İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 115. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Üniversitelerin yıl sonu mezuniyet törenleri hakkında

Musa Uzunkaya

Samsun Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 115. Birleşim · 3. yasama yılı · 22 Haziran 2005 · 536 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Musa Uzunkaya (AK Parti), 22 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÜNİVERSİTELERİN YIL SONU MEZUNİYET TÖRENLERİ HAKKINDA); konuşma 536 kelime.

Musa Uzunkaya (AK Parti, Samsun). “Üniversitelerin yıl sonu mezuniyet törenleri hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim tutanağı, 22 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/musa-uzunkaya-22-2005-06-22-universitelerin-yil-sonu-mezuniyet-torenleri-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MUSA UZUNKAYA (Samsun)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üniversitelerimizin mezuniyet merasimlerinde yaşanan müessif olaylar ve Jakobenizmin geldiği son nokta üzerinde gündemdışı söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, eğitim ve öğretim yılının sonuna gelmiş olmamız nedeniyle, her birimiz seçim bölgelerimizde birkısım ilk ve ortaöğrenim kurumlarının yılsonu veya mezuniyet merasimlerine davet ediliyor, zamanlarımızın elverdiği ölçüde de bu programlara iştirak etmeye gayret ediyoruz.

Toplumda yapılan birçok etkinlikte olduğu gibi bu etkinliklere de kadın erkek, genç ihtiyar, kapalı açık, eğitimli eğitimsiz, zengin fakir, hulasa, toplumun bütün kesimleri katılmakta, çocuklarının yılsonu coşkularını onlarla paylaşmaya gayret etmektedir. Bazen bu yılsonu merasimleri, illerin semt ve eğitim kurumlarının vasıflarına göre hiçbir şarta, öğrencilikle telif edilemeyecek kadar açık kılık kıyafet, yönetmeliklerin kalıplarına giremeyecek kadar aşırı olmaktadır ki, RTÜK'ün ekran karartmalarını aratmayacak mahiyette olmasına, bazı okulların mezuniyet merasimlerinde su gibi alkol kullanılmasına rağmen, ne idarecilerin ne de cumhuriyet adına her fırsatta ortaya çıkan siyasî veya gayri siyasî çevrelerin en ufak bir sadası çıkmamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; zannediyorum bu çevrelerin tek ve mutlak hassasiyetleri olduğu bir nokta var. Kılık kıyafet denilince, ilgili yönetmelik denince akıllara gelen tek şey… Hani Mecnuna sormuşlar "güneşe bakınca neyi hatırlıyorsun", "Leylamı" demiş. Aya, yıldıza, taşa, toprağa, kayaya, hulasa, ne varsa nesnel varlık "neyi hatırlatıyor" denince, yine "Leylamı" demiş. Demişler ki "yahu, birbiriyle ilişkisiz bu kadar konular sana nasıl Leyla'yı hatırlatır" o da "benim gözümde Leyla'dan başkası yok ya" demiş.

Şimdi, toplumumuzun bazı kesimlerinde, maalesef, kılık kıyafet ve diğer, yönetmeliklerle alakalı sıkıntılar söylenince akla tek şey geliyor; başörtüsü, diğer adı, eski bir YÖK Başkanının ifadesiyle "türbana dönüşsün" dediği, Anadolu'daki kadınlarımızın, kızlarımızın kullandığı başörtüsü ve bununla ilgili kullanılan kumaş. Neredeyse tekstil fabrikalarında başörtüsü olabilir düşüncesiyle bu kumaşı dahi üretmeyi âdeta menedecek mantığa ulaştılar.

Açık ve net olarak ifade ediyorum; Roma Jüstinyen Mektebi ve İtalyan ceza hukuku ve dünyada geçerli hiçbir hukuk devleti ve kaidesi "kanunsuz suç, suçsuz da ceza" tanımlamasını yapmamıştır, yapamamıştır. Siz, Anayasanın sorumsuzluk kapsamındaki yetkilerinizle, ilgili mahkemeye, yaklaşım veya hayat tarzı şu veya bu insanları atayacaksınız, onlar da Anayasanın 153 üncü maddesine rağmen bağlayıcı olduğu iddiasıyla yorumda bulunacak, milletin çocuklarının, eşlerinin nasıl giyineceklerine fetva çıkaracaklar; böyle bir şeyi kabullenmek, akılla mantıkla telif etmek ne derece mümkündür.

Başörtüsü ve benzeri konularda tamamen aksine düşünen, farklı dünya görüşü ve yaşam tarzı olan üyelerin bu konudaki görüşlerinin kayıtlara itiraz şerhi değil, çoğunluğu, yani, üye tamsayısının yarısından fazlası olması halinde nasıl bir sonuç doğacaktı, o zaman konuyu hangi değerlendirmeye tabiî tutacaktık, bunu izanlarınıza ve idraklerinize arz ediyorum.

Eskiden bürokrasinin toplumu engelleme ve işi savsaklama anlamında, ananın adı, babanın adı vesaire diye sorular sorulurdu. Şimdi de eşinin kıyafeti, annenin başörtüsü, hulasa, özel hayat ve günlük yaşam tarzınız sorulmaya ve sorgulanmaya başlandı.

Değerli arkadaşlar, suç olmayan bir yaşam ve özgür tercihi suç haline sokmaya, sonra da onu suçların şahsîliği hukukî prensibinden çıkarıp, tüm aileyi suçlayıcı bir noktaya getirmeye hangi hukuk, hangi vicdan ve insanî kanaat böyle -bir yoruma- ulaşabilir.

Nene Hatunların, Aziziye Tabyalarının destansı tarihini bağrında taşıyan dadaşlar diyarı Erzurum'da son olarak meydana gelen iki olayı ıttılaınıza hulasaten arz etmek istiyorum. Bunlardan birisi, bildiğiniz gibi Narman Yüksekokulunda geçenlerde yapılan bir mezuniyet merasimi esnasında aniden bastıran şiddetli yağmur ve dolu karşısında öğrenci ve velilerin bina içerisine sığınma taleplerine... Başı örtülü 70 yaşındaki bir nineyi yağmurun önüne terk ettiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

34 konuşma daha · 22 Haziran 2005

34 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook