Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)
İstanbul Milletvekili ·
Genel Kurul, 84. Birleşim · 2. yasama yılı · 1 Nisan 2008 · 538 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Ufuk Uras, 1 Nisan 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.119)); konuşma 538 kelime.
Mehmet Ufuk Uras (İstanbul). “Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)”. TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim tutanağı, 1 Nisan 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ufuk-uras-23-2008-04-01-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortasi-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-k (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MEHMET UFUK URAS (İstanbul)Evet efendim.
BAŞKANBuyurun. (DTP sıralarından alkışlar)
MEHMET UFUK URAS (İstanbul)Sayın Başkan, değerli vekiller; Türkiye zor bir dönemden geçiyor. Prensip olarak siyasi partilerin kapatılmasına karşıyız. Türkiye’de siyaset sorunları siyasetle çözülmeli. Adalet ve Kalkınma Partisiyle ilgili kapatma davası açılınca zannettim ki hiçbir şey olmamış gibi kaldığımız yerden yola devam etmek yerine, mesela geniş bir demokratik mutabakatla her şey yeniden ele alınabilir. Çünkü gördük ki bugün şu anda Kızılay’da coplanan işçiler, sendikalar, meslek örgütlerinin iradesine rağmen, sadece kendimiz için bir şey isteyerek Türkiye’de kalıcı barış, kalıcı yasaları çıkaramıyoruz. Hakeza “nevroz”da bir kere daha gördük ki bölgede yurttaşlarımıza ilişkin vahşi ve saldırgan tutumun siyasi sorumluluğunu üstlenerek, bir gün, gün geldiğinde kendi başımıza kalmak istemiyorsak, ahlaklı olmanın, erdemli olmanın, başkasının yanağına indirilen yumruğun kendi yanağımıza indirilmek demek olduğunu gördüğümüzde sorunlar çözülecek. Ama görünen o ki hiçbir şey olmamış gibi kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Zaman zaman, Sayın Bakan, bu yasa tasarısıyla ilgili bazı görüşlerin ideolojik olduğunu ileri sürdü. Biliyorsunuz “izm”lerin en kötüsü aslında egoizmdir, yani içimizdeki şeytandır. İçimizdeki şeytanı taşlamanın tam da yanı, hazır burada basın mensubu arkadaşlarımız da bulunmuşken, hazır Kızılay’da sendikalar, meslek örgütleri “Bir kere daha düşünün.” diye bize yönelirken, hazır hâlâ kolu kırık çocuklarımız gözetim altında ve üzerine gidilmiyorken şapkayı başımızın önüne koymaktır.
Şimdi çok açık bir şekilde görülüyor ki bütçeden aktarılan kaynakların abartılması, açık ve kara delik olarak nitelendirilmesi gerçeklerin üzerini örtmekten başka bir şeye yaramamaktadır. Çok açık bir şekilde devlet katkısı olmaksızın insanca bir yaşam, sosyal güvenliğin teminat altına alınması mümkün değildir.
Ülkemizin sosyal güvenlik sistemi tamamen prim sistemine dayalı olup devletin katkısı öngörülmemişti. Oysa sosyal güvenliğin finansmanında devletin katkısı sosyal devletin olmazsa olmaz gereğidir. Örneğin, değişik sosyal güvenlik sistemlerine sahip Avrupa Birliği ülkelerinde sosyal güvenlik harcamalarının yüzde 37’si devlet tarafından finanse edilmektedir. Ülkemizde ise sosyal güvenlik sisteminde mali sorunların ortaya çıktığı 1990’ların ortalarına kadar devletin sosyal güvenliğe katkısı gündeme gelmedi. Tam tersine, sosyal güvenlik kurumları, ucuz borçlanma kaynağı olarak devlete katkı yaptı. Özellikle SSK fonları düşük faizli hazine kâğıtlarına plase edilerek devlet tarafından yağmalandı. Kaynakların yağmalanması, siyasi müdahaleler, iş gücüne katılım ve istihdam oranının düşüklüğü, kayıt dışı istihdamın büyümesi ve devlet desteğinin olmaması gibi nedenlerle sosyal güvenlik sisteminin mali yapısında 90’lı yılların başında sorunlar ortaya çıkmaya başladı ve 90’lı yılların ortalarından itibaren bütçeden sosyal güvenlik kurumlarına kaynak aktarılmaya başlandı.
Şimdi, bu katkıların millî gelire oranı 2006 yılı itibarıyla 3,3 olup, on üç yıllık cari ortalaması ise yüzde 2,5’tir. Bilindiği gibi, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti tarafından Nisan 2005’te IMF’ye sunulan “Niyet Mektubu”nda bu oranın yüzde 1’e düşürülmesi taahhüt edilmiştir.
Şimdi, emekli aylıklarının güncellenmesinde büyümeyi dikkate almaya yanaşmayan Başbakan, ESK konuşmasında, cari tutarı 84 milyar YTL olan on üç yıllık transferlerin hazine borçlanma faiziyle güncellendiğini iddia ederek 851 milyar YTL’ye yükseltti ve bunun, kamu borç stokunun 3,5 katı olduğunu söyledi. Oysa aynı dönemde yapılan faiz ödemelerinden hiç söz etmedi Sayın Başbakan. Aynı dönemde, cari fiyatlarla 341 milyar YTL faiz ödendi. Başbakanın güncelleme kat sayısıyla faiz ödemeleri 3 trilyon YTL’ye yaklaşıyor. Sosyal güvenliğe ayrılan kaynakların on üç yıllık cari ortalaması yüzde 2,5 iken faiz ödemelerinin aynı dönemde ortalama yüzde 12,6’ya ulaştığını görüyoruz. Üstelik, sosyal güvenliğe aktarılan kaynaklarla faiz ödemelerini ilişkilendirmenin de mümkün olmadığını biliyoruz. İddia edildiğinin aksine, borçları ve faizleri sosyal güvenliğe aktarılan kaynaklar artırılmış olamaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
44 konuşma daha · 1 Nisan 2008