Türkiye iş kurumu kanunu tasarısı (s.sayısı : 137 )
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 97. Birleşim · 1. yasama yılı · 24 Haziran 2003 · 1.238 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Yakup Kepenek (CHP), 24 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE İŞ KURUMU KANUNU TASARISI (S.SAYISI : 137 )); konuşma 1.238 kelime.
Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “Türkiye iş kurumu kanunu tasarısı (s.sayısı : 137 )”. TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim tutanağı, 24 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2003-06-24-turkiye-is-kurumu-kanunu-tasarisi-s-sayisi-137 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; gecenin bu geç saatinde, Türkiye İş Kurumu Yasa Tasarısının 9 uncu maddesi üzerinde Grubum adına ve kendi adıma söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, 9 uncu madde, İŞKUR'un özünü, çekirdeğini oluşturuyor. Madde, merkezin anahizmet birimleri bağlamında bu işlevleri düzenliyor; işin esası budur, işin özü budur. İŞKUR'un başarısı, bu işlevleri ne kadar, ne ölçüde yerine getireceğine bağlıdır ve önemli bir nokta daha var. İŞKUR'a çok büyük bir görev düşüyor; çünkü, hemen her gelişmiş ülkede, işgücü piyasasının düzenlenmesi esas olarak kamusaldır. Özel bürolar, özel yerler bu işin türevleridir. Bu, bir kamu görevidir. Neden kamu görevidir; çünkü, tam istihdama ulaşılması, iş arayan herkese iş verilmesi, gelişmiş her toplumun birinci görevidir ve çünkü, iş, insan onuruyla yaşamanın ilk koşuludur ve her insanın vazgeçilmez en temel hakkıdır. Dolayısıyla, rengi ne olursa olsun, eğilimi ne olursa olsun, seçimle gelen her hükümetin birinci görevi işsizliğe çözüm bulmaktır. Yasanın bu maddesi o nedenle çok önemlidir.
Şimdi, tasarı gerekçesinde şöyle bir varsayım yapılıyor ve deniliyor ki "ülkemizde sermaye piyasası, bankalar, işletmeler gelişti; ama, işgücü piyasası gelişemedi."
Değerli arkadaşlar, böyle eğrilik olmaz. Türkiye'de, eğer, işgücü piyasası gelişememişse, bunun uzantısı, sermaye birikiminin gelişememesidir; yani, bunlar birbirine bağlıdır. Burada bir nedensellik ilişkisi kurmanın yeri yoktur ve işgücü piyasasının gelişememesinin ananedeni, ülkeyi yöneten hükümetlerin, İş ve İşçi Bulma Kurumunun kuruluşundan, 1946'dan bu yana, bu konuya, gerek kurumun niteliği gerek kurumun parasal kaynakları ve işgücü, çalışanları bakımından gerekli, yeterli önemi vermemeleridir. Türkiye'de, hükümetler, İş ve İşçi Bulma Kurumunu ihmal etmişlerdir ve o piyasa gelişmediği zaman, ekonomik gelişme de olmuyor, başka yaralar ortaya çıkıyor.
Gerçekten, Türkiye iş piyasası, yapısal olarak bozuktur. Türkiye'de yıllardır 20 000 000 dolayında çalışan var; ama, işsiz ordusu her yıl biraz daha artıyor, büyüyor, krizlerle büyüyor ve resmî olarak 2 500 000 milyon işsiz var. Buna hiçbirimiz inanmıyoruz, bu işle uğraşanlar da inanmıyor, bu sayıları çıkaranlar da; ama, hakkını yemeyelim, İstatistik Enstitüsü son yıllarda bu konuda başarılı çalışmalar yapıyor.
İşsiz sayısının düşük çıkmasının önemli nedeni işgücüne katılma durumudur. Çok çelişkili bir durum var Türkiye'de. Türkiye'de, kırsal kesimde işgücüne katılanların oranı kentlere göre daha fazladır. Neden; önce, Türkiye'nin ekonomik yapısı lise ve dengi okul mezunu ya da yüksekokul mezunlarına, yani, eğitilmiş insanlara ihtiyaç duymuyor. Düşünebiliyor musunuz ki, bu ekonomide lise ve yüksekokul mezunu olanlar arasındaki işsizlik oranı yüzde 30-35'tir ve bu, Türkiye ortalamasının, yani, yüzde 10-15'lerin 2,5-3 katıdır; yani, ekonomik yapı eğitilmiş olana ihtiyaç duymuyor.
Şimdi, bu, bir bozukluktur ve bu bozukluk, yapısal bozukluk, elbette bu yasayla hemen düzeltilecek bir şey değildir; ama, Türkiye'nin ekonomik politikasının bir parçası olarak şu gerçeği gözden uzak tutmamamız gerekir: Artık, günümüzde, hem içeride hem uluslararası düzeyde mal ve hizmet alanında rekabet edebilmenin koşulu, şartı, gereği nitelikli üretimdir ve nitelikli üretim, verimlilik artırmak ve yeni açılımlar yapmak da, yalnız, eğitimli insanla olur, eğitimle olur, bunu hiç gözden uzak tutmamak gerekir.
Bir başka önemli nokta daha var; eğitilmiş işsizler belli yerlerde çok yoğundur. Yine, Devlet İstatistik Enstitüsü, son yıllarda -sevinerek söyleyeyim- bölgesel ve büyük iller düzleminde işsizlik verileri çıkarmaya başladı. Örneğin, Adana'da, eğitilmiş gençlerin işsizlik oranı yüzde 48,8'dir, Güneydoğu Anadolu'da yüzde 35'tir. Arkadaşlar, Adana'da, biz, şunu diyoruz: Liseyi ve yüksekokulu bitirerek, geçerli ücretten iş isteyen kayıtlı her 2 kişiden 1'ini bir tarafa itiyoruz. Bu, dehşet verici; bu, ürkütücü bir tablodur. Bunları niye söylüyorum?..
Kadınların durumu da aynıdır. Türkiye'de, kadınların işgücüne katılma oranı olağanüstü düşüktür. Kentlerde yüzde 15 dolayındadır ki, sosyal bakımdan, ekonomik bakımdan, toplumun geleceği bakımından, bu, çok önemli bir noktadır.
Bir şey daha var; kadın işgücü, büyük oranda -üzülerek yine belirteyim- ücretsiz aile işçisidir. Değerli arkadaşlar, bugün, Türkiye'de, görünen, 20 000 000 çalışan var, yani, 70 000 000'un 20 000 000'u çalışır görünüyor. Değerli arkadaşlar, bakın, bunların; yani, bu 20 000 000'un 4 000 000'dan fazlası ücretsiz aile işçisidir. Bu ne demektir, biliyor musunuz; her 5 kişiden 1'i; yani, 20 000 000'dan 4 000 000 kişi ücretsiz aile işçisi olarak çalışıyor. Bu, yarı köleliktir; bu, insanın bağımlı olması demektir; bu, insan onuruna yakışan, yaraşan demokratik bir süreci engellemek demektir.
Türkiye'de bir başka büyük yaramız var; çocuk işçiliği. Büyükler işsiz; ama, biz, 1 000 000 okul çağı çocuğumuzu, yani, 6-14 yaş arası çocuğumuzu çalıştırıyoruz, 1 000 000 çocuğumuz çalıştırılıyor. Bu yara düzeltilmelidir. Bu yara ve öbür yaralar, İŞKUR'un görevini, merkez yönetiminin görevini tam olarak yapmasıyla düzeltilebilir. Yani, üç alanda; kadınların ve eğitilmişlerin çalıştırılması, çocukların çalıştırılmaması konusunda, İŞKUR'a çok büyük görevler düşüyor.
Bu piyasanın önemli bir eğriliği daha var, bir yanlışı daha var. Sayın Kapusuz, o büyük yanlış, kayıtdışılıktır. Kayıtdışılık, bu toplumun, bu ekonominin büyük yarasıdır. Bu yarayı, elbirliğiyle düzeltmemiz gerekmektedir. Şimdi, tekrar edeyim, bunları düzeltmenin yolu... 3 üncü maddeye ilişkin olarak bu konuda bir önerge verdik, üzülerek belirteyim, reddedildi.
Bu maddede yer alan, ulusal istihdam politikaları oluşturulması kısmına çok önem veriyoruz. CHP olarak seçim bildirgemizde bu konu ayrıca vurgulanıyordu. Değerli milletvekilleri, şunu belirteyim: Biz, bu toplumsal yaralarla; yani, kadınlarını çalıştırmayan, çocuklarını çalıştıran, kayıtdışı işsizlik oranı yüzde 53'lerde olan, gençlerini, eğitilmiş gençlerini çalıştırmayan bir yapıyla ne Avrupa Birliğine üye olabiliriz -bırakalım işin o tarafını, kendi kendimizi kandırmayalım- ne bu toplumu çağdaş uygarlık düzeyine, refah içinde yaşayan, barış içinde bir ortama götürebiliriz; çünkü, bu, büyük bir yaradır ve bu yaranın düzeltilmesi gerekir.
9 uncu maddenin (b) bendinde belirtilen toplumsal iş programlarına özel önem veriyoruz. Neden veriyoruz; şunun için: Bu toplum, 1980'e kadar devletçi gitti. Bu toplum, 1980'den sonra çok özelleşti, çok özelleştirildik, bencilleştik, toplumu düşünmez olduk, toplum yararı diye kavramları unuttuk. Bu bencilliğin çok aşırı boyutlarda olduğunu hep birlikte görüyoruz, yaşıyoruz. Toplum yararının unutulmasının getirdiği çok önemli bir şey var. Bakın, ülkemizde, toplum için çalışmak, neredeyse, aptallık düzeyine geldi. Bu, ahlak değerlerini yıktı, doğruluğu yıktı, ahlakı yıktı, erdemi yıktı, dürüstlüğü yıktı. Bu, sonuçta, toplumsal dayanışmayı ortadan kaldırdı.
Marmara depremiyle, biz, dayanışmayı anladık; Avrupalıların da katkısıyla, dayanışma duygusu yeniden geldi.
Ülkemizde, bu güzelim coğrafyada bakın neler yaptık: Doğayı kötüye kullanıyoruz, ormanları yakıyoruz, ormanları satıyoruz, SİT alanlarını, kültür değerlerini yok etmeye uğraşıyoruz... Bunları, ancak, toplum yararına çalışma programları yaparak düzeltebiliriz. Bu yolla şunu da yapabiliriz değerli arkadaşlar: Önce...
ZAFER HIDIROĞLU (Bursa)Ormanlar satılmıyor.
YAKUP KEPENEK (Devamla)Peki... Ormanı satmayacağız, yeni ormanlar yapacağız...
ZAFER HIDIROĞLU (Bursa)Ormanların satılmadığını siz de biliyorsunuz.
YAKUP KEPENEK (Devamla)Tamam.
Bu programlarla daha çok orman kazanmak durumundayız. Bu yolla, Türkiye'nin sivil toplum kuruluşlarını güçlendirebiliriz, toplum için çalışan kuruluşları güçlendirebiliriz, onları, devletin eline bakmayan; ama, toplum için iş yapan güçlü kurumlar haline getirebiliriz.
Bunu yaparken bir noktayı bir uyarı olarak vurgulamak istiyorum. Gerek başka ülkelerdeki başarılı deneyimler gerekse uygulamanın zorunlu kıldığı bir durum şudur: Toplumsal çalışma programlarında, çalışma ile eğitim birlikte olmalıdır; yani, genç, işsiz, günün yarısında toplum için çalışırken, günün yarısında da kendisini, istihdam edilebilir, iş görebilir, çalışabilir duruma getirecek bir eğitimi kesinlikle almalıdır. Ancak böyle yaptığımız zaman, düzenli işleyen, sağlıklı bir işgücü piyasasına kavuşabiliriz; ancak böyle yaptığımız zaman, her gün kapımızda biriken ve iş isteyen, iş dilenen binlerce insanımıza bir çıkış yolu gösterebiliriz; ancak böyle yaparsak, görevimizi tam olarak yapmış oluruz. Bu nedenle, şunu vurgulamama izin veriniz: Değerli arkadaşlar, tam istihdam; yani, geçerli ücretten çalışmak isteyen bütün insanlarımıza iş vermek hepimizin vazgeçemeyeceği bir temel ilke olmalıdır, bir vazgeçilmezliktir bu. Bunun toplumsal, ekonomik, üretime yönelik yararlarını burada sayıp, dökmeyeceğim; ama, tam istihdamın, bir toplumsal zorunluluk, mecburiyet, gereklilik olduğunu vurgulamak, benim de görevimdir.
İŞKUR'un güçlendirilmesinin, bu işleri yapmasının izleyicisi değil, bunun yapılmasında çaba harcayan, katkı koyan bir parti olarak CHP, her türlü yardımı, desteği -teknik, siyasal veya ekonomik- elinden geleni yapacaktır.
Ben, İŞKUR'un bu yöndeki başarısının bu toplumun başarısı olacağına inanıyorum, Yüce Meclisin başarısı olacağına inanıyorum.
Bu başarı dileklerimle, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.
Sağ olun. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
41 konuşma daha · 24 Haziran 2003