İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 74. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Cevre ve orman bakanlıklarının birleştirilmesi hk. (s.sayı:127)

Mehmet Yıldırım

Kastamonu Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 74. Birleşim · 1. yasama yılı · 1 Mayıs 2003 · 943 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Yıldırım (CHP), 1 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEVRE VE ORMAN BAKANLIKLARININ BİRLEŞTİRİLMESİ HK. (S.SAYI:127)); konuşma 943 kelime.

Mehmet Yıldırım (CHP, Kastamonu). “Cevre ve orman bakanlıklarının birleştirilmesi hk. (s.sayı:127)”. TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim tutanağı, 1 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-yildirim-22-2003-05-01-cevre-ve-orman-bakanliklarinin-birlestirilmesi-hk-s-sayi-127 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET YILDIRIM (Kastamonu)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, sevgili vatandaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, Bingöl'de meydana gelen deprem felaketinde yaşamını yitirenlere Tanrı'dan rahmet, yakınlarına ve Yüce Milletimize de başsağlığı diliyorum. Ayrıca, tüm emekçilerin 1 Mayıs işçi bayramını da kutlarım.

Çevre ve Orman Bakanlıklarının birleştirilmesiyle ilgili kanun tasarısının 17 nci ve 18 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, 17 nci ve 18 inci maddede, bakanlığın merkez teşkilatındaki danışma ve denetim birimleri sayılmıştır. Türkiye'de, Çevre ve Orman Bakanlığı gibi, daha yeni ve değişik yapılanmalar isteyen, kavramların ve kurumların tam olarak oturtulmadığı bir ortamda, birçok kurum ve kuruluş ve sivil toplum örgütünün ilgi alanına giren çalışmaları kapsayan bir yapılanma içerisinde koordinasyon ve organizasyon üstlenen bu bakanlık çok önemlidir.

Farklı meslek gruplarından gelen birçok yetişmiş kadronun uyumlu çalışabilmesi, idare hukuku ve teknik konularda bakanlığın her türlü çalışmasının irdelenip, yönetmelik, talimatname, tebliğ şekline getirilerek daha isabetli kararlar alınması ve uygulanması için bakanlık bünyesinde bir yüksek fen kurulunun oluşturulması zorunludur görüşündeyim. Yüksek fen kurulunun teşkili için yeterli idare hukukçusu ve teknik personel bakanlıkta mevcuttur. Unutulmamalı ki, 2001 yılına kadar Orman Bakanlığı bünyesinde bir yüksek fen kurulu bulunmaktaydı. Tasarının önemli eksiklerinden birisi budur. Yüksek fen kurulu sayesinde, teknik, hukukî ve idarî işlerin, konuların multidisipliner bir ekip tarafından irdelenip incelenmesinde, sonuca kavuşturulmasında, çevre ve orman konularında daha organize ve programlı hareket edilerek, sağlıklı karar alınacak ve yanlışlıklar büyük ölçüde düzeltilecektir. Diğer bir deyişle, tasarruf sağlanacak, ülke ekonomisine de katkı sağlanacaktır.

Son Bingöl depremi vesilesiyle, bir kez daha vurgulamak isterim ki, gelişmiş ve kalkınmış ülkeler, deprem, sel, taşkın, heyelan, çığ gibi doğal afetlerle mücadelede önleyici tedbirler almaktadır. Nerede deprem, sel, heyelan, çığ olacağı; nerelere ve kimlere zarar vereceği önceden bilinmekte ve gerekli tedbirler alınabilmektedir. Azgelişmiş ülkelerde -bizde, Türkiye'de olduğu gibi- doğal afetler meydana geldikten sonra alınan acil tedbirler, hem can ve mal kaybının telafisini imkânsız kılmakta hem de ülkenin önemli kaynaklarının seferber edilerek, kalkınmanın önünde büyük engeller oluşturmaktadır.

Aslında, bugün, Türkiye'de doğal afet dediğimiz olayların yüzde 90'ına varan sel, heyelan, çığ, taşkın gibi olaylar, doğal afet olmayıp, hassas dere havzalarının insanlar tarafından aşırı ve yanlış kullanımıyla ortaya çıkan erozyonla oluşmaktadır. Resmî kurumlarımızın kayıtlarına göre, deprem hariç, sel, heyelan, taşkın ve çığ gibi olaylarda ülkemizin yıllık can kaybı 40'lar ve maddî zararı da yaklaşık 2,5 milyar dolar civarındadır. Bu da, kalkınmanın önündeki önemli engellerden birini teşkil etmektedir.

Doğal afetlere karşı önleyici tedbirler: Özellikle sorunun başlangıcı olan sel derelerinin yukarı havzalarını içine alacak, Orman Bakanlığına bağlı bir doğal afetlerle mücadele genel müdürlüğü kurulmalı veya mevcut Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü bu görevi yapacak hale getirilmelidir.

Erozyonla mücadele edebilmek için ağaçlandırmaya önem verilmelidir.

Yaşanabilir bir çevre yaratılmalıdır.

Güney Afrika'nın Johannesbourg Kentinde 2002 yılında gerçekleştirilen ve Sayın Cumhurbaşkanımızın da katıldığı, sürdürülebilir bir kalkınma için dünya zirvesi raporunda, çevre ve bio çeşitlilik korunmadan sürdürülebilir kalkınmanın mümkün olmadığı ve çevrenin idaresinde de ilgili grupların katılımı ve koruma ve kullanma dengesinin sağlanması sonucuna varılmıştır.

Ülkemizde çevrenin bozulmakta olduğu, çölleşmenin devam ettiği bilinen bir gerçektir. Yakın gelecekte, özellikle çevreyle ilgili çalışmalara, tüm dünyada olduğu gibi, büyük önem verilmesi, dünyayla ilişkimiz açısından da kaçınılmaz olacaktır.

Çevre sorunları uluslararası boyut kazanmıştır. Örneğin, Tuna Nehrinin Doğu Avrupa ülkeleri tarafından kirletilmesiyle ortaya çıkan zararlar, Karadeniz ülkelerini etkilemektedir, bizi de etkilemektedir. Karadeniz, Avrupa'nın çöplüğü değildir.

Ülkemizdeki çevre sorunlarını çözmek için devletimiz, Orman ve Çevre Bakanlıklarını kurmuştur. Bugün ise, Orman ve Çevre Bakanlıklarının birleştirilmesi halinde, kanımızca, bugüne kadar konularında ihtisaslaşmış olan her iki bakanlıkta da, bu bakanlıklarımızın en büyük sermayeleri olan yetişmiş işgücünün israfı söz konusu olacak ve karışıklıklar yaşanacaktır.

Orman Bakanlığı;

1- Ülkenin yüzde 20,8'ini kapsayan orman alanlarının korunmasını, geliştirilmesini, yüzde 10'luk orman içi açıklık ve meraların ıslahını ve yönetilmesini,

2- Dağlık havzalardaki erozyon ve sellerin önlenmesiyle su kaynaklarının korunmasını,

3- Orman köylülerinin sorunlarının çözülmesi, insanca yaşama koşullarının sağlanması, insanlarımıza iş ve aş verilmesini; millî parklar, av ve yaban hayatının idaresi ve geliştirilmesi işleriyle, bizzat uygulamayı kendine kanunen verilen alanlar üzerinde yürütmektedir.

Orman Bakanlığı kendi görevlerinin yanı sıra, çevreyle ilgili her türlü tedbirleri alarak ormanların sürdürülebilir yönetimiyle gerçekleşmektedir. Çevre Bakanlığının ise, özellikle dünya ve Türkiye arasındaki uluslararası sözleşmelerden doğan çalışmaları, Türkiye içerisindeki farklı bakanlıklar, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları arasında uyumlu olarak gerçekleştirilmesi ve koordinasyonundan sorumlu olduğu açıktır.

Çevre Bakanlığının bilfiil arazisi üzerinde, gerek arazi mülkiyeti ve gerekse kanunî sorumluluklar nedeniyle çalışma yapması çok güçtür. Bugüne kadar yapılan çalışmaların çoğu da belediyelerin ya da diğer bakanlıkların yaptığı çalışmaların tekrarıdır ve bunlar üzerinde proje üretmektir. Bu, emek, zaman ve personel israfına neden olmak demektir.

Hükümetin amacı bakanlık sayısını azaltarak devleti küçültmek ise, Çevre Bakanlığının direkt olarak Başbakanlığa bağlı çevre müsteşarlığı haline getirilerek tüm bakanlıkları yönlendirebilecek veya bu bakanlıkların çalışmalarını takip eden ve kontrolünü yapan, dış dünyayla ilişkileri yürüten bir organ haline gelmesi en uygun çözümdür diye düşünüyorum.

Birbirinden iki ayrı dalda, orman ve çevre mühendislerinin aynı çatı altında birleşip eşgüdüm içinde çalışabilmelerinin mümkün olmadığını düşünüyorum; çünkü, hizmet alanlarının farklı olduğu bellidir. Bu mümkün olmadığı takdirde, ülkemizde sık sık yapıldığı gibi, bakanlık kapatılıp da sonradan tekrar açılması hiçbir tasarruf sağlamadığı gibi, yetişmiş, ülkeyi ve sorunları tanıyan teknik personel ve idarî elemanların ilgisiz görevlere atanarak atıl kalmalarına yol açmaktadır. Bu gibi durumlar hesaba katıldığında, Çevre Bakanlığı ve Orman Bakanlığının ayrı ayrı görevlerine devam etmeleri bakanlıkların birleştirilmesine nazaran, çok daha yerinde olacaktır. Belirtmek isterim ki, yüzölçümümüzün yaklaşık yüzde 70'i ormanlarla kaplı; halkının yaklaşık yüzde 20'si, sefalet içinde orman köylerinde yaşamaktadır. Kastamonu, Sinop, Bolu, Zonguldak, Karabük, Çankırı, Bartın İlleri ve Türkiye'deki bütün orman köylülerinin kalkındırılmasını sağlayan devletimiz, iki bakanlığı birleştirerek, yoksul ve kimsesiz orman köylülerimizin umutlarını nasıl yeşertecektir?! İnsanca yaşamalarını ve sosyal güvencelerini nasıl sağlayacaktır?!

Kooperatif örgütlenmeleriyle kendi geçim kaynaklarını ormandan sağlayan vatandaşlarımız mağdurdur. Hele hele, Kastamonu orman köylüsü daha da mağdurdur. Yeni İhale Yasasıyla üretim yapamaz, ihalelere katılamaz duruma gelmiştir. Orman köylülerimizin, kooperatiflerimizin lehine düzeltilmelidir.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

32 konuşma daha · 1 Mayıs 2003

32 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook