İzmit büyükşehir belediyesi kentsel ve endüstriyel su temin projesi ile ilgili iddiaların araştırılması (s.s.265)
Bursa Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 17. Birleşim · 2. yasama yılı · 12 Kasım 2003 · 1.018 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Emin Tutan (AK Parti), 12 Kasım 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İZMİT BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ KENTSEL VE ENDÜSTRİYEL SU TEMİN PROJESİ İLE İLGİLİ İDDİALARIN ARAŞTIRILMASI (S.S.265)); konuşma 1.018 kelime.
Mehmet Emin Tutan (AK Parti, Bursa). “İzmit büyükşehir belediyesi kentsel ve endüstriyel su temin projesi ile ilgili iddiaların araştırılması (s.s.265)”. TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim tutanağı, 12 Kasım 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-emin-tutan-22-2003-11-12-izmit-buyuksehir-belediyesi-kentsel-ve-endustriyel-su-temin-projesi-il (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 265 sıra sayılı İzmit Büyükşehir Belediyesi İzmit Kentsel ve Endüstriyel Su Temin Projesiyle ilgili iddiaların araştırılması amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun hazırladığı raporla ilgili olarak şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Benden önce konuşan değerli konuşmacılar projenin kronolojisi hakkında gerekli bilgileri verdiler. Komisyon olarak, dört ay süresince, konuyla ilgili siyasetçi, bürokrat ve projenin yapımında emeği geçenlerden yaklaşık 30 kişiyi dinledik; ben de, komisyonun bir üyesi olarak, bunlarla ilgili bazı izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, konu hep getiriliyor, suyun nereye satılacağı üzerinde odaklaşıyor. Sayın İzmit Büyükşehir Belediyesi yetkilileri ve Sayın Sefa Sirmen, bu projenin bu hale gelmesinde en büyük sorumluluğun suyu almayan İSKİ'nin olduğu üzerinde sürekli olarak bir şeyler söylediler.
Şimdi, sizlere, komisyonumuza ulaşan ve raporda da eki bulunan iki belgeyi göstermek istiyorum. İlk belge, 12 Ekim 1992 tarihli. O tarihteki İSKİ Genel Müdürü Sayın Ergun Göknel tarafından Hazineye gönderilen yazı. Yazıda şöyle deniliyor: "İnşaatı devam eden Sazlıdere ve Kirazdere projelerinin, DSİ Genel Müdürlüğü tarafından, yürütülmesine devam edilmesi desteklenmektedir; ancak, toplam tutarı yaklaşık 200 000 000 dolar olan Kirazdere Barajı ve tesislerinin BOT'yle, yani, yap-işlet-devret ile yapılmaya çalışılması ve bu konuda idaremize yapılan müracaatlarla, su satış fiyatlarının çok yüksek olacağının anlaşılması, bu suyun tarafımızca kullanılmasının ancak çok zorunlu hallerde mümkün olabileceğini göstermektedir."
Yine, komisyonumuza ulaşan bir diğer belge; Sayın Ergun Göknel tarafından gönderilmiş. Burada da, Sayın Göknel'in ifadeleri var, aynen okuyorum: "Sağlanacak suyun pahalılığı ve koşullarının ekonomik olmaması dolayısıyla, yap-işlet-devret yöntemiyle yapılmasına karşı olduğumuz İzmit Yuvacık Barajından, İstanbul'a yılda 100 000 000 metreküp su getirilmesi projesiyle ilgili sözleşme, Genel Müdür olduğum sürede, İSKİ'nin karşı gelmesi sebebiyle imzalanamamıştır.
Yap-işlet-devret uygulaması dışında, bilinen finansman yöntemlerini kullanarak projenin gerçekleştirilmesinin en uygun ve ekonomik yol olduğuna inanıyorduk. Bu amaçla, Kuveyt Fonuyla yaptığımız görüşmelerde belli bir aşamaya ulaşmış ve 100 000 000 dolarlık bir kredi için karşılıklı niyet mektupları verilmişti.
Uygun koşullu, uzun vadeli kredi bularak, projenin finansmanını sağlama çabası içindeyken, GAMA ve Güriş İnşaat Şirketleri, İSKİ'ye yap-işlet-devret yöntemiyle projeyi gerçekleştirme önerisiyle başvurdular. Bunun üzerine, Güriş Şirketinin büyük ortağı başkanlığında YİD modeliyle projeyi gerçekleştirmek isteyen konsorsiyumdaki Japon kredi kuruluşları, İngiliz Thames Water Su Şirketi, GAMA ve Güriş Şirketlerinin temsilcilerinin olduğu bir heyetle genel müdürlük makamında görüşmeler yapıldı. Öne sürdükleri koşulların arasında en önemlisi, İSKİ'nin on yıl boyunca yılda 100 000 000 metreküp suyu almayı taahhüt etmesiydi. Önerdikleri su fiyatı da metreküpü 2,40 dolardı. Ancak, 1992 yılında İSKİ'nin kente verdiği suyun maliyeti 0,65-0,70 dolar arasında değişiyordu.
Görüşmelerin başından beri, sonucun ancak yönetim kurulu kararıyla belirleneceğini belirtiyorduk. İstek üzerine kendilerine bu anlamda bir yazı da verildi. Yazının herhangi bir anlaşma özelliği yoktu; ancak, işlemlerin nasıl yürütüleceği konusunda bilgi veriliyordu. Birkaç görüşmeden sonra, suyun maliyetindeki bu büyük fark ve on yıl boyunca 100 000 000 metreküp su satın alma şartı -parantez içinde diyor ki, "bu miktar su kullanılmasa da bedeli ödenecekti"- dolayısıyla anlaşmanın gerçekleşemeyeceğini anlayarak, görüşmelere son verdik."
Burası çok önemli arkadaşlar: "Bir süre sonra, zamanın Bayındırlık Bakanı Onur Kumbaracıbaşı, beni telefonla arayarak, Japon ve İngiliz heyetlerinin Yuvacık Barajı konusunda anlaşma imzalamak üzere İstanbul'a geleceklerini bildirdi. Ben de cevaben, İSKİ olarak bizim, projenin yap-işlet-devret modeliyle yapılmasına karşı olduğumuzu ve 100 000 000 metreküp su alma konusunda olur vermediğimizi söyledim. Sayın Bakanla olan telefon görüşmemiz bu söz üzerine sona erdi ve Genel Müdürlük görevime son verildikten bir hafta sonra da 'İzmit Belediyesi Kentsel ve Endüstriyel Su Temin Projesi' adı verilen projenin yap-işlet-devret yöntemiyle yapılması için gerekli sözleşme, zamanın Devlet Bakanı Yıldırım Aktuna tarafından imzalandı."
Değerli arkadaşlar, proje bu hale gelene kadar bir sürü aşamadan geçmiş. Ben bu kronolojiye girmeyeceğim. Ancak, zamanın DPT'deki uzmanları bir rapor hazırlamışlar. Bu rapor da komisyon raporumuzun eklerinde var. 16 Ocak 1995 tarihinde hazırlanan Yuvacık Barajı Projesinin neden yap-işlet-devret modeli kapsamında değerlendirilmemesi gerektiğini çok açık anlatmışlar. Bazı satırbaşlarını söylemek istiyorum bu rapordan.
Raporda aynen şöyle deniliyor: "Devlete 890 000 000 dolara mal olan projenin gerçek maliyeti, bugünkü değerlerle yaklaşık 235 000 000 dolardır."
Bir sürü gerekçe var bu kararın uygun olmadığına dair. Bunları kısaca anlatayım:
1- Yatırım veya hizmetin yap-işlet-devret modeliyle gerçekleştirilmesi için, öncelikle, YPK'dan yetki alınması gerekir. İzmit Su Projesinde bu konuda herhangi bir karar yoktur.
2- 3996 sayılı Kanunda uygulama sözleşmesinin imtiyaz niteliği taşımayacağı hükmü yer almaktadır. Bu nedenle, yapılan düzenlemelerde projenin olabildiğince çoklu ve uluslararası rekabete açılması öngörülmüştür. Bu proje için ise böyle bir rekabet söz konusu değildir.
3- Bu projenin DSİ tarafından yaptırılmış olan kati projeyle aynı karakteristiğe sahip olmasına rağmen, maliyeti 3 katına kadar çıkmaktadır.
4- Rekabetçi ortamın sağlanmasıyla ilgili şartlar yerine getirildiği takdirde, toplam yatırım tutarının daha gerçekçi rakamlara inebileceği düşünülmektedir.
Zamanınızı fazla almayacağım. Bu şekilde bir sürü olumsuz görüşler beyan etmiş değerli uzmanlar.
Ancak, DPT uzmanlarının bu şekilde olumsuz görüş bildirmelerine rağmen, dönemin DPT Müsteşarı, yazıyı olurla YPK'ya sunmuş ve YPK'da da olay gerçekleşmiş.
Tabiî, 30 kadar uzmanla ve yetkiliyle görüştük komisyon çalışmalarımız süresince. Görüştüğümüz, çağırdığımız uzmanların, yetkililerin, siyasetçilerin, bürokratların büyük bir çoğunluğu, bu projeden, Hazinenin zarara uğratılmasından dolayı gerçekten çok üzgün olduklarını hepsi beyan ettiler; ancak, benim hatırımda kaldığı kadarıyla iki kurum, iki kişi bu projenin çok doğru olduğunu söylemişti. Biri, inşaatı üstlenen GAMA Firmasının yetkilisiydi, bir diğeri de İzmit Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Sefa Sirmen'di.
Sayın Sefa Sirmen'in komisyonda söylediği sözleri aynen burada nakletmek istiyorum. "Hazinenin zararı söz konusu değildir, bu zarar belediyenindir. Belediye borçlanmıştır, Hazine er geç bunu belediyeden tahsil edecektir" demiştir.
Şimdi, tabiî, ben sormak istiyorum: Hazinenin zararı kamunun da, İzmit Büyükşehir Belediyesinin zararı sizin şahsınızın mı Sayın Sirmen?! Elbette bu da kamunun zararıdır.
Yine, Sayın Sirmen'in söylediği bir söz var, bunu da nakledeceğim. Aynen şöyle söylüyor: "Bugün de olsa yine aynı şekilde davranırım, yine aynı şartlarla karar veririm. Ben bu projeyi destekliyorum ve bu proje doğru bir projedir."
İki gündür konuşuyoruz, sizler de dinliyorsunuz; DSİ'nin emsal projeleri var, yaptığı kati hesaplar var.
MUHARREM İNCE (Yalova)İstanbul Belediyesini de konuşacak mıyız?
MEHMET EMİN TUTAN (Devamla)Yapılan tüm rakamlar, bu işin azamî olarak 400 000 000 dolara gerçekleşeceğini gösteriyor. Şu ana kadar projeye Hazinenin ödediği para 1 000 000 000 doları geçmiştir ve bu şekilde devam ettiği sürece onbeş yılın sonunda da Hazineye, kamuya bu işin maliyetinin yaklaşık 4 500 000 000 dolar olacağı da öngörülmektedir. En iyi ihtimalle, Hazine burada 10 kat zarara uğratılmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
27 konuşma daha · 12 Kasım 2003