İlköğretim ve eğitim kanunu ile özel öğretim kurumları kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.271)
Adana Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 17. Birleşim · 2. yasama yılı · 12 Kasım 2003 · 1.083 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Tacidar Seyhan (CHP), 12 Kasım 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İLKÖĞRETİM VE EĞİTİM KANUNU İLE ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (S.S.271)); konuşma 1.083 kelime.
Tacidar Seyhan (CHP, Adana). “İlköğretim ve eğitim kanunu ile özel öğretim kurumları kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.271)”. TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim tutanağı, 12 Kasım 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-22-2003-11-12-ilkogretim-ve-egitim-kanunu-ile-ozel-ogretim-kurumlari-kanununda-degis (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
TACİDAR SEYHAN (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabiî, biraz da Adalet ve Kalkınma Partisinden milletvekili arkadaşlarımın çağrısına kulak vererek, belirttikleri gibi, aksaklıkları giderme yönünde konuşmalar yapmak istiyorum ve yine -çağrılarında belirttikleri gibi "hep yanlışı gösteriyorsunuz, doğruyu da beraberinde gösterin" dediler- buradaki aksaklıkları sizlerle paylaşmak, önerilerimi de sizlere aktarmak istiyorum.
Eğer, özel öğretim kurumlarının başındaki daire başkanı arkadaşımız da bizi izliyorsa, lütfen, bir an önce, bu aksaklıkların giderilmesi konusunda hem bizlerle hem buradaki meslek erbabı uzman arkadaşlarımızla işbirliği yaparlar, ilgili yönergeleri ve yönetmelikleri buna göre düzenlerlerse çok sevinirim.
Bir gerçeği vurgulayarak başlamak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de büyük bir işsizlik var. Bu işsizlerin yüzde 80'inin herhangi bir vasfı yok; yani, hiçbir meslekî bilgi ve becerisi yok. Bu, ciddî bir sorun. Bu, bizim, özellikle Türkiye'de meslek eğitimine nasıl bakmamız gerektiği konusunda elimizde ciddî bir done. Biz, eğer, meslek edindirmezsek, vasıf kazandırmazsak, onların vasfı, olumsuz olarak andığımız, biraz önce arkadaşlarımızın örneklediği kötü vasıflar olarak toplumun önüne gelecektir.
Bu gerçeğin ışığı altında, biz, hepimiz, özel kursları ve meslek edindirme kurslarının tamamını desteklemekle yükümlüyüz. Özel de olsa, devlet de yapsa destekleyelim; ama, hepsini yaşatabilelim.
Bakın, ben, ilk dershanemi, bilgisayar ve İngilizce kursumu 1987'de açtım ve aday olduğum dönemde devrettim. Onbeş yıla yakın bir süre özel kurs işletmeciliği ve müdürlüğü yaptım.
Değerli arkadaşlarım, birinci aksaklık şudur: Eğitim ciddî bir iştir. Vakıflar, özel vakıflar da kurs açıyor, dernekler de kurs açıyor, üniversiteler de kurs açıyor, halk eğitim merkezleri de kurs açıyor; ama, bunların kurslarda uyguladıkları müfredatlara bakarsanız, biz, özel öğretim kurumları, Talim Terbiye Kurulunun bize gönderdiği müfredattan eğitim yapıyoruz; fakat, bu kurumlar kendi verdiği eğitim programını onaylıyor, koyuyor önümüze. Süre nedir; 35 gündür. 35 günlük uygulamada, örneğin 60 000 000 liraya kurs veriyorlar; biz de serbest piyasada kirasını veriyoruz, yüzde 18 KDV'sini veriyoruz, vergisini veriyoruz, onlarla rekabet etmeye çalışıyoruz. Çoğu bilgisayar kursundan mezun olan arkadaşlarım mezun olduğunda klavyenin yerini bile bilmiyor -iddia ediyorum- ve bunları denetleyenler de, bilgisayar programcılığı ya da operatörlüğünden mustarip olan kişiler, maalesef. Bunu düzeltmek lazım.
Bir de şurada kayıp var: Kaynak diyoruz. Özel öğretim kurumlarından vergi alıyorsunuz; fakat, vakıf vermiyor, dernek vermiyor, halk eğitim merkezi vermiyor; üniversiteler, açtığı kurstan vermiyor, dönersermayeye kaydediyorlar. Biz, özel kurs temsilcileri, nasıl rekabet edeceğiz, nasıl kaliteli eğitim sunacağız?! Onlara uyguladığınız KDV muafiyetini bunlara da uygulayın.
Rekabet Kurumu bu ülkede ne iş yapıyor çok merak ediyorum. Bizim görevimiz, işletmeyi ve sektörü ayakta tutmaktır, kaliteli eğitimin önünü açmaktır. 1991'deki LİMME Projesine ben de katıldım. LİMME Projesi ne oldu biliyor musunuz; lime lime etme projesi oldu. Eğitim adına, insanları okullara cumartesi pazar tıktılar, 45 saatlik eğitimle -bilgisayarlar 80x88'di, çalışmıyordu- insanların eline çarşaf gibi sertifika verip, siz meslek sahibisiniz deyip sokağa bıraktılar. Geleceğe hayaller kuran insanların hayallerini suya düşürerek toplumun bunalımlı insanları haline getirdik. Böyle mi çağdaş ülkeyi oluşturacağız? Hızla, bunun çözülmesi lazım. Rekabet edebilir, kaliteli hale getirin.
Sayın yetkililere sesleniyorum: Bir de, lütfen, şu kurumları denetletirken, ilköğretim müfettişlerini, ortaöğretim kanununa göre buraya sokuyorsunuz; binayı denetletebilirsiniz, temizliğini denetletebilirsiniz, sicillerini, raporlarını denetletebilirsiniz; ama, ilköğretim müfettişlerine, İngilizce TOEFUL düzeyinde eğitim veren yerleri ve ulusal düzeyde bilgisayar programcılığı veren yerleri denetletmeyin; çünkü, bilmiyorlar; bilen insana denetletin. Farklı bir kurum kurun, yeni bir kurum kurun; denetlemeyi onlara verin. Dernek temsilcisini de onun içerisine koyun. Eğer başarabiliyorsak, odalarını da kuralım, oda temsilcisini de onun içerisine koyalım.
Bakın ne yapıyoruz; diyoruz ki, atamalarda da ortaöğretim kurumları kanunu geçerlidir ve yeterlidir. Bu kurumlara öğretmeni, müdürü atarken, liseye, ortaokula atanan müdür gibi, öğretmen gibi aynı statüye tabi tutuyoruz. Sonra, bu öğretmen, çocukları eğitiyor. Diyoruz ki, Türkiye genelinde sınav yapacağım -yazılı sınav, merkezî sınav- şeffaf olacak; ona aynen katılıyorum. Hatta, seviyesini A, B, C yapın, eğitim kalitesini yükseltin, TOEFUL düzeyinde yapın; ona da katılıyorum; ama, bu sınavı yaptıktan sonra, bu çocukları, onu yetiştiren öğretmenlerin elinden alıp, ilkokuldan getirdiğiniz bir öğretmenin eline sözlü yapmak için vermeyin. Bu, son derece onur kırıcıdır. Eğitimi verdiğiniz insanı, sözlüyü yapan insan olarak atamıyorsunuz. Biz, atadığımız öğretmene, müdüre güvenmeyeceksek, buranın etkili ve yetkili insanı yapmayacaksak, bu ülkede insana, emeğe, bilgiye saygıyı nasıl anlatacağız?! Bu da ciddî bir sorundur. Bunu da ortaya koymak lazım.
Tasarıyla ilgili bir iki maddeyi de kısaca geçeceğim; ama, değinmeden edemiyorum. Avrupa'da bu işler farklı yapılıyor. Onbeş günlük kurs veriyoruz. Avrupa'da küçücük kart verirler, kursa katılma belgesi. Biz, çarşaf gibi bir sertifika verip, ortaya salıyoruz çocukları ve bunu da yaparken, merasim alayı gibi, seksen kişi mühür basıyoruz; imzala imzala gitsin!.. Sen imzala, millî eğitim müdürü imzalasın; neymiş, onbeş gün kursa katılmış. Verin kursa katılma belgesini gitsin. Yetkili kılın müdürü, gitsin; ona yetki veriyorsanız. Siz müfredata bakın, ne eğiteceğimize, ne öğreteceğimize bakalım. Hep beraber çözelim diye anlatıyorum. Bu, geçmişten gelen bir aksaklık; bu, 87'nin sorunu.
Bunun dışında sorun yok mu; var tabiî. Bir de standartlar yönergesi var önümüzde. Kapı genişliği, pencere yüksekliği... Bulabilirseniz böyle bir bina bulun. 3 metre 10 santim olacak. Zaten orayı düzeltiyoruz. Tabiî, kimsenin hayatının hiçe sayılmasını istemiyoruz. 80 santimlik yükseklik var, yangın merdiveni sıfır olacak diye 80 santime iki basamak yaptılar, bir gün hafif duman çıktı, basamaktan ineceğim diye öğrenci ayağını kırdı, atlasaydı bir şey olmayacaktı. Bu işi uyduralım, bir standart yapalım; ama, aklı, mantığı olsun, makul bir yanı olsun; hep beraber yapalım. Standartlar yönergesini hazırlarken, lütfen, özel öğretim kurumlarının da görüşlerini alsınlar. Bu derneklerden de bir temsilci olsun. Hep beraber bunu yasalaştıralım. Bu yönergede, hepimizin dediğini işin içine alalım.
Bakın, daha neler oluyor biliyor musunuz; birkaç tane daha özel önerim var; ama, zamanım kalmaz diye, önce kanun tasarısıyla ilgili önerime geçmek istiyorum.
Tabiî, bir kanun yapıyoruz, bu kanunu yaparken de aksaklıkları şimdi düzeltelim. Bakın, mesafeyi ayarlıyoruz; deniliyor ki: "Özel öğretim kurumlarına mesafe şartı aranmaz; ancak, söz konusu özel öğretim kurumlarıyla yukarıda belirtilen türdeki -meyhane, birahane vesaire, onlardan bahsediliyor- işyerleri aynı binada olamazlar." Ne olacak; mesafe şartı yok. Burası bir bina, hemen bitişiğinde bir bina başlıyor. Sıfır olan binalar var. Siz diyorsunuz ki, burada dershane varsa, burada kahvehane olabilir. Olabilir, kapısı ayrı; buraya bir şey demiyorum. Eğitilmiş insan lazım. Kursa verirken dikkat edelim hakikaten. Bu ülkede eğitim olsun. Bunun önünü açalım. Kimse buna karşı gelmez; ama, diğer yandan -ben açmak istediğim için söylüyorum- o kadar büyük iş merkezleri açıldı ki, bir ucundan bir ucu 8 000 metre. Türkiye'de öyle büyük yerler var. Adana'daki bir işyerinin mesafesini de ölçmüştüm, tam 700 metre etrafından dolanırsanız; dolanarak ölçecek, içerden ölçemez.
Şimdi, ben, eski kanuna göre, orada, okula 200 metre mesafede bir işyeri açabiliyordum; ama, burada "aynı binaya açamaz" dedikten sonra, iki ayrı binaya açabiliyorsunuz; o iş merkezine açamıyorsunuz ya da çok büyük pasaj düşünün, bir kapı ile diğer bir kapı arası 150 metre, 200 metre; aynı pasaja da açamazsınız. Onun için, tedbiri şimdiden alalım. Diyelim ki, aynı binada olmak koşuluyla 30 metre...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
27 konuşma daha · 12 Kasım 2003