24 kasım öğretmenler günü hakkında
Yalova Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 24. Birleşim · 2. yasama yılı · 4 Aralık 2003 · 841 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muharrem İnce (CHP), 4 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ HAKKINDA); konuşma 841 kelime.
Muharrem İnce (CHP, Yalova). “24 kasım öğretmenler günü hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim tutanağı, 4 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-ince-22-2003-12-04-24-kasim-ogretmenler-gunu-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MUHARREM İNCE (Yalova)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Öğretmenler Günü için söz almış bulunuyorum; sizleri ve değerli meslektaşlarımı saygıyla selamlıyorum.
Önce, öğretmen için bir tanım yapmak gerekirse, bence, en uygun tanım herhalde şu olur: Sürekli kendisinden istenen, bunun karşılığında ona bir şey verilmeyen kişidir. Ne istenir öğretmenden; yol gösterici olması, değişimci olması, savaşımcı olması, çağı yakalaması, örnek olması, geliştirici olması, yetiştirici olması, eğitici ve öğretici olması istenir. Bunun karşılığında öğretmene verilen, ilkokul mezunu bir parti yöneticisinin sürgün kararnamesidir. İktidarınızı kastederek söylemiyorum, bütün iktidarları kastederek söylüyorum, ülkenin gerçeğini söylüyorum; bu ülkede, parti yönetim kurullarının yetkileri, öğretmenlerin kaderini değiştirmektedir.
Burada, öğretmenlerin sorunlarını konuşurken, para meselesini gündeme getirmiyorum. "Bunlar isteniyor da, karşılığında kaç para veriliyor" mantığında değilim; bir anlayışı, bir felsefeyi, bir yaklaşımı, öğretmenlik mesleğine yakıştırılan bu durumu anlatmaya çalışıyorum.
Bu iş, özel beceri isteyen, özel uzmanlık isteyen bir iştir. Millî Eğitim Temel Kanununun 42 nci maddesi de, bu mesleğin bir uzmanlık mesleği olduğunu belirtir. Bu, bir ruhtur, bir heyecandır, tiyatrodur, sanattır. Bir öğretmene, bir kentin geleceğini, yaşamsal derecede önemli mimarîsini çizme yetkisi verilmez; bir öğretmene, bir avukat gibi davalara girme yetkisi verilmez; bir öğretmen, ilaç yazamaz, reçete yazamaz, ameliyat yapamaz; ama, saydığım bu meslektekilerin tümü öğretmenlik yapabilir. İşte, yanlışlık buradadır. Her okuma yazma bilen, kendisini öğretmen sanmaktadır. Okuma yazma bilmekle, matematiği bilmekle, fiziği bilmekle onu öğretmek aynı şey değildir. Son yıllarda bu ülkede bir çözüm bulmuşlar, şu anda Bakanlığımız da bunu uyguluyor; hizmetiçi eğitim kursları... Mesleği ne olursa olsun bir kişiyi alıyorsunuz; otuz saat, kırk saatlik bir kurstan geçiriyorsunuz; ona bir öğretmenlik formasyonu, kimliği katıyorsunuz. Maalesef, bizim, en sevdiğimiz varlığımız çocuklarımızı emanet ettiğimiz bu meslek grubuna yaklaşımımız böyledir.
Değerli arkadaşlarım, Yalova'dan size bir örnek vermek istiyorum. Yalova'da iki okulun adı "Öğretmen Yusuf Ziya" ve "Müfettiş Hamdi Girgin" dir. Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan okullara öğretmenlerin, müfettişlerin adı verilirdi. Bu ad verme olayı, onlar bağış yaptıkları için ya da ideolojik boyutta bir katkı sağladıkları için değildi; eğitime, o yörenin başarısına, eğitim kalitesinin yükseltilmesine yaptıkları katkılardan dolayı öğretmenlerin adları okullara verilirdi. Siz, hiç, son yıllarda, bir öğretmenin adının bir okula verildiğini gördünüz mü, böyle bir şey yaşadınız mı?!
Değerli arkadaşlarım, ya bağış yapmışsa ya da militanlık yapmışsa bir yere adı verilir. Bu işe, öğretmene saygınlık kazandırılmadığı sürece, öğretmenin prestiji yükseltilmediği sürece, eğitimle ilgili sorunları uzun süre tartışacağız.
Bir başka sorun; öğretmenlerin yöneticilerle ilgili çok ciddî problemleri vardır. Değerli dostlarım hiç alınmasınlar; ama, öğretmenler ile eğitim sektörünün, Millî Eğitim Bakanlığının üst düzey yöneticileri arasında müthiş bir gelir adaletsizliği vardır. Bugün, il millî eğitim müdürü, yapılan bütün ehliyet sınavlarından para alır. Bir öğretmenin geliri ile bir millî eğitim müdürünün geliri arasında müthiş uçurumlar vardır. Öğretmenlikten kopmuştur eğitim yöneticileri ve altlarında makam arabalarıyla kendilerini farklı bir meslek grubunun insanı sanmaktadırlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUHARREM İNCE (Devamla)Öğretmenlere büyük ölçüde eziyet etmekte, kendilerine itaat sağlamalarını, kendilerine ısrarla bağlı olmalarını istemektedirler; çünkü, kendileri, iktidar partilerinin yöneticilerine sıkı sıkıya bağlıdırlar. Emirleri... Bu iktidar için de böyleydi, bundan önceki için de böyle, ondan önceki için de böyle ve tahmin ederim ki, yakın gelecekte de hep böyle olacak. Eğitimin yöneticileri, bu ülkede öğretmenleri ezip, kendileri de parti teşkilatlarının önünde ezildiği sürece çocuklarımızın geleceği problemli olacaktır.
Değerli arkadaşlarım, beli plastikten yapılmış, iktidar partilerinin önünde eğilen eğitim yöneticileriyle bu ülkenin eğitim problemleri çözülmez; onlar, evrak imzalayan, ceza kesen, ceza veren yöneticiler konumuna gelmişlerdir.
Bir başka konu, 22 nci Dönem Parlamentosunun yapması gereken en değerli, en önemli iş, bence, Millî Eğitim Bakanının yetkilerinin kısılmasıdır. Mutlaka ve mutlaka Millî Eğitim Bakanının yetkilerini kısmalıyız. Hiçbir siyasetçinin elinde böylesine devasa bir güç olamaz, olmamalıdır. Sabah kalktığında yeni eğitim öğretim programları sunmamalıdır; buna hakkı olmamalıdır. Hatta, aynı iktidarın farklı iki bakanı -zaman zaman da aynı bakan- farklı zaman dilimlerinde farklı projeler ortaya koymaktadır.
Adında "millî" olan 2 tane bakanlığımız vardır; birisi, Millî Eğitim Bakanlığıdır. Bu konuda uzlaşmalıyız, anlaşmalıyız. Dayatmacı yaklaşımlarla eğitim problemlerini çözmemiz mümkün değildir. Bu konularda asgarî müştereklerde buluşmalıyız ve siyasetçilerin; yani, siyasetçi pozisyonundaki Millî Eğitim Bakanının yetkilerini mutlaka azaltmalıyız.
Değerli arkadaşlarım, en sevdiğimiz varlıklarımızı, çocuklarımızı emanet ettiğimiz, sonra da, bu konuda hiçbir şey yapmadığımız ortada. Eğer, bu ülkede, Cumhuriyet Bayramını Sevgililer Gününe kıyasladığınızda, Sevgililer Günündeki coşku daha fazlaysa, bizim, eğitimle ilgili problemlerimiz çok ciddî safhada demektir. Eğer, ulusal gelirden eğitime ayrılan payda sondan 17 nci ülkeysek, kişi başına eğitim yılımız 4,2 yılsa, okuma alışkanlığında 86 ncı ülkeysek, Avrupa Birliği ülkelerinde kişi başına eğitim harcaması 4 500 dolarken Türkiye'de 400 dolarsa, eğitimle ilgili sorunları beraber çözmeliyiz.
Çok yerel de olsa, bir sorunu, Sayın Başkanımın kendisinin de bir eski öğretmen olması nedeniyle birazcık hoşgörüsüne sığınarak aktarmak istiyorum.
Sayın Millî Eğitim Bakanımıza, Yalova'daki öğretmenlerin ekders ücretleriyle ilgili bir yazılı soru önergesi vermiştim. Bana verilen cevapta "ekders ücretlerinin ödenmesiyle ilgili çözümlenmeyen bir husus bulunmamaktadır" denilmektedir. Tarih, 24.7.2003. Bugün gelen bir faksta "ben yirmibeş yıllık bir öğretmenim, ilk defa 2003 yılında Yalova İli genelinde ders ücretlerinin ödenmesi konusunda çok yoğun sorunlar yaşandı; sorunlarımız devam ediyor" deniliyor. Bunu, Sayın Bakanın bilgisine arz ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, eğitimle ilgili bu problemleri, ancak, beraber çözeriz; ama, ramazanda iftar çadırlarında açlık sorununu çözdüğünüz gibi, çocukları da Amerika'ya göndererek eğitim sorununu çözecekseniz, benim, ona söyleyecek bir şeyim yok.
Çok teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
23 konuşma daha · 4 Aralık 2003