2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında
Yozgat Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 35. Birleşim · 5. yasama yılı · 17 Aralık 2010 · 1.090 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Ekici (MHP), 17 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 1.090 kelime.
Mehmet Ekici (MHP, Yozgat). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 17 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ekici-23-2010-12-17-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA MEHMET EKİCİ (Yozgat)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 2011 mali yılı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimi ifade etmek üzere söz aldım. Bu vesileyle, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, çalışma hayatı toplumun tamamını doğrudan ilgilendiren bir alandır. Çalışanlar, işverenler, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, hane halkları ve devlet kurumları, bu alanda hem etki eden hem de etkilenen pozisyonuyla yer alırlar. Sağlıklı işleyen bir çalışma hayatı, huzurlu ve refah seviyesi yüksek bir toplumu ifade eder. Bu durum aynı zamanda istikrarlı ve gelişmiş bir ekonominin de göstergesidir.
Çalışma hayatındaki göstergeleri makroekonomik ögeleri dışlayarak ifade etmek de mümkün değildir. Bugün Türkiye'de yaşanan işsizlik, çalışanların, emeklilerin yaşadığı sıkıntılar, sendikalaşma oranlarındaki negatif durum, işverenlerin ekonomik problemleri, vasıfsız işçi sayısının çokluğu, kapanan iş yerlerinin çoğalması gibi çalışma hayatının içindeki problemlerin hepsini bir bakanlığa mal etmek elbette doğru değildir.
Kabul etmek gerekir ki Hükûmetçe izlenen ekonomi politikalarındaki yanlışlıklar ve istikrarsızlık, eğitim alanında bir türlü sağlanamayan kalite ve yaşanan olumsuzluklar, dış ekonomik politikada izlenen yol ve buna bağlı gerçekleşen dış ticaret verileri nihai olarak yansımasını çalışma hayatında bulmakta ve bugün konuştuğumuz bütün problemler bu alanda toplanıp bir araya gelmektedir.
Bir dönem işsizliğin çok artması ve can yakıcı hâle gelmesinden sonra dönemsel olarak sağlanan iyileşmelerin bir savunma aracı olarak kullanılmasını doğru bulmuyorum. Yine, ekonomik büyüme olarak ifade edilen, aslında ithalata dayalı olarak gerçekleşen, içinde istihdam ve üretim olmayan sanal büyüme rakamlarını iyilik olarak göstermeyi siyaset adına, millet adına yapılan bir iş olarak samimi ve dürüst bulmuyorum. Kaldı ki, artık bu sayısal verilere ne söyleyen ne de dinleyen inanmaz olmuştur.
Değerli milletvekilleri, aralıksız sekiz yıldır iktidar olan bir siyasi partinin ve onun Hükûmetinin bütçesini konuşuyoruz. Yukarıda ifade ettiğim gibi, milletten siyasi istikrar adına oy istemiş ve almış bir kadronun bu saatten sonra günübirlik, dönemsel iyileşmelerle ülkeyi ve milleti oyalama hakkı yoktur, kalmamıştır. Bu İktidar, bir kere, idari anlamda istikrarı sağlayamamıştır. Sosyal Güvenlik Kurumuna bağlı Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğünde 8 daire başkanlığından 6 tanesi, Primsiz Ödemeler Genel Müdürlüğünde 5 daire başkanlığından 3 tanesi hâlen vekâleten yürütülmektedir. Sekiz yılda bu daire başkanlıklarına asaleten atanacak ehliyetli ve liyakatli insanlar hâlâ bulunamamış mıdır? Neden vekâletle işlerin yürütüldüğü ve kadrolaşma konusunda yaşanan sıkıntılar da herkesin malumudur.
Bu arada, Sosyal Güvenlik Kurumunda çalışanlar arasında siyaset ve sendika ayrımı yapılmakta olup özellikle ilçelerde açılan merkez müdürlüklerine yapılan görevlendirmelerde liyakat kıstasları esas alınmadan yandaş sendika kriterinin dikkate alındığı görülmektedir. İl müdür yardımcısı atamalarının istatistiki bilgilerine bakıldığında ise ataması yapılan toplam 45 kadronun 30’unun yandaş sendika üyesi olduğu görülmektedir. Yapılmak istenen şeyle, hiçbir vasfı ve becerisi olmayan, açılacak bir yarışma sınavında başarma ihtimali dahi bulunmayan bu kişilere peşkeş çekilmek suretiyle aynı unvanda bulunan diğer kurum çalışanlarının hakkı gasp edilmektedir. Bu vahim tablo, Sosyal Güvenlik Kurumu yönetimince 14/8/2010 tarihinde Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği değiştirilerek sınavsız atanacak il müdürü ve il müdür yardımcısı unvanlarındaki özel şartlar kaldırılarak sağlanmıştır. Bu atamaların devam edeceği de artık yüksek sesle konuşulmaktadır. Bu, büyük bir hak gasbıdır.
Hele bir başka gasp daha vardır ki, o kadar taraflı bir idare söz konusudur ki referandum öncesinde bir iç yazışma organında “Bu cennet vatanda güzel insanlarımızın psikolojisi maalesef bozuldu. Allah bu necip milletin yâr ve yardımcısı olsun. Her şeyin hayırlı olanını Cenabı Allah kısmet eylesin. Şimdiden Ramazan Bayramı’nız mübarek olsun.” ifadesini kullanan bir memurun, bu ibarede “hayırlı olan” kelimesi geçtiği için propaganda yaptığı iddia edilerek, 657’ye göre 120’nci maddeye atfen disiplin soruşturması açılmıştır. Bu, aynen, hani bir ördek hikâyesi vardır ya, “Havada bulut var.” diyene “Sen bana ördek mi dedin?” diyen insan tipi tarif edilir ya bir fıkrada, aynen ona benzemektedir. Ama yapılan işlem tam bir despotluktur.
Değerli milletvekilleri, kamuda istihdam edilen taşeron firma çalışanı sayısı 2000’li yılların başında 10 bin civarındayken bugün bu çalışanların sayısı 300 bini aşmıştır. Bu sistem, çalışanlar açısından sosyal güvencenin olmadığı, yarını belli olmayan, ücretin bile düzgün alınamadığı bir emek sömürüsüdür ancak Hükûmet ve Bakanlık maalesef bu konuda hiçbir tedbir almamakta, iş sağlığı ve güvenliği esaslarına uyulmadan, sendikalaşmanın olmadığı, esnek çalışma ve düşük ücretli çalışanların hâkim olduğu bir sisteme doğru hızla gidilmektedir. ILO, toplu sözleşme ve grev hakkının kutsal bir insan hakkı olduğunu görmektedir ancak maalesef bugün ülkemizde bu uluslararası standartlara ulaşmak mümkün değildir.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde bütün bu problemler yaşanırken çok fazla değinilmeyen bir konuya da dikkatinizi çekmek istiyorum. Ülkemiz açısından istihdamın bir de yurt dışı boyutu vardır. Bu anlamda yurt dışı taahhüt sektörünün problemleri ve onların Türk işçisi istihdamındaki tercihlerine yönelik problemlerin ve eksikliklerin giderilmesi gerekmektedir. Bunların her birisi Bakanlığın görev ve sorumluluk alanında olmasına rağmen, maalesef gereği yapılmamaktadır. Hatta taahhüt sektörünün bugün olduğu yerlerdeki ilgili kesin ve net sayısal verilere ulaşamadığımız gibi, istatistiki bilgileri de tahminî ve el yordamıyla bulmaktayız. Dolayısıyla buradaki özel ve tüzel kişiliğe sahip vatandaşlarımızın sorunları bilinemez ve çözüme yönelik bir çalışmanın olmadığı da görülmektedir. Bu konuda Hükûmeti ve Bakanlığı göreve davet ediyorum.
Bir başka gündeme getirmek istediğim konu da yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın sosyal güvenlikleriyle ilgilidir. Bu konudaki düzenleme, muhatap ülkelerle yapılacak sosyal güvenlik sözleşmeleriyle sağlanır. Özellikle Bulgaristan göçmeni olarak ülkemize gelmiş ve vatandaşlık hakkı kazanmış vatandaşlarımızın Bulgaristan’daki çalışma hayatıyla ilgili düzenleme var mıdır, bilmiyorum. Sayın Bakan bu konuda Meclisimizi bir bilgilendirirse memnun olurum ancak 8/5/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5754 sayılı Kanun’un benim arz etmeye çalıştığım konuyu kapsamadığını da ifade etmek istiyorum. Burada bir mağduriyet olduğunu önemle belirtiyorum.
Değerli milletvekilleri, bir başka problem de, gittikçe artan ve frenlenemeyen bir başka problem de kayıt dışı çalışmadır. Kayıt dışı çalışma yüzde 45’leri aşmıştır. Bu oran bir kısım Doğu ve Güneydoğu illerimizde yüzde 75’lere varmaktadır. Bugün itibarıyla kayıt dışı çalışanların sayısının 10 milyon 500 bin kişi civarında olması son beş yılın rekorunu oluşturmaktadır.
Açlık sınırının, asgari geçim sınırlarının ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Vaktim çok sınırlı, bu rakamları verme şansım yok. Ancak bugün özellikle işsizlik oranında belirlenen hedefler krizin teğet geçtiği bir ülke için yeterli değildir ve uluslararası konjonktürle, uluslararası konjonktürde krizden çok etkilenmiş ülkelerin verileri baz alınarak da bu durumun izahı mümkün değildir.
Bir başka konu da, çalışma hayatında işlerin yolunda gitmediğinin temel göstergelerinden biri de Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’ndan yapılan yardımdır. 2003 yılında 1 milyon 96 bin aileye dağıtım yapılırken 2009 yılında 2 milyon 240 bin aileye dağıtım yapılmış. Biraz önce de bir sayın hatip bunu öykünerek iftiharla bahsetti ama doğru çalışma hayatının olduğu ülkede sosyal yardımların en az olması gerektiğini unutarak konuşuyor. Yani biz sosyal yardım vermek yerine o çocukların babalarına iş verirsek daha doğru işleri yapmış olacağımızı ifade etmek için bunu söylüyorum.
Değerli milletvekilleri, TÜİK rakamları inandırıcı olmaktan uzaklaştı, sokaktaki, pazardaki, marketteki gerçek enflasyon rakamları ile kâğıt üstündeki enflasyon birbiriyle örtüşmüyor. Böyle bir ülkede yaşıyoruz. Onun için problemleri daha ciddi boyutta görüşmemiz gerekir diyorum.
Sözlerime son verirken hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
72 konuşma daha · 17 Aralık 2010