İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 31. BİRLEŞİM · CUMA

Iıı.tur. (hazine müst.gümrük müst.dıştic.müst.dpt müst.die bşk.lığı

Memduh Hacıoğlu

İstanbul Milletvekili ·

Genel Kurul, 31. Birleşim · 2. yasama yılı · 19 Aralık 2003 · 843 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Memduh Hacıoğlu, 19 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: III.TUR. (HAZİNE MÜST.GÜMRÜK MÜST.DIŞTİC.MÜST.DPT MÜST.DİE BŞK.LIĞI); konuşma 843 kelime.

Memduh Hacıoğlu (İstanbul). “Iıı.tur. (hazine müst.gümrük müst.dıştic.müst.dpt müst.die bşk.lığı”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/memduh-hacioglu-22-2003-12-19-iii-tur-hazine-must-gumruk-must-distic-must-dpt-must-die-bsk-ligi (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEMDUH HACIOĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dış Ticaret Müsteşarlığı bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime, uygulanmakta olan ekonomik politikaların, yani, sıkı, malî ve para politikalarının dışticaretimize olan etkisinden başlamak istiyorum. Bazı yan etkileri var. Örneğin, bu uygulanmakta olan sıkı malî ve para politikaları, bir miktar, sıcak paranın Türkiye'ye girişini hızlandırmaktadır. Son onüç ondört yıldır yaşadığımız kronik bir sorun olarak gözümüzün önünde. Bu sıcak para, tabiî ki, döviz kurlarını, dışticaretimizi olumsuz şekilde etkileyecek biçimde aşağı doğru basmaktadır. Bundan dolayı da, 2003 yılı dışticaret açığımızı 21 milyar dolar olarak görmekteyiz. 2004 yılında ise, bütçede, takriben 24 milyar dolarlık bir dışticaret açığı öngörülmektedir.

Takdir edersiniz ki, bu, önemli büyüklükte bir dışticaret açığıdır. Bu dışticaret açığının birkaç anlamı var. Bu anlamların başında -gördüğüm kadarıyla- 24 milyar dolarlık bir malın, Türkiye'ye, ihraç ettiğinden daha fazla miktarda girmesi gelmektedir. İnanıyorum ki, doğru ekonomik politikalar uygulansa, bu 24 milyar dolarlık ithalatın, dışticaret açığının büyük bir kısmını Türkiye'de üretebiliriz, bu üretimden Türkiye'de büyük bir katmadeğer yaratabiliriz ve bu üretim sonucunda da, sanıyorum, 2 000 000 insana yeni iş bulma imkânını sağlayabiliriz.

Bu, tabiî ki, ekonomik politikayı uygulayan hükümetlerin bir hedefi olmalı diye düşünüyorum. Böyle bir hedefleri var mıdır diye baktığımda, maalesef, göremiyorum.

Söz almış olan arkadaşlarım, özellikle dışticaret konusunda, sadece ihracat artışından bahsettiler. İhracat artışı nasıl gerçekleşti diye bir bakalım arkadaşlar. Biliyorsunuz, piyasalar, 2000 yılı sonunda başlayan büyük bir çalkalanmayla, 2001 yılında neticelenen yüksek bir devalüasyonla büyük bir darbe aldı. Bu darbenin sonucunda ne oldu diye baktığımızda, malî kesimde büyük bir yıkıntı yaşandı ve onun yanında, özellikle sanayi sektöründe de büyük yaralar açıldı. Geçen yıllar içerisinde izledik; İstanbul yaklaşımına müracaat eden yüzlerce şirket, oraya hiç müracaat edemeyip de yine bir şekilde faaliyetlerini idame ettirmeye çalışan binlerce şirket, tek çıkış yolunu ihracatta buldu. İhracat, bu kadar güçlü bir şekilde artıyorsa, inanın, birinci sebebi, sanayicinin içerisinde bulunduğu malî krizden dolayıdır. Sanayicinin -bugün, uygulanmakta olan malî politikalar açısından baktığımızda da görmekteyiz- bankalarla olan ilişkilerinde başka hiçbir yolu kalmamıştır. Tek seçeneği, ihracata sarılıp, neye rağmen olursa olsun, ihracatını yapıp, bir şekilde hayatını idame ettirmek olmuştur.

2001 yılının başlarında yapılan devalüasyondan sonra ve uygulanan dalgalı kurla birlikte, sanayici, ihracatta önemli bir rekabet gücünü kazanmıştı; fakat, gelin görün ki, dalgalı kur olmasına rağmen, Türkiye'nin başına bela olan bu sıcak para nedeniyle döviz arzı her zaman dövize olan talebin üstünde çıktığı için, yavaş yavaş bu rekabet gücümüzü kaybetmeye başladık. Bakınız, 2003 yılının başında ihracatçının döviz kuru 1 560 000 lira idi, bugün 1 425 000 liraya inmiştir. Döviz kurunda takriben yüzde 10'a yakın bir aşağı iniş söz konusudur. Bu kadarlık bir rakam, ihracatçının rekabet gücünü olumsuz etkileyen, maliyetlerini olumsuz etkileyen bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna rağmen ihracat yapmanın zorluğunu sizin takdirinize bırakıyorum; ama, bu resmin bir de diğer yanı var; yani, ithalat yanı var. İthalata bakıldığında, hakikaten, çok cazip hale geldi. Nitekim, Türkiye, takriben 70 milyar dolara yaklaşan bir ithalat hacmine hızlı bir şekilde gelmekte.

Ekonomik politikalarda ihracatı seyreden ülkelerin başlarına ne gelmiştir, ülkeler olarak birkaç örnek vermek isterim: Güneydoğu Amerika ülkeleri, Brezilya, Arjantin, Meksika. Bunu seyretmeyip de önlem alan ülkeler ne yapmışlardır diye baktığımızda, birkaç örnek vereyim: Çin, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve Avrupa Birliği ülkeleri. Bunlar, her zaman, ithalat ihracata karşı bir tehlike arz ettiğinde önlemler alan ülkeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Her zaman kendi rekabet güçlerini, mutlak surette, ayakta tutmaya çalışmışlardır ve mutlak surette de, burada kurlarla oynayıp... Yani, örnek vermek istersem, iki yıl önce 0,84 euro, 1 dolar seviyesinden, bugün 1 euro, 1,24 dolar seviyesine kadar değer kazanmıştır; yani, baktığınızda, rekabet gücünü kaybeden Amerika'nın, doların değerini düşürdüğünü; rekabet gücünü kazanmış olan ülkelerin, kendi ulusal paralarının değerlerinin yükseldiğini görüyoruz. Fakat, bu ülkeler arasında, bildiğiniz gibi, ticarette ve bankacılıkta, malî kesimde bir hedging (hecing) sistemi var; yani, paraları değer kazansa da, kaybetse de kendilerini sigortalayan bir sistemleri var. Bizim ihracatçımızın böyle bir kazancı maalesef yok.

Türkiye ne yapmalıdır bunun sonucunda; Türkiye, mutlak surette, dışticaret açığı değil, dışticaret fazlası veren bir ülke konumuna gelmek zorundadır. Bunu sağladığımız zaman, Türkiye, güçlü bir ekonomisi olan, güçlü bir dünya ülkesi niteliğini kazanabilir. Bunun için yapılması icap eden nedir; iç pazarda mevcut her hammadde, her aramalı ve her hizmeti dünya pazarlarıyla rekabet eder duruma getirmemiz şarttır. 25 milyar dolarlık dışticaret açığını kapatmak için, öncelikle, ticarete açık malların üretimine çok büyük ağırlık vermemiz lazım. Ticarete açık malların üretimi, temel teşvik politikası olması lazım.

Ticarete açık mal nedir arkadaşlar; yani, bütün dünyaya sattığınız ve bütün dünyadan aldığınız mallardır. Örneğin, duble yollar ticarete açık mallar değildir. Örneğin, yaptığınız inşaatlar ticarete açık mal değildir; ama, ihraç edebildiğiniz veya ithal ettiğiniz her mal ve hizmet ticarete açık mallar sınıfına girer. Öncelik bunlardadır. Öncelik, bunlarda dengeyi sağladığınız zaman, ticarete açık olmayan diğer mallara yatırım yapmaya gelir; ama, birinci sıra, mutlak surette, ticarete açık malların üretiminde ve ihracatında ve ithal ikamesinde Türkiye'nin gereğini yapmasıdır. Dünya pazarlarıyla rekabet gücümüz, ancak bu şekilde sağlanabilir. Ancak böyle bir temel dışticaret politikasıyla başarıya ulaşabiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEMDUH HACIOĞLU (Devamla)- Bu sayede, sürdürülebilir sağlıklı büyüme, kalıcı ekonomik istikrar ve sağlam bir ödeme dengesi ve aynı zamanda tam istihdama yönelik çalışmalarımızda başarılı olabiliriz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

57 konuşma daha · 19 Aralık 2003

57 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook