İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 93. BİRLEŞİM · SALI

Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)

Mustafa Gazalcı

Denizli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 93. Birleşim · 3. yasama yılı · 3 Mayıs 2005 · 1.420 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mustafa Gazalcı (CHP), 3 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.877)); konuşma 1.420 kelime.

Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli). “Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 3 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2005-05-03-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kanunda-3 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve kişisel olarak, TÜBİTAK'la ilgili yasa teklifinin 4 üncü maddesi üzerinde söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, çok önemli bir yasa önerisini görüşüyoruz. Ne bu yasa önerisinin gerekçesinde ne de iktidar sözcülerinin konuşmalarında gerçekler söyleniyor. Aslında, TÜBİTAK'ta yapılmak istenen, TÜBİTAK'ı bütünüyle ele geçirmektir. Burada, AKP sözcüleri, sözde "biz, dar, marjinal bir kuruluşu halka götüreceğiz ve halka açacağız" diyorlar.

Değerli arkadaşlar, dünyanın neresinde, bilim, sokaktaki insanla, halkla birlikte yapılır?! Bilim, bilim insanları tarafından yapılır, özerk bilim kuruluşları tarafından yapılır.

ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum)Halka açacağız.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla)Siz, o buluşları, bilimin ürettiği buluşları, alır, halk yararına kullanırsanız, gerçek halkçılık odur. Yoksa, bilim üreten bir kurulu, alacaksınız, başbakanın emrine vereceksiniz ve "biz burada halka açıyoruz" diyeceksiniz. Bu inandırıcı değil. Bilim, bilim insanları tarafından yapılır ve o bilim insanlarının ortaya koydukları buluşları halk yararına kullanırsanız, o zaman olur.

Değerli arkadaşlar, burada "teknik" sözcüğünü "teknolojik" yaparak, 12 kişilik Bilim Kurulunu 14 kişi yaparak bir değişiklik yapmıyorsunuz; bunlar önemli değil; önemli olan, TÜBİTAK'ın yönetiminin atanma biçimi. İşte, burada özerklik katlediliyor, özerklik yok ediliyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu konuştuğumuz maddede, 4 üncü maddede, TÜBİTAK'ın Başkanının seçiminde, Bilim Kurulunun arasından seçilecek 2 kişi başbakana öneriliyor, başbakan birini seçiyor, onaylamak üzere Cumhurbaşkanına gönderiyor. Bu, yeni biçim. Peki, eski TÜBİTAK Yasasına bakalım. 5 inci maddede, orada da, bilimsel eser vermiş, araştırma ve buluşlarıyla tanınmış kişiler arasından seçiliyor; ama, nasıl seçiliyor; Bilim Kurulu seçiyor, birinci aşamada. Sonra, başbakana iletiyor. başbakanın bir tasarruf hakkı yok, iletme görevi var, cumhurbaşkanı da onaylıyor ve seçim Bilim Kurulunda bitiyor.

Şimdi, ikisinin arasına bir bakın, bir denge kurun. AKP'li arkadaşlar, yeni getirdiğimiz düzenlemede, başbakanın atadığı Bilim Kurulu, 7 kişisini atıyor, ötekilerini onuyor, arasından 2 kişiyi seçiyor. O 2 kişiden 1'ini başbakan kendisi belirliyor, cumhurbaşkanı burada onaylayan mevkide. Oysa, asıl özerk olan, 278 sayılı -bundan 42 yıl önce ortaya konmuş olan- TÜBİTAK Yasasında, TÜBİTAK'ın Başkanını Bilim Kurulu belirliyor arkadaşlar. Ötekileri, artık, başbakan yalnız iletiyor. Bakın, Başbakan iletme görevini yapmadığı için -bir kez daha söylüyorum- yetkisini kötüye kullanmıştır. İleride bu ülkede hukuk işlerse, ki, işleyecektir, bunun da hesabı hukuksal olarak sorulacaktır. Yeni, düzenlemede başbakan belirleyecek, bu daha özerk diyeceksiniz ve bizi dinleyenler, izleyenler de, aklı olanlar da, yahu gerçekten TÜBİTAK darmış, marjinalmiş, büyüyecek, TÜBİTAK özerk değilmiş de, özerk olacakmış gibi kandırmaca bir izlenim yaratılıyor. Hayır; bakın, maddeye bakın. Daha seçilme biçimi. Burada da yetmiyor, madde devam ediyor. Herhangi bir nedenle iki ay içerisinde belirleme olmazsa, başbakan atayıp geçecek, cumhurbaşkanına teklif edecek. Herhangi bir nedenle, ki, nedir o herhangi bir neden; kendisinin zaten belirlediği Bilim Kuruluna siz seçmeyin. "Herhangi bir neden..." Bakın, maddede devam ediyor: "Herhangi bir neden..." Peki, biz biliyor muyduk eskiden, 6 Mayısta Bilim Kurulunun seçtiği kişiyi?.. Atama yapmıyor; çünkü, iletme görevini yapmıyor. Öyle bir başbakan var ki "ben bunu yapmıyorum" diyor. Kendisinden randevu isteniyor, kabul etmiyor. Öteki yönetim kurulu üyeleri de zamanında seçiliyor, yine atama yapmıyor, kilitliyor, bloke ediyor, tutuyor. Ve hani karikatürcüleri mahkemeye veriyorsunuz da, yumak yaratıyorsunuz, sorun yaratıyorsunuz, karıştırıyorsunuz... Bu bir düzenleme değil, bozduğunuz bir işi, altından nasıl kalkarız...

Eğer, siz, şimdiye kadar TÜBİTAK'la uğraşmamış olsaydınız "biz, TÜBİTAK'ın bütçesini Başbakanlıktan genel bütçeye alıyoruz, parasını artırıyoruz..." Biz alkışlardık, oy da verirdik; ama, insaf edin, geldiniz geleli, 2003'ten bu yana TÜBİTAK'la uğraşılmıyor mu, ocak ayından beri uğraşılmıyor mu?!

Sayın Bakanım, geçen de yoktunuz, şimdi buradasınız; soruyorum: O bir kerelik atama yetkisini Anayasa Mahkemesi size verseydi -hani hukuka aykırıydı da, komisyonlarda çok tartıştık, burada tartıştık; orada bir kereye özgü atama yetkisi istemiştiniz atamadığınız, çalışamaz duruma getirdiğiniz Kurulu- bu yasayı getirecek miydiniz?! O zaman "jik" eki, yani, teknolojik olması ya da 12 kişinin 14 olması... Bunlar değişen bir şey değil. Siz geldiniz geleli TÜBİTAK'ı elde etmek istiyorsunuz. Ben bunu geçen kere de söyledim. Yalnız kadrolaşma isteğine bağlamıyorum. Yoksa, sonuçta orada bilim insanları olacak diye düşünüyor insan; ama, değerli arkadaşlar, ben düşüne düşüne diyorum ki: AKP dünya görüşü, TÜBİTAK'ta ortaya konulan ürünlerden -uyuşmuyor- rahatsız oluyor. Yani, o Bilim Teknik Kitabı, Bilim Çocuk Kitabı, popüler bilim kitapları, makaleler, gerçekten, bilimsel buluşlar, uygulamalı bilim anlayışı, sizin kafanıza ters geliyor. İlle de, kendinize göre o kitapların çıkmasını istiyorsunuz; belki, ambalajları yine güzel olabilir.

Değerli arkadaşlar, birinci amaç budur.

İki; şimdi, üniversite ve sanayi kuruluşlarından gelen tasarımlar var, yani, projeler. Durmadan övünüyorsunuz ya, şu kadar trilyona çıkardık diye.

Peki, değerli arkadaşlar, eski yöneticilere o trilyonları sanki cebinizden veriyormuşsunuz gibi yapıyorsunuz -bir de insanın kanına dokunuyor- yani, Başbakan ve hükümet veriyormuş gibi... Halktan topladığınız vergileri oraya veriyorsunuz. Bu, dün de verilseydi itiraz edilmezdi -ki, TÜBİTAK, neredeyse kendi yağıyla kavrulacak duruma gelmiş- tabiî ki, ar-ge çalışmalarının daha büyük olmasını, daha iyi olmasını isteriz, dışa açılmasını isteriz.

Şimdi, ben soruyorum: 58 inci hükümet zamanında -yani, yine sizin hükümetiniz- TÜBİTAK'ta bir toplantı yapılıyor. Bakın, elimde belgeler var; 6 Şubat 2003, Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır; sanayi kuruluşlarından birçok insan katılıyor. Yani, siz, TÜBİTAK'la ilişki kurmak istediniz de yapılmadı mı?! Birçok da güzel görüşler ortaya konulmuş, birsürü dışarıdan içeriden insanlar... Abdullah Gül'ün Başbakanlığı sırasında... Bir şeyler değiştiğini düşünün. Yani, 59 uncu hükümetle birlikte, TÜBİTAK'ı ele geçirme; çünkü, kendi yandaşlarınıza, projelerine bir destek anlayışı var, başka bir açıklaması yok.

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa)Sayın Gazalcı, kimin yandaşısınız?!

MUSTAFA GAZALCI (Devamla)Benim, Sayın Bakanla hukuk anlayışım da aynı değil, çok özür dilerim. Kişi olarak Bakanı sayıyorum, seviyorum, ayrı bir konu; ama, o anlayışta değilim. Yani, idarî yargı yürütmeyi durdurmayı niçin verir? Bölge idare, niçin, o kararı, sizinkini reddediyor? Bir an önce uygulayın der yürütmeyi durdurma... Ben öğretmenlikte başıma çok geldiği için biliyorum. Yani, bir an önce o kararı uygulayın. Hukuk devleti budur, anlayış budur. Siz, kesinleşmiş bir karara, hayır... Yorgunu yokuşa sürüyorsunuz, suyumu bulandırdınız diye ille de bir gerekçe bulup, orayı elde etmek istiyorsunuz ve bunu da içten söylemiyorsunuz. Yani, şuraya gelseniz de "arkadaşlar, biz, bu TÜBİTAK'ta 2003 yılından beri soruşturmalar yaptık, takipsizlik kararı verildi, görevden aldık, atama yapmadık, birinci kararımız Anayasa Mahkemesinden, Cumhurbaşkanından döndü; ama, bu sefer olmadı, şimdi böyle bir yasal düzenleme yaparak, bütünüyle ele geçirmek istiyoruz." Yani, bu, daha içten olur, bu, daha güzel olur; çünkü, 2003 Ocağından beri yapılanların çuvala sığmadığı, mahkeme kararlarıyla döndüğü, Anayasa Mahkemesinden döndüğü ortadadır.

Bu 4 üncü maddenin de, maalesef -bakın tekrar ediyorum- özerklikle ilgisi yok, hiç olmazsa o sözcüğü oradan çıkaralım. Siz, hâlâ, özerklikten bahsediyorsunuz, diyorsunuz ki, özerk olacak. Peki, nasıl olacak özerk, özerk; demek, ne demek; kendi kararını kendisi vermek demek, kendi yöneticisini kendisi seçmek demek. Hem özerk diyeceksiniz siz, hem de kendi bildiğiniz gibi atayacaksınız, yapacaksınız ve sonra da diyeceksiniz ki, başbakan tek seçici olacak... Değerli arkadaşlar, bu, yanlış -arkadaşlarım da söyledi- bu, hukuka uygun değil, bu, Anayasaya aykırı, bu düzenleme evrensel hukuka aykırı, bugüne kadar mahkeme kararları bu yoldadır. Daha önce de bu Mecliste bu TÜBİTAK konuşuldu, benzer sözler edildi, biz anlattık, dedik ki, hayır yapmayın, yanlıştır. Bu insanların belleği bu kadar zayıf mı ki, bir yıl önce yapılanlar unutuluyor. Mahkeme kararları bu kadar kolay mı unutulacak değerli arkadaşlar? Yapmayın, etmeyin diye arkadaşlarımız, muhalefet olarak söylüyor, dışarıda insanlar yazıyor, üniversite kurulları bir araya geliyor, açıklama yapıyor. Peki, ne olsun istersiniz? Siz ülkenin barışından yana değil misiniz? Bilim barışı olsun istemez misiniz? Bir kuruluşumuz güzel çalışsın istemez misiniz? Ama, istemiyorsunuz. İlle de kendiniz gibi düşünecek herkes. Yok öyle şey arkadaşlar, olmaz, olmayacak. Hukuk devleti...

Ben Meclis Başkanımızın sözlerini de kınıyorum. Biz ne yaparmışız; erkeği kadın, kadını erkek yapamazmışız, onun dışında her şeyi yaparmışız. Ben böyle bir meclisin üyesi olmak istemem. Ben, yasaya, hukuka bağlı bir üye olmak isterim.

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa)Ne alakası var, Sayın Gazalcı?

MUSTAFA GAZALCI (Devamla)Alakası şöyle var: Çoğunluğunuz size her şeyi yapma yetkisi vermez. Burası bir hukuk devleti, bir anayasa devleti. Biz Meclis olarak Anayasaya, evrensel hukuka, akla, bilime dayanan, kendi yetkilerimiz içerisinde yasa yaparsak anlamı vardır ve geçerliliği vardır. Aksi halde, biz burada her şeyi yapamayız, siz yapamazsınız, yapamayacaksınız, yapamadınız, bundan sonra da olmayacak, hukuk devleti olacaksak. Bunu kırmak için... Daha etkili olsun diye, sizleri eleştirmek için söylemiyorum; ama, değerli arkadaşlar, yapılanlar, özellikle TÜBİTAK'ta yapılanlar, gerçekten, AKP'nin kendi kuyusunu kazmakla eşdeğerdir. Siz, hukuk devleti adına geldiniz, burada yemin ettiniz; ama, şimdi bir bilim kuruluşunu -üstelik bizde yüz yıllık, ikiyüz yıllık geleneği olan bilim kurulları da yok. Daha bu, körpe bir fidanlık, güzel şeylere imza atmış, özel kesimde atmış, devlet kuruluşlarıyla atmış, birçok güzel çalışma yapmış- siz alıyorsunuz şimdi "kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir..." Eh, Cumhurbaşkanından bir kere daha döner, biz gene parmaklarımızı kaldırırız, bir yasa daha çıkarırız...

Değerli arkadaşlar, olmuyor ve gerçekten bir haksızlık yapılıyor diye düşünüyorum. TÜBİTAK konusu, belki kitlelerin doğrudan ekmeğini, suyunu ilgilendirmiyormuş gibi geliyor, belki halkımız yeterince bu konuda ne olup bittiği ayırımına varmayıp, bu konuda sizi uyarmıyor; ama, ben diyorum ki...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

45 konuşma daha · 3 Mayıs 2005

45 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook