2004 mali yılı bütçesi son gün tümü üzerinde konuşmalar
Giresun Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 36. Birleşim · 2. yasama yılı · 24 Aralık 2003 · 3.484 kelime · yaklaşık 17 dakikalık okuma
Kaynak göster
Nurettin Canikli (AK Parti), 24 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2004 MALİ YILI BÜTÇESİ SON GÜN TÜMÜ ÜZERİNDE KONUŞMALAR); konuşma 3.484 kelime.
Nurettin Canikli (AK Parti, Giresun). “2004 mali yılı bütçesi son gün tümü üzerinde konuşmalar”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 24 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nurettin-canikli-22-2003-12-24-2004-mali-yili-butcesi-son-gun-tumu-uzerinde-konusmalar (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA NURETTİN CANİKLİ (Giresun)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının bütünü üzerinde, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Evet, bugün, muhalefetin çok fazla itibar etmediği bir görüşme yapıyoruz ve aslında, son yedi gündür de konuyu tartışıyoruz; konu, bütün boyutlarıyla, bütün detayıyla irdelendi ve özellikle, muhalefet, söylenmedik herhangi bir şey bırakmadı, konuşulmadık herhangi bir şey kalmadı.
Şimdi, değerli arkadaşlar, 2004 bütçesi üzerinde, belki söylenmesi mümkün olan en dikkat çekici husus şu: 2004 bütçesinin hedeflerinde, özellikle, genel, global hedeflerinde herhangi bir sapma olursa, bu, sürpriz olur. Bunu, neden bu kadar rahatlıkla söyleyebiliyoruz; çünkü, 2003 yılı bütçe performansına baktığınız zaman, 2004 yılında da benzer bir eğilimin ortaya çıkmasının çok büyük bir ihtimal dahilinde olduğunu söylemek, görmek mümkün.
Evet, 2003 yılı bütçesinin, geçmiş yıllar bütçelerinden farklı bir yönü var. Geçmiş yıllarda, özellikle 1990'lı yıllardan sonra uygulamaya konulan bütçelerin hemen hemen hiçbirisinde, temel hedeflerde, istenildiği şekilde bir gerçekleşme olmamıştır. Bir başka ifadeyle, hedeflerden çok ciddî sapmalar olmuştur. Bunlarda, hem harcama büyüklüğü açısından hem bütçe açığı açısından hem de diğer detay kalemler itibariyle, özellikle 1990'lı yıllardan sonra, hiçbir hükümet, hedeflediği rakamları tutturamamıştır. Sonuç itibariyle, 2003 yılı bütçe performansına bu yönüyle bakıldığı zaman, hedeflere uyum son derece önemlidir ve dikkatle irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekir.
İsterseniz, 2003 yılındaki bütçe büyüklüğüne bakalım. Biliyorsunuz, 2003 yılı bütçe büyüklüğü 146 katrilyon lira olarak hedeflenmişti, kasım sonu rakamları, bu rakamın altında bir gerçekleşme olacağını göstermektedir ve çok olağandışı bir sapma olmaz ise aralık ayı harcama rakamlarında, 141 katrilyon lira civarında, 2003 yılı bütçesi harcanmış olacaktır ve harcama büyüklüğüyle bağlanmış olacaktır. Bu da, tabiî, biraz önce belirtmeye çalıştığım gibi, son derece önemli; çünkü, hiçbir bütçede kolay kolay yakalanamayacak bir performanstır.
Aslında, özellikle çok tartışma konusu olan, aynı zamanda spekülasyon konusu olan ve birçok çevre tarafından da iktisadî kalkınmanın, gelişmenin, büyümenin ve bütçe kalemleri arasında, temel harcama kalemleri arasında yeterli ödenek ayrılamamasının sorumlusu olarak gösterilen yüksek faiz ödemelerine baktığınız zaman da, aynı eylemin 2003 yılı bütçesinde ortaya çıktığını görürsünüz.
Yine, yüksek faizin bütçelere yük olmaya başladığı dönemden itibaren, ilk defa 2003 yılı bütçesinde, faiz ödemelerinde, faiz harcamalarında, ciddî olarak değerlendirilebilecek bir büyüklükte tasarruf sağlamış olmasıdır. Yine, 2003 yılı içerisinde faiz harcamaları olarak 65,5 katrilyon lira ödenek konulmuştu ve bu kadar faiz ödemesi, harcaması planlanmıştı; ancak, yine, bugüne kadar ortaya çıkan rakamlardan söyleyebiliyoruz ki, faiz ödemeleri, faiz harcamaları yıl sonu itibariyle 59,5 katrilyon lirada kalacak ve yaklaşık 6 katrilyon liralık bir tasarruf olacak. Tabiî, faiz harcamalarında ilk defa böyle bir sonucun ortaya çıkması, bundan sonraki değerlendirmelerde bizi daha olumlu, daha iyimser yapmaya yetiyor veya daha umutla bakmamızı sağlıyor.
Değerli arkadaşlar, çünkü, bütçe üzerinde, oran olarak ve miktar olarak da daha az faiz harcaması demek, daha fazla, diğer bütçe kalemlerine ödenek ayrılması demektir. Yine, biliyorsunuz, geçtiğimiz yıl, 2002 yılında, toplam bütçe harcamalarının yüzde 45'ten fazlası faiz ödemelerine aktarıldı. Tabiî, eğer, siz bir bütçe yönetiyorsanız, bütçe idare ediyorsanız, aldığınız, topladığınız bütün paraların ya da harcadığınız toplam rakamların yarısına yakın bir rakamı hiç tasarruf etme imkânınız yoksa ve bu rakamları, olduğu gibi, yönlendirme kabiliyeti olmayan bir alana kanalize etmek durumundaysanız, bu bütçeyle, gerçekten, memleket yönetmek son derece zordur. İşte, geçtiğimiz yıl yüzde 45, 2003 yılında da yüzde 44 olarak hedeflenmişti faizin bütçe üzerindeki yükü; ama, bu tasarruftan sonra, bu gelişmelerden sonra, bu düzeltmeden sonra, muhtemelen yüzde 42 olarak gerçekleşecektir. Bu iniş de son derece önemlidir; çünkü, faiz ödemeleri azalmadığı sürece, bütçe üzerindeki ağır yük, ağır kambur devam ettiği sürece, devlet, temel fonksiyonları olan faaliyetlerini yerine getirmekte son derece zorlanır. İşte, eğitime daha fazla kaynak ayırma imkânı ortaya çıkmaz, sağlık harcamaları için yeterli kaynak bulamaz. Dolayısıyla, bütçedeki o dengenin sağlanabilmesi, yani, faiz dışındaki diğer temel harcama kalemlerine kaynak aktarabilmesi için, ki, bunların hepsi de elzemdir, sosyal harcamalar dahil, yatırım harcamaları dahil ve diğer temel sağlık hizmetleri, temel eğitim hizmetleri dahil, bunlara kaynak ayrılabilmesinin temel şartı, bütçedeki faiz ödemelerinin kesinlikle azaltılması, kesinlikle düşürülmesidir.
2003 yılındaki faiz harcamalarına ilişkin sonuçlar, bize, hükümetimizin, bu konunun önemini anladığını işaret etmektedir; yani, bütçe üzerindeki faiz yükünün azaltılmasının hayatî önemi haiz olduğunun farkında olduğunu göstermektedir. Bu da, altı çizilmesi ve dikkatle değerlendirilmesi gereken bir konudur.
2004 yılı bütçesine baktığımızda, aynı eğilimin sürdüğünü görüyoruz; yani, faiz harcamalarının, faiz ödemelerinin bütçe üzerindeki yükünün azalma eğiliminin devam ettiğini görüyoruz ve 2004 yılı bütçesinde planlanan faiz harcamalarının toplam harcamalara oranı da yüzde 41'dir. Geçtiğimiz yıllarda yüzde 48'den yüzde 44'lere kadar düştü, daha sonra yüzde 42'ye düştü, 2003 yılı uygulama sonuçları itibariyle ve inşallah 2004 yılında da, bu oran, yüzde 41'e düşecektir.
Tabiî, belki, şunu söyleyebilirsiniz: Bu azalma yeterli değildir, bu azalmanın daha hızlı oranda olması gerekir. Bu temenni haklı bir temennidir, bu temenni yerinde bir temennidir, bu temenni aynı zamanda bizim de temennimizdir; fakat, arkadaşlar, takdir edersiniz ki, 2002 yılında devletin, Hazinenin hem nominal hem de yüksek reel faizle borçlandığı hususu dikkate alınırsa ve bu yüksek reel ve nominal faizli borçlanmaların bütçeye yansıması 2003 yılı bütçesinde ortaya çıktığı gerçeği hesaba katılırsa, aslında, elde edilen başarının önemli ve büyük bir başarı olduğu ortaya çıkar. Neden; çünkü, teknik olarak böyledir. Hazine, 57 nci hükümet döneminde, 2002 yılında yüksek faizle borçlanıyor ve bu yüksek faiz rakamları, teknik olarak, 2002 yılı içborç stoku rakamlarına ve faiz rakamlarına yansımıyor. Bu ödemeler, 2002 yılı bütçesine değil, yani borçlanmanın yapıldığı yıl bütçesine değil, vadenin olduğu, geri ödemenin, itfanın yapılacağı yıl bütçesine, yani 2003 yılına yansıyor. Dolayısıyla 2002 yılında da nominal ve reel faizlerin son derece yüksek olduğunu dikkate alırsanız ve böyle bir ortamda bu iyileşmenin, bu azalma trendine girmenin sağlandığını hesaba katarsanız, 2003 yılında, başta faiz ödemelerindeki performans olmak üzere, genel bütçe performansının olumlu olduğunun kabul edilmesi ve değerlendirilmesi gerekir. Olaya, her türlü siyasî önyargıdan veya değerlendirmeden uzak bir şekilde baktığınızda da bunu rahatlıkla görürsünüz.
Değerli arkadaşlar, tabiî irdelenmesi gereken, üzerinde durulması gereken bir başka kalem de bütçe açığı kalemidir. Biraz önce yaptığım değerlendirmeler, bütçe açığı için de geçerlidir. İstisnasız, şu ana kadar -geçmiş yıllar için söylüyorum- bütçe açığı rakamlarını tam olarak tutturan hiçbir hükümet olmamıştır. Yani, bütçe açığı olarak bütçe kanunlarına konulan rakamlar, her zaman aşılmıştır; ilk defa, 2003 bütçesi hariç. Bırakın aşılmayı, bütçe açığı rakamlarında, öngörülenin yüzde 10'a yakın oranında bir azalma söz konusudur. Bunu, daha önce Sayın Bakanımız ve diğer arkadaşlar da ifade ettiler. Bunun da, kesinlikle altının çizilmesi ve vurgulanması gerekir.
Bakın, bütçe açığındaki azalma o kadar önemlidir ki, 2002 yılında bütçe harcamalarının bütçe büyüklüğüne oranı yüzde 35'tir; 2003 yılında yüzde 31 civarında gerçekleşecektir; bu, ciddî bir azalmadır ve önümüzdeki yılda da yine bu azalma eğilimi devam edecektir. 2004 yılında da , yani, şu anda görüşmesini yaptığımız bütçe kanununda veya bütçe rakamlarında da yüzde 29 olarak öngörülmüştür.
2004 yılını da hesaba katarsanız, iki yıl içerisinde, bütçe açığında yüzde 18'lik bir azalma vardır. Bu da son derece önemli bir gelişmedir ve geçmiş yıllarda ekonominin görmediği, yaşamadığı oranda, tarzda ciddî bir maliye politikasının, istikrarlı bir maliye politikasının, kararlı bir maliye politikasının 2003 yılında, AK Parti hükümetlerince uygulandığının en önemli delilidir.
Değerli arkadaşlar, altını çizmek istediğim bir konu da hem 2003 bütçesinde hem de 2004 bütçesinde sosyal güvenlik harcamalarıyla ilgili tartışmalardır. Evet, son yıllarda, bizim dönem de dahil, sosyal güvenlik harcamalarında çok ciddî bir artış meydana gelmiştir ve birçok kesim, bunu bütçenin önemli karadeliklerden bir tanesi olarak nitelendirir, değerlendirir.
Değerli arkadaşlar, aslında, biraz detaya inildiğinde, bunun çok doğru olmadığı görülür. Bütçede yapılan sosyal güvenlik harcamaları, SSK'ya, Bağ-Kura ve Emekli Sandığına yapılan aktarmalardan oluşmaktadır ve biraz önce de belirttiğim gibi, son yıllarda hızlı bir artış eğilimine girmiştir ve bu artış eğilimine girmesi de birçok kesimi rahatsız etmiştir. Evet, artış dikkat çekicidir, artış reeldir; yani, bütçeden sosyal güvenlik kuruluşlarına yapılan aktarmalar reeldir. Burada herhangi bir problem yok. Fakat, yine, muhalefet başta olmak üzere, birçok kesimin eleştirdiği gibi, aslında, biraz detaya inildiğinde, bu harcama kaleminin, aynı zamanda, sosyal amaçlı harcamaları da içerdiğini çok rahat bir şekilde görürsünüz. Neden; biliyorsunuz, 2003 yılı ocak ayında, Sayın Başbakanımızın talimatıyla, bana göre son derece önemli, çok radikal, önemli bir düzenleme yapıldı; sayıları 6 000 000 civarında olan SSK ve Bağ-Kur emeklilerine, muhalefet de dahil olmak üzere birçok kesimin itirazına rağmen, yüksek oranlı, hem hedef enflasyonun hem de geçmişteki enflasyonun çok üzerinde, yaklaşık yüzde 33-35 civarında reel artışlar sağlandı.
Tabiî, bu ödemeler, işte, bu kalemde yer almaktadır; yani, bu, sosyal amaçlı bir harcamadır; 2003 yılı başında, SSK ve Bağ-Kur emeklilerine aktardığımız para, ciddî anlamda sosyal boyutu önplanda olan bir düzenlemedir, bütçenin sosyal amaçlı transfer ya da sosyal amaçlı diğer kalemlerinde yer almayan bir harcamadır; ama, özü itibariyle, sosyal amaçlı bir harcamadır ve bu kalem içerisindedir.
Eğer muhalefet ya da birileri, hükümete ya da bütçeye, sosyal boyutu yeteri kadar önplana alan harcama kalemleri yoktur ya da yeterli değildir gibi bir eleştiri yöneltecekse, bu gerçeği dikkate alarak, bu hususu gözönünde bulundurarak bu eleştiriyi yapmaları gerekir.
Değerli arkadaşlar, aslında, SSK ve Bağ-Kurla ilgili ve Emekli Sandığı sosyal güvenlik harcamalarına yapılan aktarmalarda gözden kaçan bir husus var. Biraz önce de söyledim, bu, sadece Bağ-Kur ve SSK'ya değil, aynı zamanda Emekli Sandığına yapılan aktarmalardan da oluşmaktadır ve bu sosyal güvenlik harcamalarına, bütçenin transfer tertibinden yapılan aktarmaların, yanlış hatırlamıyorsam, yaklaşık üçte 1'i, Emekli Sandığına yapılmaktadır.
Şimdi, SSK ve Bağ-Kura bütçeden yapılan aktarmaların temel nedeni, özellikle 2001 krizinden sonra, SSK ve Bağ-Kura prim ödeyen insanların sayısında azalma meydana gelmiş olmasıdır. Bir başka ifadeyle, istihdam imkânlarının daralması, işsizliğin artması nedeniyle, SSK'lı çalışan sayısında azalma meydana gelmesidir ve aynı gerekçeyle, yine, Bağ-Kura prim ödeyen sigortalıların sayısında da azalma meydana gelmiş olmasıdır; ayrıca, erken emeklilik yaşıdır.
Şimdi, bir başka ifadeyle, SSK ve Bağ-Kurun bütçeye olan yükü, aslında arızîdir, geçicidir. Yarın, inşallah, ekonomik iyileşmeyle paralel olarak, istihdam imkânlarının genişlemesine paralel olarak ve millî gelirdeki artışa paralel olarak ve ayrıca -biliyorsunuz, o kanun da yürürlükte şu anda, geçici maddeyle geçiş süreci var- Emekli Sandığı, aktuarya hesaplarını dengeye getirecek noktaya geldiği anda, artık, SSK ve Bağ-Kur, bütçeye yük olmayacaktır veya asgarîye inecektir.
Esas, burada, dikkatle izlenmesi gereken, bütçeden Emekli Sandığına yapılan aktarmalardır. Emekli Sandığına yapılan aktarmalarda, böyle bir ihtimal söz konusu değildir; yani, ekonomi iyileşse de, enflasyon düşse de, istihdam imkânları genişlese de, Emekli Sandığına bütçeden yapılan aktarmalar ya da Emekli Sandığının bütçe üzerindeki yükünde herhangi bir hafifleme olmayacaktır. Neden; çünkü, Emekli Sandığına yapılan aktarmalar, büyük oranda tazminatlardan oluşmaktadır. Biliyorsunuz, özellikle yüksek rütbeli memurlar için, aldıkları maaşın bir bölümü tazminat olarak verilir ve bu tazminat, aynı oranda emekliliğe yansır. Bunlar, mevzuat gereği, Hazine tarafından Emekli Sandığına aktarılır. Dolayısıyla, bunlarda, ciddî anlamda bir azalma meydana gelmeyecek, tersine, artış trendi, istikrarlı bir şekilde devam edecektir. Esas dikkate alınması gereken, esas üzerinde çalışılması gereken konu budur değerli arkadaşlar; yani, sosyal güvenlik harcamalarından Emekli Sandığına yapılan aktarmalardır. Bu, önümüzdeki günlerde, inanıyorum, çok daha ciddî olarak tartışılacaktır ve tartışılması gereken bir konudur.
Değerli arkadaşlar, bugünlerde, biliyorsunuz güncel bir tartışma var; asgarî ücretle ilgili tartışmadır bu. Asgarî ücretle ilgili tartışmalar yanında, yine, 2003 yılında SSK ve Bağ-Kur emeklilerine yapılan yüksek reel zam gibi, SSK ve Bağ-Kur emeklilerine, önümüzdeki sene için yapılacak zam konusu da, şu anda, ekonomi gündemini belirleyen bir tartışmadır. SSK ve Bağ-Kur emeklileri ile asgarî ücret alan işçilerimizin toplamı, yaklaşık 10 000 000'dur ve bunlar, toplumun en alt gelir grubunda bulunan insanlarıdır, en düşük gelir seviyesinde olan insanlarıdır. Sayın Başbakanımızın bu konuda bir önerisi oldu; yani, belki, sesli olarak bir düşünceyi ifade etti Sayın Başbakanımız -asgarî ücretli için söylüyorum; şu anda, 206 000 000 lira civarında net ücret geçiyor asgarî ücretlinin eline- ve "bu rakamları iyileştirmemiz lazım; bu rakamlar, bir kişinin insanca yaşamasına yetecek seviyede değildir; bu rakamları düzeltmemiz lazım" dedi. Birtakım rakamlar telaffuz etti Sayın Başbakanımız; net 350 000 000 lira, net 337 500 000 lira gibi rakamlar telaffuz edildi.
İlginçtir, gariptir; yine, 2003 yılı başında SSK ve Bağ-Kur emeklilerine yaptığımız o yüksek oranlı zamma itiraz eden -başta muhalefet olmak üzere- aynı kesimler, koro halinde itiraza başladılar değerli arkadaşlar.
Şimdi, tabiî, yıllardan beri söylenir; işte, asgarî ücretin vergi dışı bırakılması, asgarî ücretin artırılması konuları herkes tarafından ifade edilir, ortaya konulur, temenni edilir; ama, bir türlü realize edilemez.
Öneri çok açıktır, değerli arkadaşlar ve öneri zekicedir, bunun kabul edilmesi gerekiyor. Sayın Başbakan diyor ki iş âlemine: Yüzde 20'lik bir yükü siz kabul ediyor musunuz? Yani, biz bunu artıracağız; biz bunu, gerçekten, bu insanların daha iyi, insanca yaşayabileceği seviyeye çekecek bir artışı sağlayacağız; siz, yüzde 20'lik bir yükü kabul ediyor musunuz? İş âlemi, aşağı yukarı, kabul ettiğini beyan ediyor; yani, diyor ki, tamam, biz, asgarî ücretin artırılması dolayısıyla bize gelecek olan yüzde 20'lik bir yükü kabul ediyoruz, onu kaldırabiliriz; o, bizim, hem içeride hem dışarıda, uluslararası piyasalardaki rekabet imkânımızı fazla kırmaz, biz bununla baş edebiliriz; ama, gerisine karışamayız.
Tabiî, 337 500 000 veya 350 000 000 liraya çıkardığınız zaman asgarî ücreti, gelecek olan yük yüzde 50'nin üzerinde. Öneri nedir; öneri, aradaki farkın hükümet tarafından karşılanması, daha doğrusu, kamu tarafından karşılanması. Yani, bu, şunu içermektedir: Biz, asgarî ücreti artıralım, yüzde 20'sini işveren üstlensin -işveren bunu kabul ediyor- aradaki farkı da biz, SSK ve ücretler üzerindeki vergi indirimleriyle sağlayalım.
Değerli arkadaşlar, bu düzenleme de son derece önemli bir düzenlemedir. Hem Türkiye'de hem dünyada, IMF destekli bütün programlarda en büyük eleştiri, programların sosyal boyutunun yeterli olmadığı, eksik olduğu yönündedir. Doğru veya yanlış, sürekli bu eleştirilir ve birçok ülkede de, gerçekten, bu boyutun eksikliği ciddî tahribata yol açmıştır; biz bunları yaşadık. İşte, bu tahribatın asgariye indirilmesi veya mümkün olduğu ölçüde hafif hissedilmesi için, 2003 yılında güzel bir düzenleme yapıldı, bunun sonuçlarını aldık; çünkü, 2003 yılının ilk çeyreğinde yakalanan yüzde 7,4'lük büyük kalkınma hızının arkasında en büyük kamçılayıcı faktör, belirleyici faktör, SSK ve Bağ-Kur emeklilerine yapılan yüksek oranlı zamdır. Benzer bir eğilim, daha da büyük boyutlu olarak şu anda karşımıza gelmiş. Biz isterdik ki, başta muhalefet olmak üzere, bütün arkadaşlarım, bütün ilgili çevreler buna destek sağlasın, hükümetimizi tebrik etsin; ama, gerçekten, sadece eleştirmiş olmak mantığıyla eleştirmeyi de kabul etmek veya tasvip etmek mümkün değildir. Bu, tabiî, her şeyden önce sosyal boyutu önplanda olan bir düzenlemedir değerli arkadaşlar; ama, en az onun kadar olumlu ekonomik sonuçları olacak bir düzenlemedir. Neden; biraz önce söyledim; bu kesim, toplumun en alt gelir grubunda bulunan kesimdir, tüketim eğilimi yüksektir; yani, marjinal tüketim eğilimi yüksektir; yani, elde ettikleri ilave gelirlerin tamamını harcama eğilimindedir. Neden; çünkü, zaten, elde ettikleri gelir, şu anda elde ettikleri gelir temel ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktır. 206 000 000, 210 000 000, 250 000 000, hatta 350 000 000... Dolayısıyla, siz, bu insanlara ilave 60 000 000, 70 000 000, 80 000 000, 100 000 000 liralık bir kaynak aktardığınız zaman, bu insanlar, elde ettikleri bu paranın tamamını harcayacaklardır; yani, bu paranın tamamı tüketim harcaması olarak ekonomiye dönecektir; yani, talep olarak ortaya çıkacaktır; yani, toplam talebi artıracaktır.
Değerli arkadaşlar, ekonomide üretimin, millî gelirin artışının temel belirleyicisi tüketim harcamalarıdır ve ona bağlı olarak taleptir. Dolayısıyla, nasıl, 2003 yılı başında yaptığımız o düzenleme, hükümetimizin yaptığı o düzenleme 2003 yılının ilk çeyreğinde yüzde 7,4 gibi yüksek bir kalkınma hızı yakalamamızı sağlamışsa, aynı şekilde, bu düzenleme, inşallah, göreceksiniz, hem yılın ilk çeyreğinde hem de ikinci çeyreğinde hedef büyüme hızının bir hayli üzerinde bir büyüme trendini yakalamamıza neden olacaktır. Ayrıca, bazı çevrelerin iddia ettiği gibi, efendim, bu çok önemli bir yük ortaya çıkaracaktır kamuya, bunun altından kalkmak mümkün değildir gibi eleştirileri de ciddiye almak mümkün değildir; çünkü, ücretler üzerindeki SSK, vergi ve benzeri malî yükümlülükler azaltıldığı zaman, bu, her şeyden önce, beyan edilen ücretlerin yükseltilmesini sağlayacaktır; yani, beyan edilen matrahların yükseltilmesini sağlayacaktır. Aslında, bu yönüyle, devletin vergi veya SSK'nın prim kaybı asgaride olacaktır ve daha gerçekçi bir ücret sistemine, ücret dünyasına çok önemli bir adım atmış olacağız. Aynı zamanda, yıllardan beri tartıştığımız ve herkesin üzerinde mutabakata vardığı, ücretler üzerindeki vergi ve benzeri yükümlülüklerin azaltılması tezini pilot olarak test etme imkânını sağlayacağız, uygulayacağız.
Değerli arkadaşlar, ayrıca -biraz önce söyledim- ekonomiye dönecek olan 6 katrilyondur, 7 katrilyondur, 8 katrilyondur; bu rakam, ciddî anlamda, başta, dahilde alınan Katma Değer Vergisi rakamlarını, matrahını yükseltecektir. Neden; çünkü, olduğu gibi harcama olarak tekrar ekonomiye dönecektir. Keza, bu harcama yoluyla, Gelir ve Kurumlar Vergisi matrahlarının artmasına yol açacaktır. Dolayısıyla, hangi açıdan bakarsanız bakın, önemli bir düzenlemedir, desteklenmesi gereken bir düzenlemedir ve radikal bir düzenlemedir.
Değerli arkadaşlar, biz, muhalefetten şunu bekliyoruz: Tabiî, yanlış olduğu zaman eleştirin; ona, hiç kimsenin bir itirazı olamaz; ama, güzel şeyler yapıldığı zaman da, gerçekçi olmayan, altyapısı olmayan iddialarla bu güzel düzenlemeleri kamuoyu nezdinde olumsuz göstermeye çalışmayın. Bu da öyle bir düzenlemedir ve bu düzenlemenin de, biz, AK Parti Grubu olarak sonuna kadar arkasındayız ve herkesin de bu düzenlemeyi desteklemesini temenni ediyoruz.
Değerli arkadaşlar, şimdi, üzerinde durmak istediğim bir konu da, 2003 yılında ihracatta yaşanan gelişmelerdir. Tabiî, ihracat, Türkiye'nin kalkınmasında önemli, hatta en önemli faktörlerden bir tanesidir. Özellikle, içpiyasada talebin yetersiz olduğu bugünkü gibi ortamlarda dış talep, yani ihracat, kalkınmanın motoru görevini görür. Zaten, Türkiye de, kalkınmasını, esas itibariyle, 1980'li yıllardan sonra ihracatın artırılması üzerine kurmuş bir ekonomidir ve aşağı yukarı, bütün hükümetler tarafından da, bu, genel kabul görmüştür. Bu itibarla, hem kalkınma oranının yakalanması, daha yüksek büyüme hızının yakalanması hem de istihdam imkânlarının iyileştirilmesi açısından ihracatın önemi tartışılmaz.
Şimdi, bu açıdan baktığınız zaman da, eylül sonu itibariyle ihracatımız, bir önceki yılın ihracatına göre yüzde 30 oranında artış göstermiştir. Aynı eğilim, ekim ayında da sürmektedir. Ekim ayı ilk rakamlarına göre, ihracatımız, ekim ayında 5 milyar doları aşacaktır.
Tabiî, şimdi, bunun önemi şuradadır değerli arkadaşlar: İhracat artışı, yüzde 30 çok önemli -yüzde 30'un üzerinde bir artış söz konusu; bu, hükümetimiz tarafından yakalanmıştır- ve bir de Merkez Bankasının düşük kur politikasına rağmen bu oran yakalanmıştır. Düşünün, içeride enflasyon yüzde 20, dövizin kuru ortalama yüzde 20 düşüyor; yani, içeride üretim yapan sanayicinin üzerine yüzde 40'a yakın bir yük geliyor, kur farkıyla beraber içerideki enflasyon oranını dikkate aldığınız zaman, yüzde 35-40 civarında bir yük ortaya geliyor; ama, buna rağmen, bu zor şartlara rağmen, ihracatımız yüzde 30 oranında artıyor... Bu, gerçekten alkışlanması, takdir edilmesi gereken bir gelişmedir, bir sonuçtur ve burada, hükümetimize ve ilgili Bakanlığımıza, Bakanımıza bu çalışmadan dolayı teşekkür ediyorum. Gerçekten, çok aktif bir ihracat politikası izlenmiştir. Özellikle, ilk defa bu sene yüksek oranlı artışların uygulandığı ülkeleri dikkate aldığınız zaman, göz önünde bulundurduğunuz zaman, hükümetimizin ve ilgili Bakanlığımızın bu konudaki aktif çalışmalarının ne kadar sonuç alıcı bir şekilde uygulandığını görürsünüz. İhracat, her zaman artar; ama, özellikle aksi yönde etkisi olan bir kur politikası uygulandığında bunu yakaladığınız zaman, bu, çok önemli bir başarıdır, takdir edilmesi gereken bir başarıdır değerli arkadaşlar.
Şimdi, tabiî, konu ihracattan açılmışken, yine, bazı çevreler, ihracatımızla ilgili, en azından kamuoyunda kafaları karıştırmak için, yine gerçekdışı bazı iddialar ortaya atıyorlar. Bunların başında "efendim, bu ihracatınızın bir kısmı hayalî, hayalî ihracat..." Değerli arkadaşlar, kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır. İhracatımızın tamamına yakını -o da genel bir rezerv bırakıyorum- gerçektir.
Şimdi, burada, sanıyorum, teknik bir hata yapılıyor. Nedir ihracat; mal usulüne uygun bir şekilde gümrük hattı dışına çıkmış ise, bu bir ihracattır, ihracat gerçekleşmiştir. Bu yönüyle herhangi bir sıkıntı yoktur; yani, resmî rakamlarda görülen ihracatta herhangi bir sıkıntı yoktur, ihracat gerçektir. Belki, bazı arkadaşlar, en azından iyi niyetli olduğuna inandığımız bazı arkadaşlar şu konuyu karıştırıyorlar. Biliyorsunuz, ihracatla ilgili iade rakamları bütçeye ödenek olarak konuluyor ve 2003 yılı bütçesinde de KDV iadesi rakamlarında ciddî bir artış var. Bunun bir kısmının nedeni, tabiî ki ihracatımızdaki artıştır. İhracat artarsa, doğal olarak, ihracata verilecek olan iadeler, iade rakamlarını da artar.
Bunların diğer bir kısmı, teknik detaylardan karşılanıyor; buna fazla girmeyeceğim; ama, bazı arkadaşlar şunu karıştırıyorlar: Şimdi, içeride Katma Değer Vergisi iadesi tahsilatıyla, yani, Türkiye içerisindeki KDV tahsilatı ile ihracata ödenen KDV arasındaki ilişkiyi karıştırıyorlar. Bunlar arasında, aslında, doğrudan birebir ilişki yok. Bunlar arasındaki ilişki kopuyor. Neden; çünkü, bir malın ihracat aşamasına gelinceye kadar olan süreci, değişik kademelerden geçmesi ve değişik kurumlar tarafından, mükellefler tarafından bu işin realize edilmesi, aradaki bağlantıyı koparıyor. Global baktığınızda, bir bağlantı olması gerektiği düşünülüyor; ama, birebir baktığınızda bu bağlantı yok.
Şunu anlatmaya çalışıyorum: İçeride Katma Değer Vergisinin kayıp, kaçak olması ayrı bir konudur; bunun ayrıca değerlendirilmesi gerekir, bunun tedbirlerinin ayrıca alınması gerekir; ama, bir mal, gümrük hattı dışına çıkıp ihracat niteliğini kazanmış ise, bunun ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Ayrıca, bazı çevrelerin iddia ettiği bir konu var; efendim, Türkiye'den mal çıkıyor; ama, varış ülkesinin kayıtlarına baktığınız zaman, Türkiye'den çıkan değer ile varış ülkesindeki değer arasında farklılık olduğunu, biz, tespit ediyoruz, görüyoruz. Dolayısıyla, bu yönüyle bakıldığında, hayalî ihracat var gibi iddialar ortaya atılıyor.
Değerli arkadaşlar, aslında, bu da gerçeği yansıtmıyor. Neden; çünkü, bakın, biliyorsunuz, ihracatımızın özellikle son yıllarda yoğun olarak arttığı, yapıldığı birçok ülkede, gümrük rejimi tam olarak oturmamıştır. Türkiye'de mal gerçek değeriyle beyan ediliyor, ihracat olarak yurtdışına çıkıyor; ama, varış ülkesinde -isimlerini belirtmeye gerek yok- yüksek gümrük vergileri nedeniyle ve bu yüksek gümrük vergilerinden kaçınmak için, varış ülkesinde düşük beyan ediliyor, değer olarak düşük beyan ediliyor; ama, Türkiye'deki beyan gerçek, varış ülkesindeki beyan gerçek değil.
Dolayısıyla, bu, bizim sorunumuz değil ve bu tür konuları da belki çok fazla gündeme getirmemek lazım değerli arkadaşlar; çünkü, bizim ihracatımız önemli oranlarda bu ülkelere yapılmaktadır ve zaman zaman da problem olmaktadır bu ülkelerle bizim aramızda. Dolayısıyla, bir konuyu değerlendirirken veya bir iddiayı ortaya atarken çok iyi düşünmek lazım, çok iyi değerlendirmek lazım, teknik detayının çok iyi ortaya konulması gerekir.
Şimdi, bu gerçekler ortadayken, başka türlü önerilerle; yani, sanki hayalî ihracat varmış gibi, değişik oranlı tarifeler veya buna benzer birtakım adımlar atmak da yanlış olur ve ihracatımıza ciddî anlamda bir darbe vurur. Bu konuyu da, biraz önce söylediğim çerçevede değerlendirmek gerekir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; konuşmamın bu bölümünü de, hükümetimiz tarafından dikkat edilmesi gereken, yakından izlenmesi gereken konulara ayırmak istiyorum. Bunların başında, ithalat ve cari açık gelmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
13 konuşma daha · 24 Aralık 2003