İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 85. BİRLEŞİM · SALI

Ergene nehrinhdeki kirliliğin araştırılması hk.(10/2 ve 10/6)

Mehmet Siyam Kesimoğlu

Kırklareli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 85. Birleşim · 1. yasama yılı · 27 Mayıs 2003 · 1.663 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Siyam Kesimoğlu (CHP), 27 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ERGENE NEHRİNHDEKİ KİRLİLİĞİN ARAŞTIRILMASI HK.(10/2 VE 10/6)); konuşma 1.663 kelime.

Mehmet Siyam Kesimoğlu (CHP, Kırklareli). “Ergene nehrinhdeki kirliliğin araştırılması hk.(10/2 ve 10/6)”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 27 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-siyam-kesimoglu-22-2003-05-27-ergene-nehrinhdeki-kirliligin-arastirilmasi-hk-10-2-ve-10-6 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET SİYAM KESİMOĞLU (Kırklareli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kırklareli, Edirne, Tekirdağ İllerini içine alan Trakya bölgemizi sosyoekonomik yönden etkileyen Ergene Nehri ve havzasındaki kirlilik ile çevreye verdiği olumsuz etkilerin araştırılarak çözümü için gerekli acil tedbirlerin alınması amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun çalışmalarına ilişkin olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini iletmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Saray İlçemizde, İstranca Dağlarından çıkan ve içilebilir nitelikteki Ergene Nehri, Tekirdağ, Kırklareli, Edirne İllerimizde bir yay çizerek, Saros Körfezinden Ege Denizine dökülmektedir. Çerkezköy girişinde, birinci ve ikinci sınıf sulama suyu niteliğindeki nehir suyu sürekli kirletilerek, Uzunköprü'de beşinci sınıf, yani, kullanılamaz sulama suyu niteliğine dönüşmektedir; yani, başlangıçta içilebilir nitelikteki Ergene Nehrinin suyu, sonuçta, kullanılamaz nitelikte suya dönüşmektedir.

Özellikle yeraltı suyu kullanımının arttığı, dolayısıyla seviyesinin düştüğü yaz aylarında, nehirdeki kirlilik oranı çok üst seviyelere çıkmaktadır. Sulama suyu olarak, mart-nisan aylarında birinci, ikinci sınıf olan su kalitesi, temmuz-ağustos aylarında dördüncü, hatta beşinci sınıf su kalitesine inmektedir.

Bu kirlenmenin başlıca nedeni tuzluluktur. Tuzluluğun kaynağı ise, nehre bırakılan endüstriyel atıklar ile tarımsal faaliyetler sonucu, yeraltı suyunun buharlaşmasıdır.

(1) 134 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Değerli arkadaşlarım, Trakya bölgesi diyoruz; Trakya bölgesiyle ilgili birkaç veriyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Trakya bölgesindeki illerin toplam arazilerinin yüzde 72'lik bölümü tarıma elverişlidir, yüksek verimli ve sorunsuz işlenebilecek araziler olarak tanımlayabileceğimiz birinci ve ikinci sınıf toprak oranı ise yüzde 40'tır. Bölgede tarımsal faaliyetler içerisinde tarla bitkileri yetiştiriciliği ile hayvancılık, başta gelen üretim dallarıdır.

Tarla bitkileri gruplarında ekim yapılan ürünler, tahıllar ve yağlı tohumlar grubu bitkilerdir. Yağlı tohumlar grubunun en önemli bitkisi ayçiçeği, tahıllar grubunun ise buğdaydır. Bölgenin, Türkiye yağlı tohumlar üretiminde aldığı pay yüzde 25, ayçiçeği üretiminde yüzde 50 dolayındadır.

Bölgenin diğer önemli bitkisi olan çeltiğin Türkiye toplam üretimine sağladığı katkı, yüzde 30'dur.

Ülkemizin ilk şeker fabrikalarından olan Alpullu Şeker Fabrikası, bölgemizde bulunmaktadır; ancak, pancar dahi kirlilikten nasibini almaktadır.

Ülke ekonomisine böylesine katkı veren Trakya, hiç hak etmediği bu noktaya nasıl gelmiştir ve acaba, bugün ne durumdadır diye soralım ve cevaplarımızı sıralayalım değerli arkadaşlarım.

Ülkemizin en büyük sanayi merkezi olan İstanbul ve Kocaeli İllerinden çeşitli nedenlerle Trakya bölgesine yönelen sanayi kuruluşları, 1973 yılında Çerkezköy'de organize sanayi bölgesinin kurulmasıyla birlikte, Çerkezköy'den başlayarak, Çorlu Deresi ve Ergene havzası boyunca hızla yayılma göstermiştir. Diğer sanayi bölgelerine yakınlığı, ulaşım kolaylığı, arazisinin engebesiz olması, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının zenginliği gibi özellikleri, bölgeyi, yeraltı ve yerüstü suyu tüketimine dayalı tekstil, deri, kâğıt ve kimya sektörüne ait sanayi tesisleri için cazibe merkezi haline getirmiştir. Fakat, değerli milletvekili arkadaşlarım, bölgedeki sanayileşme, bölgenin iç dinamiğine uygun bir nitelikte değildir. Çünkü, bölgenin temel ekonomisi tarıma dayanmaktadır. Bundan dolayı, bölgemiz için ideal olan, tarımsal girdileri kullanan sanayilerdir; ancak, bölgedeki sanayileşme, İstanbul'un sorunlarının çözülemez bir noktaya ulaşması sonucu, bu bölgedeki sanayiin göçü niteliğini taşımaktadır. Bu anlamda, bölgenin en önemli sorunu, yoğun ve plansız gerçekleşen çarpık sanayileşmedir. Biz, sanayileşmeye kesinlikle ve kesinlikle karşı değiliz; karşı durduğumuz, çarpık sanayileşmedir değerli arkadaşlarım.

Yoğun ve plansız gerçekleşen sanayileşme, doğal kaynakların tahribatını artırmakta, bölgemizdeki ekosistemlerin dengesini bozmakta ve sonuçta, çevre sorunlarına neden olmaktadır. Hızlı ve çarpık sanayileşmeye bağlı olarak da tarımsal alanların tahribi, çarpık kentleşme ve nüfus artışı, sorunları daha da yoğunlaştırmaktadır.

Diğer sorun alanlarının içerisinde, arazilerin amaçdışı kullanılması, hava kalitesinin bozulması, evsel atık ve tehlikeli atıkların depolanması yer alırken, su kaynaklarının tehlikede olması, tarımda kullanılan gübre ve ziraî ilaçların getirdiği kirlilik, toprak erozyonu, biyolojik çeşitliliğin azalması ve ormanlar üzerindeki baskı önemli bölgesel sorunlar olarak karşımızda durmaktadır.

Değerli milletvekilleri, çarpık sanayileşme ve çarpık kentleşme sonucu ortaya çıkan en önemli sorunların başında ise, üzerinde durduğumuz Ergene Nehrindeki ve havzasındaki kirliliktir. Ergene Nehrinden su yerine zehir akmakta ve nehir, hayat yerine, artık, ölüm saçmaktadır. Ergene Nehrinde yaşayan tüm canlı organizmalar yok olmuştur; bunların yerini ağır metaller ve kimyasal atıklardan etkilenmeyen canlılar almıştır.

Istranca Dağlarında başlayarak, Meriç Nehrine kadar uzanan ve geçtiği hat boyunca üreticiye ve Trakya'ya yıllarca can veren Ergene Nehri, artık, bir bataklığa dönüşmeye başlamıştır. Nehrin suları tarım ve hayvancılıkta kullanılamaz duruma gelirken, çevre kirliliği, halk sağlığını çok ciddî bir biçimde tehlikeye sokacak boyutlara ulaşmıştır.

Trakya'nın en verimli topraklarına sahip Ergene Ovası, Ergene havzasına pompalanan sanayi atıkları yüzünden çoraklaşma aşamasına gelmiştir. Bölgedeki sulamanın yüzde 90'lık kısmının kaynağı olan Ergene havzası, fabrika atıklarıyla zehirlenmiştir. Bu da Ergene Ovasının ölmesi anlamına gelmektedir.

Ergene'nin temizlenmesi, Trakya üreticisi için bir var olma savaşıdır. Trakya üreticisinin var olması için gereken her şey, derhal yapılmalıdır. Halen 200 000 dönüm araziyi sulayan Ergene Nehrinin kirlenmesine seyirci kalınmasına son verilmelidir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, içmesularının sağlandığı depolara, Ergene Nehrinin zehirli suyu karışıyor. Bu kirliliğin önlenmesi, toprakların geleceği ve insan sağlığı açısından zorunludur. Bizler, bu Trakya'yı atalarımızdan miras almadık, çocuklarımızdan emanet aldık. Bu konudaki duyarlılığımızı ortaya koymak ve tüm tedbirleri acilen almak mecburiyetindeyiz.

Değerli arkadaşlarım, kirliliğin, gayet tabiî ki diğer sebepleri de var. Ergene havzasında, yerleşim alanlarında atıksu arıtma tesislerinin bulunmaması sebebiyle, evsel atıklar doğrudan Ergene'ye veya kollarına deşarj edilmektedir. Yine, Trakya bölgesinde yer alan geniş tarım arazilerindeki aşırı gübreleme ve ziraî ilaçlama faaliyetleri, nehirdeki önemli kirlenme nedenleri arasında yer almaktadır; yani, Ergene Nehri, yoğun endüstriyel ve tarımsal faaliyetlerden ve sanayiin paralelinde gelen nüfus artışının sonucu, kanalizasyon sistemlerinin olmamasından dolayı kirlenmektedir. Düzensiz sanayileşme ve plansız altyapı, Ergene Nehrinin kirlilik seviyesini en yüksek değerlere getirmiş bulunmaktadır. Ergene Nehri, nehir olma özelliğinden her gün biraz daha uzaklaşarak, kolektör olma yolundadır. Bu atıklara karışan tarımdan dönen kimyasal gübreli sularla, tarıma hayat verecek nehir olma özelliğini de yitirmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bölgedeki sanayi ve tarım sektörleri ile bu sektörlerde çalışan insanların su ihtiyacı giderek artmaktadır. Diğer taraftan, su ihtiyaçları, sulama dışında tamamen yeraltı suyundan karşılanmaktadır. Ergene havzasındaki en önemli sorunlardan biri de, işte bu su sorunudur; ancak, Ergene havzasındaki su üretiminin artırılması için kullanılabilecek yöntemler sınırlıdır. Bu nedenle, sulamada kullanılan teknikler geliştirilmeli ve daha az su tüketilmeye çalışılmalıdır.

Sanayiden gelen atıksu, yerleşme alanlarından gelen kanalizasyon ve çöplük sularıyla birleşerek önce yüzey sularını kirletmektedir, daha sonra da yeraltı sularını. Yeraltı sularının kullanımıyla ilgili planlamalar, uzun vadeli ihtiyaçlar dikkate alınarak yapılmalıdır ve ayrıca, atıksuların arıtılarak yeniden sanayide kullanılması sağlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Çerkezköy - Çorlu - Lüleburgaz üçgeninde 1 100 civarında sanayi tesisi bulunmaktadır. Bu fabrikalar, her gün yeraltından 2 000 000 ton su çekmektedirler. Bundan dolayı, yeraltı su kaynaklarının seviyesi çok düşmüştür; çünkü, yeraltı ve yerüstü su rezervleri, kapasitelerinin üzerinde kullanılmaktadır.

Sanayileşeceğiz diyerek tarımı bitirmek, sanayii de bitirmek demektir değerli arkadaşlarım; çünkü, birçok sanayi tarıma dayanmaktadır. Geçmişte yaşanan "tarım mı, sanayi mi" tartışmaları, günümüzde artık anlamını yitirmiştir. Bu ikilem aşılırken, yeni bir ikilem daha şekillendi "sanayileşme mi, çevre mi?"

Bilindiği gibi, çevre ve çevre korumacılık, esas olarak sanayi atıklarının yol açtığı kirliliğe karşı bir tepki olarak gelişmeye başlamış ve giderek bugünkü içeriğine kavuşmuştur. Önceleri, çevre ile ekonomik büyümenin birbiriyle bağdaşmadığı görüşü paylaşılmıştır. Bugün ise, Ergene örneğinde olduğu gibi, çevre bozulmasının ekonomik kalkınmayı engellemesinden endişe duyulmaya başlanılmıştır.

Günümüzde, artık, çevre - ekonomi zıtlığından vazgeçilerek, çevre ile ekonominin birbirini tamamlaması gerektiği kabul edilmektedir ve "çevre - kalkınma, sanayileşme" ikilemine yanıt olarak "sürdürülebilir kalkınma" kavramı ortaya atılmıştır. Uzun vadeli ekonomik kalkınmanın tek yolu, ekonomik kalkınmayla, sanayileşmeyle çevrenin korunmasının bağdaştırılmasıdır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Trakya'da var olan gerçekleri ortaya koymaya çalıştım, bilimsel doğruları yerine oturtmaya çalıştım. Peki, Trakya'yı nasıl kurtarabiliriz? Tek olan doğruya ulaşmak için, aklın yolu bir değerli arkadaşlarım. Tüm bu sorunların kalıcı bir biçimde çözümü için yapılması gerekenler şunlardır:

Tarım sektöründeki gübre ve ilaç kullanımı muhakkak izlenmelidir. Diğer taraftan da, tarımın ve ürün profilinin planlanması ve yönlendirilmesi gerekmektedir.

Sanayiin düzensiz gelişmesinin önlenmesi için, bundan böyle, mevcut sanayi alanları dışında sanayi tesisi izni verilmemelidir.

Organize sanayi bölgeleri oluşturularak, sanayi kontrol altına alınmalıdır. Sanayi kuruluşlarının ve organize sanayi bölgelerinin çevredeki tarımsal arazileri, ormanları, su kaynaklarını, akarsuları, göletleri ve diğer doğal kaynakları kirletmelerine kesinlikle izin verilmemelidir. Sanayi kuruluşlarının arıtma tesisleri kurmaları ve bunları mutlaka çalıştırmaları sağlanmalıdır.

Tüm yatırımlar için, çevresel etki değerlendirmeleri yapılmalıdır.

Bölgedeki sanayi kuruluşlarıyla ilgili kuruluşlarla, özellikle de üniversitelerle, sivil toplum kuruluşlarıyla olan ilişkilere özel bir önem verilmeli ve işbirliği geliştirilmelidir.

Bölge düzeyinde her türlü kirletici kaynaklar tespit edilmeli ve kirletme özellikleri ortadan kaldırılmalı, en azından azaltılmalıdır. Bu anlamda da, atık depolama alanları ve atık arıtma alanları tespit edilmelidir.

Yerleşim birimlerinde kanalizasyon sistemleri ve arıtma tesisleri mutlaka kurulmalıdır değerli arkadaşlarım.

Sanayileşme ile tarım birlikte yürütülmeli, korunacak tarım alanları ve sanayiin yerleşeceği bölgeler önceden belirlenmelidir.

Bölgede üretilen tarım ürünleri, yine bölgedeki tarıma dayalı sanayi kuruluşlarınca işlenmelidir.

Doğayla uyumlu ve sürdürülebilir gelişmeyi hedefleyen sosyoekonomik kalkınmanın sağlanmasına yönelik tüm tedbirler alınmalıdır. Bu kapsamda, kirlenmeye neden olan sanayilerin çevreye zararlı etkilerinin minimuma indirilmesini sağlayacak yeni sanayi alanlarının belirlenmesi gerekmektedir. Ayrıca, ilgili sanayi kuruluşlarının bu alanlarda yer almaları teşvik edilmelidir.

Fabrikalarda, arıtma tesislerinde yapılan inceleme, denetim ve kontroller kirliliğin önlenmesini gerçekleştirecek yasal dayanaklara kavuşturulmalı ve bu konudaki mevzuat eksiklikleri derhal giderilmelidir.

Bölgede kalkınma sağlanırken, insan ve çevre değerleri ve bunların birbirleriyle olan etkileşimlerine özen gösterilmelidir. Planlı bir sanayileşme ve planlı bir kentleşme öngörülmeli ve bunun için kaynakların dengeli ve geleceğe yönelik kullanımı ve işgücü hesaba katılmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ergene havzasındaki ve Trakya bölgesindeki hızlı sanayileşme ve getirdiği sorunların çözümü için, bölgedeki zengin kaynakların değerlendirilmesi ve kaynakların bölge içinde dengeli bir biçimde dağılımının sağlanması için, ekolojik dengeleri gözönüne alan, çevre değerlerini koruyan bir anlayışla, entegre bir bölge planı yapılmalı ve uygulanmalıdır. Bölge planı ile bölgenin potansiyelini oluşturan insan, toprak, maden ve sermaye kaynakları arasındaki ilişkiler insan yararına düzenlenerek bölgenin kalkınması amaçlanmalıdır. Bu planlama, çevresel etkenlerin ve ekolojik dengelerin korunmasını amaçlayan sürdürülebilir kalkınma anlayışı içinde hazırlanmalıdır.

Bölgenin sorunları, bunların çözümleri ve kalkınması, sürdürülebilir kalkınma hedefi doğrultusunda koruma, kullanma esaslarının belirlendiği, kalkınmayı reddetmeyen, ancak, çevre kirliliğini, düzensiz gelişmeyi, bozulmayı engelleyici, geleceği yönlendirici bir bölge planı çerçevesinde ele alınmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu araştırma komisyonu, iktidar ve muhalefet partilerinin uzlaşmayla kurduğu ilk komisyondu. Dört aylık bir süre sonucunda çalışmalar tamamlanarak bir rapor oluşturuldu. Trakya halkı için yaşamsal düzeyde önem arz eden bu konunun bu aşamaya gelmesinde katkı koyan, emek veren herkese, huzurlarınızda teşekkür etmeyi zevkli bir görev kabul ediyorum. Araştırma komisyonunun bir üyesi ve bir bölge milletvekili olarak Trakya halkı adına şükranlarımı sunuyorum.

Umuyorum ve diliyorum ki, aynı anlayış ve yaklaşım, sorunun kesin çözümü için de devam edecektir. Trakya halkı vefalıdır, unutmaz. Eminim, var olma mücadelesinde, 22 nci Dönem üyelerinin hizmet ve desteklerini her zaman minnet ve şükranla anacaklardır.

Yüce Meclisi bir kez daha sevgiyle selamlıyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

21 konuşma daha · 27 Mayıs 2003

21 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook