İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)
Kocaeli Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 78. Birleşim · 1. yasama yılı · 13 Mayıs 2003 · 963 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Nihat Ergün (AK Parti), 13 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 963 kelime.
Nihat Ergün (AK Parti, Kocaeli). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim tutanağı, 13 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nihat-ergun-22-2003-05-13-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA NİHAT ERGÜN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşmekte olduğumuz İş Kanunu Tasarısının 64 üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.
İş Kanunu, gerçekten, Türkiye'nin temel yasalarından biri ve Parlamentonun da çok uzun bir zaman dilimini işgal ediyor. İş ilişkileri, insan hayatının en önemli zamanını işgal eden ilişkiler; çünkü, çalışanlar açısından, hayatın büyük bir bölümü iş dünyasında geçiyor. Bu, işçi için de böyle, işveren için de böyle. Bu nedenle, belki de, düzenlenmesi en karmaşık ilişkilerden biri; çünkü, küresel rekabet içerisinde, iş ilişkilerinin de farklı bir boyut kazandığını görüyoruz. Türkiye'nin de, küresel rekabet ilişkilerinin dışında bir iş ilişkisi içinde olması mümkün değil.
Burada, sözcü arkadaşlarımız, İş Kanunu Tasarısının maddeleri üzerinde söz alarak konuşuyorlar ve geneli üzerinde, ileride meydana gelecek muhtemel aksamaların neler olacağını, farklı yaklaşımlarla ifade ediyorlar. Her yasal düzenlemenin uygulamalarında muhtelif aksaklıklar gündeme gelebilir. Büyük ihtimalle, İş Yasasının da uygulamada bazen işverenin hoşuna gitmeyen bazen işçinin hoşuna gitmeyen aksaklıkları gündeme gelecek; belki de, Parlamentonun gündemini başka vesilelerle de, İş Yasası üzerindeki düzenlemeler işgal edecektir; ama, peşinen şöyle düşünmemek lazım: Yani, bu işverenler, işi gücü bırakmışlar, işçiyi istismar etmek üzere yola çıkmışlardır ya da bu işçiler, zaten, kaytarma eğiliminin dışında başka bir eğilimle işe gitmemektedirler, bunları sıkı bir şekilde zapturapt altına alalım ya da işverenleri sıkı bir şekilde zapturapt altına alalım da, bu çalışma hayatını böyle düzenleyelim. Çalışma hayatının yasal düzenlemelerini ne kadar katı, ne kadar gevşek yaparsak yapalım, çalışma hayatında, insan ilişkilerinin dışında başka ilişkilerin olmadığını görüyoruz. Nihayetinde, küresel rekabet içerisinde işçi-işveren ilişkileri, toplam kalite yönetimi anlayışı içerisinde seyretmeye mecburdur. Gerek işçilerimiz gerek işverenlerimiz, eğer, toplam kalite yönetimi anlayışının dışında bir iş ilişkileri düzeni kurarlarsa, küresel rekabetle baş edemeyeceklerdir. Eğer, çalıştırdıkları işçileri, üretim süreçlerine, bütün ruhlarıyla, bütün benlikleriyle katamazlarsa, onların dinlenme hayatlarına, onların insanî değerlerine önem vermeyen gayri insanî, hani, vahşi kapitalizm dediğimiz bir anlayışla uygulamalarına devam ederlerse, göreceksiniz, işyerlerinde etkinlik ve verimlilik sağlayamayacaklardır.
Türkiye'nin bütün işverenleri, artık, bugün, bunun farkındadırlar ve iş ilişkilerini, toplam kalite yönetimi anlayışı içerisinde yürütmektedirler, yürütmeye çaba harcamaktadırlar. Kaldı ki, yürütmeye de mecburdurlar; yoksa, ne içeride rekabeti sürdürebileceklerdir ne de küresel rekabeti sürdürebilecek imkânlara sahip olacaklardır. Akıllı bir işverenin yapacağı şey, yasalarda tanınmamış birtakım hakları bile, süreç içerisinde işçisine tanımaktır, tanımak olacaktır ve olmalıdır.
Daha önce, bu İş Yasası Tasarısının ilk bölümünde yaptığımız konuşmalarda da ifade etmeye çalıştım. Bu ilişkileri, karşılıklı kamp ilişkileri, düşmanca ilişkiler olarak algılamamak lazım; işçisiz bir işveren, işverensiz bir işçilik dünyası düşünülemez. İşverenler müteşebbis güç, bir ülkenin, yer altı zenginlikleri gibi, yerüstü zenginlikleridir. Eğer, müteşebbis güce önem vermezsek, bir ülkenin müteşebbis gücünün önünü açmazsak, o ülkenin inkişafını sağlama imkânımız olmaz; ama, müteşebbis güç de, kendisini, kendisiyle beraber çalışan insanları, hakikaten, bir cıvata muamelesine, bir somun parçası muamelesine tabi tutamaz. Bunu yapmaya çalışanlar kaybedeceklerdir; küresel rekabette de kaybedecekler, işçilerinin etkinlik ve verimliliğini sağlayamayacaklardır.
Onun için, yasal düzenlemelerin kötüye kullanılabileceği varsayımıyla yola çıkıp eleştirilerde bulunmak, klasik olarak sendikacı arkadaşlarımızın ileri sürdüğü yaklaşımlar olabilir. Ben, bunu yadırgamıyorum; yani, bir insan, ömrünün yirmi yılını, otuz yılını sendikal mücadeleye vermişse, elbette, birtakım maddeler için, acaba bunların içerisinde kuşku doğuracak, işçi haklarını rencide edecek bazı hususlar var mı diye arayacaktır, araştıracaktır.
Kocaeli Milletvekili İzzet Çetin arkadaşımızın her madde üzerindeki konuşmalarını, gerçekten, dikkatle dinliyorum. Kendisi, İş Yasası Tasarısını dikkatlice takip ediyor ve her maddesi üzerinde söz alıyor. Bir sendikacı olarak bunu yapmaktan daha tabiî bir hakkı yok; ama, şimdi görüştüğümüz 64 üncü madde gibi öyle bazı maddeler var ki, aslında, bunlar pratikte uygulanıyor; bir yasal düzenlemesi yok. Pratikte böyle uygulamalar olduğu zaman, bayram öncesinde, özellikle özel sektör işyerlerinde bir düzenleme yapıldığı zaman, tatil yapıldığı zaman, bayram sonrası dönemlerde, bunların telafisine yönelik, sendika ile işçi ile işveren arasındaki informel ilişkiler, herhangi bir yasaya dayanmayan, toplusözleşme maddesine bile dayanmayan ilişkiler bu çalışma hayatını düzenliyor. Bu, artık, yasal bir düzenlemenin içerisine girmiş oluyor. Zaten yürüyen bir hadiseyi, bir yasal düzenleme haline getirmenin, şahsen, bir mahzuru olmadığını düşünüyorum. Çok şükür ki, bu maddenin içerisinden, devletin laik niteliğini sarsan bir uygulama olabilir mi diye, kuşkuya yer verecek bir cümle bulunamamış; buna da çok şükür!.. (AK Parti sıralarından alkışlar) Başka maddelerde bulunabiliyordu. O madde de, fiilen uygulanan bir madde. Haftanın 7 günü çalışmak zorunda olan işyerlerinde, insanlar, hafta tatillerini kendileri zaten düzenliyorlar. Fiilen uygulanmakta olan bir maddeyi "acaba, bu madde devletin laik niteliğini alır bir başka istikamete götürür mü" diye... Pes, pes doğrusu; yani, böyle bir yaklaşımı şahsen ben de, İzzet Beyden o dönemde beklemiyordum; ama, bir şekilde oldu; geçti önemli değil.
Değerli arkadaşlar, Türkiye şuna karar vermiştir: Devletin laik niteliği üzerinde, kimsenin kuşkuya yer bırakmayacak kadar kesin kararlı olduğunu biliyoruz. İnsanların hak ve özgürlüklerin, dindarların ve herhangi bir dine mensup olmayanların da ancak laik bir devlette hak ve özgürlüklerini daha iyi yaşayabileceklerinin bilindiği, bizim toplumumuzda yaygın bir kanaattir. Bu konuda kimsenin bir kaygı duymaması lazım; ama, bu maddenin kapsamında görüşülmesi gereken bir mesele değil. Belki, bununla ilgili çok ayrıntılı, çok kapsamlı başka bir gündem maddesi yapmakta yarar var. O açıdan, maddelerin içerisinde işçi haklarını işverenin mutlaka kötüye yorumlayacağı maddeler olduğu yaklaşımından uzak durmakta fayda var. Ayrıca, devletin temel niteliğini sarsacağını, İş Kanunu gibi hiç ilgisi olmayan bir kanunun maddesiyle sarsacağını düşünmek gibi bir yaklaşıma da şahsen kapılmamak gerekiyor.
Değerli arkadaşlar, son olarak şunu ifade etmek istiyorum: Evet, İş Yasası, baştan da ifade ettiğim gibi, gerçekten, ülkenin çok zor yasalarından bir tanesidir, üzerinde çok tartışılması gereken yasalarından bir tanesidir. Ayrıntıda, uygulamada birtakım sorunların çıkacağını, şahsen, buradan da görüyoruz; ama, sorunlar çıktıkça, bu sorunların telafi edilebilmesi, hem sendikalar ile işveren arasındaki görüşmeler hem de bunların Parlamentoya yansımaları, eminim, İş Yasamızı, bugün çıkarmakta olduğumuz yasamızı çok daha uygun bir zemine oturtacaktır, çalışma hayatını çok daha iyi bir şekilde tanzim edecektir. Bu düzenlemeyle, var olan bir hadise, fiilen uygulanmakta olan bir hadise yasal bir nitelik kazanmaktadır. O açıdan, bu maddenin AK Parti Grubu tarafından destekleneceğini biliyoruz.
Tasarı maddesinin işçi ve işveren kesimimize hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyor; hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
39 konuşma daha · 13 Mayıs 2003