Grup önerisi hakkında
Antalya Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 115. Birleşim · 3. yasama yılı · 22 Haziran 2005 · 904 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Dülger (AK Parti), 22 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GRUP ÖNERİSİ HAKKINDA); konuşma 904 kelime.
Mehmet Dülger (AK Parti, Antalya). “Grup önerisi hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim tutanağı, 22 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-dulger-22-2005-06-22-grup-onerisi-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MEHMET DÜLGER (Antalya)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Ankara Anlaşmasının yeni ülkelere de teşmil edilmesini sağlayacak uyum protokolünün 3 Ekim tarihinden önce imzalanması talebi karşısında, bu ihtimalin yerinde olmadığı istikametinde Cumhuriyet Halk Partisi sayın grup başkanvekillerinin Meclis Başkanlığımıza vermiş olduğu önerinin aleyhinde konuşmak üzere görüşlerimi bildirmek istiyorum size.
Önce bir olaylara bakalım. 17 Aralık 2004'te, Brüksel Zirvesinde, ülkemizle üyelik müzakerelerinin açılması kararı alınırken, Ankara Anlaşmasının tüm yeni ülkelere teşmil edilmesini sağlayacak uyum protokolünün 3 Ekim 2005 tarihinden önce imzalanması talep edildi. Biz de, bu talebe uyduğumuzu beyan ettik. Müzakerelerin 3 Ekim 2005 tarihinde açılması için Türkiye tarafından yerine getirilmesi gereken tek şart bu uyum protokolünün imzalanmasıdır.
Bu imzalanma, bu uyum protokolü metninin hazırlanması meyanında, tabiî, birçok işler oldu, birçok görüşler de ortaya kondu. Hem Avrupa Komisyonu hem troyka, yani şu andaki başkan, bir sonraki başkan ve biz, beraberce ve ortaklık komitesi dahil, Avrupa Birliğiyle çeşitli düzeylerde yapılan toplantılarda, limanlarımızın Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin gemi ve uçaklarına açılmasının gerektiği, bu konudaki mevcut kısıtlamaların kaldırılması lazım geldiği talep edildi. Ayrıca, çeşitli uluslararası kuruluşlara Güney Kıbrıs Rum yönetiminin katılımı konusundaki engellemelerimizin de kaldırılması talep edildi. Biz, bunları cevaplandırdık. Bütün bunların; ancak, Kıbrıs sorununun kapsamlı bir çözümü çerçevesinde sonuçlandırılabileceğini, ek protokolü imzalasak dahi, bu durumun değişmeyeceğini çok açıkça beyan ettik. Zaten, 17 Aralıkta bu beyan da oldu. Bu herkes tarafından biliniyor. Çok yakın bir tarihte Papadopulos'un yaptığı beyanda, bu protokolün imzalanmasının Güney Kıbrıs'ın tanınmayacağı anlamına geldiği de açıkça söylendi.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya)Orada bir şey daha söyledi Papadopulos "büyük bir merhaledir" dedi.
MEHMET DÜLGER (Devamla)Büyük bir merhaledir, doğru; büyük bir merhaledir Süleyman Bey. Doğru, büyük bir merhaledir; ama, Türkiye'nin de müzakerelerini başlatması çok büyük bir merhaledir, bu çok büyük bir merhaledir.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya)Sonu belli olmayan bir müzakere.
MEHMET DÜLGER (Devamla)Sonucu belli… Mevcut durumda, Ankara Anlaşmasının, Avrupa Birliğinin yeni üyelerine teşmilini sağlayacak olan ek protokol, Avrupa Birliği tarafının da gerekli işlemleri tamamlaması neticesinde imzaya hazır hale getirilmiş; Dönem Başkanı Lüksemburg, Avrupa Birliği nezdindeki daimî temsilciliğimizi yazılı olarak bilgilendirmiş ve ülkemizi imzaya davet etmiştir. Ek protokolü ya doğrudan imza ya da mektup veyahut nota teatisi sistemiyle, yöntemiyle imzalayacağız. Dolayısıyla, bu imzadan sonra, Türkiye'nin 3 Ekimde başlayacak olan müzakerelerinin önünde hiçbir engel kalmamış olacak.
Ek protokolü imzalarken yapacağımız deklarasyonda Kıbrıs'a ilişkin politikamızda bir değişiklik olmayacağı kayda geçirilecek ve uluslararası kamuoyuna bir kere daha duyurulacaktır. Ayrıca, en önemli tarafı, bu protokolün imzasını takiben, protokol Büyük Millet Meclisinde tartışılacaktır. Onun onayı gerekmektedir. Onay süreci de, her halükârda, 3 Ekimden sonra başlayacaktır.
Şimdi, müsaade buyurursanız, Cumhuriyet Halk Partisi grup başkanvekillerinin vermiş olduğu bu önergeyi biraz tahlil edelim. Orada çok ciddî konular yer almakta; ama, bunların hepsi büyük bir endişe içerisinde -bizim dikkatimizi çekme bakımından kendilerine elbette müteşekkiriz- henüz daha söz konusu olmayan, olması mümkün olmayan, belki birileri tarafından dile getirilmiş sözler yer almaktadır. Bir tanesi, Avrupa Birliği Anayasasının iki ülkede reddedilmiş olmasından doğan bir şey. Şüphesiz, Avrupa Birliği için çok büyük bir kriz konusudur. Onlar da onun farkındalar ve zirve bir netice vermeden bitti. Yalnız, Avrupa Birliği Anayasasının iki kurucu üyenin referandumunda reddedilmiş olmasından dolayı çıkarılacak sonuçlar arasında -burada metinde yer alıyor- Türkiye'nin üyeliğinin yeniden düşünülmesi… Yani, bu konuda birtakım tartışmalar olabilir; ama, Türkiye'nin üyeliğinin yeniden düşünülmesi -bundan kasıt, tabiî reddi- tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklık konusunun teklif edilmesi. Böyle bir şey söz konusu değil. 17 Aralık kararının en önemli yönlerinden bir tanesi, Avrupa Birliği üyesi 25 ülkenin ittifakıyla, Türkiye'yle müzakerelerin başlatılması, tam üye olma perspektifiyle müzakerelerin başlatılması şeyidir.
Zirvede Türkiye'nin adı yer almadı; çünkü, zirvenin konuşma konusu genişleme değildi, bütçe müzakereleriydi, 2007-2013 bütçe müzakereleriydi. Türkiye'nin, burada, üye olmaması hasebiyle yer alması mümkün değil. Bir gazetemiz manşet de çekti "Türkiye'nin bayrağı yoktu" diye. Orada Türkiye'nin temsilcisi yoktu; çünkü, Türkiye'yi ilgilendiren bir mesele değildi.
Şimdi, burada, ihtimaller… Yakın gelecekte Avrupa Birliğinin tutumunu değiştirmesi ihtimalinin zayıflığı, sakıncalı sonuçların mevcudiyeti ve bizden, bu protokolün imzalanması dolayısıyla hak edilmemiş ve ancak tanınmış ülkeyle olabilecek birtakım taleplerin -Rum gemilerinin Türkiye limanlarına yanaşması, Rum uçaklarının hava meydanlarına inmesi gibi- ortaya çıkacağı gibi birtakım endişeler yer almaktadır.
Bu sakıncalı sonuçlar meyanında, bunun böyle olmayacağını çok rahatlıkla söyleyebiliriz; çünkü, resmen, bu açık beyan, herkes tarafından kabul edilmiş, muhatap tarafından da kabul edilmiş büyük bir ilerleme olmakla beraber. Dolayısıyla, bunu, arizamik, her tarafıyla görüşmek için, bir vesileyle, zaten, biz huzurunuza gelmek mecburiyetindeyiz.
Bu konudaki ihtimalleri, müsaade buyurursanız, bebek bekleyen bir hanımın, duvara asılmış baltadan korkup gözyaşı dökmesine benzetiyorum. Böyle bir şey söz konusu değil. Türkiye'nin büyük menfaatlarını görme konusunda en az muhalefetimiz kadar hassasiyetimiz vardır, dikkatimiz vardır. Onlarla beraber olduk.
Müsaade ederseniz, Sayın Onur Öymen'in sözleriyle sözlerimi bitireyim: Gerçekten, beraberlik, birlik zamanıdır. Bu birlik zamanı içerisinde, mutlaka, biz, kırk yıldır peşinde koştuğumuz, hayal ettiğimiz ve mutlak surette içine gireceğimiz bir sürecin içerisinde bulunacağız. Avrupa Birliğinin bugünkü sıkıntıları da, aslında, bir çocukluk hastalığı gibi, ateşli geçen bir kızamık gibi, ateşli geçen bir kabakulak gibi telakki edilmelidir; yoksa, parasını birleştirmiş, menfaatlarını birleştirmiş, bu konuda kurumlaşmış, elli seneye yakın bir zamandan beri çalışan bir kurumun, bir entegrasyonun kendisini bir anda bir iki şeyle sıfıra irca etmesi diye bir şey söz konusu olamaz. O zamana kadar, ne onların emekleri ne de bizim emeklerimiz zayi olacak kadar kıymetsiz emeklerdir. Bu, içinde bulunulan bir merhaledir. Bu da mutlak surette konuşulacak. Bunu, daha ileride, her tarafıyla görüşebileceğimizi ümit ediyorum. Zaten bunu getirmek mecburiyetindeyiz…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET DÜLGER (Devamla)Dolayısıyla, böyle bir genel görüşme düzenlenmesinin şu anda uygun olmadığı görüşündeyiz.
Bu vesileyle, hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
34 konuşma daha · 22 Haziran 2005