Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanuna geçici madde eklenmesi (s.s. 275)
Adana Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 17. Birleşim · 2. yasama yılı · 12 Kasım 2003 · 1.653 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Recep Garip (AK Parti), 12 Kasım 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNA GEÇİCİ MADDE EKLENMESİ (S.S. 275)); konuşma 1.653 kelime.
Recep Garip (AK Parti, Adana). “Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanuna geçici madde eklenmesi (s.s. 275)”. TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim tutanağı, 12 Kasım 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recep-garip-22-2003-11-12-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kanuna (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP GARİP (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurum Kurulması Hakkında Kanuna bir geçici madde eklenmesiyle ilgili tasarı için AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Türkiye'de müspet bilimlerde araştırma ve geliştirme faaliyetlerini ülke kalkınmasındaki önceliklere göre geliştirmek, özendirmek, düzenlemek ve koordine etmek, mevcut bilimsel ve teknik bilgilere erişmek ve erişilmesini sağlamak amacıyla Başbakana bağlı olarak kurulan Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun 278 sayılı Kanunda belirtilen görevlerinden bazıları şunlardır:
Müspet bilimler alanında temel ve uygulamalı araştırma yapmak, yaptırmak, yapmayı özendirmek.
Türkiye'nin bilim ve teknoloji politikalarının belirlenmesinde hükümete yardımcı olmak.
Bilimsel araştırmaların teknolojik yeniliklere süratle dönüşebilmesi için yöntemler geliştirmek.
Özel sektörün teknoloji araştırma ve geliştirmeye etkin ve ağırlıklı olarak katılımını sağlayarak programlar yapmak, Türk sanayiinin üniversite ve araştırma kurum ve kuruluşlarıyla işbirliği yapmasını sağlayacak programlar geliştirmek, bu işbirliğinin somut hale dönüşebileceği fizikî ortamlar yaratmak.
Bilim adamı ve araştırmacıların yetiştirilmeleri ve geliştirilmeleri için imkânlar sağlamak, bu amaçla ödüller vermek, öğrenim ve öğrenim sonrasında üstün başarıyla kendini gösteren gençleri izleyerek onların yetişme ve gelişmelerine yardım etmek ve bu amaçla burslar vermek, yarışmalar düzenlemek ve yayınlar yapmak.
TÜBİTAK'la ilgili 17.7.1963 tarihli ve 278 sayılı Kanuna bir geçici madde eklenerek, kanunun yürürlüğe girdiği tarihte boş bulunan Bilim Kurulu üyeliklerine, 4 üncü maddenin ikinci fıkrasındaki müspet bilimler ve özel sektör veya kamu kurum ve kuruluşları için belirlenmiş olan üye sayısı oranı gözetilerek 4 üncü maddede belirtilen niteliklere uygun kişiler arasından bir defaya mahsus olmak üzere başbakan tarafından atama yapılacağı öngörülmektedir. Boşalan üyelikler sonucunda toplantı ve karar yetersayısına ulaşılamaması nedeniyle, 278 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan Bilim Kurulunca seçim imkânı bulunmadığından, Kurum Başkanı da, bir defaya mahsus olmak üzere, Başbakanın teklifi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanmaktadır.
Konunun, bir bardak suda fırtınalar koparmak suretiyle kamuoyunu yanıltarak ek maddenin bilime ve teknolojiye büyük bir darbe vuracağı anlayışı önplana çıkartılmış ve özellikle de TÜBİTAK gibi güzide kuruluşumuzun siyasallaşmasından bahsedilmiştir. Oysa, durumun, siyasallaşmadan çok öte, belki de ülkemizdeki birçok hantal yapıyı temsil eden kamu kurum ve kuruluşlarımızın yeniden yapılandırılmasına yönelik bir çaba olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Önceki bazı iktidarlar tarafından yapılan bu değişiklik bizim tarafımızdan da ele alınmaktadır. AK Parti Hükümeti tarafından yapılmak istenen şey, 1987 yılında rahmetli Özal tarafından yapılmıştı. Bu, o zamanlar "bilim, bilim için değil, sanayi için yapılır" sözüyle, TÜBİTAK'ı kârlı bir kuruluş haline getirmek için yapılmıştı. Yıl 1993, aynı tasarıya, o dönemde Antalya Milletvekili olan Sayın Deniz Baykal da destek vermişti. Şu an kabul edilmesi teklif edilen yasa tasarısı, 1993'te Sayın Erdal İnönü'nün Başbakan Yardımcılığı yaptığı dönemde kabul edilen yasayla aynıdır.
YILMAZ KAYA (İzmir)Biraz önce açıkladılar onu.
RECEP GARİP (Devamla)Başkalarınca kabul edilirken çok normal ve masum olan bir yasa, bizim teklifimizle nasıl bir anda bilime, bilimsel çalışmalara, bilim kurumuna ve daha birçok şeye darbe anlamına gelebiliyor; bunu anlamakta zorlanıyorum; yani, bir şeyi Cumhuriyet Halk Partisi veya SHP yapınca meşru da, biz yapınca, yani AK Parti İktidarı yapınca meşru olmuyor mu; bunu anlamakta zorlanıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Bizim teklifimizde bir hukuksuzluk yoktur; aksine, yaşanan bir hukuksuzluğu düzeltme çabası vardır. Gayretimiz, sadece adaleti sağlamak içindir. Bu değişiklikle, TÜBİTAK'ın ve bilimin siyasallaşacağı iddiaları da asılsızdır. Bundan önce siyasallaşmayan bilim, bundan sonra da siyasallaşmayacaktır. Her şeyden önce, bilim, evrenseldir. Siyasî bakış farklılıklarına göre, farklı, çeşitli bilimler üretilemez. Sana göre bilim, bana göre bilim olmaz. Bilim, nesneldir. Bilimsel çalışmaların sonuçları olarak ortaya çıkan teknoloji de herkese aittir. Dolayısıyla, bilimin ve teknolojinin siyasallaşması mümkün değildir. Bunu arzulayanlar beyhude uğraşırlar.
Saygıdeğer milletvekilleri, TÜBİTAK'ın son birkaç yılına şöyle bir baktığımızda, basına da yansıyan ve köşeyazarlarımız tarafından da eleştiri konusu olan kimi hususlar şöyledir: Kurumun, içe kapalı; yönetime yakın olmayanların, bilimsel ve akademik çalışmalarda aktif rol oynayamadıkları; kendi geleceğimize yönelik teknolojik çalışmalara yeterince imkân vermediği; bırakın bilimsel gelişmeyi, araştırmalara dahi para ayırmadığı ileri sürülmektedir.
Buradan halkımıza seslenmek istiyorum: Bizim, siyasallaşma gibi bir amacımız hiçbir zaman olmadı ve bundan sonra da olmayacaktır. Aksine, hükümetimiz, özgür düşüncenin, siyasal baskıların tarihe kötü örnekler olarak hapsedilmesini sağlayacak köklü değişimlerin gayreti içindedir; bu, böyle bilinmelidir.
TÜBİTAK'ın kurulmasıyla ilgili 24.7.1963 tarihinde yürürlüğe giren 278 sayılı Kanun, TÜBİTAK'ın amacını, Türkiye'de, müspet bilimlerde araştırma ve geliştirme faaliyetlerini, ülke kalkınmasındaki önceliklerine göre geliştirmek, özendirmek, düzenlemek ve koordine etmek; mevcut bilimsel ve teknik bilgilere erişmek ve erişilmesini sağlamak olarak tanımlamaktadır.
TÜBİTAK'ın temel misyonu, önerdiği ve oluşmasına katkıda bulunduğu ulusal bilim ve teknoloji politikasına sahip çıkmak, onu geliştirmek, siyasî otorite tarafından benimsenmesi için çaba göstermek ve bu politikanın hayata geçirilebilmesi için, uygulamada kendi payına düşen görevleri yerine getirmeye devam etmektir. Dolayısıyla, hükümetlerde ile özerk kuruluşlarımızı, çok farklı ve zıt politikaların taraftarı olarak göstermek, ülkemize zarardan, sıkıntılardan başka hiçbir şey kazandırmaz. Kaldı ki, böyle bir durum söz konusu bile değilken, bu şekilde popülist politikalar üretenler, 3 Kasımda gereken demokratik cevabı halkımızdan almışlardır, bundan sonraki süreçte de almaya devam edeceklerdir.
Elbette ki, halkın büyük bir teveccühüyle iktidara gelmiş olan hükümetimiz, mevcut birçok kurumla ilgili olarak kimi yasal düzenlemeleri yapma yetki ve salahiyetini de elinde bulundurmaktadır.
Meseleleri tartışırken, ülkenin esenliğini, birlik ve beraberliğini gözetmeliyiz. 3 Kasımda başlayan siyasal yenilenme, bir bilinci, bir temizlenmeyi önplanda tuttu. Ulusumuzun bireyleri, evrensel haklarını kullanmak için bütün bilgi ve tahlilleri değerlendirme bilincine erdi. Dolayısıyla, iktidar ve muhalefetiyle, yeni yüzyılda yeni bir anlayışı görmek istediğini belirten ulusumuz, bu ülkedeki birlik, beraberlik ve kardeşliği hiç kimsenin, ama, hiçbirimizin ve hiç kimsenin bozma, zedeleme ve incitme hakkının bulunmadığını da ortaya koymuştur. Dolayısıyla, bu arınma talebini, bu adaletli yönetim isteğini, bu sosyal anlayışla dayanışmayı görme arzusunu yerine getirmek için, AK Parti İktidarı, hiçbir kurumu, kuruluşu incitmeden, hukukun uygulanırlığını önplanda tutarak, ehliyetli, vasıflı, ismi temiz, dürüst ve bu ülkenin sevdalısı insanları hizmete davet etmiştir, davet etmeye devam edecektir.
Sayın Başbakanımız "bizim hızımıza yetişemeyen bürokratlar kendilerine yer arasın" diyerek, hantallığı, vurdumduymazlığı, nemelazımcılığı iptal ederek, şeffaflığı, çalışkanlığı, hizmet etmenin efendilik olduğunu ortaya koymuşlardır.
TÜBİTAK, Türkiye'nin ufkunu açacak bilimsel verileri toplayarak, bilimin ışığında dünya ülkeleriyle yarışacak her türlü bilginin, tekniğin, stratejik anlayışlarla, gelecek nesillere, daha uygarca, daha evrensel anlayışlarla yarışmayı, başarıyı hazırlayan bir kurumdur. Hiçbir insan topluluğu yoktur ki, kendi özdeğerlerini, kendi anlayışlarını, kendi medeniyet çizgisini, kendi örf ve âdetlerini yok saysın. Bilimin, tekniğin, insanın mantık zinciriyle geliştiğini ve bu hukuksal zeminleri ihtiyaçlara göre şekillendirdiğini, elbette ki, bilmemiz gerekmektedir. Bu türlü her türlü bilgi, her türlü teknik, o ulusun anlayışıyla şekillenerek kendi ifadesini bulur; fıtratına, anlayışına, tarihine aykırı olan bilgiler, kendiliğinden yok olur. Üzerinde durduğumuz konu, evrensel yarışı hızlandıracak, ulusumuzun yüzünü ak edecek, Bilim Kurulunun işleyişini hızlandıracak, performansını artıracak bir konudur. Elbette ki, insanların farklı düşünmeleri, hayata farklı bakmaları son derece doğaldır. Bu, aynı zamanda, çokseslilik, çokrenklilik ve bir o kadar da zenginliktir.
Öyle konular vardır ki, bu konularda, devletin ve toplumun geleceğine yönelik yapılanmalarda siyasal yaklaşımlarda bulunmak, siyasal bakmak, kendi bakışına uygun yapmak diye bir şey olmaz. Ülke bizim, devlet bizim, toplum bizim, toprak bizim; bizler, gök derinliğinde mavi, toprak kıymetinde tahammüllü ve engin denizler gibi geniş ve sonsuzu arzulayan ruhumuz gibi aşkın anlayışlar ortaya koymak mecburiyetindeyiz.
Burada bize göre, size göre bir anlayış olmaz. Yarınların görkemli Türkiyesi, kendini aşmış, çağa tanıklık eden ve çağdaş dünyada "Büyük Türkiye" anlayışını ortaya koyabilen insanlarla oluşacaktır. Siyasetin böyle şekillendiğini ve yenilendiğini görmek mecburiyetindeyiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; geliniz, yeniden yazılmaya başlayan siyasî tarihin yeni yüzyılını, daha uygarca, daha evrensel anlayışlarla, nice yüzyıllar için zemin olabilecek çalışmalara hep birlikte imza atalım. Kendi kıymetini bilmeyen kişiye kimse kıymet vermez. Bizler insanız ve değerliyiz, her şeyin anlamı insanlarla şekillenir; insanın yücelik anlayışı, yaradılışındaki donanımlardadır. Kendimiz için istediğimizi başkası için de mutlaka istemek durumundayız. Benim için doğru olan senin için de doğru olmalı, benim için anlamlı olan sizler için de anlamlı olmalıdır. Size göre doğru, bize göre doğru olmaz; doğru tektir; mantıklı olanlar bu doğruları görürler. Asıl olan, ulusumuzun geleceğini, aydınlık zamanlara, aydınlık mevsimlere hazırlarken, bu yönelişte, her birimizin tuzundan, biberinden, alınterinden bir payın bulunmasıdır. Burada benim de emeğim vardı, benim de katkım vardı diyebilmektir. Geliniz, böyle olumlu işlerde hep birlikte tuz ve biber katalım, birlikte yolculuğa devam edelim.
20 nci Yüzyıl, ideolojik saplantı ve çatışmaları olduğu kadar, hızlı bir değişim sürecini de yaşamıştır. 20 nci Yüzyıl, aynı zamanda ideolojik yaklaşımların, önyargıların da yitirildiği bir yüzyıl olmuştur. İdeolojilerden arınmış bir demokrasi anlayışı hızla yol almaktadır. Muhalefet için muhalefet olmaz; geliniz, muhalefet etmek için muhalefetten vazgeçiniz. Kalkınmışlık, anlayışları hoşgörüyle karşılamakla, stratejik anlayışları artırmakla, ruhî ve fikrî organizasyonlar kurmakla mümkündür. Yeni yüzyıl, tekoyunculuktan çokoyunculuğa, tekseslilikten çoksesliliğe, tekrenklilikten çokrenkliliğe ihtiyaç duymaktadır; bunu yakalayabilirsek evrensel olabiliriz; demokrasiyi o zaman oturtmamız mümkündür.
Tepkilerimiz, tıkanıklığa, tembelliğe, soygunculuğa ve kayırmacılığa olmalıdır. Geleceğin kurgulandığı bir dünyada sözümüz olmalıdır. Hedefimiz, dünya gündemini şekillendirmek, olmamız gereken yerde ve güçte olmaktır. Yaptıklarımız, kendimiz için değil, mutlaka ve mutlaka vatandaşlarımız için olmalıdır. Artık, 21 inci Yüzyılda siyaseti yeniden tanımlamaya ihtiyaç olduğunu düşünüyorum, o nedenle, daha saydam ve şeffaf olmak, ayırımcı değil, katılımcı; soyguncu, aşırıcı, yok edici değil hesap verebilir; kısır çekişmeler içinde değil, üretici, etkili ve verimli olmak gerekir. İnsan hak ve özgürlüklerinin, sınıfsal ayırım yapmadan, herkese eşit, herkese ait, uygulanır ve hizmetin süreklilik esaslarına uygun bir şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Kısır çekişmeler geleceği mahveder. Bireysel tercihlerimiz kısa vadeli olabilir; bizler, uzun mesafelerin, uzun gece ve gündüzlerin, uzun yolculukların, uzun kardeşliklerin insanlarıyız.
MUHARREM KILIÇ (Malatya)Biraz da tasarıdan bahset!
RECEP GARİP (Devamla)Efendim, dinlemeye davet ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Bizlere barış çok yakışıyor, uyum çok yakışıyor, anlayışları bir araya getirmek çok yakışıyor; bütün renklerle, farklılıklarla birbirimize ihtiyacımız var; toplumsal yapımız budur. Bize kavga, bize kırgınlık, bize yıkıcılık, bize asık suratlılık, bize saygısızlık, bize adaletsizlik hiç mi hiç yakışmıyor; bu Yüce Meclise, birlik ve beraberlik çok yakışıyor değerli dostlarım. Geliniz, dünya gündemini yeniden belirlemek için, büyük Türkiye rüyamıza katkıda bulunmaya devam edelim. Sanıldığı gibi, partimizin kadrolaşma diye bir sıkıntısı asla olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. Sizler, işinize geldiği için böyle anlamaya, böyle algılamaya devam ediyorsunuz.
TÜBİTAK'la ilgili değişiklik, hukukî bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmış ve bu eksikliği gidermek amacıyla, ek bir madde Genel Kurula getirilmiştir. TÜBİTAK'ın, Sayıştay ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetimi dışında olması ve sadece bir murakıplar kurulu tarafından denetlenmesi de kabul edilir bir durum değildir.
Bu bilimsel kurumun, düzenli, aktif hizmetler vermesi için, bu düzenlemeyi herkesin destekleyeceği inancıyla, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum; çok teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
27 konuşma daha · 12 Kasım 2003