Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda ve yükseköğretim kurumları öğretim elemanlarının kadroları hakkında kanun hükmünde kararname ile genel kadrı ve usulü hakkında (s.s.226)
Sakarya Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 108. Birleşim · 2. yasama yılı · 22 Mayıs 2008 · 894 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Münir Kutluata (MHP), 22 Mayıs 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA VE YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI ÖĞRETİM ELEMANLARININ KADROLARI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME İLE GENEL KADRI VE USULÜ HAKKINDA (S.S.226)); konuşma 894 kelime.
Münir Kutluata (MHP, Sakarya). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda ve yükseköğretim kurumları öğretim elemanlarının kadroları hakkında kanun hükmünde kararname ile genel kadrı ve usulü hakkında (s.s.226)”. TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim tutanağı, 22 Mayıs 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/munir-kutluata-23-2008-05-22-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-ve-yuksekogretim-kurumlari (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA MÜNİR KUTLUATA (Sakarya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 226 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın ek 104’üncü maddesi vesilesiyle Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Grubum ve şahsım adına yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Kurulan dokuz devlet üniversitesinin ve iki vakıf üniversitesinin, ülkemize ve kuruldukları şehirlere hayırlar getirmesini diliyorum. Bu tasarının kanunlaşmasıyla, bu on bir üniversitenin açılmasıyla Türkiye’deki üniversite sayısı 127’ye çıkmış oluyor; bunun 33’ü vakıf, 94’ü devlet üniversitesi olmak üzere.
Bu son dokuz devlet üniversitesiyle, iller bazında üniversitelerin coğrafi dağılımı diyebileceğimiz bir dağılım tamamlanmış oluyor. Mademki bu yola gidildi, bunun tamamlanmasında büyük fayda vardır. Böylece, bu yasayla coğrafi dağılım tamamlanmış oluyor ama bizim eğitim sistemimizin çok köklü problemleri olduğunu ve üniversitelerdeki yetersizliklerin bu eğitimdeki problemleri çok daha derinleştirdiğini bildiğimizi dikkate alırsak, bu coğrafi tamamlanmadan sonra Hükûmetin, süratle üniversite eğitimini sorunlarından kurtarmayı, üniversite eğitiminin problemlerini çözmeyi ve bunun için ortaya ciddi bir plan koymasını bekliyoruz, bunu arzu ediyoruz. Yani, üniversitelerimizdeki sayısal ve kalite yetersizliği herkesin malumudur. Burada sayısal yetersizliğin giderilmesine yönelik bazı adımların atılıyor olması, kaliteyi dikkate almadığımız zaman kalitede zaten şikâyetçi olduğumuz mevcut durumu çok daha gerilere götürme ihtimali vardır. O bakımdan, coğrafi tamamlanmayı, yayılmanın tamamlanmasını kutluyoruz ancak, derhâl, üniversitelerin aslına, asli sorunlarına dönmeyi, üniversite anlayışının ciddi şekilde yerleşmesine destek vermeyi bekliyoruz Hükûmetten.
Burada sık sık duyduğumuz bir hususa işaret etmek istiyorum: Sayın Bakan sık kullanıyor, yine, ilgililerin sık sık “Çocuk doğmadan büyümez.” diye hazırlıksız üniversite açmanın bir açıklaması var. Çocuk doğmadan büyümez, bu doğru, bunu söylemeye bile gerek yok. Ama bilinmesi gereken, çocuğun sağlıklı bir ortama doğmasıdır. Sağlıklı ortama doğması meselesi, üniversite için gerekli ortamın hazırlanmasıdır. Bunun da başında öğretim üyesinin yetiştirilmesidir.
Şimdi, bu işten duyduğumuz memnuniyeti ifade ediyoruz ama daha şık olanını söylüyorum: Hükûmetten beklerdik ki “Biz iktidara gelirken şu sayıda üniversite açmayı planladık. İşte, bugün önünüze getirdiğimiz bu tasarı bu planın bir devamıdır. Açtığımız bu dokuz şehirde çalışmak üzere şu sayıda öğretim üyesi adayını genç öğretim üyesi hâline getirdik ve bunları bu bölgelerde ikamete ve çalışmaya da tabii yollarla, teşvikle ikna ettik.” denilseydi alkışlanacak bir adım atılmış olacaktı. Ama, olmaması gereken bir sahada, aslında, bir özrümüz iken “Göç yolda düzülür.” lafını üniversitelerde de kullanmak çok hoş bir şey değildir ama hiç yapmamaktan iyidir.
Şimdi, değerli milletvekilleri, üniversitelerimizin gerçekten kendi sorunları bir yana, bu sorunları devam ettiği sürece çok büyük sorunları olan topyekûn eğitim sistemimizi geriye götürdüğünü hepimiz biliyoruz. Üniversitelerdeki yetersizlik ortaöğretim sistemimizi, daha da gerilere giderek ilköğretim sistemimizi âdeta patolojik hâle getirmiş, patolojik problemlerle karşı karşıya bırakmıştır. Dünyanın hiçbir yerinde bir ortaöğretim kurumunun, bir lisenin, bir gencin ayağına istikbali bakımından bağ olduğunu görebileceğiniz bir yer var mıdır? Nedir bu? Lise öğrencilerinin okullarından kaçmak için çareler bularak kurslara gittiği sistemi kime, nasıl izah edeceğiz?
Yine, yetkililerin izahından ve istatistiklerden biliyoruz ki, üniversiteye müracaat eden 1 milyon 700 bin civarındaki gencimizin ancak onda 1’i, kendi içine sinen değil, dört yıllık olduğu için makbul sayılabilen üniversitelere girebilmektedir, yükseköğretim kurumlarına girebilmektedir. Geriye kalan yüzde 90’la ilgili hesabımız nedir? Geriye kalan yüzde 90, ülkeyi yönetenler ve ülkeyle ilgili endişe taşıyanlar için çok büyük bir problemdir. Ama bir ayrı kesim için bu bir pazardır. Nitekim, bu pazar, dershane sistemi içerisinde fevkalade güzel istismar edilmekte, değerlendirilmekte, üniversiteyi kazanamadığını, yarıştan koptuğunu itiraf edemeyen genç ve ebeveynleri dershaneye ümitsiz şekilde para harcamakta ve birkaç yılın sonunda da hedefe ulaşamayınca gence hayata atılmaya dair hiçbir özellik kazandırmamış olmaktadır. Peki, bu sistem niye beslenir, niye desteklenir, burasını çok bilemiyoruz. Dolayısıyla, işin özüne gelinirse, yükseköğretim sistemimizi ve eğitim sistemimizi bu çatı altında çok ciddi şekilde ele almak mecburiyetindeyiz.
Şimdi, 104’üncü maddenin düzenlediği konu şudur: İstanbul’da Kemerburgaz Üniversitesi adı altında bir vakıf üniversitesi kurulmasıdır. Bu vakıf üniversitemizin ve onun arkasından 105’inci maddede ele alınacak olan vakıf üniversitemizin Türkiye’ye hayırlı olmasını diliyorum ve bu vakıf üniversitelerimizin, vakıf üniversiteleriyle ilgili olarak şu anda dile getireceğim tenkitlerin dışında kendilerini tutmaya gayret edeceklerini ümit ediyorum.
Efendim, vakıf üniversiteleri diye üniversite sistemimizdeki yetersizliğin gerekçe yapılarak attığımız adımın nasıl işlediğine bir bakalım: Üniversitelerimizde, gerçekten, vakıf üniversitelerimizde, üniversiteyi üniversite yapanın, üniversite eğitimine katkı yapmanın öğretim üyesi olduğunu ifade edersek, vakıf üniversitelerimizin kamunun, kamu üniversitelerinin öğretim üyeleriyle faaliyetlerini sürdürdüklerini biliyoruz. Bu, fevkalade mahzurlu, fevkalade yanlış bir yoldur. Eğer, sadece öğrencileri alıp bir yerlerden derse girecek öğretim elemanları temin edip diploma vermek idiyse bu metot, bu metodu devlet birtakım binalar kiralayarak niye yapamıyordu? Niçin ayda 15-20 milyar lira para ödeterek, yani özel kesimin, vatandaşın eğitime katkı olarak harcamaya razı olduğu paraları böyle çarçur ettirmenin anlamı neydi? O hâlde, vakıf üniversitelerimizi hangisi üniversite, hangisi yüksekokul fonksiyonu görüyor diye bir tasnife tutmak mecburiyeti vardır. Bunu da Hükûmetin derhâl yapması gerekiyor.
Şimdi, size bu anlamda bir iki sarsıcı rakam vermek istiyorum: Efendim, 33’e çıktı vakıf üniversitelerimiz. Rakamlarını ele geçirdiğim, öğretim üyesi rakamlarına şu bir gün içinde ulaşabildiğim 28 vakıf üniversitesinden 100’den fazla öğretim üyesi olan sadece 9 tane var. 10 tanesinin öğretim üyesi 50’den az. 50’den az öğretim üyesi olan 10 vakıf üniversitesinin toplam öğretim üyesi sayısı 264, öğrenci sayısı 22.900. Yani 264 öğretim üyesi. Ciddi bir üniversitede orta hâlli bir fakülte kadar öğretim üyesi var ve orta hâlli bir üniversite kadar da öğrenciyi eğitiyor ama gidin bakın ki velilerin, “Oğlum yarıştan, kızım yarıştan koptu.” dedirtmemek pahasına katlandıkları bir sistem devam ediyor. Dershane sisteminin üzerine, lütfen, bunu ele almak mecburiyetindeyiz. Bu da Hükûmetin sorumluluğundadır.
Şimdi, süremin sonuna geldiğim için, üniversitemizin hizmet edeceği alanlar konusunda, bilim üretmek konusunda, topluma önderlik konusunda, sanayiye önderlik konusunda yapamadıklarının yanı sıra kendisinden geride kalan, kendisini besleyen eğitim sistemine karşı, nasıl, yetersizliklerinden ötürü sorunların...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
62 konuşma daha · 22 Mayıs 2008