10/127, 10/10,10/11,10/36 ve 10/39 sayılı meclis arşt.önergeleri hakkında
Tokat Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 9. Birleşim · 2. yasama yılı · 21 Ekim 2003 · 4.360 kelime · yaklaşık 22 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Ergün Dağcıoğlu (AK Parti), 21 Ekim 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 10/127, 10/10,10/11,10/36 VE 10/39 SAYILI MECLİS ARŞT.ÖNERGELERİ HAKKINDA); konuşma 4.360 kelime.
Mehmet Ergün Dağcıoğlu (AK Parti, Tokat). “10/127, 10/10,10/11,10/36 ve 10/39 sayılı meclis arşt.önergeleri hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim tutanağı, 21 Ekim 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ergun-dagcioglu-22-2003-10-21-10-127-10-10-10-11-10-36-ve-10-39-sayili-meclis-arst-onergeleri-hakki (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; son yıllarda, Türkiye'de gerçekleşen 22 banka operasyonu, bunlara neden olan hususlar, bu kararların ortaya çıkardığı sorunlar, BDDK tarafından yapılan hatalar ve yetersizlikler ile BDDK'nın düzenleme ve denetleme görevini layıkıyla yerine getirip getiremediği hususunda gerekli tedbirlerin alınması amacıyla verdiğimiz araştırma önergeleri üzerinde şahsım ve Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bilindiği üzere, malî sektörün lokomotifi olması gereken bankacılık sektörü, son on yılda, maalesef, ülkemizi ağır ekonomik krizlere sokan başlıca karadeliklerden biri haline geldi. Sektörel hatalar sonucu batmalar, usulsüz krediler ve kapanmalar çok sık yaşanmaya başlandı. Bu dönemde birçok kişi de, maalesef, mağdur oldu. Türk bankacılık sektörünün yozlaşmaya sürüklenmesinde 94 krizi sonrası alınan 5 Nisan kararları önemli bir mihenk noktasıdır diye düşünüyorum; çünkü, o tarihlerde -hatırlayacağınız gibi- mevduat sigorta limitlerindeki sınır kaldırılmış, mevduata yüzde 100 güvence verilmişti. İşte, bu mevduata yüzde 100 güvence verilmesi olayı, Türkiye'yi bugünkü kara tabloya taşıdı arkadaşlar. Ayrıca, medya patronlarının hukuka aykırı olarak ve hukuk zorlanmak suretiyle banka sahibi olmalarıysa, yarayı daha da derinleştirmiştir diye düşünüyorum.
Banka kurmanın çok kolaylaştırıldığı, denetimin de bu manada azaldığı ve neredeyse olmadığı bir ortamda, Temmuz 1999 itibariyle, 81 banka faaliyette bulunmaktaydı. Bu bankaların toplam 7 370 şubesi ve yaklaşık 166 000 personeli vardı; ama, bugün gelinen noktada, banka sayısı 81'den -araştırmayı hazırladığım günlerde- 51'e düşmüş, 1 685 şube kapatılmış ve yaklaşık 120 000 civarında yetişmiş insangücü olarak tanımlayacağımız kişi işsiz kalmış ve bu operasyonlar bize, yaklaşık, bugünkü değerlerle, 50 000 000 000 dolara mal olmuş.
Peki, bütün bunlar olurken yetkililer ne yaptılar diye baktığımızda, görüyoruz ki, bu olumsuz gelişmeler cereyan ederken, maalesef, konuyla ilgili olarak, ilgili bakanlar ve yetkililer "gizlilik perdesi", "ticarî sır" kavramlarının arkasına sığınıp, kamuoyunu şaşırtan, birbirleriyle çelişkili beyanlarda bulunmaya devam etmişlerdir. Bu tutarsızlıklar nedeniyle, gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda gerek bu Genel Kurul salonunda yapılan konuşmalarda, yine o zamanki muhalefet milletvekilleri olarak bizlerin vermiş olduğu yazılı ve sözlü soru önergelerine buradan verilen cevaplarda, özellikle tatmin edici cevaplar verilmediğinden ötürü, Türkiye kilitlenmiş görünüyor. O tarihlerde, BDDK tarafından, sözde, yasalar bahane edilmek suretiyle, Ziraat ve Halk Bankasına bilgi verme yasağı bile getirilmiş idi ve bu yasak da hâlâ devam ettirilmektedir. Yüce Meclisi üçüncü tekil şahıs hükmüne düşürmek suretiyle "biz, size bilgi veremeyiz" dahi denilmiştir.
Arkadaşlar, savaş kararı bile alma yetkisine sahip olan, Yüce Millet adına karar iradesinde bulunma yetkisine sahip olan bu Yüce Meclis, yine bu kurumlar vasıtasıyla, üçüncü tekil şahıslar hükmüne düşürülmek suretiyle, bilgi aktarımına mâni olunmuştur. İşte, bütün bunlar bahane edilerek, sır perdesi arkasında, milletvekillerinden ve halktan âdeta gizlenen bu bilgiler, sistemi tıkamıştır.
Bilindiği üzere, bankacılık sektöründeki sorunları gidermek, bankacılık sistemini düzenlemek ve denetlemek için, 23 Haziran 1999 tarihinde Bankalar Kanunu çıkarıldı. Peşinden BDDK kuruldu ve Fon da BDDK'ya devredildi. Peki, bütün bu imkânlara rağmen BDDK başarılı oldu mu diye sorduğumuzda, bugünkü toplantının da zaten sebebi hikmeti olduğu üzere, maalesef, başarılı olamadığı görülmektedir.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna, 6 Kasım 1997'den bu yana geçen altı küsur yıl içerisinde, 22 banka devredilmiştir. Bu bankalardan bazıları satılmış, bazıları da hâlâ Fonun elinde bulunmaktadır. Bütün bu müdahalelere rağmen, o günden bu yana, bankacılık sektöründe tam olarak istikrar ve güven ortamı, maalesef, hâlâ oluşturulamamıştır. En son, İmar Bankası olayı bir kez daha göstermiştir ki, BDDK, sorumluluğunun gereğini, ne yazık ki, yapamamaktadır. Hatırlarsanız, kamuoyunda, Pamukbank operasyonundan hemen sonra, Fona devredilecek 21 inci banka olup olmadığı konusunda ciddî şüpheler, endişeler vardı; çünkü, BDDK Başkanı, daha önce, defalarca "bu son" demesine rağmen, ondan sonra -o sona rağmen- birçok bankaya el konulmuştu. Bu müphemiyet ve şüphe ortamı, tabiî ki, bu sorulara da müteallikti. Kaldı ki, BDDK, Pamukbankla ilgili olarak son gelişmeden, yani, 19 Haziranda Pamukbanka el konulmasından sadece 24 saat önce, arkadaşlar, banka bilançolarını açıklayıp, bankacılık sisteminin sağlam olduğunu duyurmamış mıydı bütün kamuoyuna?
Sırası gelmişken, Pamukbankla ilgili önergemiz vardı, onunla ilgili de birkaç söz etmek istiyorum; yaşananları bir hatırlayalım istiyorum arkadaşlar.
O zamanlar, Karamehmetler, 2002 yılının haziran ayında, BDDK'ya, Pamukbank ile Yapı Kredi Bankasının birleşmesi için bir plan sunmuştu. BDDK ne yaptı; özel bankalar arasında 5 inci sıradaki Pamukbanka, Yapı Kredi Bankası birleşmesiyle ilgili fizibilite raporlarının uygulanabilir olmadığına karar vererek, el koydu o tarihlerde; yani, 19 Haziran 2002 tarihinde. Eğer, bu birleşme, tabiî, kabul edilseydi Karamehmetlerin müracaatında, ne olacaktı? Karamehmetler, o zaman, BDDK'ya "2002 yılında 750 000 000 dolar, 2003 yılında 2 100 000 000 dolar, 2004 yılında ise son olarak 150 000 000 dolar vermek suretiyle, toplam 3 000 000 000 dolar kaynak aktaralım" diye teklif getirmişlerdi. O zamanlar, BDDK, bunu makul bulmamak suretiyle, 19 Haziranda Pamukbanka el koydu ve hemen onun akabindeki gelişmelerde, hepinizin hatırlayacağı üzere, şimdi, yani 2004'e kadar ödeyeceği para, sadece 289 000 000 dolar olarak kayda girdi. Peki, BDDK bunları yaparken ne yaptı; teklifi kabul etmeyip, daha zor bir yolu seçerek, Pamukbanka el koydu da ne yaptı; bu banka kaynaklarından Çukurova Grubuna kullandırılan 2 738 000 000 dolar kredi yanında, grubun en büyük iştiraklerinden Turkcellin hissesine, yine, diğer küçük iştiraklerinden de yaklaşık 30 000 000 dolara tekabül eden birçok hisseye sahip oldu; ama, bütün bunlardan daha önemli olarak da, Turkcell gibi önem arz eden Yapı Kredi Bankasının 5 ortağının yönetim hakkını da alarak Fona geçirmiş oldu. Yani, BDDK, bir taşla iki kuş vurarak, o tarihlerde, hem Pamukbanka el koymuş hem de dolaylı olarak Turkcell ve Yapı Kredi Bankasının yaklaşık yüzde 36 hissesine sahibi olmuş oldu.
Arkadaşlar, peki, bütün bunlara el koydu da ne oldu, rehabilite ederek topluma mı sundu dediğimizde, bakın, o güne kadar el koyduğu 19 bankanın büyüklüğüne sahip olan Pamukbanka el koymak suretiyle, Türkiye'deki sıkıntı ve zillet ortamını, aslında, Türkiye sınırlarının dışına -Turkcell vasıtasıyla- ta Wall Street'e kadar taşımış oldu. Bütün bunların ceremesini kim çekti; hep birlikte bu millet çekti.
Öncelikle şu soruların araştırılarak cevaplandırılması gerekir diye düşünüyorum. Demirbankta olduğu gibi Pamukbankta da acaba devlet organlarının ihmali, yanlışı var mıdır; bunların araştırılması gerekir. İfade edildiği gibi, Pamukbankın, Fiskobirlikten 1 500 000 000 000 000 liralık alacağı var mıdır; bunların araştırılması lazım. Pamukbank, onbir yıl önce devlete açtığı kredinin bir türlü geriye ödenememesinin, yani, bir anlamda devletin sorumluluklarını yerine getirememesinin kurbanı mı olmuştur, yoksa, olmamış mıdır; bunun araştırılması lazım diye düşünüyorum.
Ayrıca, banka birleşmelerinin teşvik edildiği bir dönemde, sermaye rasyolarının yüzde 8'lere getirilmesi gerektiği için bir sürü yasa çıkardığımız bir dönemde, altı sekiz ay kadar önce el konulması gereken bir bankaya el koymayarak, geciktirilerek bir siyasî ve ekonomik hata yaptığınız yetmiyormuş gibi, bir de birleşmenin arifesinde -az önce söylediğim yükleri bu milletin sırtına yükleyecek olan el koyma işleminde- iki kere bu millete zarar verilmiş olunmadı mı diye, bunu, burada dile getirerek araştırma konusunun ne kadar önemli olduğunu vurgulamak istiyorum.
Arkadaşlar, el koyduğu Pamukbankla ilgili olarak Danıştaydan dönen kararı da kendisine bir mehaz kabul eden BDDK, tekrar eski sahibine geri vermeye kalktığında, hatırlayın, o tarihlerde, Pamukbankın ilk sahipleri "hayır, biz bunu almayız; çünkü, bizden aldığınız gibi devredecek durumda değil. Şu anda daha kötü yönettiğiniz için, bizden aldığınız şartlara getirmeden bu bankayı geri almayız" diye basına da yansıyan birsürü demeçler vermişlerdi.
Şunu söylemek istiyorum: Hem birleştirmeyerek zarar ver hem el koyarak zarar ver hem de daha sonra, iade ederken eski sahiplerine, borcu yeniden yapılandırırken, o 6 200 000 000 dolarlık yapılandırma esnasında, LİBOR + 3'lerle, LİBOR + 0,5'lerle, bu insanlara verdiğiniz ödeme planına harcadığınız kaynak tahsisleriyle, sizin, o esnada, birsürü, âdeta takla atarak, yüzde 11-12'lerle, yani, LİBOR + 8-9'larla borçlandığınız bir encamı düşündüğünüzde, aradaki faiz farkından bile yaklaşık 500 000 000 dolar, bu millete yeniden zarar tahmil et... Bunu anlamak mümkün değil diye düşünüyorum arkadaşlar.
İşte, neticede, BDDK'nın hukuksuz ve haksız uygulamaları Türk Halkına milyarlarca dolara mal oldu. BDDK, şirket zengini haline geldi. BDDK, bu operasyonlar sayesinde tam 150'nin üzerinde şirket sahibi olarak, Türkiye'nin, âdeta en büyük KİT'i haline geldi. BDDK üyelerine, Başbakanlık Teftiş Kurulu raporuna bile konu olacak şekilde... Başbakanlık Teftiş Kurulu bile "milyarlarca liralık maaş veriyorsunuz, harcırah veriyorsunuz, yolluklar veriyorsunuz" diye, bunları raporlarına konu etmişlerdi. Milletvekillerinin dokunulmazlığının bile tartışıldığı bir ortamda, bırakınız dokunulmazlığı, âdeta, bir masuniyet zırhına büründürmek suretiyle görevlendirdiğiniz bu üst yöneticiler, lüks ofislerinde, bir anlamda sırça köşklerinde, yapmaları gerekeni yapmadıkları için, Türkiye, şu anda, inim inim inleyen bir ortama geldi arkadaşlar.
Şimdi, yine, el konulan Pamukbank, İmar Bankası ve Adabankla, toplam 22 bankayla birlikte Fon, âdeta bir banka mezarlığı haline geldi. İmar Bankası operasyonu ise, hâlâ gündemdeki sıcaklığını koruyor. Yetkililer "her şey BDDK'nın kontrolünde" derken -Pamukbankta olduğu gibi- bankalarda mevduat hesaplarının kaydı bile olmayabiliyor; 10 000 000 000 000 000'luk mevduat 1 000 000 000 000 000 lira olarak gösterilebiliyor; banka sahibi, isterse, mevduat kayıtlarını -Sayın Bakanın da az evvel ifade ettiği gibi- şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemlerle silebiliyor, saklayabiliyor veya bu kayıtları alıp bir yerlerde sakladığı yetmiyormuş gibi, hazine bonoları banka kasalarında durmayabiliyor. Hazine bonosu banka kasasında bile değil! Oysa, "BDDK gerekli denetimi yapıyor"un huzuru içerisinde, hiçbir banka, bonosunu kasasına kilitlemeden repo yapamaz, bono makbuzu kesemez sanıyorduk hepimiz. Meğer, bir banka, açığa repo yapabiliyor, açığa, hem de -şu anda rakamları net bilmiyoruz; ama, basına yansıdığı kadarıyla- 2 000 000 000 000 000'luk bono satabiliyormuş! Demek ki, devlet gözetimine girdiği için her işlemi BDDK tarafından kontrol edilen, üstelik yönetiminde -bakın, üstelik yönetiminde- 2000 yılından beri BDDK'nın da temsilcisi bulunan bir bankada bile bunlar olabiliyormuş!
Söyler misiniz arkadaşlar bizlere; biz, masum Türk Milletine, kendimizin bile şüpheye düştüğü bir ortamda, başka bankalarda da buna benzer durumların olmadığını nasıl anlatacağız allahaşkına?! Söyler misiniz bize; halk, BDDK'ya güvenemediği için parasını bankalara yatırmıyorsa, bankacılık devamlı yara alıyorsa, reel ekonomiye kaynak aktarılamıyorsa, spekülasyonların ardı arkası devam ediyorsa neden o zaman "ticarî sır" kavramı var; neye yarıyor bu "ticarî sır" kavramı?! Eğer, biz, bu kontrolleri yapamayacaksak, kendin pişir kendin ye usulü, para yatırdığımız bankanın hesaplarını her gün gidip kendimiz mi kontrol edeceğiz?! Yoksa, bonoların, tahvillerin yerinde durup durmadığına emin olmak için, her gün banka banka dolaşmak suretiyle, Başbakan Yardımcımız Sayın Abdüllatif Şener Bey mi gidip de bunları kontrol edecek?!
En önemlisi de şudur arkadaşlar: BDDK -güya- bankaların denetiminden sorumlu değil mi? Satılan bonoların banka kasasında saklandığını denetlemek ve açığa satış yapılmasını engellemek onun işi değil mi?! Bunlar çok önemli konular arkadaşlar. Şayet, açığa 2 000 000 000 000 000 liralık bono satışı varsa, bu, BDDK'nın işini yapmadığını göstermiyor mu hâlâ?!
Şimdi, içimizden şu soruları sormak geliyor: Banka kayıtları ile BDKK'nın kayıtları arasındaki inanılmaz tutarsızlığı BDDK neden tespit edememiştir? Eğer bu tespit, bankaya el konulmasından önce yapılmış ise, neden müdahalede geç kalınmıştır?
Grup şirketlere yasalara aykırı olarak aktarılan kaynakların belirlenmesi mutat üçlü denetimlerle mümkün olamamış mıdır? Bunu demin hatipler söylediler.
Gazetelerde çarşaf çarşaf ilanlara rağmen, neden bankanın açığa kamu kâğıdı satışı ortaya çıkarılamamıştır resmî olarak?
İmar Bankasına el konulduktan sonra, söylentilere göre, tespit edilen mevduatın yaklaşık 9 000 000 000 000 000 lira olduğunu biliyorduk; Sayın Bakan demin ifade buyurdular; yaklaşık -7 800 000 000 000 000 lira- 8 000 000 000 000 000 lira, bankanın açığa sattığı bono toplamı 2 000 000 000 000 000 lira. Oysa, bankaya el konulduğunda, hatırlayacaksınız, bankanın açıklamalarında, mevduat toplamının 850 000 000 000 000 lirayı geçmediği belirtiliyordu. O konuda da Sayın Bakana teşekkür ediyoruz; o, aslında 750 000 000 000 000 liraymış.
Şimdi, bakın arkadaşlar, BDDK, bankalarımızın malî durumunu denetlemek için üçlü denetim uyguladı. Bu üçlü denetimden geçen, yani, sınıfı geçen bankalara da temiz kâğıdı verildi. İmar Bankası da temiz kâğıdı alan bankalar arasındaydı. BDDK, 13.6.2002, yani 13 Haziran 2002'de, geçen yıl, bir yıl evvel, bankaların malî tablolarının gerçek durumu yansıtması amacıyla yapılan çalışmaların tamamlandığını söylemedi mi, kamuoyuna duyurmamış mıydı?! Peki; İmar Bankası 13 Haziran 2002 tarihine kadar halktan şimdiki rakamlarla 750 000 000 000 000 lira para toplamıştı madem; öyleyse, 4.7.2003 tarihine kadar, bir yıllık süre içerisinde mi bu 8 000 000 000 000 000-9 000 000 000 000 000 liralık mevduatı toplamayı başardı?
Evet, bu soruların cevabının, araştırma komisyonunda verileceğini ümit ediyorum.
Değerli arkadaşlar, şimdi oturalım "ne yapalım; 750 000 000 000 000 lira değil de yaklaşık 10 000 000 000 000 000 lira para gitmiş, sağlık olsun" mu diyelim; diyemeyiz arkadaşlar bunu; çünkü, neticede bu paraları Türk Halkı ödeyecek, neticede bu paraları biz ödeyeceğiz yani. Diyelim ki, birileri bu paraları aldı götürdü -yaklaşık 60 000 000 000 000 000 liralık toplam mevduatın neredeyse altıda 1'ine, yani 10 000 000 000 000 000 liraya tekabül eden, sadece ve sadece İmar Bankası tarafından götürülen bu rakamlar- bankaları gözetlemekten, denetlemekten sorumlu BDDK o esnada ne yaptı sorusunun cevabını almak zorundayız.
İnanılır gibi değil; bu para çuvalla taşınmaz, kasalara sığmaz, mutlaka bir yerden Türk Lirası veya döviz olarak geçmesi lazım. Ben kabaca bir hesap yaptım, yaklaşık 500 ton som altına tekabül ediyor; yani, ağzına kadar doldurduğunuz 10 tonluk kamyonlarla 50 kamyon som altına eşdeğer parayı konuşuyoruz şu anda! Bu manada, nasıl olur da bunu kimse göremez deme hakkımı burada kullanmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, İmar Bankasından çıkan rezaletlerin farkında olmak durumundayız. Nedir; banka kayıtları yok, kim ne kadar para yatırmış belli değil, ne kadar para çekmiş belli değil, kim bu banka aracılığıyla hazine bonosu almış belli değil, kim repo yapmış belli değil, kime kredi verilmiş, kim kredi almış hiçbir şey belli değil, her şey keşmekeş. Peki, bizim, İmar Bankasında görev yapan yeminli murakıplarımız var, İmar Bankasında bizzat görev yapan yeminli murakıplarımız var; bankada bunlara tahsis edilen oda, uyumaları için mi tahsis edildi arkadaşlar?!
Şimdi, bu durumda, üstelik de, İmar Bankası gibi, hakkında -çok ilginç, hep bu son seneyi konuşuyoruz- 1987 yılından beri defalarca uyarılar yapılan, hatta, IMF'nin bile defalarca BDDK'nın dikkatini çektiği bir bankada -IMF bile BDDK'nın dikkatini çekiyor- müthiş bir gaflet... Atatürk'ün sözü aklıma geliyor şu anda; hepiniz hatırlayacaksınız, o zamanlar, bugüne bir provizyon yapmak suretiyle "memlekette güç, iktidar ve yönetim sahipleri şahsî menfaatlarını müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilir, hatta, bu iktidar sahipleri, gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içerisinde bulunabilir" dememiş miydi?! Herhalde, o zamandan bu zamana provizyon yaparak söylemiş diye düşünüyorum. (Alkışlar)
Arkadaşlar, gazetelerden okumuşsunuzdur -niye bunu söylüyorum; çünkü, az evvel sayın bakan da söyledi; yani, bilgi kaynaklarına ulaşamıyoruz ki, hep gazete kaynakları- İmar Bankasının denetiminden sorumlu bağımsız Gözlem Denetim Şirketi var. Bu şirketin 31 Mart 2003 tarihi itibariyle hazırlanan bilançosunun altında çok ibretamiz bir şekilde deniliyor ki: Denetçi olarak, biz, rakamlara ulaşamıyoruz -denetçi olarak ulaşamıyoruz diyor- gerçek durumu göremiyoruz; ey yetkililer, lütfen, bu konuda gereğini yapınız. Nerede; denetlemekle sorumlu olarak tahsis edilmiş denetim firmasının raporunda. Ne zaman; 31 Mart 2003 tarihinde. Ama, bu not, ne BDDK ne de banka yönetim kurulunda BDDK'yı temsil eden üye tarafından, maalesef, bugüne kadar dikkate alınmamış.
Yine, bu raporda, İmar Bankası kaynaklarının yüzde 80'inin Uzan Grubuna kullandırıldığı yazıyor. Kredilerin, daha çok, adı sanı bilinmeyen şirketlere açıldığı, bunun da, BDDK'ya gönderilen raporlarda olduğu ifade ediliyor.
İşte, bu, çok ama çok önemli bir nokta arkadaşlar, Gözlem Denetim, BDDK'yı açık ve seçik uyarmış; yani, görevini yapmış. BDDK 31 Mart 2003 tarihinde uyanmamış. Ne zamana kadar uyumuş; 3 Temmuz 2003 tarihine kadar uyumuş; olacak şey değil!
Peki, BDDK bu uyarıyı niye dikkate almamış diye düşündüğümüzde, Allah şahit, hâlâ bilemiyoruz ve bir açıklama bekliyoruz! 31 Mart tarihli bir rapor ne zaman elinize ulaştı diye BDDK'ya sormak lazım.
2000 yılında, BDDK adına -burası çok önemli arkadaşlar- İmar Bankasının yönetimine atadığınız ve halen de İmar Bankasının Genel Müdürü olan Cumhur Doğan bu raporu okudu mu okumadı mı, soruyorum?
Ayrıca, BDDK'da -bakın, bunlar o kadar ilginç ki, adamcağızlar orada görev yapıyorlar- Tasfiye Dairesi Başkanlığını yürüten Mehmet Çalışkan, 1996 yılında ve sonrasında, bankalar yeminli murakıbı olarak... Niye isim veriyorum; çünkü, 1996 sonrasında, bankalar yeminli murakıbı olarak siz burada görev yaptınız mı yapmadınız mı? Yani, siz, masanın iki tarafında da oturarak geldiniz buralara, onun için soruyorum. Peki, nasıl hâlâ göremediniz bunları?!
Sayın milletvekilleri, lütfen, eğri oturup doğru konuşmalıyız. Şayet bir soygun varsa bu ülkede, soyanlar kadar, soyulmasına göz yumanlar, soyduranlar da suçlu ve vebaldedir. Türkiye'yi hep beraber temizleyeceğimizi ümit ediyorum.
Gelelim, yetkisiz olarak hazine bonosu satışı konusuna. Hazine bonosu satma yetkisi bulunmadığı halde, 1990 yılından beri -sene 2003- gazetelere çarşaf çarşaf ilan vermek suretiyle, bağıra bağıra hazine bonosu satan İmar Bankasındaki bu faciayı, 1999 yılına kadar Hazine Müsteşarlığı, 1 Eylül 2000 tarihinden itibaren de BDDK ve murakıpları nasıl olur da fark etmez?! Burada, İmarzedeler, hep bu yazıları okuyup bilgilenerek, gidip de İmar Bankasından bono almadılar mı?! Bizim bu insanlarımız duyuyor, biliyor, görüyor, gidip alış yapıyor da, bizim bunu denetlemekle murakıp olarak görevlendirdiğimiz adamlar o esnada horul horul uyuyorlar mıydı?! 1990 ve 2003, 13 yıldır...
Bakın, ilk kez 1987'de demiştim. İlk kez 1987'de ortaya çıktığı belirtilen çifte kayıt ve fiktif hesapların, İmar Bankasındaki tahmin edilen faturayı 10 kat büyüteceği sonucu ortaya çıktı. Ne zaman; bugün konuşuyoruz ya, 1987 yılında bu ifadeler kullanıldı raporlarda. Murakıplar, 1987'de çift kayıt ve açıkları belirleyen ve bu açıkların usulsüz fişlerle kapatıldığını... Bakın, açık belirleniyor ve bu açıklar usulsüz fişlerle kapatılıyor. Bunlar raporlarda olan şeyler. Peşinden 1988'de, yine aynı şekilde çifte kayıt ve hesapların muteberliği konusunda endişelerini dile getiren -yine- murakıplar, banka şubelerine... Buraya da dikkatinizi çekiyorum, murakıplar rapor hazırlıyor ve ilgililerle görüşüyor. Ne diyor: "Banka şubelerine malî polisle aynı anda baskın yapalım." Ancak, dönemin Hazine Müsteşarı, bu öneriyi "daha usuletle ve sühuletle çözelim" diye, zamana bırakıyor.
1993'e geliyoruz. 1993'te, savcılığa, soruşturma açılmasına ilişkin olarak yazılan raporlar, Hazine Müsteşarlığından sorumlu Bakanın masasında "müzakere" imzası engeline takılıyor; yani, Hazine Bakanına da gidiyor o zaman, o da -müzakere edelim diye- o engele takılıyor.
Sonra, 1995'te önlem isteniliyor. 1995 yılına ait bir raporda yer alan kaygılar üzerine, Hazine Müsteşarlığı, nihayet, İmar Bankası yönetimine bir yazı yazarak diyor ki: "Bankanın meşruiyetinin tartışmalı hale geldiği görülüyor; lütfen, kendinize çekidüzen verin." Yazıyla bildiriyor. 1995 sonunda, murakıplar, kayıtların geçerliliği endişesiyle birlikte, şüpheye davet edici kayıt ve davranışların çokluğundan -şüpheye davet edici kayıt ve davranışların çokluğundan- ve malî tabloların güven vermediğinden bahisle, önemle dikkat istiyor.
1996 yılına geliyoruz. Yine, Hazine Müsteşarlığı, İmar Bankasına yazı yazarak, yetkililere sunulan kayıt ve bilgiler ile bankanın kendi içinde tuttuğu kayıtların birbirleriyle tutarlı olmadığını, malî tablolar ve işlemlerin birbirinden farklı olduğunu ifade ediyor.
Dikkat ediyor musunuz arkadaşlar; murakıplar, 1987 yılından beri, her yıl, bu bankayla ilgili, yazılar ve raporlar yazmışlar.
Peki, bir soru daha sormak istiyorum; hep, böyle, zihninizde birtakım problemleri çağrıştırarak bir soru daha sormak istiyorum: Bakın, arkadaşlar, şayet, banka kaynaklarının yüzde 80'i hâkim ortaklar tarafından banka dışına çıkarıldıysa, neden Bankacılık Yasasının 14/3 maddesi yerine 14/4'ü uyguladınız? Bu, önemli bir soru. Neden?.. Madem, kaynakların yüzde 80'i dışarı çıkarılıyor. Bundan evvelkilere, zaten, bunu uyguladınız. Peki, 14/3, bir anlamda, bize göre nedir; 14/3, bir iş kazası maddesidir. Kolay, yani biraz daha ucuz. Bu maddeyle, bankaları ellerinden alınan banka patronları, hortumculuk dışında kalıyorlar; dolayısıyla da, biraz daha, böyle, yumuşacık... Peki, 14/4'e göre, bankacılık tarihinde ilk kez görüldüğü şekliyle -şayet, 14/4 işletilseydi, az önce Sayın Bakanım da "ilk defa olan şeyler" diye ifade ettiler- bankasını bırakarak kaçan bu yöneticiler hortumculuk suçundan anında tutuklanmayacaklar mıydı eğer o yapılsaydı?!
Diğer bir soru da şu: Hani, zaman 3 Temmuz idi, sıkıştık, yönetimi değiştirmediniz falan diyorlar ya, 3 Temmuzda İmar Bankasına el koydunuz. Peki, aynı Uzanlar şirketinin, Adabank isimli başka bir bankası daha var; Adabanka, niye 23 gün bekleyerek, 26 Temmuzda el koydunuz? Bunun da verin cevabını.
İSMAİL DEĞERLİ (Ankara)Bize niye soruyorsun; oraya sor.
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Devamla)Arkadaşlar, burası Yüce Meclis, Yüce Mecliste bunları konuşuyoruz; zatıâlinize sormuyorum Sayın Milletvekilim, rahat olun yani; ilgililere soruyorum.
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)Ama, bize doğru konuşuyorsun; oraya da konuş.
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Devamla)Lütfen arkadaşlar... Bir önerge tartışıyoruz...
Bilindiği gibi, iktidarımız döneminde, bu dönemde, batan ve el konulan diğer bazı bankalarla ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu -ki, onlara buradan şükranlarımı arz ediyorum, çok önemli çalışmalar yaptılar hem CHP'li hem AK Partili milletvekillerimiz; inşallah Türkiye'nin önünü açacaklar- yazdığı raporda, BDDK ve Fon ile ilgili özel raporlarda, batan bankalarla ilgili kararlarını gecikmeli olarak almaları nedeniyle, devlete büyük zarar verdiklerini söylüyor.
Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu yine bu raporunda, sadece Kemal Derviş ve Engin Akçakoca döneminde değil, yani bu dönemde değil, önceki Başkan Zekeriya Temizel döneminde de sektördeki aynı sıkıntıların devam ederek günümüze geldiğini belirtmiştir.
Bakınız, milletimiz, dönemin bakanları ve bürokratlarının kendilerine gönderilen raporları dikkate almamaları yüzünden büyük zarara uğradı. Etibank, Yaşarbank, Esbank, Sümerbank, Egebank ve Yurtbanka zamanında şayet el konulsaydı arkadaşlar, bu operasyonlardan, devlet, yani biz, 672 000 000 000 000 lira zararla çıkacaktık. El koymayarak beklemek suretiyle, tam 3 154 000 000 000 000 liraya mal ettiler bize bunlar. O zamanın bakanları Sayın Özkan ve Önal'ın ve o zamanın BDDK Başkanı Zekeriya Temizel'in dönemi de tabiî buna inhisar ediyor. Yani, hep bu son dönemi, bugün karşımızda olan arkadaşları biz hesaba çekmiyoruz, onları araştırmaya kalkmıyoruz. Yani, burada sistem sorgulanmak zorunda diye düşünüyorum. Şahıslarla bizim bir işimiz yok arkadaşlar.
Değerli arkadaşlar, yapılan hatalar, özetle, ne diyorsun, ne kadar, nedir derseniz, kısaca dört maddede toplamak istiyorum. Nedir bunlar: Bankalara zamanında el konulmaması; iştirak ve firma satışlarında dikkat edilmemesi, ucuz satışlar yapılması; şube satışlarında da ucuz satışlar yapılması ve son olarak da, devlet güvencesi altında olmayan off-shore'un devlet güvencesi altına alınması; bunlarla ilgili problemleri derdest etmek lazım.
Peki, sayın milletvekilleri, birinciden başlayacak olursak, şayet, her kademede, yetkililer, gelen raporların gereğini yerine getirmek suretiyle, örneğin, 6 bankaya -Etibank, Yaşarbank, Esbank, Sümerbank, Egebank ve Yurtbankla ilgili olarak- zamanında el konulsaydı, 3 000 000 000 000 000 fazla para çıkmayacaktı cebimizden. Bu rakama Pamukbankın da zararını ilave ettiğimizde -yaklaşık 5 000 000 000 000 000 zararı- o zaman toplam 8 000 000 000 000 000'a ulaşmaktadır; bu zarar bizim cebimizden çıkmayacaktı. Ne yaparak; zamanında müdahale yapmış olsalardı.
Yine, ikinci maddede söylediğim iştirak ve firma satışları konusunda da ciddî, fahiş hatalar var. Nedir; Batı Sigorta, Sümer Factoring ve Romanian International Bankta olduğu gibi hep defter değerlerinin altında satışlar yapılmasaydı, yine milletimiz buradan da ayrıca bir 2 500 000 000 000 000 lira zarara uğramayacaktı.
Bu konuda ilginç bir örnek vererek zihninizde canlandırmak istiyorum. Ne ilginçtir ki, Yaşar Holding... Bu, araştırma komisyonumuzun raporlarında olduğu için rahat söyleyebiliyorum. Bir firma, daha önce Fona devredilen, defter değeri 1 970 000 000 000 lira olan Batı Sigortayı, kendi eski şirketine -adamcağız geri müracaat ediyor- 1 970 000 000 000 liralık defter değerli sigorta şirketini 1 500 000 000 000 liraya geri alıyor. Kim; aynı adam. Enteresan bir şey! Aradaki fark 500 000 000 000. Var, daha böyle birsürü firma var.
Üç; şube satışlarında yapılan yanlışların ise haddi hesabı yok. Bu nedir? Örnek mi istiyorsunuz; bakın -lütfederseniz, bu konuya özel ilginizi rica ediyorum- 9 Temmuz 2001'de fona devredilen Bayındırbankın yılda 4 000 000 dolar kâr eden Antalya Havalimanı Dış Hatlar Şubesini -yanlış anladığınızı düşüneceksiniz- Türk parasıyla 25 000 000 000 liraya; yani, 9 Temmuz 2001'de devrediliyor ve 27 Aralık 2001 tarihinde Türk parasıyla 25 000 000 000 liraya Denizbanka devrine yönetim kurulu kararı alıyorlar. Onun üzerine, o zamanki görevli Genel Müdür Yardımcısı Mahmut Şener -marifet iltifata tabidir; hep eleştirmeyeceğiz ya, böyle hayırlı işler yapanların da ismini burada vermek lazım- "Ne yapıyorsunuz ya; yılda 4 000 000 dolar kâr ettiği resmî kayıtlarla tevsik edilmiş bir şube, 25 000 000 000 liraya satılabilir mi" diyerek müdahale edince, iş karışıyor ve tekrardan hesaplar kitaplar yapılıyor ve 1 400 000 dolara yine Denizbanka satışın devrine karar veriliyor.
Yani, oh yahu, hiç değilse, 25 000 000 000 liradan 1 400 000 dolara çıktı diye şükredebiliriz; ama, resmî kayıtlarda bu şubenin bir yıllık kârı 4 000 000 000 000; pardon, 4 000 000 dolar. Milyon dolarlar ile katrilyonları karıştırdık arkadaşlar!..
Sonra da peki ne oluyor; birilerinin çıkıp "Sayın Genel Müdür Muavini, Allah senden razı olsun; 1 400 000 dolara satacağımız şube 25 000 000 000 liraya satılıyordu, mâni oldunuz; sizi ödüllendirelim" demesi lazım değil mi? Çok beklersiniz!.. Ne yapmışlar; adamın sözleşmesini feshetmişler!
Son olarak, off-shore işlemlerinde yaşananlar ise tam bir komedi. 22.12.1999'da Yurtbank ve Sümerbank, Fona devredilmiş; off-shore bankalarında mevduatı bulunanlar, bu mevduatlar güvencede olmadığı için paralarını çekmek istemişler. Peki, Yurtbank tarafından, bankanın Fona geçtiğinden bir sonraki gün, üstelik, off-shore bankadan da havale talimatı gelmediği halde, -bakın, teknik arkadaşlarımız bunu anlıyorlar- bu nakdî olarak devlet güvencesi altında olmayan off-shore hesaplarını ödemeye, hem de Fona geçtikten bir gün sonra bile devam ediyorlar!.. Nakit ödemeler yapılıyor; o dönemde yapılan ödeme tutarı yaklaşık 4 000 000 dolar, yani, bugünkü değerle 6 000 000 000 000 lira! Hani diyebilirler ki, ya bir günü de kafamıza kakma; o bir günde bugünkü değerle 6 000 000 000 000 lira para verilmiş, sigorta kapsamında olmayan... Tabiî, burada locada bizleri izleyen arkadaşlarımız da, bize niye yapılmadı diye merak ediyorlardır.
O dönemde yapılan ödeme tutarı dışında, sigorta kapsamında olmayan bu paraları, Fon, yani, BDDK ödemiş; ama, bu BDDK'ya bugüne kadar yine ulaşmak mümkün olmamış. Sonuç olarak, 1 Eylül 2000'de göreve başlayan BDDK, bankacılık sistemini sözde düzenlemek için kurulmuştu. Peki, bunu başarabildi mi acaba; maalesef, hayır. İşte, sonuçlar: BDDK almış eline baltayı, ali kıran baş kesen gibi, vurdukça vurmuş ve 22 bankaya el koymuş! BDDK verilerine göre, Fon bünyesine alınan 22 özel bankaya toplam 21 700 000 000 dolar -İmar Bankası da hariç- kamu bankalarına görev zararı karşılığında da 21 900 000 000 dolar aktarıldı; bankacılık krizi, İmar Bankasını da dahil ettiğimizde, yaklaşık, 50 000 000 000 dolara patladı hepimize. Ancak, peki buna karşılık, bu Fon ne yaptı dersek; bu Fon, bünyesindeki bankaların alacaklarından bugüne kadar 2 100 000 000 dolarlık da tahsilat gerçekleştirebildi; Allah'a şükür! Aslında görevi, düzenleme, denetleme ve rehabilitasyon olarak tanzim edilen BDDK, bu işlevlerinden ziyade, enerjisini, kesip biçmeye ayırınca -keşke onu da zamanında yapsaydı diyoruz- bu iş böyle karıştı. Düzenleme ve denetlemede sınıfta kalan, yani, ilk iki fonksiyonunda sınıfta kalan BDDK'nın elinde kala kala bir tek rehabilitasyon enstrümanı kalmıştı. Onda da bankaları hastaneye alarak tedavi edip iyileştirerek topluma sunmasını beklediğimiz BDDK, hastanede tedavi etmek yerine, varlığını, bankalar için bir morg haline getirdi, 22 tane bankanın, içinde yattığı morg haline getirdi. Fon bankalarından devralınan problemler halka açıklanmak yerine, kapalı devre çalışma tarzı tercih edildi; ticarî sır kavramı da buna kalkan olarak kullanıldı. Böylece, BDDK, çözümün bir parçası olmak yerine, çok üzülerek ifade ediyorum ki, sorunun bizatihi kendisi haline geldi.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, Sermaye Piyasası Kurulunun üç yıl Başkanlığını yapan Ali İhsan Karacan Dünya Gazetesinde bakın ne diyor. Çok ilginç olduğu için sizlerle paylaşmak istiyorum. Benim morg örneğine benzeyen bir örnek. Diyor ki: "Bankacılık sistemine ne oldu? BDDK camdaki sineği tabancayla vurmaya kalktı. Silahınızdan çıkan kurşunlarla sinek ölmediği gibi camımızı kırdı ve içerde oturan kardeşlerinizi de vurdu."
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu, çok veciz bir ifade ve BDDK'nın ve bankacılık sektörünün nereye, nasıl geldiğini ifade eden bir cümle.
BDDK'nın kurumsal yapısının, yetki ve görev dağılımının sorgulanması ve de hızla yeniden yapılandırılması kaçınılmaz gibi görünüyor. Bu da, burada yapacağımız çalışmalarla aşılacak.
BDDK'nın risk algılama ve erken uyarı sistemlerinin neden tam olarak çalışmadığını hâlâ bilebilmiş değiliz. BDDK gibi dev bir organizasyondan beklenilen rol, riski erken fark etmek suretiyle önlem alması ve bu fakir milletin sırtına yük olmaması değil miydi? Geldiğimiz noktada, az evvel ifade ettiğim gibi, bırakın sorun çözmeyi, sorunun bizatihi kendisi olmaya başladı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
12 konuşma daha · 21 Ekim 2003