşıya kaldığı bu durum, maalesef, ülkemizin dört bir yanında yaşanan çevre felaketlerinden sadece birisidir. Van Gölü gibi tarihî, kültürel ve turizme elverişli bir gölün bilinçli bilinçsiz katledilmesi, kendi değerlerimize ne derece sahip çıktığımızın ya da çıkamadığımızın somut bir göstergesidir.
Ülkemizin her bir yanında dedim; çünkü, çevre kirliliğine ilişkin sorunlar öylesine yoğunluktadır ki, başımızda Mogan Gölü, Trabzon Akçaabat'ta Sera Gölü, güneydoğuda Atatürk Baraj Gölü ve daha nice göllerimiz ve buralarda yaşayan canlı türleri, kirlilik belasıyla karşı karşıya, var olma mücadelesini vermektedir. Aynı zamanda, bu saydığımız yerlerdeki halk sağlığı da çok büyük bir tehdit altındadır.
Hazır yeri gelmişken, kirlenme sadece göllerimizde mi; hayır, maalesef, akarsularımızda da durum çok vahim bir şekilde karşımızda bulunmaktadır. Kendi bölgemden örnek vereyim: Büyük Menderes Nehri ve Havzası aynı kirliliğin pençesinde can çekişmektedir. Yine, Küçük Menderes ve Gediz Irmakları da aynı kaderi paylaşmaktadır. Bu nehirlerimizde suda bulunan canlılar, bu suyla yapılan tarım ve havzada yaşayan insanlar, bu kirlenmenin ilk mağduru durumundadırlar.
Değerli arkadaşlar, tüketim ve kâr hırsıyla doğayı tahrip eden insanlık, bir anlamda kendi bastığı dalın da kesildiğini görmezden gelmektedir. İnsanların neden olduğu doğal dengelerin bozulması, yine faturanın birlikte insanlık tarafından ödeneceğini ortaya koymaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin 5 yaş altı çocuk ölümlerinin yüzde 12'si, sağlıksız ve yetersiz arıtma hizmetleri sonucu ortaya çıkan ishalden kaynaklanmaktadır. Bunların da sayısal değeri, yaklaşık 1,3 milyon çocuk demektir. Yine, her 5 yaşın altındaki yaklaşık 2 000 000 çocuk, akut solunum yolu hastalıkları sonucu yaşamını yitirmektedir.
Sınırlı bir kaynak olmasına karşın, su tüketimi, artan nüfusu karşılamakta zorlanmaktadır. Halen dünya üzerinde 1,2 milyar insan güvenli ve içilebilir su kaynaklarına erişmekten mahrumdur.
Yine bir diğer çevre dokumuz olan ormanlarımız, sadece bizler için değil tüm canlılar için yaşam sığınağı ve oksijen kaynağıdır. Sağladıkları çevresel hizmetler ve ekolojik değerler açısından, biyolojik çeşitlilik, toprak ve su dengesinin sağlanmasında çok önemli bir role sahiptir. Bu nedenle, ormanların korunması ve geliştirilmesi, yaşamla bire bir örtüşmektedir.
Değerli arkadaşlarım, burada Van Gölüyle ilgili değerlendirmeleri yaparken, Van Gölü kirliliğini çevre sorunlarından sadece bir tanesi olarak algılamıştık. Hükümetler olarak, iktidar olarak, Parlamento olarak, çevreye nasıl baktığımızla ilgili bir sınav vereceğiz bugün burada. Van Gölüne ilişkin sunduğumuz, Sayın Mehmet Kartal arkadaşımızın sunduğu bu önergeye AKP İktidarının da destek vermesi, kendi sınavlarını oluşturacaktır. Zira, çevre, bir mantalitedir, bir bakış açısıdır, çağdaş bir yaşamı öngörüp görmediğimizle ilgili, halk sağlığının bizi ilgilendirip ilgilendirmediğiyle ilgili bir sınavdır; bu sınavı doğru vereceğimize ben inanıyorum.
Peki, biz ne yapıyoruz; böylesine önemli, ormanlarımızı tahrip eden bir anlayışı da beraberinde değerlendirme ihtiyacını duyuyoruz; çünkü, ormanlarımız da, çevrenin olmazsa olmaz özelliklerinden, unsurlarından bir tanesidir. Böylesine önemli bir konu için, 2/B düzenlenmesiyle, orman alanlarını daraltmaya ve ormanlık arazileri talan etmeye veya ettirmeye ortam hazırlıyoruz. Bu da, çevre faciasının bir diğer tarafını teşkil etmektedir.
Doğanın bizlere sunmuş olduğu bütün nimetleri elimizin tersiyle itercesine yapmış olduğumuz uygulamalar, dönüp dolaşıp, yine bizim karşımıza vahim sonuçlarla geri gelmektedir.
Yeri gelmişken -gündemde olduğu için söylüyorum; geçtiğimiz günlerde yine kamuoyunun gündeminde uzunca bir süre tartışılmıştı- haftada üç gün olan avlanma süresinin, Merkez Av Komisyonu kararıyla beş güne çıkarılmasına ne dersiniz?! Tabiî, komisyonda, ilgili tarafların üye çoğunluğunu, avcılardan ve av malzemesi tüccarlarından yana oluşturursanız, ortaya çıkan sonuç şaşırtıcı olmaz.
Değerli arkadaşlar, ülkemiz, birçok kuş türünün göç yolu üzerinde bulunmaktadır; yani, sadece bize ait türlerin değil, tüm insanlığa ve dünyaya ait bütün kuşların, böyle, pervasızca avlanması ya da avlanmasına zemin hazırlanması, konunun önemini daha da artırmaktadır. Merkez Av Komisyonunun kararı bu yönüyle de çok vahimdir.
Ayrıca, değerli arkadaşlar, her şeyden önce şunu bilmeliyiz ve bildirmeliyiz ki, dünya yalnız bizim değildir; gezegenimizi birlikte paylaştığımız pek çok tür ve çeşit vardır ki, yaşamımız bunlara bağlıdır. Sanayileşmeyle birlikte ekonomik büyüme politikasında önceliğin üretimin artırılmasına verilmesinin ve çevre değerlerinin gözardı edilmesinin, doğa ve ekonomi arasındaki dengeyi, doğanın aleyhine bozduğu ortadadır. Birleşmiş Milletler Çevre Programı Yöneticisi Klaus Toepfer, şehirlerin, çok büyük miktarda su, gıda, kereste, metal ve insan gibi kaynakları çektiğini ve yine, yüksek miktarda evin, sanayiin, kirli su atıklarını ve küresel ısınmaya neden olan gaz atıklarını dışarı verdiğini belirtiyor. Yine, tarımda bilinçsiz ilaçlama ve sulamalar, çevre kirliliğine ve tehlikelere davetiye çıkarmaktadır. Milyarlarca dolar harcanan ve bir o kadar daha harcanacak olan GAP'taki toprak, aşırı sulama nedeniyle verimsizleşmiştir. Bugün, Harran Ovasında aşırı sulama nedeniyle toprakların dörtte 1'i, aşırı sulamanın neden olduğu tuzlanma yüzünden tarım yapılamaz hale gelmiştir. Yine, aynı bölgede dünyanın sayılı barajlarından olan…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
6 konuşma daha · 8 Haziran 2005