T.halk bankası a.ş.nin tasvibe sunulan 1997 yılı hesaplarına ait 3346 sayılı k.8.mad.kit raporu (ss.109)
Tokat Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 85. Birleşim · 1. yasama yılı · 27 Mayıs 2003 · 1.914 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Ergün Dağcıoğlu (AK Parti), 27 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: T.HALK BANKASI A.Ş.NİN TASVİBE SUNULAN 1997 YILI HESAPLARINA AİT 3346 SAYILI K.8.MAD.KİT RAPORU (SS.109)); konuşma 1.914 kelime.
Mehmet Ergün Dağcıoğlu (AK Parti, Tokat). “T.halk bankası a.ş.nin tasvibe sunulan 1997 yılı hesaplarına ait 3346 sayılı k.8.mad.kit raporu (ss.109)”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 27 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ergun-dagcioglu-22-2003-05-27-t-halk-bankasi-a-s-nin-tasvibe-sunulan-1997-yili-hesaplarina-ait-3346-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat)İhkakı hak oldu; sağ olun Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, az önceki konuşmacı arkadaşımız, bize teşekkürleri parantezinde "mensubu olduğu AK Partinin, bu yolsuzlukların, usulsüzlüklerin üzerine daha ciddî gideceğini ümit ediyorum" demişti. Tarihte, zannediyorum, iktidar partilerinin, kendi milletvekilleri vasıtasıyla değil, genellikle muhalefet partisi milletvekilleri vasıtasıyla bu tür yolsuzlukların ve usulsüzlüklerin üzerine gidilmesine alışılmıştı. Zatıâlinizin de az önce ifade ettiği gibi, tarihte bir ilki gerçekleştirdiğimiz bugün, bir AK Parti, yani iktidar partisi milletvekili olarak, buna, biz ön açtık. Bu böyle devam edecek, rahat edebilirsiniz, huzurla geleceğe bakabilirsiniz diyorum.
Şimdi, bu haksız ve usulsüz kredilerin firmalara verilmesi konusunda yarıya bölünen konuşmamda, bir bankanın genel müdür muavininin, yönetim kurulu yetkisini kullanmak suretiyle, grup firmalarına kaynak aktarıp, daha sonra kaynak aktardığı grubun aldığı yeni bir bankanın âdeta kuruluş sermayesini oluşturup, hemen sonra bankasındaki görevinden istifa ederek haksız kredi verdiği grubun yeni aldığı bankaya, arkadan dolaşarak, yönetici olmasının altını çizmiştim.
Şimdi, yüksek huzurlarınızda, 14 madde üzerinde eleştiriler getirmek durumunda olduğum itiraz müzekkeremde yer alan diğer maddelerle ilgili, hepinize, sırasıyla bilgi arz etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, yine, Çorlu'da, buğday unu, mısır unu, nişasta ve glikoz imaliyle uğraşan 51 sabit numaralı bir firma var. Bu firma hakkında düzenlenen istihbarat raporlarında, vergi ve SSK prim borçlusu olduğu, yüksek borçlanma nedeniyle yabancı kaynak oranının gittikçe arttığı, firmanın durumunun da giderek bozulduğu, malî durumunun ise kredi vermeye asla elverişli olmadığı belirtildiği halde denetleme raporlarında, banka yönetim kurulu kararıyla, yine, Levent Şubesince, meşhur Levent Şubesince, sürekli olarak kredilendirilmiş. Böylece, şirkete, toplam 15 000 000 dolar kredi tahsis edilerek kullandırılmıştır; ki, bugünkü rakamlarla güncelleştirildiğinde, temerrütler, faizler ilave edildiğinde, yaklaşık 40 trilyonu bulmaktadır. Firmanın yurt dışından sağladığı kredilerin teminatı olarak istihbarat raporları dikkate alınmaksızın verilen bu kredilerin vadesinde ödenmemesi ve ilgili firmadan tahsil edilememesi sonucu, tamamı banka tarafından karşılanmak zorunda kalınmış, diğer bir deyişle, Banka zarara uğratılmış; yani, diğer bir ifadeyle de, bu parayı biz ödemişiz. Bu, parasını ödediğimiz, 40 trilyon liralık bir yardım yaptığımız söz konusu firma da, yine, o zamanlar, bir siyasî partinin genel sekreterliğini yapan bir beyefendiye ait bir firma.
Şimdi, bir başka örnek de, yine, ayçiçek yağı üretimi ve ticareti amacıyla 1993 yılında kurulan 116 sabit numaralı firma. Bakın, bu, çok ilginç örneklerden birisi. Firma, 5 Ocak 1996 tarihinde, bankayla, mevduat müşterisi olarak çalışmaya başlamış; 5 Ocak 1996. Bu da çok enteresan! Adamcağız, küçücük bir şubenin kapısından içeriye giriyor; 30 milyar sermayeli bir firma olarak müracaat ettiği, kredi talep ettiği bankadan, üç gün sonra, tam 6 200 000 dolar kredi alıyor. Enteresanlığa bak! 30 milyar kuruluş sermayeli bir firma, bir bankanın küçük şubesinden içeriye giriyor ve diyor ki: "Bana biraz kredi vereceksiniz." Bilançosuna bakıyorlar, 30 milyar sermayeli bir firma; öyleyse, size, alın, 6 200 000 dolar kredi diyorlar.
ZÜHEYİR AMBER (Hatay)Bir de girmeseydi!..
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Devamla)Şimdi, kredi almakta bu kadar mahir olan insanlar, izin verin de, onu kullanarak batırmakta da mahir olsunlar. Bakınız, Şirinevler Şubesince, kredi vermek için, üç gün sonra düzenlenen 8 Ocak 1996 tarihli istihbarat raporunda ne yazıyor; diyor ki: " Sermayesinin 30 milyar lira, on aylık brüt satışının 190 milyar lira olduğunun belirlenmesine rağmen, yönetim kurulunca bu verilen 6,2 trilyon lira gayrî nakdî kredi açılmıştır. İlgili firmanın, krediyi vadesinde ödememesi ve göstermiş olduğu ipotek değerinden daha fazla kredi verilebilmesi uygulamaları sonucunda, yine bu örnekte, yaklaşık 15 trilyon liralık bir zararımız söz konusudur."
Başka bir örnekte su sayaçları imaliyle uğraşan bir firma var. Ne yapıyor; musluk vesaire yapıyor ve muhtelif yapı malzemelerinin ithalatı, ihracatıyla uğraşıyor güya. Küçücük bir atölye görüntüsündeki bu firmanın -başka bir örnek- sermayesi 50 milyar lira. Peki -artık alıştınız- sermayesi 50 milyar lira ise bu adamcağıza ne yapmak lazım; fazla araştırmadan ciddî kredi tahsis etmek lazım. Hemen, yönetim kurulu kararıyla, müracaat eder etmez, Mayıs 1996'da, tam 6 milyon dolar döviz de bu firmaya veriliyor. Adam musluk ticaretiyle uğraşıyor! 1996 yılında dolar kuru 78 000 lira olduğuna göre, eğer bir çarpar bölersek 6 milyon doları, yaklaşık 500 milyar lira o zamanın parasıyla kredi verilmiş. Ne kadar; 50 milyar liralık sermayesi olan bir firmaya, tam 10 katı, yani, yüzde 1 000 kredi verilmiş. Peki, bu kredi ne olmuş; bu kredi de, diğer kredilerde olduğu gibi, yetkililer tarafından gereği yapılmış.
Şimdi, bu icra takibinde, kredinin teminatı olarak kefalet imzaları veren firma yetkilileri de bulunamamış; dolayısıyla, banka zarara uğratılmış, yaklaşık 12 trilyon lira.
Diğer bir örnek, tekstil ürünleri ihraç ve ithaliyle uğraşmak üzere Temmuz 1995'te kurulan 25 milyar lira sermayeli 468 sabit nolu firma. Bütün bu isimler hepimizde var, biliyorsunuz; ama, işte, biraz evvel dediğim gibi, birbirimizle işaretlerle anlaşmak zorunda kalıyoruz. Niye; Bankalar Kanununun 8 inci maddesi, İçtüzüğün 105 inci maddesi, buna benzer engeller, bariyerlerle birbirimizle kuşdiliyle konuşmak zorunda kalıyoruz. Dolayısıyla, biz kuşdiliyle konuştukça bu adamların cesareti artıyor ve bu milletin, tüyü bitmemiş yetimin hakkını hortumlamak için daha profesyonelce gayret ediyorlar.
Örnekler saymakla bitmiyor. Bunların hepsi, itiraza konu olan kuruluşların, minicik minicik kısa geçerek verdiğim örnekleri.
Yine, sermayesi 5 milyar lira olan, kaynaklarının da yüzde 96'sı kısa vadeli banka kredilerinden oluşan bir firmaya, 84 kod numaralı bir firmaya -halı ticaretiyle uğraşıyor- yönetim kurulunun kısa aralıklarla aldığı kararlarla, yine meşhur Levent Şubesince, toplam 3 500 000 000 dolar kredi kullandırılmış.
İnsan, olayı mizansen etmeye kalkarsa, yine burada, vatandaş bankadan içeri giriyor, selam veriyor "bana kredi vermeyi teklif edeceksiniz, ben ilgililerle görüştüm" diyor ve "öyle mi; o zaman, hayhay; 5 milyar lira sermayeniz olduğu için, kusura bakmayın fazla para veremiyoruz, alın size hemen 3 500 000 000 dolar" diyorlar.
Şimdi, istihbarat raporları dikkate alınmaksızın verilen bu kredilerle, parayı -ne yapmışız- tasfiye olunacak alacaklar hesabına koyarak, yine bizler ödemek zorunda kalmışız.
Ayrıca, Halk Bankasının takipteki alacaklar portföyünde yer alan -her dalda var da, sağlık sektöründe olmaz mı- Ankara'da, sağlık sektöründe faaliyet gösteren bir başka firma, şu anda binasının kapısında kocaman "satılık" diye yazan bir hastane, yani "satılık hastane" diye yazan bir firma, gelmiş, holdingin negatif işletme sermayesiyle çalışmasına ve yüksek düzeyde de borçlanmasına rağmen, Ankara Köroğlu Şubesinden kullandırılan toplam 5 500 000 000 dolar tutarındaki dövizi natık teminat mektubunun, banka kaynağından ödenen 4 500 000 000 doları, tasfiye olunacak alacaklar hesabına aktarılmış.
Şimdi, burada da bu kadar eksi şartlara rağmen, grubun, başka bir hastane daha yapmak için... Adam zaten sıkıntılı, 2 tane hastanesi sıkıntı içerisinde, hep borçlarla ayakta durmaya çalışıyor, yeni bir kredi veriyorsunuz, yeni bir hastane yapsın diye. Adamcağız, o tarihlerde, hastane yapmak için krediye müracaat ediyor; ama, hatırlarsınız, bir televizyon furyası vardı, basın mensupları dahil, işadamları televizyon almaya çalışıyordu; o tarihte bu verdiğimiz krediyle sağlık sektöründe çalışan o firmanın da, hiç değilse, sektörümüzün de bir televizyonu olsun deyip, çalışmalar yaptığı söyleniyordu. Geldiğimiz noktada, sonuç, yine beklenen oldu "satılık hastane" levhası kapıya asıldı; parayı yine bizler ödüyoruz.
Yine, yurtdışı ve yurtiçi turizm taşımacılığı hizmetleriyle iştigal eden, genellikle yaşlı turizmine dönük çalışan, faaliyet alanı, Finlandiya ve İsveç'teki orta yaşın üzerindeki turist gruplara, güya Türkiye'yi gezdirmek üzere kurulmuş bir firma...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Dağcıoğlu.
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Devamla)Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Arkadaşlar, bu örneğe de -inanın abartmadan anlatıyorum- dikkat etmenizi istiyorum. Öyle enteresan bir örnektir ki... 866 sabit nolu firma, yani, Turistik Hizmetler Ticaret Anonim Şirketi ile bunun yan şirketi olan ve hava taşımacılığı yapan 870 sabit nolu firma, Halk Bankası Karaköy Şubesinden, 1997 yılı sonu itibariyle, 13 000 000 İsveç Kronu dövize natık teminat mektubu, 6 200 000 dolar da döviz kredisi kullanmak suretiyle, bir de o zamanın parasıyla 59 milyar lira, yani, 294 000 dolar senet karşılığı avans kredisi olmak üzere... Bakın, aldığı bu kadar para, sadece ortaklarının kefaletleri karşılığında kullandırılmış. Bu ne demek? Bu, şu demek: Bu adamcağız bankadan içeri girmiş; demiş ki "arkadaş, biz yaşlı turizmiyle uğraşıyoruz, bize kredi lazım, bize kredi vereceksiniz." Bankadaki yetkili de "öyle mi; o zaman, kredi istiyorsanız, şu, şu, şu şartları yerine getireceksiniz ve kefalet getireceksiniz" demiş. Adamcağız "kefalet mi lazım? Arkadaş, ben kendime kefilim" demiş! Yetkili "deme!.. Eğer sen kendine kefilsen, al sana 15 000 000 dolar" demiş. Sadece bu! Yani, burada hiçbir kefalet belgesi olmadan "mademki sen kendine kefilsin, al sana yaklaşık 15 000 000 dolar" demiş yetkili.
Değerli arkadaşlar, bunun bugünkü değeri, yaklaşık 20 trilyon lira civarındadır. Ne olmuş; zaten, Finlandiya ve İsveç'le yaşlı turizmiyle uğraşan bu firma, bu kredileri kullandıktan sonra, birdenbire sırra kadem basmış. Şu anda, bu firmadan tanınan, bilinen, yakalanan, görülen bir Allah'ın kulu, bir yönetici yok. İnsan, dehşete düşerek, âdeta küçükdilini yutacak hale geliyor arkadaşlar.
Çok üzgünüm; ama, tahsil imkânı olmayan, alan adamların sırra kadem bastığı kredileri vere vere bir hal olmuş bu millet.
Şimdi, daha başka bir ilginçliğin yaşandığı 101 sabit numaralı firmaya değinmek istiyorum. Bakın, bu da öyle enteresan ki... Bunların her birisi çok ilginç örnekler.
Bankanın Beyoğlu Şubesince, aynı şahsa ait 416 ve 328 sabit numaralı 2 tekstil firmasına kullandırılan kredilerle ilgili olarak, 1996 yılı YDK raporlarında soruşturma talep edilmesi... Yani, adamın bankayla kredi ilişkisi içerisinde 2 tane firması var, 2'si de soruşturmaya tabi "aman, bu firma gidiyor, paraları da ödemiyor" diyorlar. İşte, tam bu esnada, 2 firma kredilerinin vadelerinde ödenmemesine rağmen, takibe intikal etmesinden sonra, Levent Şubesine, yine ilgili şahsa ait başka bir üçüncü firma, kredi için 101 sabit numarasıyla müracaat ediyor ve 2 000 000 dolar döviz kredisi kullandırılıyor. Şubeden Genel Müdürlüğe yazılan yazıda -bakın, arkadaşlar, burası çok ilginç- deniyor ki: "Adamcağız, bizden 2 000 000 dolar kredi istiyor; ne yapalım?" Genel Müdürlükten el cevap: "Firmanın talep ettiği krediye güvence olarak gayrimenkul yönünden oldukça güçlü olduğu istihbar edilen, Beyoğlu Şubesinden 416 sabit numaralı firma sahibinin şahsî kefaletini alırsanız bu iş olur." Kimin bu 416 sabit numaralı firma; zaten, aynı adamın firması; yani, takibata aldıkları, borcunu ödemedi; dolayısıyla "biz, bu parayı nasıl alırız" diye peşinden koştukları, Beyoğlu Şubesinden alınan 416 sabit numaralı kredinin sahibini kefil ediyor; yani, borçlu olan adamın kendini kefil ediyor. O zaman, zaten, biraz evvel dediğim gibi, adam "evet, ben kendime kefilim" dediği için, oradan da, yine, bu paralar veriliyor.
Şimdi, doğal olarak, daha önce Beyoğlu Şubesince, iki firmasına kullandırılan kredileri vadesinde ödemeyen şahsa, bu kez Levent Şubesince kullandırılan kredi de, hepinizin tahmin edeceği ve acı acı gülümseyeceği gibi, aynı akıbete uğramış; 30 Ekim 1998 tarihinde tasfiye olunacak alacaklar hesabına aktarılmış. Şu anda firmadan alacak toplamı, faizli bakiyesiyle 5 trilyon lira civarında.
Arkadaşlar, bunlar saymakla bitmiyor; bu 14 tane madde, bunları gece sabahlara kadar didik didik ettik ve bu çalışmalarımızla, hiç değilse, tarihte ilk defa, şartlı ibra denilen müesseseyi gündem dışına itme imkânını kazandık.
Bakın, öyle enteresan şeyler var ki. Kahramanmaraş da bu işe dahil olmuş. Kahramanmaraş'taki bir tekstil firması, tekstil alanında faaliyet gösteriyor; ama, Kahramanmaraş'ta birileri tarafından sıkıntısı bilindiği için, adamcağız, akıllı, basiretli tüccar edasıyla gelmiş, Ankara'ya müracaat ederek, Ankara'dan, krediler merkez şubeden, 2,5 trilyon lira ipotek konulması karşılığında bir kredi almış. Yani "2,5 trilyon lira ipotek koyun" demişler. Adam, biraz sonra anlatacağım metotla, değil 2,5 trilyon lira, 250 trilyon lira ipotek isteseler, yine verecek. Niye; çünkü, bu adam da ipotek uzmanı. Adamcağız, Kahramanmaraş'taki tapu müdürüyle anlaşmış ve ilk defa, ipotek belgesi, her şeyiyle aynı; yani, orijinal belge, sadece minnacık bir nüans unutulmuş; tarih ve numarası küçücük bir köşede yazılmamış; ama, her şeyiyle ipotek belgesi aynı. Dolayısıyla, tapuya gidip, acaba, orada ipotek var mı yok mu diyenler de, ne ipotek görüyorlar ne de başka bir şey görüyorlar; ta ki, bu paralar ödenmeyip de alacak takibatına geçtikleri zaman, birdenbire gerçek duvarına tosluyorlar "yvah, adamcağızın bu ipoteği ipotek değilmiş" diyorlar. Dolayısıyla, 2,5 trilyon liralık ipotek istenilmiş. Adam 250 trilyon liralık da ipotek verir; ne olacak yani! Kâğıdın üzerine ne yazarsan ipotek o. Hatta, bu adamcağıza, teminat mektubu kredisi önermişler, adamcağız "yok, ben bu teminat mektubunu kullanmam, bana nakit kredi lazım" demiş. Allah'tan, onu da almamış; yani, onu da alabilirdi. O adamcağızın da, şu anda sırra kadem bastığı ve 50 trilyon lirayı yanında götürdüğü bir gerçek olarak önümüzde duruyor.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
21 konuşma daha · 27 Mayıs 2003