İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 62. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Yüksek öğrenim öğrencilerine burs,kredi verilmesine ilişkin kan.tas.(s.sayısı :385 )

Mustafa Gazalcı

Denizli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 62. Birleşim · 2. yasama yılı · 3 Mart 2004 · 1.640 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mustafa Gazalcı (CHP), 3 Mart 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEK ÖĞRENİM ÖĞRENCİLERİNE BURS,KREDİ VERİLMESİNE İLİŞKİN KAN.TAS.(S.SAYISI :385 )); konuşma 1.640 kelime.

Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli). “Yüksek öğrenim öğrencilerine burs,kredi verilmesine ilişkin kan.tas.(s.sayısı :385 )”. TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim tutanağı, 3 Mart 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2004-03-03-yuksek-ogrenim-ogrencilerine-burs-kredi-verilmesine-iliskin-kan-tas-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 385 sıra sayılı Yüksek Öğrenim Öğrencilerine Burs, Kredi Verilmesine İlişkin Yasa Tasarısının tümü üzerinde, CHP Grubu adına söz aldım; hepinizi saygıyla selamlarım.

Bu tasarı, yükseköğrenimde okuyan gençlere kredi ve bursun nasıl verileceğini, kim tarafından verileceğini düzenliyor. Bu tasarı yasalaşırsa, yükseköğrenim gençliğinin bundan sonraki kredi, burs ve nakdî yardımları, belediyeler dışında, tek elde-Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunda- toplanacaktır.

Kısa adı Yurtkur olan Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu, 1961 tarihinde kurulmuştur ve bu konuda, gerçekten deneyim sahibidir. Geçtiğimiz hükümetler, bir ara, bu kurumu, üniversitelere devrediyorlardı. Bu yanlıştı; böyle, deneyim kazanmış, kendi alanında değerli hizmetler yapmış kurumları geliştirmek gerekir. Eğer, oralarda partizanca kadrolaşmalar olmuşsa, yanlış olan odur, kurumun kendisi değil.

Bu tasarıya göre, belediyeler hariç tutularak, şimdiye değin, değişik kamu kuruluşlarının, bankaların verdikleri burs ve krediler tek elde toplanacaktır. Aslında, tabiî, belediyelerin hariç tutulması ne ölçüde doğru, bilmiyorum. Elbette, belediyelerin, gençlerin okumasına katkı sunması, eğitime katkı yapması çok güzel bir olay. Belediyelerin, kendi sınırları içerisinde, hemşerilerine, okuyan öğrencilere burs ve kredi vermesi güzel; ama, bunun, doğru ölçütlerle yapılması gerekir. Nitekim, bu konuda, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak, bir önerge verdik; belediyeler, yine, öğrencilere katkı sunsunlar, kendi hemşerilerine, kendi çocuklarına burs versinler; ama, bunu Yurtkur'a bildirsinler istiyoruz. Mademki, böyle, tek elden bir dağıtım olacaktır, ikili ödemelerde karmaşa ortadan kalkacaktır, bunu, bütünüyle Yurtkur'un düzenlemesinin iyi olacağı kanısındayız.

(x) 385 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, nüfus bakımından, çocuklar, gençler ülkesidir. Eğitim, bizim geleceğimizdir. Çocuklarımız ne denli uzun süreli nitelikli bir eğitimden geçirilirse, geleceğimiz o denli parlak olur.

Bugün, yükseköğrenim gençliğine 90 000 000 liralık burs veya kredi verebiliyoruz. Bunların yetersiz olduğunu hepimiz kabul ediyoruz -bugün, asgarî ücretli bir kişinin, ailenin geçinebilmesi için, en azından, 400 000 000 - 500 000 000 liraya gereksinim vardır- hele ailesinin yanında okumayan gençler için, bu para oldukça düşüktür ve bu konuda da Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir önergemiz var; AKP'nin de katılmasını istiyoruz. Belki bu yıl değil; ama, gelecek yıldan başlayarak, hiç olmazsa, asgarî ücretin yarısı, her öğrenciye kredi ya da burs olarak verilmelidir; yani, öğrenciye verilecek kredinin, bursun miktarı, asgarî ücretin en azından yarısı olmalıdır. Bu da çok değildir; ama, hiç olmazsa, bir ölçüde zorunlu giderleri için bir katkı sayılır.

Hepinizin çocukları var; kendiniz de yükseköğrenimden geçtiniz. Büyük zorluklar içerisinde okuduğunuzu anımsayın; bugünkü gençler de öyle. Devletin verdiği kredi yetmediği için, başka kuruluşların bu konudaki katkıları için çocuklar, gençler kapı kapı dolaşmaktadır. Bu konuda, devletin dışında, gerçekten başarılı görevler yapan, değerli hizmetlerde bulunan demokratik kitle örgütleri vardır. Örneğin, ilk aklıma gelen ve bu konuda gerçekten başarılı olan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği var. Bu dernek, 1995 yılından bu yana 16 000 gence katkı yapmıştır, kredi vermiştir. Yine, Eğitim Gönüllüleri Vakfı, Atatürkçü Düşünce Derneği ve başka kuruluşlar... Ama, eğer devlet, çocuğa vereceği krediyi çok düşük tutarsa, bu, dıştan aldıkları, demokratik kitle örgütlerinden aldıkları para da, belediyenin yaptığı yardım da yetmeyecek, çocuklar, belki, öğrenime ara vererek ya da ek bir iş yaparak ya da başka kişilere boyun bükerek onlardan katkı isteyecektir. Oysa, gençlerin öğrenim çağında giderlerini karşılayabilmesi için, sosyal devlet anlayışıyla onlara yeterli bir kredinin, bursun verilmesi gerekir diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar, bugün üniversitedeki harçların ne kadar yüksek olduğunu biliyorsunuz. Gerçi, Yurtkur bir de harç kredisi veriyor, bir katkı kredisi veriyor; ama, bu da yeterli olmuyor; çünkü, harçlar o kadar yüksek ki. Bir kere daha burada söylemiştim. Örneğin, 3 Eylül 2003 tarihli bir Resmî Gazete var elimde. Burada, birinci öğretimde okuyan öğrencilerin harçlarını şöyle bir düşünelim... Tıp fakültesinde okuyan bir öğrenci 375 000 000, diş hekimliğinde, eczacılıkta 315 000 000, mühendisliklerde 245 000 000 lira veriyor. Hele ikinci öğretimde okuyorsa bu rakamlar daha da korkunç oluyor. Devlet, öğrenciye yaptığı harcamanın yarısını öğrenciden alıyor. Bunların da miktarı milyarlarla belirtiliyor. Örneğin, veterinerlik fakültesinde okuyan bir genç 1 360 000 000 veriyor, mühendisliklerde 975 000 000. 3 000 000 000'ın üstünde harç ödeyen çocuklarımızın da olduğunu düşünelim. Yani, eğitim, giderek paralı hale gelmiş durumdadır.

Bakın, bugün, 1 500 000 gencimiz üniversiteye başvuruyor. Biz, bunların içerisinden 30 000-40 000'ini kendi tercihi olan dört yıllık fakültelere yerleştirebiliyoruz. Onun dışındaki gençler, ya istemedikleri fakültelere gitmek zorunda kalıyorlar ya da harcı daha az olan yerlere gidiyorlar.

Bakın, bu konuda üniversite gençleri arasında 2002 yılında bir anket yapılmış ve bunu "Anketlerle Eğitim Gerçeği" diye Eğitim-Sen yayımlamış. "İsteyerek girdiği bölüm" sorusuna göre, üniversite gençlerinin yüzde 32'si, yani üçte 1'i ancak istediği bölüme girmiş. İstemeden girdiği bölüm, yüzde 43.

Gençler, üniversiteye gelmek için belirli bir paralı eğitimden de geçiyor; biliyorsunuz, dershanelerin parası milyarlarla ölçülüyor. Üniversite gençlerine sormuşlar: "Buraya gelirken dershaneye gittin mi?" Bu ankete göre "evet, sürekli gittim" diyen yüzde 38 gencimiz var. "Gitmedim; kendim çalışarak geldim" diyen, yalnızca yüzde 18. "Dönem dönem gittim" diyen yüzde 39.

"Üniversite yeterli işlevini yapabiliyor mu" sorusuna, yüzde 72 genç "hayır, işlevini yerine getirmiyor" demektedir.

Belki, kimi AKP'li milletvekili arkadaşlarımızın bu paralı eğitimden söz edildiğinde canı sıkılıyor; ama, bunlar yaşamın bir gerçeği. Bugün, öğrenciden, 30 çeşit, 30 ad altında para toplanmaktadır. Bakın, bunların bir kısmını burada okumak istiyorum, tutanaklara geçirmek için. Yine, KİGEM'in bir araştırma sonucunda yayımladığı "Eğitimde Çürüyüş" adlı kitaptan okuyorum. 30 ad altında toplanan bu paraların kimileri şunlar: Eğitime katkı payı, kayıt parası, karne parası, diploma, koruma derneği, dergi, servis, yardımcı kitap, spor kolu, tiyatro- temsil, fotoğraf, okul forması, okul arması... Böyle gidiyor.

Değerli arkadaşlar, bu araştırmaya göre, 2002 yılında, devlet çocuklara 7,5 katrilyon harcama yapmış, 17,5 katrilyon da veliler ödemiş. Yani, şu aşamada bütün eğitim aşamaları fiilen paralı duruma gelmiştir. "İlköğretim parasızdır" denir; ama, yine de çocuklardan, velilerden çeşitli paralar toplanır.

Değerli arkadaşlar, yükseköğrenime gelebilmek bir derttir; yani, istediği bir bölüme girmek bir derttir, yükseköğrenime geldikten sonra çocuğun okuması ayrı bir derttir. Dertlerin en büyüğü de yurt sorunudur, barınma sorunudur. Bu Yurtkur, şimdi kredileri, bursları dağıtacak kuruluş, 190 000 gencimizi barındırır. Değerli arkadaşlar, ama, bizim 1 500 000 civarında, üniversitede okuyan gencimiz var. Bunların büyük bir kısmı da, ailesinden ayrı, başka kentlerde okumaktadır. Şimdi, düşünün, verilen 90 000 000 liralık krediyle bir çocuk, hele devletin yurdunda da kalmadığını düşünürseniz, nasıl yaşayacaktır; ailesinin bir katkısı olması gerekir.

Ben, 1980 yılında, yine, Cumhuriyet Halk Partisinden milletvekiliyken, arkadaşlarımla birlikte üniversiteyle ilgili bir araştırma önergesi vermiştim.O araştırma önergesinde, bakın, o sıralarda, yükseköğrenime girebilme umudu çiftçi çocukları için yüzde 1 iken, işçi çocukları için 2,8; esnaf çocukları için 4,7; serbest meslekle uğraşanların çocukları için 6,9; memur çocukları için 8,4; tüccar çocukları için 9,9; sanayici çocukları için ise yüzde 34,3'tür. Bu gerçek, 2004'te de değişmemiştir. Eğer, aileniz varlıklı değilse, dershanelere ya da özel kurslara bedel ödeyerek sınavlara hazırlanmamışsanız, ne kadar yetenekli olursanız olun, buna göre, üniversiteye gelmeniz, neredeyse, çok güçtür.

Üniversiteye geldikten sonra da, demin söylediğim gibi, barınma, beslenme, ders kitaplarını alma... Ders kitapları deyip geçmeyin, trilyonların döndüğü bir alandır, yüzbinlerce kitap basılır ve dağıtılır.

Peki, ne olacak diyeceksiniz... Geçmişte olduğu gibi olacak değerli arkadaşlar; sosyal devlet devreye girecek.

MEHMET EMİN MURAT BİLGİÇ (Isparta)Girdi zaten.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla)Çocuklarımıza, gençlerimize sahip çıkacağız. Yani, onların, her aşamada okuması için elimizden geleni yapacağız. "Efendim, işte yapıyoruz" diyor arkadaş. Tamam... Ben de yapılan kısmın yeterli olmadığını söylüyorum.

Bakın, bir şey söyleyeyim size: Köylerde lise yoktur; yüzde 99 köyümüzde lise yoktur. İlköğretim zorunlu. Çocuk köyde ya da yakın köyde, taşınarak okudu; liseye gelmek istiyor. Bir köy çocuğunu düşünün; gelecek, ilçeye ya da ile. Millî Eğitim Bakanlığının -bir ölçüde- yatılı sınavını kazanmışsa, o şanslıdır; ama, kazanamayan çocukların okula gidebilmesi için mutlaka bir barınmaya, beslenmeye gereksinimi vardır. Bir ilçede devlet yedi sekiz çeşit okul yapar, bir tek yurt yapmaz.

Değerli arkadaşlar, parası olsun olmasın, bir aile, lise çağındaki, üniversite çağındaki çocuğunun güvenli bir yerde kalmasını ister.

Eğitim, çocuğun kişiliğini olumlu yönde geliştiren bir süreçtir; ama, siz onu atarsanız, başının çaresine bak derseniz, işte orada sosyal devlet olmaz, orada, birtakım çevrelerin ağına çocuğu düşürmüş olursunuz. Onun için, bu yurt politikasını yükseköğrenimle sınırlı tutmamak gerekir. Kredi sorununu, barınma sorununu ortaöğretimi de içine alacak bir biçimde yapmak zorundayız. Çünkü, eğitim bir kamu hizmetidir, bir temel haktır, yani, bunu devletin yapması gerekir değerli arkadaşlar. "Efendim, bundan önce zaten az yapılıyordu, 45 000 000 liraydı, biz bunu 90 000 000'a çıkardık..." Tamam; ama, bunun yeterli olmadığını söylüyoruz; sosyal devlette yetenekli çocukların devlet tarafından her aşamada okutulması, güvenlik içinde barınması, beslenmesi gerekir diyoruz. Eğer bu yapılmazsa, yapılamazsa, o zaman bu, çocuklarımıza "başınızın çaresine bakın" demektir. Köy çocuklarından, sanatçı olacak, doktor olacak, mühendis olacak ya da dış hizmetlerde görev alacak çocukların milyonda 1'dir yükselebilmesi. Sözünü ettiğim budur.

Bu tasarıya biz genel olarak katılıyoruz ve olumlu da buluyoruz; ama, bunun yeterli olmadığını söylüyoruz. Diyoruz ki, bu krediler hiç olmazsa asgarî ücretin yarısına denk olmalıdır, gelecekte de böyle olmalıdır ve şu anda, üniversiteler dahil, eğitim paralı olmuştur.

Bakın, 2000 ve 2001 yılında büyük bunalım geçirdi Türkiye, yüzbinlerce kişi işinden, aşından oldu. Bunların yükseköğrenimde okuyan çocukları, işini kaybeden ananın babanın çocukları okullarını bırakmak zorunda kaldılar. Biz, gerçekten, ülkemizde, çocuklarımızın iyi yetişmesi için, onların daha iyi bir ortamda eğitim görmesi için çaba harcamalıyız diye düşünüyorum ve bu tasarıyla, bir ölçüde bu sağlanıyor, şimdiye değin olan karmaşa bir ölçüde giderilebilecek. Örneğin, noterler, senet üzerinden harç alamayacak bu tasarıya göre; bu, olumlu bir gelişmedir; haciz konamayacak parası üzerine, aldığı kredi üzerine; bu, olumlu bir gelişmedir; ama, bunların yeterli olmadığını söylüyoruz. Zaten, muhalefet olarak, bu tasarıya olumlu baktığımızı; ama, bir gerçeği de örtmemek gerektiğini; yani, şu anda, Türkiye'de, eğitimin ticarî duruma geldiğini söylüyorum. Millî Eğitimi Bakanının, hükümetin görevi, daha çok insanı okullaşmanın içine almaktır. Bakın, ilköğretimde yine devam etmeyen var; ama, ortaöğretime geldiğiniz zaman yüzde 45'i okul dışına itiliyor değerli arkadaşlar. Yani, yüzde 54,5-55 bir okullaşma var; yüzde 45'i fiilen eleniyor, bunlar dışarıda tutuluyor. Bu çocukların içinde, gerçekten, bu ülkeye çok hizmet edecek, her alanda hizmet edecek çok yetenekli insanlar var.

Dün, 5 yıllık eğitim yeterli değil diye 8 yıllık zorunlu eğitimi getirdik. Bugün, kesintisiz 12 yıllık eğitimi düşünüyoruz; zaman zaman da böyle açıklamalar yapılıyor. 1999'da karar alındı, 16 ncı Millî Eğitim Şûrasında; denildi ki: "12 yıllık zorunlu eğitime bir an önce geçilsin." Neden; o yüzde 45 okul dışında kalan çocukları okul içine almak için.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

21 konuşma daha · 3 Mart 2004

21 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook