İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 97. BİRLEŞİM · SALI

Devlet memurları kanunu ile t.c. emekli sandığı kanununda değişiklik (s.s.177)

Mehmet Uğur Neşşar

Denizli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 97. Birleşim · 1. yasama yılı · 24 Haziran 2003 · 1.878 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Uğur Neşşar (CHP), 24 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DEVLET MEMURLARI KANUNU İLE T.C. EMEKLİ SANDIĞI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK (S.S.177)); konuşma 1.878 kelime.

Mehmet Uğur Neşşar (CHP, Denizli). “Devlet memurları kanunu ile t.c. emekli sandığı kanununda değişiklik (s.s.177)”. TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim tutanağı, 24 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ugur-nessar-22-2003-06-24-devlet-memurlari-kanunu-ile-t-c-emekli-sandigi-kanununda-degisiklik (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli)Belki Sayın Kapusuz'u hayal kırıklığına uğratacağım; ama, süremi olduğunca kullanmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşülmekte olan teklifle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini aktarmak üzere huzurlarınızdayım.

Değerli milletvekilleri, AKP İktidarı, başından beri, tarafımızdan, yakından izlenmektedir. Sağlık Bakanlığının uygulamalarını da bu cümleden değerlendiriyoruz. Bugün, devlet memurlarının özel sağlık kuruluşlarından yararlanabilmesine olanak sağlayan bir yasa teklifini görüşüyoruz. Bu konuşmamda, AKP'nin bu uygulaması etrafındaki gerçekleri kamuoyuna duyurmaya çalışacağım.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi sağlık programlarında, bütün yurttaşlarımızın en nitelikli sağlık hizmetlerinden, yurdun tümünde, sürekli ve eşit erişilebilirlik koşullarında yararlanması hedeflenmiştir. Bu yaklaşımımız, kuşkusuz, tüm yurttaşların, bugün, sadece ayrıcalıklı belirli bir kesimin yararlanabildiği özel sağlık hizmetlerinden de yararlanabilmesini kapsamaktadır. Bu açıdan, yurttaşlarımızın özel sağlık hizmetlerinden yararlanmasına, tabiî ki, katılıyoruz. Ancak, Sağlık Bakanlığının 58 inci hükümetin kuruluşundan başlayarak ortaya koyduğu yaklaşımlar yakından irdelendiğinde, sistemi tümüyle kavrayan bir ön hazırlık yapılmadan ortaya konulan bu yaklaşımın, popülist ve yeni sorunlar yaratması kaçınılmaz bir çözüm önerisi olduğu anlaşılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, 1990'dan başlayarak, sağlık reformunu sürekli gündeme getirmekte, bu amaçla değişik projeler uygulamakta ve Dünya Bankası kredilerini kullanmaktadır. Ancak, toplamı 250 000 000 Amerikan Dolarını bulan bu kredilerin tümünün bugüne kadar tüketilmesine karşın, hiçbir reform ya da iyileştirme gerçekleştirilememiştir. Kullanılan kredilerin kimlerin ceplerine gittiği ve uygulanan projelerin de neden başarıya ulaşamadığı tartışma konusudur. Bu konuşmamızdaki hedefimiz, bu konuyu bu açıdan irdelemek değildir. Ancak, sağlık reformları gündeme geldiğinde, sistemi bir bütün olarak ele alan ve her yönüyle değerlendiren bir program dışında, sonuç alınmasının olanağı yoktur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küreselleşen dünyada, egemen devletlerin, Dünya Bankası ve IMF gibi kuruluşları aracılığıyla borçlandırdığı ülkelere uygulattırdığı programlar ortadadır. Türkiye gibi zengin kaynaklara sahip bir ülkenin ödeme güçlüğü içerisine girecek biçimde borçlanmış olması, esasen, kötü yönetim ve akılcı olmayan ekonomi politikalarının sonucudur. Yukarıda değindiğimiz Dünya Bankası kredilerinin de, aynı biçimde, kötü yönetimler tarafından çarçur edildiği ortadadır. Süreç her nasıl gelişmiş olursa olsun, iyi hesaplanmadan yapılan uygulamalar, borç stokunun artmasına neden olmakta ve arkasından gelen yapısal uyum ve istikrar programlarıyla, fatura, her seferinde yurttaşa çıkmaktadır.

Bilim ve teknolojideki gelişmeler yanında, insan ömrünün uzaması, hastalık dokusundaki değişiklikler, toplumun algı ve beklentilerinin yükselmesi, kalite ve verimlilik gibi kavramlar, sağlıkta, maliyetleri katlayarak artırmaktadır. Bu doğrultuda, ülkemizin sağlık harcamaları, son altı yılda 120 kat artmıştır. Rakamsal olarak, 1998 yılında 1,9 katrilyon Türk Lirasına ulaşan sağlık harcamaları, bu yıl 10 katrilyon lirayı geçecektir. Bu harcamalar içerisinde ilaç -2001 yılı üretici fiyatlarıyla- 2 500 000 000 dolarla ilk sırayı almaktadır.

Bu cazip pazarın, küreselleşmenin aktörleri tarafından yadsınmayacağı ortadadır. Nitekim, küresel ekonomiye yön veren büyük sermaye, sahip oldukları ilaç şirketleri, medikal şirketler ve özel sigorta kuruluşlarının lobicilik faaliyetleri yanında, ellerinde bulundurdukları medyayı da kullanarak sisteme yön vermeyi amaçlamakta ve ekonomik kriz, yolsuzluk ve uyum programları şemsiyesi altında, büyük oranda başarılı da olmaktadır. Bu aktörlerin, siyasetle olan bağları ve dayattıkları düzenlerde siyasîleri de kullandıkları bilinmektedir.

Sağlık Bakanının iyi planlamadan ve sadece henüz iflas etmemiş Emekli Sandığı Kurumu kaynaklarını kullandırmak amacıyla başlattığı bu uygulama, sözde reform adı altında topluma sunulan yeni bir sömürü düzeninden başka bir şey değildir.

Değerli milletvekilleri, küreselleşmeyi yadsımak ya da belirli ideolojik söylemlerin arkasında kaybolmak, kimseye yarar sağlamamaktadır; ancak, bu gerçek, siyasî iktidarların ilke ve yaklaşımları doğrultusunda, küreselleşmenin koşullarını manipüle ederek, ülke gerçeklerine uygun programlar oluşturmalarına engel teşkil etmez. Esas devrimcilik, kibirle atılmış hamasi nutuklarla değil, buradaki niyet, bilgi, yetenek ve uygulamalarla kendisini gösterir.

Küresel ekonominin enstrümanları ve yöntemleri de milliyetçi, halkçı ve sosyal devlet anlayışlarıyla çelişmeden uygulanabilir. Siyasî partiler ve iktidarların buradaki yaklaşımları, kimden ve neden yana olduklarını açıkça ortaya koymaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisinin ilke ve öncelikleri belirlidir. Biz, sağlıkta önceliği kırsal kesime ve birinci basamak sağlık hizmetlerine veririz. Biz, "Köylü, milletin efendisidir" geleneğinden geliyoruz. Örneğin, önceliğin kırsal kesime verilmesinin nedeni de, iktidarın bu uygulamayla yaptığı gibi popülizm değil, tersine, yurttaşlarımızın yüzde 40'ına varan bu nüfusun, sağlık hizmetlerinden en az ve kimi yerlerde hiç yararlanamıyor olması gerçeğidir.

AKP'nin uygulamalarında öncelik tercihini kullandığı bu yasaya muhatap özel sağlık kuruluşlarının hemen tamamı, üç, beş büyük ilimizde, yarıya yakını ise, sadece İstanbul'da bulunmaktadır. Diğer bir anlatımla, Sağlık Bakanı "nüfusun yüzde 60'ı büyük kentlerde yaşıyor" diyerek savunmaya çalıştığı uygulamasıyla, öncelik tercihini kentsel kesimden yana kullanmış; yani, Tarım Bakanının "Köylünün gözünü toprak doyursun" yaklaşımına, köylülerimizin sağlık hizmetlerini düzenleyecek yaklaşımları geriye bırakarak, açıkça katkı koymuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hekimlik mesleği uygulamalarında da öncelikler vardır. Sağlık Bakanının çok iyi bildiğini umduğum bu konu, aynı anda iki hastayla karşılaşan hekimin tercih kullanmasıyla ilgilidir. Bu durumda hekim, belirli kriterler kullanarak ayırdığı hastaları arasından, öncelikli tıbbî yardımla kurtarılabilme olanağı olanına ilk olarak müdahale eder. Burada geriye bırakılan hasta da, ya hafif bir hasta ya da umutsuz; yani, kurtarılamayacak hasta niteliğinde olandır. Ülkemizdeki özel hastanelerin bulunduğu kentlerimizde bu yatırımı işletecek ekonomik gücün de var olması, özel sektörün mantığı gereğidir. Yani, bu yörelerimizdeki yurttaşlarımız sıkıştıkları zaman, en kötüsüyle, borç harç da olsa, kamu ya da özel sağlık hizmetine ulaşabilmektedirler. Oysa, Bakan ve AKP hükümetinin hizmette geriye bıraktığı kırsal kesimde, hâlâ, genç anneler doğum yaparken, bebekler ise ishalden ya da beslenme bozukluğundan ölmektedirler. Sağlık Bakanının hangi anlayış ve vicdanla bu çaresiz insanlarımıza umutsuz hasta muamelesi yaparak sorunlarının çözümünü geriye bıraktığını anlamak mümkün değildir. Kaldı ki, Anadolu gerçeği, parti sözcülerimiz tarafından her bahaneyle Sağlık Bakanına hatırlatılmıştır. Bakan gene de Anadolu'yu reddetmeye devam etmektedir.

Özel sektörün, sosyal devlet anlayışı içerisinde sağlık sistemine entegre edilmesi yaklaşımlarının esas mantığında ise, Bakanın bu yasa teklifiyle ortaya attığı ve büyük kentlerde mevcut sağlık kuruluşlarına hasta sevk etme modelinin tam tersine, yurdun her yanına yeni özel kurumların açılmasını sağlayacak, her yöredeki yurttaşın da aynı anda eşdeğer bir hizmete kavuşturulmasına yönelik yaklaşımların yer alması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önümüzdeki yasa teklifi, tedavi edici sağlık hizmetlerinin her basamağını karşılamasına karşılık, koruyucu hizmetlere hiç değinmemektedir. Yani, Bakan önceliği gene ucuz ve kolay olan birinci basamak hizmetleri yerine IMF doğrultusundaki pahalı tedavi edici hizmetlere vermiştir. Hükümet, diğer bütün uygulamalarında olduğu gibi, bataklığı kurutmak bir yana, onu özenle korumakta, oluşan sivrisinekleri de pahalı ithal ilaçlarla öldürdüğünü iddia etmeye çalışmaktadır. Bu uygulama, AKP'nin mevcut düzeniN, sistem partisi olma özelliğinin en iyi bir göstergesidir.

Bu yaklaşımla, sağlıkta iyileştirici bir düzenlemenin yapılması olanağı yoktur. Sağlık sisteminin finansmanıyla ilgili tüm bilimsel çalışmalarda, akılcı bir birinci basamak süzgecinden geçmemiş sağlık hizmetinin, diğer basamaklardaki geri ödemelerini sağlamak olanaklı değildir. Bu, bilimsel araştırmalarla hep kanıtlanmıştır; kütüphanelerde bulabilirsiniz.

AKP, ısrarla ve inatla birinci basamağı atlayarak ikinci basamakta çözüm aramaktadır. Birinci basamak işlemediği için hastanelerde oluşan kuyrukların eritilmesi amacıyla oluşturulan vardiya sistemi, nasıl yukarıda bahsedilen bataklık yaklaşımının tipik bir örneği ise, birinci basamak etkin biçimde çözülmeden özel hastanelere hasta sevki de aynı mantaliteyi yansıtmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özel sektöre hasta sevkinde olmazsa olmaz diğer bir koşul da, sigorta sisteminin düzeltilmesi ve uygulanabilir bir fiyatlandırma çizelgesinin oluşturulmuş olmasıdır. Bütçe uygulama talimatnameSİ çerçevesinde ödenecek bedellerle, hiçbir özel kuruluş hiçbir hastaya hizmet vermeyecektir.

Dolayısıyla, sigorta sistemi düzeltilmeden yapılacak her türlü uygulama, yurttaşların, aldıkları sağlık hizmetleri karşılığında cepten büyük miktarda para ödeyeceklerini çağrıştırmaktadır.

Tüm yapısal uyum yaklaşımlarında ve istikrar programlarında katkı payı kavramı vardır. Katkı payı, sağlık hizmeti alan yurttaşların, sigortanın ödediği paraya ek olarak küçük bir parayı ceplerinden ödemeleri anlamını taşır; ancak, sigorta sistemi düzeltilmeden yapılacak uygulamalarda, hasta ve sigorta tarafından ödenen para oranları tersine dönmektedir. Yani, sigorta, yapılan hizmetler için küçük bir ödeme yaparken, yurttaşlarımız büyük miktarda parayı ceplerinden ödeyeceklerdir. Yurttaşların buradaki avantajları ise, kullanacakları ilaçlar ve yapılacak laboratuvar, röntgen ve diğer tetkiklerden yararlanmakla sınırlı kalacaktır. İktidarın ortaya koyduğu sömürü düzeninin esas mekanizması burada devreye girecek ve ilaç firmaları ile medikal firmalar, akıl almaz miktarda paralar kazanacaklardır. Bu bakımdan, ilgili yasa önerisi, sosyal devlet ilkesine ters düşerken, sadece büyük sermayenin çıkarlarına hizmet edecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu uygulamanın önemli bir eksiği de, sadece devlet memurları ve emeklilerini kapsıyor olmasıdır. Yurttaşlarımızın değişik sigorta şemsiyeleri altında kategorize edilmiş olmalarının bilinen sakıncaları vardır. Bu uygulama, Emekli Sandığı kapsamında sağlık hizmeti alan yurttaşlara yeni olanaklar getirirken, SSK ve Bağ-Kur sigortalılarının sorunlarına seyirci kalmakta ve bu sistemler arasındaki uçurumu daha da belirginleştirmektedir. Bu yasa önerisi, bir yandan Bağ-Kur ve SSK'yı kaynak yetersizliği nedeniyle kapsam dışında bırakırken, diğer yandan Emekli Sandığını da emsalleri doğrultusunda bir iflasa sürükleme potansiyelini taşımaktadır.

Değerli milletvekilleri, Sağlık Bakanının bıçak parası konusundaki duyarlılığı ortadadır. Hatta, Bakan, bu duyarlılığını "doktorların elleri, hastaların ceplerinde" diyerek tüm doktorları töhmet altına alacak kadar ileri götürmüştür. Ancak, aynı Sağlık Bakanı, bu uygulamasıyla, kamu hastanelerinde çalışan hekimlerin, hastaları devlet hastanelerinden özel hastanelere götürerek, ücret karşılığı ameliyat yapmalarının önünü açmaktadır. Bu uygulama, halen birçok taşra hastanesinde hastalara çok uzun bekleme süreleri sonucu randevu verme yöntemiyle, etik dışı bir biçimde zaten vardır. Taşrada çalışanlarınız varsa, özel hastanelerde yapılan ameliyatların çok büyük kısmının, devlet hastanelerinde çalışan hekimler tarafından yapıldığını biliyorlardır. Sağlık Bakanı, güya, reddettiği bu etik dışı yaklaşımı, bu yasa önerisiyle, aksine destekliyor olduğuna göre ya bu gerçeği bilmemekte ya da bıçak parası yaklaşımında samimî olmadığını ortaya koymaktadır. Bu uygulamayla, devlet hastanelerinde yapılmakta olan ameliyatların tümü özel hastanelere aktarılacak, devlet hastanelerinin içi boşaltılacak ve bu ameliyatların önemli bölümü de kamuda çalışan hekimler tarafından gerçekleştirilecektir. Bunu engellemenin bir yolu vardır; olmazsa olmaz koşulu ise kamuda ve özel sektörde tam gün çalışma uygulamasının yaşama geçirilmesidir. Buradaki önerimiz, hastaların özel kuruluşlardan yararlandırılması uygulamalarına başlamadan önce, derhal, tam gün çalışma esaslarının belirlenmesi ve uygulama alanına konulmasıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu hastanelerinde olduğu kadar çoğu özel hastanenin de hizmet kalitesi ve standartları tartışmalıdır. Hepimizin dağarcıklarında, kimi kamu hastaneleri ve özel hastanelerle ilgili televizyon programları görüntüleri vardır. İstanbul'da mevcut yüzlerce özel sağlık kuruluşunun önemli bir kısmının hasta kabul etmeleri bir yana ruhsatlarının geçerliliği bile tartışmalıdır. O halde, hastalarımızın büyük ümitlerle gidecekleri özel sağlık kuruluşlarının tanım ve standartlarının öncelikle yeniden gözden geçirilmesi ve gerekli düzeltmelerin yapılması gerekmektedir. Bunun yanında, bugün ne oranda denetlendikleri de belirlenemeyen, bilinmeyen bu kuruluşların, denetleme esaslarının da gözden geçirilerek yeniden belirlenmesi gerekmektedir.

Bu yapılanmada, aşırı derecede politize olmuş Sağlık Bakanlığının, denetimde, sivil toplum örgütlerini de sisteme katarak, objektif bir yapıya doğru katkı yapması da gerekmektedir. Aksi koşulda, özel sağlık kurumu etiketi yapıştırılmış ve politik olarak ruhsat verilmiş çok sayıda sağlık kurumuna hasta ve para akışı ortaya çıkacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık ciddi bir iştir. Sağlık sisteminde başarılı bir iyileştirmenin, yukarıda anlattığımız olumsuzluklar da gözönüne alındığında kolay olmadığı da ortadadır. Köklü bir reform, sistemi, sağlık mevzuatı ile teşkilat yapısından sağlık işletmeciliğine, savurganlığın ve yolsuzluğun engellenmesinden fiyat etkinlik prensibi doğrultusunda denk bütçe hesaplamalarına, sigorta sistemlerinin düzeltilmesinden sağlık işletmelerinin tek çatı altında toplanmasına, e-sağlıktan AB müktesebatına kadar birçok boyutuyla kavrayan akılcı ve çağdaş yaklaşımlar gerektirmektedir. Burada kullanılacak enstrümanlar ve yöntemler de, aslında sınırlı ve belirlidir. Bu nedenle, iktidar ve muhalefet partisinin bazı yaklaşımları, seçimlerden önce birbirine benzer olarak tanımlanmıştır kamuoyunda; ama, gördüğünüz gibi, uygulama ve tercihler, buradaki asıl belirleyici ve ayrıştırıcı etkeni oluşturmaktadır.

Sayın milletvekilleri, AKP'nin Sağlık Bakanı Recep Akdağ, göreve geldiği andan itibaren, tıpkı partisinin diğer alanlardaki uygulamalarında olduğu gibi, sistemi bir o ucundan bir bu ucundan çekiştirerek, sözde, reform yaptığını iddia etmektedir. Bu yaklaşımlarla bir yere varılamayacağı da ortadadır. Popülist söylemlerle yurttaşların ilgi ve desteğini alacak bazı uygulamalar, AKP'ye beklediği oy desteğini sağlayamayacağı gibi, sağlık sorunlarını iyice içinden çıkılmaz bir noktaya da taşıyacaktır. Bu nedenle, hastaları özel sektöre sevk etmeden önce, sistemi bir bütün olarak ele alan ve çözen büyük bir yeniden yapılandırmaya gerek vardır. Böyle bir yaklaşım yurttaşı daha memnun edecek, sağlık sistemini kaynak tüketen ve borç üreten yapıdan, çağdaş bir düzeye taşıyacaktır.

Değerli arkadaşlar, yurttaşların özel hastanelerimizden yararlanması konusunda yürekten arzuluyuz; ama, gönül istiyor ki, bu yasayı bu haliyle uygulamaya koymadan önce, keşke, geri çekseniz, hep beraber yeniden irdelesek; yukarıda sözünü ettiğimiz aksaklıkları da gidererek, bir bütün halinde Meclisin önüne getirsek...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

41 konuşma daha · 24 Haziran 2003

41 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook