Bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1369)
Aydın Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 89. Birleşim · 5. yasama yılı · 17 Nisan 2007 · 1.698 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Mesut Özakcan (CHP), 17 Nisan 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1369)); konuşma 1.698 kelime.
Mehmet Mesut Özakcan (CHP, Aydın). “Bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1369)”. TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim tutanağı, 17 Nisan 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-mesut-ozakcan-22-2007-04-17-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-1369 (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c153/b089/tbmm221530890441.pdf
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)CHP GRUBU ADINA MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1369 sıra sayılı, Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Altan Karapaşaoğlu'nun, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifı'nin tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (x) 1369 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir. Değerli arkadaşlarım, bir ülkeyi yönetenlerin en önemli, en öncelikli görevlerinden birisi de sürekli, ucuz, kaliteli, arz güvenliğinin sağlandığı enerjiyi temin etmek ve vatandaşın, ülkenin, halkın ihtiyacına sunmaktır. Getirilmiş olan bu teklifle, hidroelektrik santrallerle ilgili yeni birtakım değişiklikler, özellikle bu teklifin 1'inci maddesinde, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun, yasal olarak yetkisi olmadığı hâlde, bir tebliğ çıkartarak ihale yapmış olduğu HES'ler var. Diğer bir maddede ise, hükümetler arası ikili iş birliği çerçevesinde, kredili olarak yapımı ele alınan baraj ve hidroelektrik santral projeleriyle ilgili düzenleme var.
Değerli milletvekilleri, biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak, hidrolik kaynaklarımızın son damlasına kadar enerji üretiminde kullanılmasını arzu ediyoruz, istiyoruz, ancak, bunların yatırımlarını gerçekleştirirken, devleti ve ülkeyi soydurarak değil, kamuyu zarara uğratarak değil. Kanun teklifi olarak gelmiş olan bu teklifin, kanunun, değerli arkadaşlarım, esasen, kanun tasarısı olarak gelmesi, gerek komisyona gerekse yüce Meclisimize, daha uygun olurdu, çünkü, bu kanun teklifi, 7-8 milyar dolarlık -sadece bu iki maddeyle ilgili olarak söylüyorum- bir yatırımı ve her yıl 500 milyon dolar, kırk dokuz yılda da 24-25 milyar dolar mertebesinde bir kamu zararına sebep olacak bir kanun teklifi olarak, bir milletvekili tarafından değil, Bakanlar Kurulunun kararıyla, tüm bakanların imzasını taşıyan bir kanun tasarısı olarak gelmeliydi. Öyle sanıyorum ki, kanun tasarısı olarak tüm bakanların imzasını taşıyacak bir mutabakatın sağlanmadığı içindir belki, Sayın Karapaşaoğ- lu'nun teklifi olarak önümüze gelmiş bulunuyor.
Değerli arkadaşlarım, 2'nci maddeyle ilgili olarak, az önce... Hükümetler arası ikili iş birliği çerçevesinde yapılacak olan HES'ler, yabancı konsorsiyumların öncülüğünde ve onlar tarafından, birer yerli ortaklan tarafından kurulan şirket konsorsiyumlar tarafından yapılacak yatırımlardır. Yerli, yabancı olması önemli değil, ancak, bu yatırımlar yapılırken millî menfaatlerimizin korunması en öncelikli ve dikkate almamız gereken bir davranış olmalıydı. Millî menfaatlerin korunması noktasında, eski Petrol Yasası'nda millî menfaatlere uygun olarak arama ve üretim öngörülürken, yeni çıkarılmak istenen yasada bu hüküm de ortadan kaldırılmış, AKP yönetimi millî menfaatlerimizin korunması karşısında nasıl bir anlayışa sahip olduğunu kanun ile tescil etmiştir. Görüşmekte olduğumuz bu kanun teklifi de, ülkemizin uzun vadede enerji politikasına ve millî menfaatlerimize, kamu yararına uygun değildir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de kişi başına elektrik tüketiminin 2007 yılında 2.513 kilovat saate ulaşması beklenmektedir. Kişi başına tüketilen elektrik o ülkede ekonominin ve yaşam standardının bir ölçüsü ve kriteridir. Yunanistan'da 5 bin kilovat saat ile bizim ülkemizde kişi başına tüketilen elektrik enerjisinin 2 katı tüketiliyor. Almanya'da, Fransa'da, Avrupa Birliği, birçok ülkede bizim kişi başına tükettiğimiz elektriğin 3 katı tüketiliyor, Amerika Birleşik Devletle- ri'nde 5 katı tüketiliyor. Esasen, ülkemizde refah düzeyimizin ne olduğunu görmemiz bakımından tükettiğimiz elektrik enerjisi gerçekten yeterli değildir. Diğer ülkelerle de kıyasladığımız zaman bunun ne kadar düşük kaldığı, giderek ihtiyacımızın, yaşam standardımızın yükseltilebilmesi için ne kadar ihtiyacımızın olduğunu bu rakamlar göstermektedir.
Değerli milletvekilleri, bu teklifin getirdiği önemli hususlardan biri, elektrik enerjisi üretiminin artırılması amacıyla bazı projelerin yapılmasını sağlamaktır. Elbette bizim de arzumuz budur. Bu kapsamda, on altı proje, baraj ve hidroelektrik santrali (HES) vardır. Projelerin toplam tutarı 4,7 milyar ABD doları, kamulaştırma bedeli ise 918 milyon YTL'dir. Plan ve Bütçe Komisyonuna verilen bilgilere göre, Türkiye'nin elektrik enerjisindeki kurulu gücü bu projelerin gerçekleşmesi hâlinde yüzde 10 düzeyinde artmış olacak, kapasitedeki bu artış, elektrik enerjisi tüketim talebinin yüzde 8,5'ini karşılayacaktır.
Bu projelerin bir an önce bitirilmesi niyeti şüphesiz olumludur, ancak, elektrik enerjisindeki alım garantileriyle birlikte bu projelerin ihalesiz verilmesi, lisans ve su kullanım anlaşması için bedel ödenmeyecek olması ya da sembolik bir bedel ödenmesi, Türkiye'nin milyarlarca dolar kamu zararına uğramasına da sebep olacaktır. Çok yanlış bir iş yapılmaktadır. Bu santrallerin yapılması anlamında söylemiyorum, uğranılan, uğratılacak olan kamu zararını dikkatlerinize getirmek için söylüyorum. Bu 16 proje, Yenilenebilir Enerji Kanunu kapsamına alınmakta, on yıl süreyle, 5-5,5 euro/sent satın alma garantisi de verilmektedir.
Değerli arkadaşlarım, 2001 yılından itibaren ortalama satış fiyatlarına baktığımız zaman elektriğin, 2001 yılında tarife 4,75 dolar/sentten, yükselerek, 2007 yılında yaklaşık 6 dolar/sente gelmiş. Bu da döviz bazında yaklaşık yüzde 26 bir artışı ifade ediyor. Şimdi, hâl böyle iken, bunlar, yani, bu şirketler, konsorsiyumlar, serbest piyasada üretecekleri elektriği satabilecekken biz de onlara 5,5 euro/sent alım garantisi getiriyoruz, veriyoruz. Söylemek istediğim şu: Zaten, fiyatlar bir yükseliş trendi içerisinde. Dolayısıyla, bu şirketlere böyle bir alım garantisi vererek, dağıtım şirketleri üzerinden alım garantisi vererek dağıtım şirketlerini yükümlülük altında bırakmanın doğru olmadığını ifade etmek istiyorum. Dünyanın en ucuz elektriğini hidrolik santraller üretiyor. O nedenle, çok müthiş bir imkân ve kaynak, bu projelere, bu konsorsiyumlara sağlanmış ve aktarılmış olacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; serbest piyasadan söz ediyoruz madem, o zaman, serbest piyasada satma imkânı da varsa -böyle iyi de bir imkân var- bunu, bu konsorsiyumlar, bu şirketler değerlendireceklerdir. Yani, biz, aslında, hazinenin üzerinden garantiyi kaldırıyoruz, ama, dağıtım şirketleri vasıtasıyla, yine özelleşmediği müddetçe, devletin üzerine bu garantiyi veriyoruz, hem de satın alma garantisiyle.
Değerli arkadaşlarım, Yenilenebilir Enerji Kaynakları Kanunu'nda, on yıl boyunca bunlara, bu 16 projeye, konsorsiyuma 5 ila 5,5 euro/sent alım garantisi getiriliyor. Bu santrallerle serbest piyasa ekonomisi ve serbest rekabet ortamı, bu şartlarla -Sayın Bakanımızın her fırsatta söylediği serbest piyasa ve serbest rekabet ortamı- nasıl yaratılacaktır?
Teklifin 2'nci maddesi 16/7/1997 tarihli ve 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un geçici 4'üncü maddesine bir fıkra ilave edilmesini öngörmektedir. İlave edilmek istenen fıkra bazı HES projelerinin yapımına ilişkindir, ancak, 4283 sayılı Kanun'un 1'inci maddesi incelendiğinde HES'lerin yapımının bu Kanun'un kapsamı dışında bırakıldığı görülecektir. Bu nedenle, teklifle yapılmak istenilen düzenlemenin 4283 sayılı Kanun'da yer alması doğru değildir, bu da ileride hukuki sorunların yaşanmasına sebep olacak bir yanlıştır. Nitekim, teklifin görüşülmesi sırasında, yapılacak olan HES'lerin yap-işlet yöntemi ile mi, yoksa yap-işlet-devret yöntemi ile mi yapılacağı tartışma konusu olmuş ve netlik de kazanamamıştır.
Teklifte bir fıkra ilave edilmesi öngörülen 4283 sayılı Kanun'a 1/7/2006 tarihli ve 5539 sayılı Kanun'la eklenen geçici 4'üncü madde hükmü şöyledir: "Çok maksatlı projeler ile bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce ikili işbirliği anlaşmaları kapsamında yer alan projeler ve önceki yatırım programlarında yer alan projeler, lisans alınmasına gerek olmaksızın, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yedi yıl içinde yapılabilir veya yaptırılabilir. Bu projelerin hidroelektrik üretim tesislerinin yapımı aşamasında, elektrik üretim tesisleri, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında faaliyet göstermek üzere özel sektör başvurularına açılır. Dört ay içerisinde başvuru olmaması hâlinde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilebilir." Bu hüküm ile, yapılacak ihale sonucunda belirlenen şirketin, Devlet Su İşleriyle su kullanım hakkı anlaşması imzalayarak HES kurması amaçlanmıştır. Görüldüğü gibi, madde 1 ihaleden söz etmektedir. Teklif ise, hükümetler arası ikili işbirliği anlaşması veya bu anlaşmaya ilişkin Bakanlar Kurulu kararı ya da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı oluru ile belirlenen tüzel kişilerin Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kuracakları yeni şirketlere, ihalesiz olarak HES santrali kurma olanağı vermektedir. Yeni kurulacak olan şirketlerin, söz konusu anlaşma, Bakanlar Kurulu kararı veya Bakanlık olurunda belirlenen şirketlerle bir ilgisi bulunmamaktadır. Düzenleme, geçici 4'üncü maddenin hâlen yürürlükte olan şeklindeki ilkeye aykırı olduğu gibi, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun elektrik piyasasında rekabet ilkesine de aykırılık içermektedir. Bu durum, AKP Hükümetinin bir enerji politikasının, özellikle de elektrik piyasasında rekabetin sağlanması gibi bir amacının olmadığını göstermektedir. Oysa, Sayın Bakan, her yerde "tam rekabetçi ortam var, serbest piyasa ortamı yaratıldı" açıklamalarını yapabilmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin, komisyonca kabul edilen 3'üncü maddesi, 1053 sayılı Kanun'da değişiklik yapılmasını düzenlemektedir. 1053 sayılı Ankara, İstanbul ve Nüfusu Yüzbinden Yukarı Olan Şehirlerde, İçme, Kullanma ve Endüstri Suyu Temini Hakkında Kanun bugünkü haliyle nüfusu 100 binden yukarı olan şehirlerin su temininde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne yetki verirken, nüfusu daha az olan yerleşim yerlerinde belediyelerin bu ihtiyaçlarını İller Bankasınca sağlanan imkânlar dâhilinde gidermelerini öngörmektedir. Teklif ise, kamu yatırım programında yer almak şartıyla, belediye teşkilatı olan yerlerin içme, kullanma ve endüstri suyunun temini hizmetleri için gelecek yıllara yaygın yüklenmelere girişmeye DSİ'yi yetkili kılmaktadır. Dikkat edileceği gibi, nüfusu ne olursa olsun, belediyelere su hizmetlerinin götürülmesi için DSİ yetkili kılınmaktadır.
DSİ, su ve toprak kaynaklarının geliştirilmesinden sorumlu ana kuruluştur. Bu anlamda, bir ayağı tarım sektöründe, diğer ayağı enerji sektöründedir. Bu bağlamda, 1.070 milyon YTL'si tarım, 1.305,3 milyon YTL'si enerji sektöründe ve 265 milyon YTL'si sosyal alanda olmak üzere, kuruluşun 2007 yılı yatırım miktarı 2.640,3 milyon YTL'dir. Bu çerçevede, DSİ yatırımlarının tarım sektöründeki kamu yatırımları içindeki payı yüzde 71,5 iken, enerji sektöründeki bu pay yüzde 51,3'tür. Kuruluşun bu denli önemli fonksiyonlar üstlenmesi karşısında 2007 yılı bütçe ödenek teklif toplamı içindeki payı yaklaşık yüzde 2'dir, ve kuruluşun 2006 bütçe ödeneklerine göre ödenek artış oranı yüzde 4,4'tür. Bu artış yüzdesi kuruluşun ödeneklerinde reel olarak bir gerilemeyi temsil etmektedir.
Enerji ve tarımsal altyapı yatırımlarında önemli fonksiyonlar üstlenen Devlet Su İşlerinin reel olarak gerileyen bu ödenek miktarlarıyla, İller Bankasından yararlanmaları teklifle imkânsız hâle getirilen belediyelerin su yatırımlarına ait kaynak nasıl ve nereden sağlanacaktır?
Reel olarak gerileyen ödenek miktarının yanı sıra, Devlet Su İşlerinin yatırım programındaki mevcut proje paketinin ortalama bitiş süresinin yirmi beş yıl olması, bu proje stokunun ciddi biçimde gözden geçirilmesini ve yeniden önceliklendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu durum yeni bir şey değildir, bu sadeleştirmenin yapılması gereği zaten bir süredir gündemdedir. Devlet Su İşlerinin elindeki proje stokunun yeniden gözden geçirilmesi söz konusu iken, bu teklifle, Devlet Su İşlerinin çok sayıda belediyenin su yatırımına ilişkin yıllara sari proje alması nasıl mümkün olabilecektir?
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öte yandan, toplam yatırım miktarı 2,6 milyar YTL olan ve yıllar itibarıyla reel olarak gerileme gösteren Devlet Su İşleri yatırım bütçesine karşılık, müteahhitlerin bekleyen alacakları 2 milyar YTL'ye yakındır. Durum bu merkezdeyken, belediyelerin su yatırımları için İller Bankasından kaynak kullanımı olanağını ortadan kaldırarak Devlet Su İşlerinin sorumluluğu altına vermenin makul bir açıklaması bulunmamaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Özakcan.
MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Devamla)Bu durum, Devlet Su İşlerine fiilen imkânsız bir görev verilmesi anlamına gelmektedir. DSİ, bugünkü yapısıyla bu görevi yürütecek bir organizasyon yapısına da maalesef sahip değildir.
Plan ve Bütçe Komisyonumuzda İller Bankasıyla ilgili bir düzenlemenin ve kanun tasarısının da gündemde olduğunu biliyoruz. İller Bankası da bu teklifle devre dışı bırakılarak, İller Bankasının yatırımlarla ilgili görev ve yetkilerinin Devlet Su İşlerine aktarılmasmm bu alandaki çalışmanın verimliliğini de ortadan kaldıracağını ve belediyeleri de büyük bir sıkıntı içerisine iteceğini şimdiden ifade etmek, belirtmek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANSayın Özakcan, lütfen, tamamlayın konuşmanızı.
MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Devamla)Bitiyorum Başkanım. Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
27 konuşma daha · 17 Nisan 2007