İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 114. BİRLEŞİM · SALI

Eski bşk. a. mesut yılmaz ve devlet eski bak. güneş taner hk. meclis soruşturması açılması hk (s.s 621) (9/5,6)

Mehmet Küçükaşık

Bursa Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 114. Birleşim · 2. yasama yılı · 13 Temmuz 2004 · 1.029 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Küçükaşık (CHP), 13 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ESKİ BŞK. A. MESUT YILMAZ VE DEVLET ESKİ BAK. GÜNEŞ TANER HK. MECLİS SORUŞTURMASI AÇILMASI HK (S.S 621) (9/5,6)); konuşma 1.029 kelime.

Mehmet Küçükaşık (CHP, Bursa). “Eski bşk. a. mesut yılmaz ve devlet eski bak. güneş taner hk. meclis soruşturması açılması hk (s.s 621) (9/5,6)”. TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim tutanağı, 13 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-kucukasik-22-2004-07-13-eski-bsk-a-mesut-yilmaz-ve-devlet-eski-bak-gunes-taner-hk-meclis-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 621 sıra sayılı İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 58 milletvekili ile Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 55 milletvekilinin Türkbank ihalesi sürecinde malın satımında ve değerinde fesat oluşturacak ilişki ve görüşmelere girdikleri ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 205 inci maddesine uyduğu iddiasıyla eski Başbakan A.Mesut Yılmaz ve Devlet eski Bakanı Güneş Taner haklarında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergeleri ve (9/5,6) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu raporu hakkında söz almış bulunmaktayım; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Bugün, burada, Türkiye'nin yolsuzluklarla ilgili en önemli kilometre taşlarından biri olan Türkbank ihalesini ve bu ihale esnasında sorumluluk üstlenmiş siyasetçilerimizin sorumluluğunu konuşuyoruz.

Bugün, burada, uygulanan ekonomik politikalarla ülkemizin yirmi yıllık yolsuzluk batağına sürüklenişinin öyküsünü konuşuyoruz.

Bugün, burada, siyasetçi-işadamı-mafya üçgeniyle ülkemizin yolsuzluk ve yoksulluk batağına nasıl saplandığını konuşuyoruz.

Bugün, burada, siyasetçi-bürokrat-işadamı-medya patronu çıkar ilişkilerinin ülkeyi ne hale getirdiğini konuşuyoruz.

Bugün, burada, medya-siyasetçi ilişkilerinin, medya patronu olmanın devlet üzerindeki etkinliğini, Türk siyasetini nasıl yönlendirdiğini, medya patronluğu, banka sahipliği ve devlet ihalelerinin nasıl paylaşıldığını konuşuyoruz.

Bugün, burada, siyasî iktidarların, özelleştirme adı altında kendi yandaşlarına kamu kaynaklarını nasıl peşkeş çektiklerini konuşuyoruz.

Bugün, burada, siyasî iktidarların kendilerine bağımlı bir sermaye grubu yaratmak uğruna ülkenin nasıl talan edildiğini konuşuyoruz.

Yine, bugün, burada, siyasî iktidarların kendilerine bağımlı bir medya grubu yaratmak uğruna, kamu bankalarının, kamu kaynaklarının nasıl insafsızca kullanıldığını konuşuyoruz.

Bugün, burada, siyasal iktidar-hukuk ilişkilerinin ne kadar yozlaştığını, siyasal iktidarların hukuk tanımazlığının ülkeyi sürüklediği yolsuzluk uçurumunu konuşuyoruz.

Bugün, burada, siyasetçinin ve siyaset kurumunun birbirini aklama ve paklama operasyonlarıyla halkın gözünde ve tüm dünyada nasıl itibar kaybettiğini konuşuyoruz.

Kısacası, bugün, burada, ülkemizin, yirmi yıl boyunca nasıl talan edildiğini, nasıl yolsuzluk ve yoksulluk batağına saplandığını, niçin dışfinans kuruluşlarına boyun eğmek zorunda kaldığını, 250 milyar dolar iç ve dış borcun halkımızın omuzlarına nasıl yükletildiğini, ulusal onurumuzun nasıl ayaklar altına alındığını konuşuyoruz; Türkbank aynasında, yirmi yıllık siyasal geçmişimizi, yirmi yıllık yolsuzluk ve yoksulluk serüvenimizi konuşuyoruz. Bu aynanın karşısında bugün biz oturuyoruz. Bu aynaya bakıp, geçmişten çok ders çıkarmak zorundayız; en fazla dersi de siyasal iktidarın çıkarması gerektiğini düşünüyorum. Ne yazık ki, bu aynaya benzer lekelerin düşmeye başladığını görmek, hem bizi hem de Türk Halkını yaralayacaktır.

Bizler, Türkbank Soruşturma Komisyonu üyeleri olarak, dört aya yakın bir süre, gerçekten de çok titiz bir çalışma yapmaya çalıştık. Bu çalışmalar esnasında gördüklerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

İlk gördüğümüz, Türkbank'ın, Hazine kanalıyla siyasal iktidarlar tarafından karşılıksız kredi açılarak özsermayesinin nasıl tüketildiğini; mevcut siyasal iktidarın, Türkbankı ele geçirebilmek için Bankalar Kanununu nasıl hiçe saydığını, yasada nasıl değişiklikler yaptığını; Bankalar Kanununun hiçe sayılarak Ticaret Kanunu hükümlerine göre bankanın hazineye nasıl devredildiğini gördük. Bankadaki hazine hisselerinin satışı için çıkarılan her iki ihalede, mafyanın siyasal iktidardan daha güçlü olduğunu; ihaleyi kazananın, tıpkı Aydın Bolak gibi, mafya korkusundan bırakınız kazandığı ihaleyi almayı, 5 000 000 dolar teminatını da yakmayı göze aldığını gördük. Bazı saygın işadamlarımızın, organize suç örgütü şeflerinin bir telefonuyla milyon dolarlar ödediğini, ihaleye girebilmek için onlardan izin aldığını gördük. Geçmiş başbakanlarımızın bazılarının veya onların izniyle en yakın adamlarının, organize suç örgütü liderleriyle her şeyi paylaştığını, onlardan siyasî yardım aldığını gördük. Kamu ihalelerine girecek işadamlarını ve ihale bedellerini, organize suç örgütü liderlerinin belirlediği, onların gücü yetmediğinde, bakanların, başbakanın belirlediğini, ikna ettiğini; yetmediğinde de, tehdit ettiklerini gördük. Başbakanlarımızı, devletin resmî istihbarat birimlerinin raporlarının ikna etmediğini, onlara güvenemediklerini; işadamı dostlarının, danışmanlarının duyumlarının onlar için daha önemli olduğunu gördük. Bakanlarımızın, başbakanımızın devletle iş ilişkisi olan günün popüler işadamlarıyla çok önceden samimi olduklarını, otel lobilerinde, evlerinde, işadamı her istediğinde hemen görüşebildiklerini gördük. Emniyet istihbarat birimlerinin, ihaleye giren firmaların kimliklerini, organize suç örgütleriyle ilişkilerini, ihaleyi kimin kazanacağını, ihaleden iki ay önce tüm ilgili makamlara bildirdiğini, ihalenin tam da onların dediği gibi yapıldığını görünce isyan ettiklerini gördük. Başbakanlarımıza yakın işadamlarının ihaleye nasıl yön verdiğini, komisyon olarak televizyon kanalı aldıklarını, devlet resmî makamlarına nasıl bilgi verdiklerini; bir arabanın bile satışı için noterde resmî satış şartı arınıyorken, milyonlarca dolarlık televizyon kanalı hisselerinin, gazete hisselerinin satışı için, peçete kâğıdına benzer ikili sözleşmelerle, milyonlarca dolarlık gazetelerin, televizyon kanallarının el değiştirdiğini, bunun, bugün bile aynı şekilde devam ettiğini, medyadaki gizli patronların var olmaya devam ettiğini gördük.

Devlet Bakanının ve Hazine Müsteşarının, alt bürokratların onay vermedikleri, yazmadıkları onay yazısını üç kez değiştirerek, onların "bu yanlıştır, biz, bu onaya imza atmayız" demelerine rağmen, o kadar gözü kara bir biçimde onu imzaladıklarını ve Türkbankın devrine onay verdiklerini gördük.

Güneş Taner'in Komisyonumuzda "bu evrakı ben veya Hazinedeki arkadaşlarımız görmüş olsaydık, biz, bu önizni vermezdik; bu, bizim için, gerek Hazine gerekse Merkez Bankası bürokrasisi için, maalesef, kara bir leke olmuştur" dediği belgeyi (Emniyetin gizli belgesini) bir başbakanın, kader birliği yaptığı Bakanlar Kurulundan, koalisyon ortaklarından; bir Merkez Bankası Başkanının, iki ay, bağlı olduğu bakandan sakladığını ve ondan sonra da, yine, görevinde kaldığını, koalisyon ortaklarının da bir şey demediğini gördük.

Başbakanımızın, ihaleyi kazanan işadamına, televizyon genel müdürlüğü, gazete genel yayın yönetmenliği önerdiğini, tüm bu olaylar olurken her şeyden haberi olan bürokrasinin, siyasîlerin ve tüm medyanın nasıl sessiz kaldıklarını gördük.

Televizyonlardan, bizzat Başbakanın ağzından, Arena Programında, organize suç örgütü liderinin ihaleyi kazanacak her iş adamından yüzde 5 pay alacağını duyduk; inanamadık; nereden biliyorsun diye de soramadık.

Seçim dönemi geldiğinde, tüm medyamızın, suçlanan siyasetçimize sahip çıktığını "burada yolsuzluk var, ben, bu olaya destek vererek sessiz kalamam" diyerek hükümeti düşüren siyasetçimizin, siyasal partimizin "istikrarı niye bozuyorsunuz" diye suçlandığını gördük; inanamadık.

1998 Ekiminde üç bankaya el konulmuş, 2,5 milyar dolar halkın omuzlarına yüklenmişken, bu soruna dikkat çeken "önlem alın" diye bağıranların seslerinin kısıldığını, suçlandığını; sonuçta 23 bankaya el konulduğunu, halkın omuzlarına 48 milyar dolar yük bindiğini gördük.

Sonuçta, ülkenin, cumhuriyet tarihinin en büyük krizine sürüklendiğini, ülkede yaşayan herkesin mal varlığının üçte 2'sini kaybettiğini gördük. Ülkemizin, tüm dünyada gelir dağılımı en bozuk üç ülkeden biri olduğunu, dünya yolsuzluk sıralamasında üçüncü sırada olduğumuzu gördük ve kahrolduk.

Kısacası, Türkbank, sadece bir banka ihalesi değil, devrin Başbakanı ve siyasal kadrosunun, Türkbank kaynaklarını kullanarak, kendine ait bir medya yaratma uğruna, siyasetçi-işadamı-mafya işbirliği içerisinde, herkesin kendisine bir çıkar sağladığı, hem ekonomik hem de siyasal çıkarlar sağlamaya yönelik bir organizasyondur.

Hazırlanmış olan komisyon raporu ve eklerinde, bugüne kadar ortaya çıkmamış tanık beyanlarını, devletin resmî belgelerini ve bilirkişi raporlarını okuduğumuzda, ülkemizin yirmi yıllık geçmişinin bir film şeridi gibi karşımızda durduğunu görüyoruz.

Türkbank, bence, bir ibret aynasıdır; hepimizin, tüm ülkemizin bu aynaya bakarak ibret alması ve bir daha benzer olayların yaşanmaması dileğiyle, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlarım. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

15 konuşma daha · 13 Temmuz 2004

15 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook