Diyanet işleri başkanlığı kuruluş ve görevleri hakkında kanun ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı; 633 sayılı diyanet işleri başkanlığı kuruluş ve görevleri hakkında kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkında kanun hükmünde kararname ve kastamonu milletvekili mehmet serdaroğlu'nun; 657 sayılı devlet memurları kanununa bir madde eklenmesi hakkında kanun teklifi (s.s.:507)
Tekirdağ Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 124. Birleşim · 4. yasama yılı · 25 Haziran 2010 · 827 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Necip Taylan (AK Parti), 25 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 124. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI; 633 SAYILI DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUNUN BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME VE KASTAMONU MİLLETVEKİLİ MEHMET SERDAROĞLU'NUN; 657 SAYILI DEVLET MEMURLARI KANUNUNA BİR MADDE EKLENMESİ HAKKINDA KANUN TEKLİFİ (S.S.:507)); konuşma 827 kelime.
Necip Taylan (AK Parti, Tekirdağ). “Diyanet işleri başkanlığı kuruluş ve görevleri hakkında kanun ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı; 633 sayılı diyanet işleri başkanlığı kuruluş ve görevleri hakkında kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkında kanun hükmünde kararname ve kastamonu milletvekili mehmet serdaroğlu'nun; 657 sayılı devlet memurları kanununa bir madde eklenmesi hakkında kanun teklifi (s.s.:507)”. TBMM Genel Kurulu, 124. Birleşim tutanağı, 25 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/necip-taylan-23-2010-06-25-diyanet-isleri-baskanligi-kurulus-ve-gorevleri-hakkinda-kanun-ile-bazi (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
NECİP TAYLAN (Tekirdağ)Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Çıkacak olan Diyanet yasasıyla ilgili kişisel konuşmamı yapıyorum.
Süre kısa. Olaya biraz farklı bakmak istiyorum. Biraz da bu benim mesleğimle alakalı. Yani sadece, Diyanet kuruluşunun, Diyanet teşkilatının rakamları, bütçesi ve birkaç defa olan önemli değişiklik, anayasal bir kurum olduğu meselesi zaten hep söylendi. Ancak biraz farklı yönden görmemiz gereken bir konu var, ben kısaca onu toparlamaya uğraşacağım.
Ülkemizde din konusu, bir manada, şu anlaşamadığımız, bir türlü bir araya gelemediğimiz terör problemi gibi bir problem olarak maalesef ortada duruyor. Bunun sebebi, başta, birinci derecede sebebi, dine ve dindarlığa… Bunlar farklı şeyler. Din, sosyal tarafı olan, toplumu ilgilendiren, yani bir manada özel bir bilimi, yani din sosyolojisini ilgilendiren bir konu. Dindarlık, o da ayrı bir şey, bireyi ilgilendiren ve onun için de ayrı bir bilim dalı, din psikolojisi. Bunlar birer bilim meselesi, ilim meselesi.
Şimdi, ülkemizde en çok tartışılan konu, belki şimdiden sonra daha da tartışılacak konu, din konusudur; tabii, buna bağlı olarak laiklik meselesi. Şimdi, sıkıntı nereden kaynaklanıyor birinci derecede? Çok çok duyuyoruz, bir “aydınlanma” sözüdür duyuyoruz. “Türkiye aydınlanmasını tamamlayamadı, onun için Türkiye’de din ve dindarlık bir problem.” deniyor. Bu bana göre çok saçma bir söz. Aydınlanma gökten gelecek bir şey değildir, aydınlanma çok farklı bir şey. “Aydınlanma” dediğimiz kavram, tarihî süreç içerisinde 18’inci yüzyılın kavramıdır ve evet, aydınlanma önemlidir. 18’inci yüzyıl, aynı zamanda aydınlanmayla beraber din ile toplumun ilişkilerinin gözden geçirilip laiklik sisteminin kurulduğu yüzyıldır, laikliğin temellendirildiği yüzyıldır.
Efendim, aynı şeyi, konfeksiyon elbise gibi aynı şeyi getirip bize uygulamaya kalktığınızda önermelerimiz isabetli olmuyor, neden olmuyor? Batı dünyası Hristiyanlıkla, Batı diniyle, Hristiyan dünyasındaki -dünyadaki- efendim, düşünce-din, felsefe-din, toplum-din ilişkilerini aynen getirip ülkemize uygulamaya kalkarsak yani bu süreci yaşamadan, bu süreci, efendim, sürecin bedelini ödemeden, biz aynen Batılı normları getirmeye kalkarsak burada varacağımız sonuçlar isabetli olmayacaktır değerli milletvekilleri. Biz, bir anlamda laikliği bir şablon olarak aldık ve onun için üzerinde de durmadık şimdiye kadar ve ideolojik baktık, problem buradan kaynaklandı hep, ideolojik. Dünya görüşü bir kişinin, herhangi birinin, dünya görüşü neyse, felsefesi neyse bunu aynen alıp dine de uygulamaya kalktı, dini de o şablonun içine oturtmaya kalktı. Onun için bir türlü din konusunda maalesef anlaşamadık ve yaklaşık doksan yıllık cumhuriyet tarihimizde en çok enerji tükettiğimiz konulardan bir tanesi de maalesef -belki en çoğu- bu laiklik meselesidir. Laiklik konusunda da henüz anlaşmış değiliz bu toplumda, ne yazık ki anlaşmış değiliz. Neden anlaşamıyoruz? Sebebi de çok basit: Dinin bir bireysel yönü var, bir de toplumsal yönü var. Çok zaman bunları birbirinden ayırmadan dinin bireysel yönüne de biz farklı bakıyoruz; baktık şimdiye kadar, baktık. Hatırlarsınız, 60’lı yılları yaşı müsait olanlar, efendim bir evde toplanıp bir şeyler, Kur'an okuyanlar bile sıkıntıya girmişti. Ben hatırlıyorum, o zamanlar öğrenciydim. Böyle durumlar oldu. Sebep: Dinin bireysel yönüyle toplumsal yönünü birbirine karıştırmaktan oldu bu. Onun için, biraz da bu konuya, Diyanet meselesine, Türkiye’deki dindarlığa biraz da bilimsel bakmak gerekiyor galiba. Galibası fazla, bilimsel bakmak gerekiyor. İdeolojileri bir tarafa terk edip, dünya görüşlerini bir tarafa bırakıp bu konuda anlaşmamız gerekiyor.
Dikkat edersek Türkiye’de siyasi partiler kendilerini belirlerken önemli ölçüde din üzerinden birtakım atıflar, referanslar yaparak belirlemeye uğraşıyor ve neticede siyaset bunu yapınca tabanda halk, insanımız ister istemez ayrışıyor: Laik-antilaik, din düşmanı-din taraftarı, dindar ve dindar olmayan. Bu ayrışmanın, tabanda bu ayrışmanın sıkıntısı esasen siyasetin buraya referans olarak kullanılmasıdır.
Şimdi, hep söylüyoruz: Dini siyasete karıştırmayalım. Evet, temel ilke, hepimiz buna evet diyoruz. Din siyasete karışmayacak kesinlikle. Camiye siyaseti sokmayacağız. Bu konuda müttefikiz, bu konuda kimsenin farklı düşündüğü yok. Ancak, burada din algısı, din hakkındaki bizim dünya görüşümüz sebebiyle biz yine maalesef din üzerindeki yargılarımızdan kurtulamıyoruz. O bakımdan, artık bu din meselesini -Diyanet bir kurum, ayrı bir şey- bilimsel ölçülerle, üst düzeyde, derli toplu, bunun üzerinde bir konsensüs, bir anlaşmayla, bir neticeye varıp siyasi partilerimizin de dine bakışı konusunda bir ittifak olması gerektiği zamanı geldi geçti çünkü çok fazla enerji harcadık, çok fazla bu ülkede efendim, vaktimiz gitti, toplumu ayrıştırdık, buna bir son vermenin zamanı herhâlde geldi.
Şimdi, ülkemizde dinin bir gelişimi var, bir tarihi var. Din, bizim geçmiş devletimizin çok önemli bir unsuruydu. Bunda detaya girmek istemiyorum fakat önemli bir kırılma dönemi, çok önemli bir değişim dönemi, malum 19’uncu yüzyıl, yani bu problemi, bu sorunu, sıkıntıyı biz cumhuriyetle beraber yaşamadık sadece. İyi takip edenler bilirler, daha 19’uncu yüzyılda, ki bunun yaklaşık Tanzimat falandır kırılma zamanı, Tanzimat’tan sonra bu ülkede, bugünküne benzer birtakım tartışmalar başladı. 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında çok ciddi sıkıntılar çekti bu toplum. Henüz o zaman laiklik bir mesele olarak ortaya konmamıştı. Toplum laik… Yani düzen, sistem, hukuk, devlet nizamı, laiklik meselesi söz konusu değildi ama buna rağmen çok ciddi tartışmalar oldu 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında. Sebep? Sebep yine, dünya görüşü, felsefesi, insanların dünyaya bakışı, dünya görüşleri belirliyordu dindarlıklarını da dine bakışlarını. Daha o zamandan başladı ve biz bu konuda, yeterli fikrî, zihnî hazırlığı yapmadan, yapamadan, maalesef yapamadık bu hazırlığı ve yepyeni bir din algısıyla karşılaştık 20'nci yüzyılın ilk çeyreğinde. Bu hazırlığı yapamadık, zihnî hazırlığımızı yapamadık.
Efendim, bu konuda yeterli önderimizi yetiştiremedik, yeterli düşünce adamlarımızı yetiştiremedik, tartışamadık, yine o zaman da…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
58 konuşma daha · 25 Haziran 2010