Yükseköğretim kanunu ve yüksek öğretim personel kanunuda değişiklik yapılması hk.(s.s.441)
Bursa Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 88. Birleşim · 2. yasama yılı · 12 Mayıs 2004 · 654 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mustafa Özyurt (CHP), 12 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU VE YÜKSEK ÖĞRETİM PERSONEL KANUNUDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.(S.S.441)); konuşma 654 kelime.
Mustafa Özyurt (CHP, Bursa). “Yükseköğretim kanunu ve yüksek öğretim personel kanunuda değişiklik yapılması hk.(s.s.441)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 12 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurt-22-2004-05-12-yuksekogretim-kanunu-ve-yuksek-ogretim-personel-kanunuda-degisiklik-ya (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYURT (Bursa)Sağ olun Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.
Yükseköğretim Kanunu ve Yükseköğretim Personel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 3 üncü maddesini; daha açık anlatımla, 2547 sayılı Kanunun 23 üncü maddesindeki değişiklikleri ve bu tasarının genel kavramlarını sizlerle tartışmak için söz almış bulunuyorum; önce, hepinizi, en içten duygularımla selamlamak istiyorum.
Sözlerime başlamadan önce, AKP Grup Başkanvekili Sayın Arkadaşımın, toplantının ilk başında üniversite öğretim üyeleri için sarf ettiği bir sözü huzurunuza getirmek istiyorum. Üniversite öğretim üyeleri, Parlamentomuza, Türkiye Büyük Millet Meclisine, bilimsel kıyafetleriyle, yani, akademik giysileriyle gelmişlerdir ve biz, kendilerini, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak, kapıda karşıladık. Bundan onur duyuyorum; onu söyleyeyim. Onların bir mensubu olmakla, onlarla arkadaş olmakla, her zaman gurur duydum; ama, bir tane AKP milletvekili, yürekli bir AKP milletvekili, cana derman için, gelip de "buyurun arkadaşlar, nedir derdiniz, biz de dinleyelim" deme cesaretini gösterememiştir.
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa)Bizim cesaretimiz var.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla)Varsa, gösterirsiniz.
Arkadaşlar, şunu da söyleyeyim: Parlamentoya gelen öğretim üyesi arkadaşlarımızın karşısına, Çevik Kuvvet, zırhlı elbiseleriyle dizilmiştir ve ben beklerdim ki, Parlamentodaki grup başkanvekili arkadaşlarım, oraya gelip "bunlar üniversite öğretim üyesidir, cüppeleriyle gelmişlerdir; lütfen, şu zırhlı birliği buradan kaldırın" desinler. Bu, onur verirdi. Bu yapılmamıştır ve lütfen "15 kişilik bir heyet gönderin, onlarla görüşelim" denilmiştir. Ondan sonra deniliyor ki: "Arkadaşlar, biz üniversite yasası yapmak istiyoruz; ama, üniversite gelmiyor..." Üniversite nasıl gelsin sizin yanınıza?! Neyle gelecek üniversite?!
Arkadaşlar, şunu da hemen söyleyeyim: 1960'ta öğrenci olarak girdiğim bu kurumdan, 2002'de, yirmiiki yıllık bir profesör olarak ayrıldım. Biraz evvel saydığınız bütün yasalarla çalıştım; 1946'da çıkan 4936 sayılı Yasayla, 1960'ta çıkan 115 sayılı Yasayla, 1970'te çıkan 1750 sayılı Yasayla ve son, şu anda uygulanan 2547 sayılı Yasayla, hoca olarak, asistan olarak çalıştım; ama, bütün samimiyetimle söyleyeyim; şu getirdiğiniz tasarı kadar kötüsünü görmedim. Bu kadar kötüsü olmamıştır. Bunu, hangi cesaretle getirdiniz, onu da bilemiyorum; Sayın Bakana da soracağım bunu, orada da sordum.
Yani, burada, yükseköğretime ait hiçbir şey yok arkadaşlar. İstediğiniz kadar saklayın, istediğiniz kadar gizleyin, bu tasarının 2 tane maddesi vardır; bunlardan bir tanesi, meslek okullarına üniversitenin önünü açan madde, diğeri de Yükseköğretim Kurulunun yapısını bozan maddedir; diğerleri fasa fiso.
Şimdi, benim konuşacağım bu 3 üncü madde, Doçentliğe, yardımcı doçentliğe, profesörlüğe yükseltme maddesi. Bunlar, 2547 sayılı Yasada da var. Biraz ayrıntıya gidilmiş; ama, aynı şeyler alınmış, buraya konulmuş. Aslında, bunlar işin süsü, makyajı. Siz, esas öbürünü kapamak için bunu getirdiniz Sayın Bakanım, esas maddeleri kapamak için bunu getirdiniz.
Bu madde içinde de, yardımcı doçentliğe yükseltmeyle ilgili öyle şeyler var ki, söyleyeyim. Yardımcı doçentlik, 2547 sayılı Yasayla gelmiş bir kurumdur ve Türk üniversite tarihinde, yardımcı doçentlik, 2547 sayılı Yasaya kadar yoktur ve bu getirilirken de şu düşünülmüştür: Yeni açılan üniversitelere öğretim üyesi bulamıyoruz, hiç değilse genç arkadaşlara bir unvan verelim, yardımcı doçent olsunlar, bir müddet sonra üniversite öğretim üyesi çoğalır, yardımcı doçentlik kurumunu da kaldırırız; ama, bununla, şu getirilen tasarıyla, yardımcı doçentlik kurumu üniversiteye kök salmıştır; çünkü, burada, bu yasa yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, yardımcı doçentlere sekiz senelik bir hak tanıyorsunuz. Şu anda sekiz senesini doldurmuş olan bir yardımcı doçente, bir sekiz sene daha hak verirseniz, onaltı sene yardımcı doçent olacak. Onaltı sene yardımcı doçentlik olur mu?!
Ayrıca, yine, tasarının bir yerinde diyorsunuz ki: "Yardımcı doçentler, birinci derecenin son kademesine kadar yükselebilir". Niye bu adam doçent olsun; niye profesör olsun; niye araştırma yapsın? Yardımcı doçentlikten emekli olmak varken niye bu kadar şeye katlansın? Arkadaşımın bir tanesi soruyor, diyor ki: "Biz, niye Nobel alamıyoruz?" İşte, bundan dolayı Nobel alamıyoruz beyim; işte, bunlardan dolayı Nobel alamıyoruz.
Üniversitenin bütün tahsisatını kesiyorsunuz, bütün araştırmalarını kesiyorsunuz, araştırma görevlilerinin kadrosunu vermiyorsunuz; ondan sonra da "üniversitelerimizdeki araştırmalardan Nobel alamıyoruz..." Alamazsınız tabiî; bu akılla giderseniz, hiç de alamazsınız onu söyleyeyim.
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli)Alamayız...
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla)Alamayız gayet tabiî. Bu ülke benim...
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ)Şimdiye kadar niye alınamadı?
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)Sen alet tutamıyordun, mühendis olmuşsun, daha ne istiyorsun Allah'tan?!
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla)Aynı şeyleri yaptınız efendim, bundan önce de aynı şeyler yapıldı; hep popülist davranılmıştır.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
158 konuşma daha · 12 Mayıs 2004