Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )
Osmaniye Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 23. Birleşim · 3. yasama yılı · 30 Kasım 2004 · 1.338 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Necati Uzdil (CHP), 30 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ORGANİK TARIM KANUNU TAS. (SS. 653 )); konuşma 1.338 kelime.
Necati Uzdil (CHP, Osmaniye). “Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )”. TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim tutanağı, 30 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/necati-uzdil-22-2004-11-30-organik-tarim-kanunu-tas-ss-653 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA NECATİ UZDİL (Osmaniye)Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan Organik Tarım Kanunu Tasarısının 2 nci maddesinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; sizleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, hemen şurada, komşumuzda, rahatsız edici olaylar olmakta. O nedenle, komşumuz Irak'taki olaylardan bahsetmeden sözlerime başlamak istemiyorum.
Değerli arkadaşlarım, lrak'taki insanlar bizim akrabalarımız. Gerçekten, Irak vatandaşlarının içerisinde bizim soydaşlarımız var; ayrıca, bizim hısımlarımız var. Ben, Osmaniye Milletvekiliyim; Osmaniye'de Iraklıların hısımları var, bizim, Irak'ta hısımlarımız var.
Değerli arkadaşlarım, ayrıca, bütün bunların ötesinde, Irak bizim komşumuz, yıllarca da komşumuz olarak kalacak. Irak'taki insanların haklılığı haksızlığı önemli değil; benim komşum katledilmekte; orada, okyanusların ötesinden gelen insanlar, Irak Halkına zulüm yapmakta, katletmekte. Ben, buradan, Irak Halkına bu zulmü yapanları, katleden ve dolaylı da olsa onlara yardımcı olanları kınıyorum.
Değerli arkadaşlarım, ayrıca, geçenlerde, burada, Başbakan Yardımcımız söyledi; Kızılayımız, komşumuz Irak'a, Irak vatandaşlarına yardım göndermiş. Değerli arkadaşlarım, isterseniz, gelin, Kızılay kanalıyla yardım gönderen hükümetimize de teşekkür edelim. Ben diyorum ki, hükümetimize, Irak'taki Iraklı soydaşlarımıza yardım gönderdiği için teşekkür ederiz.
Arkadaşlarım, ayrıca şunu da söylemek istiyorum: Irak'ta ölen şoförlerin ve işçilerin çoğu Osmaniyeli; yani, Osmaniye'den ölenler bir hayli fazla. Buradan, yine, hükümetimizin yetkililerine teşekkür ediyorum; orada ölen şoförlerimiz ve işçilerimizden dolayı üzüntü duyuyorlarmış. Arkadaşlar, üzüntü duymak yetmez, yetmez! Hep birlikte üzülüyoruz, insanların yürekleri parçalanıyor orada; sen, burada üzüntü duydum diye işi geçiştirmeye çalışıyorsun; gereğini yapacaksın, tedbirini alacaksın ve gereğini yapacaksın sevgili arkadaşlarım. Biz, Osmaniyeliler olarak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinden gereğinin yapılmasını bekliyoruz.
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa)Gereği ne?
NECATİ UZDİL (Devamla)Gereğini hep beraber yapalım...
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa)Tamam.
NECATİ UZDİL (Devamla)Oradaki malzeme yüklü kamyonlar gideceği yere konvoylarla götürülürken gereği yapılıyor da, yükleri boşaltıldıktan sonra neden gereği yapılmıyor, şoförler neden ortalığa atılıyor?! Şoförlerin sınırdan alındıkları gibi, sınıra geri getirilmelerini sağlayalım; bunu yüreklice isteyelim sevgili arkadaşlarım.
HALİL AYDOĞAN (Afyon)Gereği yeterince açıklanmadı.
NECATİ UZDİL (Devamla)Onu da, müsaade ederseniz, yeri geldiğinde söyleriz.
Arkadaşlar, ayrıca, bir de şunu söylemeden edemeyeceğim: Irak'ta yakında seçimler var. Irak'taki bu kaosta seçimlere destek veren, seçimlerin yapılması için omuz veren arkadaşlarımızı, demokratik düşüncelerinden dolayı, demokrasiye yaklaşımlarından dolayı, gerçekten kutlamak istiyorum. Bizde böyle demokratik düşünceli insanlar varken, Türkiye'nin sırtı yere gelmez. Evet, bunu da söylemeden edemeyeceğim.
Değerli arkadaşlarım, tekrar, görüşülmekte olan yasa tasarısına dönmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, sıkça olduğu gibi, şu anda da, Avrupa Birliğiyle uyum sağlamak amacıyla önümüze bir yasa tasarısı geldi. Bu tasarıyı, evet, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de destekliyoruz, çıkması için komisyonlarda uğraş verdik, gerekli katkıyı koyduk. Burada da, bu tasarının geçmesi için elimizden geldiği kadar katkı koymaya çalışıyoruz; ama, bu Büyük Millet Meclisini çalıştırma görevinin de İktidar Partisinde olduğunun bilincindeyiz; bunu, sizin de düşünmeniz gerektiğine inanıyorum.
Dünya nüfus artışı karşısında tarım ürünlerindeki artış yetersizliği nedeniyle, dünyada, daha fazla üretim için ne yapılabileceği düşüncesi önplana çıktı arkadaşlarım. Sonuçta, kimyevî gübre, ziraî mücadele ilaçları, hormonlar ve son yıllarda, genleriyle oynanmış tohumlar sayesinde entansif tarım dediğimiz bir tarıma geçildi. Sevgili arkadaşlarım, tek amaç vardı, birim alandan daha fazla ürün almak. Bu düşünce bilinçsizce gelişti; yapılan uygulamalar doğal dengeyi bozdu, biyolojik denge altüst oldu, toprak kirlendi, su kirlendi, bitki ve hayvan sağlığında sorunlar çıktı. Sevgili arkadaşlarım, bu durum, insanlar arasında rahatsızlık yaratmaya başladı. İnsanların ekonomik olarak güçlenmeleri, bilinçlenmeleri, tarım sektörünün stratejik bir sektör olduğunun anlaşılmasını sağladı. Doğanın dengesinin korunmasının önemi, önemli olanın su değil temiz su toprak değil temiz toprak olduğunun bilincine varılmasını sağladı. Bu düşünce tarzı, tarımsal ürünlerin, kimyasallardan uzak, temiz ve doğal ortamlarda yetiştirilmesini gündeme getirdi; biyolojik tarım, ekolojik tarım, organik tarım gibi terimler kullanılmaya başlandı.
Değerli arkadaşlarım, organik tarım, belli bir mevzuat çerçevesinde, her aşaması kayıt altına alınan, bozulan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik, insan ve çevreye dost, ziraî ilaç ve kimyasal gübre kullanılmayan, doğal tohumların kullanıldığı, temiz toprakta temiz su kullanılarak yapılan tarımdır. Organik tarımla üretilerek sertifikalandırılan ürüne de organik ürün denir. Biz, bu yasayla, Avrupa Birliği ülkelerindeki gibi, organik tarımın her aşamasını kayıt altına alarak, kontrollü ve üretilen ürünün sertifikalandırılmasının nasıl yapılacağı konusunu yasal dayanağa bağlıyoruz. Avrupa Birliği bunu bizden istiyor ve biz de yapıyoruz.
Tasarının genel gerekçesinde de belirtildiği gibi, Avrupa Birliği ülkelerine organik ürün ihraç eden ülkelere, kendi mevzuatlarını oluşturma zorunluluğu getirilmiştir. Biz de bu taslağı hazırladık Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak; ama, hazırlarken tembel davrandık, kolayına kaçtık; istenilenler belli; tamam; peki, benim durumum ne, koşullarım nasıl; bu zahmete katlanmadık, bunu hiç mi hiç düşünmedik.
Tarım Bakanlığı uzmanları yeni bir deyim geliştirdiler sevgili arkadaşlarım; ben otuzbeş yıllık ziraat mühendisiyim, çiftçilerle birlikteyim, kırsal alandan geldim, benim de hoşuma gitti; uzak kırsal; ilk defa Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda bu tasarı görüşülürken duydum arkadaşlarım, duymayanınız varsa hep birlikte öğrenelim. Uzak kırsal neymiş biliyor musunuz; uzmanlarımızdan öğrendiğime göre, ilacın bilinmediği, kimyevî gübrenin kullanılmadığı, transgenik tohum ne, isminin duyulmadığı, Tarım Bakanlığı mensuplarımızın da uğrayamadığı, doğal tarımın yapıldığı uzaktaki yerler. Buradaki tarım organik tarıma eşmiş, oradaki ürünler de organik ürünmüş.
Doğrudur sevgili arkadaşlarım, Türkiye'de, az da olsa böyle yerler vardır. Türkiye, bu avantajı kullanmalıymış. Kullanalım, hep birlikte kullanalım da, bu yasa tasarısını hazırlayanlara -burada uzmanlarımız var, hükümet temsilcimiz var- soruyorum şimdi: Acaba, uzak kırsaldaki, organik tarım yapan, gerçekten organik tarım yapan, organik ürünü yetiştiren o çiftçilerimize nasıl destek vereceğiz? Acaba, o organik ürünleri, gerçekten organik olan o ürünleri nasıl sertifikalandıracağız? Bunları düşündük mü, yasa tasarısında var mı?
Sevgili arkadaşlarım, Türkiye'de, 7 tane kontrol yapan ve sertifika veren kurum var. Bunlardan 2 tanesi yerli, 5 tanesi yabancı. Acaba, benim kırsalımdaki o üç beş dönüm toprağında bu ürünü yetiştiren çiftçilerim, bu kontrolü yaptırırken istenilen ücreti nasıl verecek? Acaba, sertifikayı alırken, laboratuvarlardaki tahlil paralarını nasıl verecek? Sizlere bir örnek vereyim; Binboğa'da dağların tepesinde bal yetiştiren bir üreticimizi düşünün; acaba, bu üreticimiz, orada doğal olarak ürettiği balı sertifikalandırmak için, herhangi bir kimyasalla ilgisi olmadığını belirlemek için tahlil yaptıracağı zaman ne verecek biliyor musunuz sevgili arkadaşlarım; 1 500 000 000 lira verecek; bugün, üç aşağı beş yukarı, bu tahlili yaptırmak 1 500 000 000 lira. Sevgili arkadaşlarım, oradaki çiftçi, 1 500 000 000 lirayı bulsa, bir yıl geçinecek zaten, dağın başına gitmeyecek. Onun için diyorum tembel davrandık diye.
Değerli arkadaşlarım, bizim toprağımız temiz, suyumuz temiz diyoruz; geleneksel tarımsal üretim tarzımız, organik ürünlere benzerlik gösteriyor diyoruz. Kontrol ve sertifika işini nasıl düzenleyeceğiz? Zorlukları nasıl aşacağız? Düşünmeden yaptık, oldu diyoruz.
Değerli arkadaşlarım, öyleyse, gelin, bu işlerin kontrolünü, ziraat odalarına, ziraat mühendisleri odalarına, ziraatçılar derneğine, kooperatiflere verelim, onların da bu işi yapmalarına olanak tanıyalım. Bunun için gerekli hazırlıkları yapmak gerektiğine inanıyorum.
Yaptığımız yasalar, yurttaşlarımızın işini kolaylaştırmalı, hayatını kolaylaştırmalı diye düşünüyorum. Organik tarım yasası gerekli; eksik gedik hazırladık; görüşüyoruz; olumlu oy vereceğimizi de söyledik; ama, ülke ekonomisine yüzde 15 katkı sağlayan, istihdamın yüzde 35'ini taşıyan, nüfusumuzun yüzde 40'ının geçimini sağladığı tarıma arkamızı dönemeyiz. Organik tarımla ilgili 12 000 çiftçi, yaklaşık 35 000 000 dolarlık ihracat yaptı diye, bunu kurtarıcı gibi görmemeliyiz. Bunu da şunun için söylüyorum: AKP'nin sayın sözcüsü bu tasarıyı takdim ederken, 12 000 organik tarım üreticisi olduğunu ve organik tarımın, bizim kırsal alanımızı, çiftçimizi kurtaracağını söyledi. Hayır arkadaşlarım...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Uzdil.
NECATİ UZDİL (Devamla)Doğrusu, benim çiftçim 4 500 000; 4 500 000 çiftçiyi bir tarafa bırakıp 12 000 organik ürün üreten çiftçi için yasa çıkardık, tarımı kurtardık demeye kimsenin hakkı olmamalı.
Arkadaşlar, her zaman söylüyorum, yine söylemek istiyorum; tarım, dünyada stratejik sektör; kimse bunu unutmasın. Bugün, dünyada toprak ve sudan daha kıymetli hiçbir şey yok. Bunu gözardı etmemeliyiz. Tarımımızı gözardı ederek ülkenin sorunlarını çözme şansı mümkün değildir arkadaşlarım. O kanaatkâr çiftçimizi -son günlerde televizyonlarda izliyorsunuz- sokaklara döktünüz; sokaklara döktünüz sevgili arkadaşlarım.
Şunu söylemek istiyorum: Çiftçilerimizi, o kanaatkâr, mazlum insanları biraz dikkatlice dinleyin. Onlara daha kibar davranmak zorundayız. Sayın Başbakanımız, Osmaniye'ye geldiğinde yaptığı toplantıda -tabiî, her taraf güllük gülistanlık; her şeyi güllük gülistanlık, güzel anlatıyoruz- oradan çıkan mazlum bir çiftçi arkadaşım, aynen böyle- ifadeyi de getirir okurum size- "Sayın Başbakanım, lütfen, mısırdan, buğdaydan, pamuktan da bahsedin" dediğinde, polisler, üzerine çullanıp karakola götürdü "Başbakan Osmaniye'yi terk edene kadar burada kalacaksın" dediler sevgili arkadaşlarım. O insan, benim vatandaşım, benim üreticim; daha kibar davranmak gerekir. Türkiye'de biraz eleştirilere dikkat ederseniz, yanlışı daha kolay bulursunuz. Tüm eleştiriler doğru değildir; doğru, haklısınız; ama, yanlışınız var, eleştirileri dinlerseniz yanlışınızın bir kısmını bir an önce bulursunuz.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
87 konuşma daha · 30 Kasım 2004