İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 39. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

Muhsin Yazıcıoğlu

Sivas Milletvekili ·

Genel Kurul, 39. Birleşim · 3. yasama yılı · 27 Aralık 2008 · 984 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Muhsin Yazıcıoğlu, 27 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 984 kelime.

Muhsin Yazıcıoğlu (Sivas). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim tutanağı, 27 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muhsin-yazicioglu-23-2008-12-27-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MUHSİN YAZICIOĞLU (Sivas)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 yılı bütçesi üzerinde konuşmak için kürsüye çıkmış bulunuyorum. Öncelikle, bana kendi konuşma hakkını veren Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili ve sevgili dostum Sayın Oktay Vural Bey’e teşekkür ediyorum ve bütçenin ülkemiz için hayırlı olmasını dileyerek hepinize saygılar sunuyorum.

TÜİK tarafından açıklanan 2008 yılının üçüncü dönemine ilişkin büyüme verileri, yaşanan ekonomik krizin ülkemizde ne kadar etkili olduğunu ortaya koymaktadır. TÜİK 2008 yılının üçüncü dönemine ilişkin gayrisafi yurt içi hasılası sonuçlarını açıklamıştır. 2008 yılının üçüncü döneminde gayrisafi yurt içi hasıla geçen yılın aynı dönemine göre sabit fiyatlarla yüzde 0,5 artmıştır. Bu rakam Türkiye’de üretimin olmadığını, ekonomik büyümenin sıfıra yakın olduğunu göstermektedir. Oysa Türkiye 2007 yılının aynı döneminde yüzde 3,3 büyümüştü. TÜİK verilerine göre Türkiye ekonomisi üçüncü çeyrekte sadece yüzde 0,5 büyürken işsizlik oranı da ağustos-eylül-ekim döneminde yüzde 10’un üzerine çıkmış ve yüzde 10,3’e ulaşmıştır. İşsizlik oranı geçen yılın aynı döneminde yüzde 9,3 seviyesindeydi. Dolayısıyla bir taraftan küçülürken bir taraftan da işsizlik oranı derinleşmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; memleketimiz zor ve sıkıntılı bir dönemden geçmektedir. Bir yandan işsizlerin sayısı artmakta diğer yandan da nüfus büyümektedir. Buna karşın ülke üretimde durma noktasına gelmiştir. Ülkemizde her geçen gün şirketler kapanmakta ve sonuç olarak bir yığın insanımız işsiz kalmaktadır. Daha geçen gün Bursa’da açıklanmış olan işsizlerin, işsizlik durumuna düşmüş olanların sayıları bunu gayet açık ortaya koymaktadır. Daha da önemlisi krizin derinleşmeye başladığı şu günlerde intihar vakalarıyla karşılaşılmaktadır. Hükûmetin acilen bu işe bir dur demesi ve buna göre ciddi tedbirler alması gerekmektedir.

Dünyadaki ekonomik krizin etkilerini hafifletmek amacıyla, büyük ekonomiye sahip gelişmiş ülkeler, bu konuda alınması gereken önlemleri ekonomik yardım paketleri hâlinde açıkladılar. Oysa bu konuda ülkemizde bugüne kadar henüz somut bir adım atılmamıştır. Gelişmiş ülkelerin krize karşı almış olduğu tedbirlere paralel olarak ülkemizde de ekonomik paket hiç vakit kaybedilmeden derhâl açıklanmalı ve gerekli somut adımlar atılmalıdır.

Sadece reel sektöre ve üretime kaynak aktarmak yetmemektedir. Tüketimin de olabilmesi için işçi, memur, emekli ve dar gelirlilerin de alım gücünü artırmak gerekmektedir. Hâlbuki, bu konuda bütçede bunu görmek mümkün değildir. Asgari ücret açıklandı ama asgari ücretlinin 20 YTL ile durumu düzeltilebilir mi ve alım gücü artırılabilir mi? Bunu insafla değerlendirmek lazım. Bugünkü bu asgari ücret seviyesini insafla bağdaştırmak mümkün değildir. Asgari ücret asgari insanca yaşamak seviyesi demekken, bugün ortaya konan asgari ücret, sadece süründürme ücreti durumundadır. Asgari ücretin vergi dışı bırakılması ve insanca yaşama seviyesine derhâl çekilmesi şarttır.

İmalat yapan işletmelere “can suyu” adıyla kaynak verildi. Şüphesiz ki, piyasaların hareketlenmesine önemli katkılarda bulunmuştur. Ancak, imalatçıya “Borcun olmadığına dair belge getir, ondan sonra size ‘can suyu’ verelim.” denilmiştir, yani borcu olana verilmemiştir. Şimdi, kredi konusunda da kaynak aktarılırken aynı şeyler öne sürülmektedir: Borcu olmayacak, borcu olmadığına dair belge getirecek ya da hiç çeki, senedi yazılmamış olacak! Hâlbuki, bugünkü ekonomik şartlar içerisinde çeki, senedi yazılmayanlar, hiç borcu olmayanlar -vergi borcu olmayan, SSK borcu olmayan- zaten yoktur, varsa da onun durumu gayet iyidir. O zaman, “can suyu” kime verilir? “Can suyu” yatakta olana verilir, “can suyu” komada olana verilir. Hâlbuki, siz komada olana diyorsunuz ki: “Size ‘can suyu’ veremeyiz, sizi ölüme terk ediyoruz, intiharınızı seyrediyoruz.” Bu, yanlış. Onun için de küçük ve orta ölçekli işletmelere vergi ve SSK primleriyle ilgili bir düzenleme yaptınız, gayet güzel, yani taksitlendirmeyle yeni bir düzenleme yaptınız. Hâlbuki bunun ilk taksitini hiç olmazsa ödeyebilmesi ve ondan sonra da üretimine devam edebilmesi için, işletmenin sürebilmesi için ona can suyu vermek lazım. Borcu hiç olmasa zaten işi iyi demektir. Dolayısıyla, bu konuda derhâl çeki, senedi yazılmış olanlara; dolayısıyla, vergi borcu olanlara, bundan dolayı ekonomik olarak yeni gelişmelere ayak uyduramayanlara acilen çözüm üretmek mecburiyetindeyiz. Hükûmetin bu konuda bir an evvel tedbir alıp bunların ayağa kalkmasını sağlaması gerekmektedir. Asıl bunlara çare üretilmesi gerekmektedir.

2009 yılı bütçesine baktığımızda, memur, işçi ve emeklinin gene yoklukla boğuşmaya mahkûm edildiği görülmektedir. Memura ve işçiye, zekât bile değil fitre gibi bir maaş artışı öngörülmüştür. Geçici çalışan 4/C’lilerin sesini bir kere daha buradan duyurmak istiyorum. Âdeta çağdaş köleler gibi çalıştırılmaktadırlar. Buna rağmen ne iş güvenceleri var ne de geçimlerini sağlayabilecek kadar ücret alamamaktadırlar. Gelin, artık “4/C’lerle ilgili” diye bir kavramı ortadan kaldıralım. 10-15 bin civarında olan bu personelin kadro problemleri bir an evvel çözülsün. Aynı şekilde öğretmenlerimizde de bu durumda çalışanlarımız var, bunların sorunları çözülsün. Bir de 4/B’yle çalışan kesimimiz var. 4/B kadrosunda işe başlamış fakat sonradan evlenmişler, yuva kurmuşlar. Daha sonra ise tayin yolu kapalı olduğu için bu ailelerin birleşmesi söz konusu olmamaktadır. Her gün biz bunların sorunlarıyla karşı karşıya kalıyoruz ve çözüm de üretemiyoruz. Aile parçalanması olduğu için bu insanlar doğan çocuklarına annelik, babalık vazifelerini yapamıyorlar ve dolayısıyla anne şefkati, baba şefkati gösteremiyorlar. Onun için bir an evvel 4/B’lilerle ilgili çözüm üretilmelidir.

Emeklilerimizin hâlini ise burada anlatmaya zaman yetmez. İnsanlar yaşlandığında daha hassas olmakta ve emekliliklerinde rahat bir ömür yaşamak istemektedir. Zaten sıkıntıyla geçmiş gençlik yıllarından sonra emeklilik günlerini insan onuru ve izzetinefsine yakışır bir imkânla geçirmek onların en doğal ve kutsal haklarıdır ama aldıkları emekli maaşlarını sormaya çekinir hâldeyiz. Yazıktır ve günahtır! Biz, Anadolu’ya yaptığımız siyasi gezilerimizde en çok emeklilerimizden şikâyet almaktayız. Emeklilerimiz, gerçekten insan onuruna yakışır bir ücrete sahip hâle gelmeli, ayaklarını yerden kesecek arabaları, başlarını sokacak evleri olmalı, yoksa bu kadar yapmış oldukları emeğin karşılığını alamamanın sonunda bunalıma girmektedirler.

Esnafımız siftah etmeden kepenk kapatmaktadır. Ticaret durmuş, bankalar kredi vermez olmuş, borcunu ödeyebilmek için tefecinin kapısına muhtaç olmuşlardır. 2007 yılında ilk beş ayda kapanan iş yeri sayısı 10.810 iken, 2008 yılında aynı dönemde yüzde 100 artışla 21.335’e çıkmıştır.

Köylümüz karın tokluğu ile baş başa kalmıştır. Onlar kendi karınlarını doyuramazken milletin karnını nasıl doyurup da milletin efendisi olacaklar? Dolayısıyla, burada biraz evvel de mazot, gübre, enerji fiyatlarıyla ilgili konuşmalar yapıldı ama gayet açık, köylümüz, çiftçimiz alım gücünün altında eziliyor ve üretemez hâle geliyor. Dolayısıyla, yaylalar boşalmış, tarlalar ekilemez hâle gelmiştir. Köylünün nüfusunu azaltmak için illa köylüyü yokluğa, açlığa mahkûm ederek göçe zorlamak zorunda değiliz çünkü bu göçler büyük şehirlerimizin gettolaşmasına ve gecekondulaşmasına, sorunlarının daha da içinden çıkılmaz hâle gelmesini sağlamaktadır. Dolayısıyla, büyük şehirlerimizin sorununun da çözülmesinin yolu kırsaldaki insanımızı kendi toprağında doyar hâle getirmek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

14 konuşma daha · 27 Aralık 2008

14 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook