Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)
İstanbul Milletvekili ·
Genel Kurul, 83. Birleşim · 2. yasama yılı · 27 Mart 2008 · 747 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Ufuk Uras, 27 Mart 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.119)); konuşma 747 kelime.
Mehmet Ufuk Uras (İstanbul). “Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 27 Mart 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ufuk-uras-23-2008-03-27-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortasi-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-k (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MEHMET UFUK URAS (İstanbul)Söz istiyorum.
BAŞKANBuyurun Sayın Uras. (DTP sıralarından alkışlar)
MEHMET UFUK URAS (İstanbul)Sayın Başkan, değerli vekiller; Sayın Bakan bu tasarıyı getirirken nüfus yapısındaki değişimin önemli olduğunun altını vurguladı. Aslında kafa yapısındaki değişim daha önemli. Çünkü, nasıl Turgut Özal “70 milyon olduğumuzda günlerini gösteririz.” dediklerinde bir tuhaf laf ettiyse, her aileye 3 çocuk önererek aslında bir başka tuhaflıkla bu tek başına nüfus yapısındaki değişimi çözmemiz mümkün değil. Herkes bereketiyle gelseydi bugün Afrika’da açlık olmazdı.
Sürekli popülizmden bahsediyor Sayın Bakan. Şu popülist yaklaşım nedir ve kötü müdür, bir üstünde duralım. Bu popülist yaklaşım, kendi hakkını halka da tanımak demek. Gelin, vekillerin özlük haklarını asıllarıyla ilişkilendirelim. Ben Meclise geldim, dediler ki: “Hocam, geçmiş bir tarihte kendinize bir şirket bulursanız sizi emekli edelim.” Ya, bu nasıl olur, çalışmadığım yerde nasıl kendimi gösteririm? “Vekillere biz bu hakkı tanıdık.” Şimdi böyle bir şey olabilir mi? Gelin, özlük haklarımızı yurttaş haklarımızla ilişkilendirelim, gelin onlarla orantılandıralım. Dünyanın hiçbir yerinde hiç kimse kendi özlük hakkını belirlemez, maaşını belirlemez. Avrupa’ya bakıyorsunuz 1’e 7, bizde 1’e 24. Ya kamu çalışanıyla ya başkasıyla ilişkilendiriliyor. Patron bile olsanız, bütçenizle tarif edersiniz, dolayısıyla bu keyfîliği bir yana bırakalım.
Şimdi, belli ki Hükûmet bütün eleştiri ve tepkilere karşı, reform olarak adlandırdığı Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Tasarısı’nı yasalaştırmakta kararlıdır. Bilindiği gibi, yasa bir reform ve iyileştirme değil, açık bir deforme etmektir, ciddi hak kayıpları yaratacak ve sosyal devleti tasfiye edecek bir düzenlemedir. Sendikalar ve sağlık meslek odaları yürüttükleri bir kampanya ile yasanın yaratacağı tahribatı kamuoyuna anlatmaya çalıştılar, artık, Hükûmet de, bugün, yasanın çalışanlar yararına olduğunu açıkça iddia edememektedir. Yasanın sosyal güvenlikte yaratacağı hak kaybı ve tahribat saklanamaz hâle gelince, bu sefer, gelecek için fedakârlık söylemiyle, bence gerçekler alt üst edilmeye başlanmıştır.
Sayın Başbakan 4 Ocak 2008 günü toplanan Ekonomik ve Sosyal Konseyde, 1994 yılından günümüze kadar 851 milyar YTL’lik sosyal güvenlik açığı gerçekleştiğini ve reform yapılmazsa sistemin iflas edeceğini zamanında iddia etmişti. Üç ayda bir Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplamakla yükümlü olan Başbakan, nedense yirmi yedi aydır bunu yapmayı akıl etmemişti, ancak yasa Meclise sunulduktan sonra, giderayak, sosyal tarafların görüşlerini de aldık görüntüsünü vermek için göstermelik bir toplantı yapıldı. Sendikaların ve meslek örgütlerinin yasaya ilişkin temel taleplerinin hiçbiri kabul edilmediği hâlde, Sayın Erdoğan, dile getirilen yüz yetmiş dokuz önerinin yüz onunun tasarıya yansıdığını söylemekten de çekinmedi. Oysa, yasanın temel parametrelerinde hiçbir değişiklik kabul etmeyen Hükûmet bununla da kalmadı ve Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği yasada yer alan düzenlemeleri de daha da olumsuz hâle getirdi.
Başbakanın ESK’da yaptığı konuşma, bir kez daha, Sosyal Güvenlik Yasası’nın temel amacının, sosyal güvenliğe bütçeden aktarılan kaynakların ciddi bir biçimde azaltılması olduğunu ortaya koyuyor. Bu amaç başından bu yana gizlenmemiş ve sosyal güvenliğe aktarılan kaynaklar açık ve kara delik olarak nitelenmişti. Kara deliğin esas itibarıyla zihniyet yapımızda olduğu vereceğim rakamlardan gözüküyor. Hükûmet tarafından daha 2005 yılında hazırlanan “Beyaz Kitap” adlı gerekçe metni de, sosyal güvenliğe ayrılan kaynakların bütün kötülüklerin anası olduğunu ilan etmişti. Başbakan konuşmasında SSK, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığına bütçeden yapılan toplam transferin 2006 yılında yaklaşık 23 milyar YTL olduğunu, bu rakamın GSMH’nin yaklaşık yüzde 4’ünü oluşturduğunu ve bu transfer tutarı ile dört yüz yataklı yüz elli hastane ya da on altı derslikli sekiz bin ilköğretim okulu yapılmasının mümkün olduğunu iddia etmişti. Peki, zaten sosyal güvenliğe aktarılan bu kaynaklarla 60 milyon yurttaşa hastaneler yoluyla hizmet ulaştırılmıyor mu? Hükûmet bu kaynağı sosyal güvenlik kurumlarına aktarmasa, bunun yerine yine hastane mi yapacaktı? Başbakanın bu sözleri açık bir çarpıtmadan öte başka bir anlam taşımamaktadır. Oysa, yaygın iddianın aksine, sosyal güvenlik sisteminde açık yoktur arkadaşlar ve sosyal güvenliğe aktarılan kaynaklar kara delik de değildir. Dahası, ülkemizde devlet sosyal güvenliğe yeterince kaynak aktarmamaktadır. Sosyal güvenlik açığı değil eksiği vardır. Öte yandan, bütçeden aktarılan kaynakların miktarı da çarpıtılarak aktarılmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun.
MEHMET UFUK URAS (Devamla)Örneğin, 2006 yılı için bütçeden üç sosyal güvenlik kurumuna aktarılan pay 23 milyar YTL olarak açıklanmıştır. Bu miktarın 10 milyar YTL’si Emekli Sandığına aktarılmıştır, oysa Emekli Sandığı kendi görevi olmayan hizmetler için hazine adına 2006 yılında 5 milyar YTL harcama yapmıştır. Emekli Sandığına aktarılan gerçek miktar 10 değil 5 milyar YTL’dir. Geçmiş yıllarda da bu yöntemle sosyal güvenlik kurumlarına aktarılan kaynaklar abartılmıştır. Dolayısıyla, 2006 yılında sosyal güvenliğe bütçeden aktarılan kaynak 23 değil 18 milyar YTL’dir. Yani, öncelikle rakamlarda tahrifat yapmamak gerek. Açık değil, devletin katkısı üzerine kafa yormamız gerekmektedir. Bütçeden aktarılan kaynakların abartılması, açık ve kara delik olarak nitelendirilmesi gerçeklerin üzerini örtmektir. Konu, açık değil, devlet katkısı olarak ele alınmalıdır.
Bir sonraki sözümde kaldığım yerden devam ederim.
Teşekkür ederim. (DTP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
47 konuşma daha · 27 Mart 2008