Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)
Niğde Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 86. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Nisan 2010 · 565 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mümin İnan (MHP), 14 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)); konuşma 565 kelime.
Mümin İnan (MHP, Niğde). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)”. TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim tutanağı, 14 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mumin-inan-23-2010-04-14-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai-2 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MÜMİN İNAN (Niğde)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 487 sıra sayılı Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın madde 1, ek 121 ile Türk tarihinin önemli şahsiyetlerinden Süleyman Şah adına kurulmak istenen vakıf üniversitesi hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Ayrıca, âlemlere rahmet olarak gönderilen Yüce Peygamber’imizin Kutlu Doğum Haftası’nı idrak etmekteyiz. Kutlu Doğum’un ülkemize ve insanlık âlemine hayırlı ve uğurlu olmasını Cenabı Allah’tan temenni ediyorum.
Üniversiteler bilginin üretilmesi, üretilen bilgilerin topluma yansıtılması noktasında önemli görevler üstlenmiş kurumlardır. Üniversitelerin tarih sahnesine bugünkü bilinen adlarıyla çıkmasından bu yana, toplumun aydınlatılması, topluma yeni bilgilerin aktarılması, kurumlar içerisinde bilgi üretmesi bakımından niteliği hep ön planda olmuştur. Üniversitelerde nitelikli elemanların bilgiyi nitelikli öğrenciler vasıtasıyla topluma yansıtması, toplumun sosyal, kültürel ve bilimsel üretim yapısının gelişmesine önemli katkılar yapmaktadır.
Bilginin üretilmesi esastır. Fakat ondan daha önemlisi, üretilen bilginin ortaya çıktığı topluma ya da dünya insanlığına olan faydasıdır. Ortaya çıkan bilgilerin üniversite arşivlerine terk edilmesi değil, sosyal ve kültürel hayatın zenginleşmesine, tarımda ve sanayide üretime katkı yaparak toplumların ekonomik zenginleşmelerine katkı yapması önemlidir. Bugün Türkiye’de tartışılan, üniversitelerin niteliğinden çok, niceliğidir. Ülkemizde kurulan üniversitelerin niteliklerinden ziyade üniversite sayısının artırılmasına ve bunların kontenjanlarının genişletilmesine yönelik politikalar, maalesef, ülkemizin ve burada eğitim gören gençlerimizin sosyal ve ekonomik yaşamlarına çok önemli katkı sağlamamaktadır. Bugün, üniversiteden mezun olan gençlerimizin yarısı iş bu-lamamaktadır. Ülkemizde yanlış istihdam politikaları yüzünden iyi üniversitelerden mezun öğrencilerin kaymak tabakasını oluşturanlar yabancı ülkelerin cazip tekliflerinin peşinden sürüklenmektedirler.
Her ile üniversite açmakla övünüyoruz ancak üniversitelerden mezun olup da iş bulamayan üniversite mezunları iş istediklerinde “Ben her üniversite mezununa iş bulmak zorunda değilim.” diye Sayın Başbakan onları azarlamaktadır. Evet, Sayın Başbakan, yetkisini aldığınız milletin, hangi eğitim düzeyinde olursa olsun, çocuklarına iş imkânı sağlayacak politikaları hayata geçirmek gibi bir mecburiyetiniz vardır.
Uyguladığınız yanlış politikalar yüzünden, her eğitim düzeyinde işsizlik oranları dünya rekorları kırmaktadır. Bu işsizliğin içerisinde en büyük oranlardan bir tanesini de öğretmenlik hakkını elde etmiş eğitim fakültesi mezunları oluşturmaktadır. Türkiye'de çok büyük öğretmen açığı bulunduğu bilinen bir gerçektir. Hatta Millî Eğitim Bakanı Sayın Nimet Çubukçu Hanımefendi’ye yönelttiğimiz Niğde’deki öğretmen açığıyla ilgili sorumuza “Evet, açık vardır, bunları zaman zaman geçici istihdamla kapatmaya çalışıyoruz.” diye cevap vermiştir. O kadar formasyon sahibi eğitim fakültesi mezunu öğretmen adayı iş beklerken öğretmen açıklarının geçici tedbirlerle kapatılmaya çalışılmasına kimse bir anlam verememektir.
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; bilgi çağı denilen yaşadığımız çağın, nitelikli bilgiyi üreten ve bunları toplumların her türlü üretimine yansıtan ülkelerin çağı olduğu bilinen bir gerçektir. Toplu iğne ucu kadar nitelikli bir bilginin binlerce ton niteliksiz bilginin üzerinde hâkimiyeti günümüzde çok daha fazla hissedilmektedir.
Geçen günlerde bir gazetenin sürmanşetinde “İhracatta acı gerçek” diye, Türkiye’nin 432 ton demir satışından elde ettiği gelirle 1 ton ilaç, 2.612 tır çimento satışından elde ettiği gelirle 1 tır bilgisayar, 1 tır domates satışıyla sadece 7 kilo domates tohumu alabildiği belirtilmektedir. Bu da Türkiye'de üniversite-sanayi iş birliğinin yeterince gelişmemesinden kaynaklanmaktadır.
Üniversitelerde çalışan bilim adamları, döner sermaye gelirleri dağılımındaki oranlar nedeniyle sanayicilerle yeterli oranda iş birliği yapamamaktadırlar. Bir öğretim elemanın sanayiyle birlikte yaptığı bir iş neticesinde elde ettiği gelirinin üçte 2’si vergi ve diğer kesintilere gitmektedir. Elde edilen gelir belli bir miktarı aşmamış ise bunun tamamını da devlet dolaylı bir biçimde geri almaktadır.
Ülkemizde geçmiş yıllarda kurulan üniversitelerimizin hâlâ aşağıda söyleyeceğim problemleri acil bir biçimde çözüm beklemektedir: Üniversite geliştirme ödeneği oranlarının yükseltilmesi ve üniversiteler arasında hakkaniyetle dağıtılması, kadro talebi olan üniversitelere kadrolarının serbest bırakılması, üniversitelerin laboratuvar şartlarının geliştirilmesi…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
54 konuşma daha · 14 Nisan 2010