İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 36. BİRLEŞİM · SALI

2005 mali yılı bütçe kanun tas.(2 nci tur görüşmelerinde) başbakanlık,dış ticaret müsteşarlığı

Memduh Hacıoğlu

İstanbul Milletvekili ·

Genel Kurul, 36. Birleşim · 3. yasama yılı · 21 Aralık 2004 · 938 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Memduh Hacıoğlu, 21 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KANUN TAS.(2 NCİ TUR GÖRÜŞMELERİNDE) BAŞBAKANLIK,DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI); konuşma 938 kelime.

Memduh Hacıoğlu (İstanbul). “2005 mali yılı bütçe kanun tas.(2 nci tur görüşmelerinde) başbakanlık,dış ticaret müsteşarlığı”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 21 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/memduh-hacioglu-22-2004-12-21-2005-mali-yili-butce-kanun-tas-2-nci-tur-gorusmelerinde-basbakanlik (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEMDUH HACIOĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2005 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının Dış Ticaret Müsteşarlığıyla ilgili bölümü hakkında, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye bu haftaya yeni bir heyecanla başladı. Kırkbir yılın sonunda, artık önümüzde ulaşacağımız hedeflerin, yapılacak reformların ve yeneceğimiz zorlukların belli olduğu bir on yıl var. Diğer alternatiflerin artık defteri kapandı. Türkiye'nin önündeki sis perdesi de kalktı. Başta biz siyasîler olmak üzere, toplumun her kesimine önemli görev ve sorumluluklar yüklendi. Bu haftadan itibaren, her birimizin, her gün kendimize soracağımız soru: Bugün Avrupa Birliği konusunda ne yaptım? Bugün, artık sadece günü kurtarmak için siyaset sona erdi. Toplum, her gün alınan mesafeyi ölçmeye başladı bile.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Dış Ticaret Müsteşarlığı bütçesi hakkındaki görüşlerimi bu çerçeve içinde açıklamak istiyorum. Türkiye'nin dışticaret hedeflerinin sağlayacağı başarı, Avrupa Birliğiyle olan farklılıkları gidermedeki en önemli kozu olacaktır. Gerçek anlamda her yıl yüzde 6 oranında sürdürülebilir ve sağlıklı büyüme hızını, ancak, yeni bir dışticaret politikasıyla yakalayabiliriz.

Neden yeni dışticaret politikasına ihtiyacımız var; bir bakalım bugünkü durum neyi gösteriyor: 61 milyar dolar ihracat, 95 milyar dolar ithalat, sonuç 34 milyar dolar dışticaret açığı. Her geçen gün rekabet gücü zayıflayan bir sanayi yapısı, yurtiçinde mevcut hammaddesi ve ara malları dünyayla rekabet edemediği için sürekli artan ithalatla ayakta durmaya çalışan bir sanayi. Bunun yanında "Türk Lirası değerli diyen bu işi bilmiyor" açıklamasını yapan Hazineden sorumlu bir Devlet Bakanı. Dışticaretten sorumlu Sayın Devlet Bakanı, siz bu görüşe katılıyor musunuz?! Siz de bu kafada iseniz, size kötü bir haberim olacak. Bu duruma seyirci kalırsanız, korkarım, 3 Ekim 2005 tarihinde, müzakere masasına çok olumsuz koşullarda oturmak zorunda kalacaksınız.

Bugün, kur dalgalı deniliyor. Bence, durum farklı; kurlarla dalga geçen sıcak para simsarlarının Türkiye ekonomisine sağladığı geçici refah ve bunun karşılığında yüzde 20'lere varan reel faiz tahsilatındaki artışa dikkatinizi çekiyorum. Bugün, sıcak para miktarı 20 milyar doların üzerine çıkmıştır; getirisi yılda 4-5 milyar dolardır. Bu getiri nerede; sadece Türkiye'de. Türkiye, bu parayı onbeş yıldır ödemeye devam etmektedir. Neden bir ülke buna bir çare bulamaz? Bu durum nasıl onbeş yıl devam edebilir? Bundan kimler sorumludur? Bu durumdan kimler yarar sağlar, kimler zarar görür? Bu soruların cevapları kamuoyundan saklandıkça, işimiz çok zor arkadaşlar.

Türkiye'nin tam üyelik görüşmelerine başlıyor olması, sıcak para simsarlarının iştahlarını daha da kabartmıştır. Hazineden sorumlu Bakan ne yapıyor; sadece bakıyor. İleride ne yapacak; sanırım, yine seyirci olacak. Sayın Bakan, siz tribünde oturmuyorsunuz, siz oyuncusunuz; size hatırlatıyorum, topa müdahale edin, yoksa golü kalenizde göreceksiniz.

İhracatımızdan 34 milyar dolar daha fazla ithalat yapmamızın neyi ifade ediyor olmasını bir düşünelim arkadaşlar; 34 milyar dolarlık fazla ithalat. Yurt içinde üretilebilecek mal ve hizmetlerden bu oranda vazgeçip, bu hacimdeki mal ve hizmeti dışarıdan temin etmeyi tercih ediyoruz. Bu oranda kazanılacak katmadeğerden vazgeçiyoruz. Bu oranda, her gün durumları daha kötüye giden ve sayıları sürekli artmakta olan işsizler ordusunu görmezden geliyoruz. Sanırım, sadece bu nedenle bile, dışticaret politikalarımızda köklü ve reformist bir değişime ihtiyacımız var.

Bakın dünyaya: Amerika Birleşik Devletleri hariç, tüm kalkınmış ülkeler dışticaret fazlası verir; bir tesadüf olmasa gerek bu. Kalkınmakta olan ülke statüsünden kalkınmış ülke statüsüne geçiş, ancak ve ancak dışticaret fazlası vererek gerçekleşebilir. Bakınız Japonya'ya: Bu, çok basit bir örnektir. Dünyanın en büyük ihracatçı ülkesi, dünya fiyatlarından 3 misli daha pahalı ekim yapmasına rağmen, pirinç ekiminden vazgeçmez. Bakınız ABD ve Avrupa Birliği ülkelerine: Tümünde, tarım üretimine sağladıkları destekler neden yapılmaktadır? Bakınız Türkiye'ye: İthalatla rekabet edemeyip pamuğunu tarladan kaldıramayan perişan çiftçi... Doğal afetlere karşı sigortası olmayan, kaderi ve işi Allah'a kalmış çiftçi...

Değerli arkadaşlar, bu tablo, maalesef, Türkiye'ye yakışmıyor. Birinci tercihimiz, dünya ticaretine açık mallarımızın üretimini en üst seviyeye çıkarmak olmalıdır; ancak bu sayede sürdürülebilir, sağlıklı ekonomik büyümeyi gerçekleştirebiliriz. İhracatçının dünyayla rekabet gücünü artırmak zorundasınız. Bu, sadece boş vaatlerle gerçekleşemez. Onu, Türkiye'de üretilen hammaddeyi işlemek yerine, rekabette ayakta kalmak için, ithal hammaddesine mahkûm etmeyin. Türkiye'yi, sıcak para simsarlarına mahkûm durumdan hızla kurtarmak zorundayız. Pazar ekonomisinde korumacılık önlemleri asgarîye indirilmiştir. Rekabetçi kur politikaları, bu nedenle dışticarette en önemli silah olarak görülmektedir. Bunun en önemli örneği de Çin'dir arkadaşlar. Çin, yıllar yılı, başarılı, sürdürülebilir büyük ekonomik büyümesini rekabetçi kur politikaları sayesinde kazanmıştır. Bakınız, son beş yılda, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve Çin arasındaki rekabete, bakınız oradaki kurlardaki dalgalanmalara. Ortaya temel bir ekonomik gerçek çıkmakta; rekabet gücünü kaybeden, ihracatı azalan ülkenin parası da değer kaybetmeye başlıyor. Aynı ülke akıllıysa, bir süre sonra, düşük kur politikaları sayesinde rekabet gücünü, üretimini ve ihracatını artırıp parasını tekrar değerli kılıyor. Örneğin, Amerika Birleşik Devletlerinde son yıllarda dışticaret açığı yükseldikçe doların değeri düşmektedir; ama, Türkiye'ye bakın, dışticaret açığı yükseldikçe TL'nin kıymeti artmaktadır. Bu işi kim biliyor, bilmiyorum arkadaşlar; ama, sanıyorum, Amerika'nın bilmediğini söylemek de biraz cahillik olsa gerek.

Türkiye şu tercihi hemen yapmak zorundadır; sıcakparayı desteklemeye devam edip sanal bir refah ortamını sürdürmeye devam mı; yoksa, dünyanın önde gelen kalkınmış ülkelerinin uyguladığı reel ekonomik politikaları uygulamak mı; sanırım, tercih yapmakta zorlanmamamız gerekli. Zor olan, sanal refah ortamından kendimizi sıyırmak; bu, siyasî iktidarın tercihini gecikmeksizin açıklamasıyla gerçekleşir; ancak bu sayede, rekabetçi dalgalı kur sistemi ülke yararına çalışmaya başlar; ancak bu sayede, ülkenin üretimi, üretim potansiyeli, işsiz insanımıza iş potansiyeli artar ve artan üretim sayesinde vergi gelirleri artırılabilir.

Sözlerime son verirken, bir kurbağa örneğini vermek istiyorum: Kurbağayı ılık suya atıp altına ateşi hafif açtıklarında kurbağa, suyun hafif ısınmasıyla yavaş yavaş gevşemekte, uykusu gelmekte ve uykuya dalmakta, o arada su kaynamakta ve kurbağa kendini o kaptan dışarı atamamaktadır, fakat kurbağayı doğrudan kaynar suyun içine attıklarında kurbağa kaynar suyun içine girer girmez hemen sıçrayıp o sudan kurtulmaktadır.

Şimdi, bugün, Türkiye'de bizim için sıçrama vaktidir. Bu sıcak paradan, bu uyuşukluktan kurtulup, Türkiye'nin gerçeklerini daha iyi görmemizin zamanıdır. Günü geçiştirme ve kurtarma yerine, doğruları, daha fazla gecikmeksizin ve ülke ekonomisine daha fazla zarar vermeksizin yapmak zorunda olduğumuzu hatırlatır, hepinize saygılarımı sunarım. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

44 konuşma daha · 21 Aralık 2004

44 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook