Esnaf ve sanatkarlar meslek kuruluşları kanun tasarısı (s.s.851)
Manisa Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 81. Birleşim · 3. yasama yılı · 7 Nisan 2005 · 1.124 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Nuri Çilingir (CHP), 7 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ESNAF VE SANATKARLAR MESLEK KURULUŞLARI KANUN TASARISI (S.S.851)); konuşma 1.124 kelime.
Nuri Çilingir (CHP, Manisa). “Esnaf ve sanatkarlar meslek kuruluşları kanun tasarısı (s.s.851)”. TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim tutanağı, 7 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nuri-cilingir-22-2005-04-07-esnaf-ve-sanatkarlar-meslek-kuruluslari-kanun-tasarisi-s-s-851 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA NURİ ÇİLİNGİR (Manisa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 851 sıra sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bizim toplumumuzda esnaf ve sanatkârlık çok eskilere dayanmaktadır. Yani, bizde Ahilik kültürü vardır. Ahilik felsefesinin temelleri 12 nci Yüzyılda atılarak, daha sonra tüm Anadolu'ya yayılmıştır. İzleri bugüne kadar süregelmiş olan kültürel, sosyal ve ekonomik bir oluşumdur. Ahilik, aynı zamanda, sosyal hayat kadar ekonomik hayatı da yönlendiren ve günümüz koşullarında bile birçok ülkede gerçekleştirilememiş, adaletli, verimli ve son derece güzel bir sistemdir.
Ahiler, özellikle Osmanlılar döneminde standartlara uymayarak, düşük kaliteli mal ve hizmet üreten esnafa çeşitli cezalar vermişlerdir. Bu dönemde, günümüzde bile tam olarak uygulanamayan, kalite, standart, üretici-tüketici ilişkileri çok kesin kurallarla belirlenmiştir.
Ülkemizde esnaf ve sanatkârlarımızın örgütlenmeleri, ilkönce, 1924 yılında yürürlüğe giren Ticaret ve Sanayi Odaları Kanunuyla düzenlenmiştir. Esnaf ve sanatkârlarımızla ilgili olarak daha sonraki yıllarda çeşitli kanunlar çıkarılmıştır. 1964 yılında yürürlüğe konulan 507 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Kanunuyla esnaf ve sanatkârlar teşkilatı bugünkü yapısına kavuşmuştur. 1991 yılında 3741 sayılı Kanun ile 507 sayılı Kanunda değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklikle, esnaf ve sanatkârlar, ülkemizde uygulanmakta olan ve kökeni aileye dayanan ikili meslek eğitimi sisteminin işyerlerinde uygulanan pratik kısmıyla ilgili birtakım hak ve sorumluluklar üstlenmişlerdir.
Esnaf ve sanatkârlarımız, bugün de ülkenin ortadireği, istikrar unsuru olma özelliğini muhafaza ederek faaliyetlerine devam etmektedir. Halen yürürlükte olan bu kanun, çok çeşitli değişikliklere uğramasına rağmen, günümüzde ihtiyaca cevap verememektedir. Bugün, ülkemizde, kayıtlı esnaf ve sanatkârların toplamı 5 710 907'dir. Bunların yanlarında ve meslek kuruluşlarında çalışanlar ve aileleri dikkate alındığında nüfusumuzun yüzde 20'lik bir kısmını temsil etmektedirler. Esnaf ve sanatkârlarımız, çalışkanlıkları ve dürüstlükleriyle her zaman toplumumuzun temel taşları olmuştur.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde esnaf ve sanatkârlar, istihdam ve üretime yaptıkları katkılar bakımından fevkalade önemlidir. Esnaf kesimimiz, devlete yük olmaz, vergisini verir, yanında üç beş kişiyi çalıştırarak istihdama katkı sağlar, sermayesinden çok, emeğiyle geçimini sağlar, ifade edildiği gibi, hakikaten devletin temel direğidir. Bu bakımdan, bunların problemleri üzerinde önemle durmak gerekir. Maalesef, bu zamana kadar uygulanan sermayeden yana, AKP'li arkadaşlarımızın deyimiyle "rantiyeciden" yana, IMF teslimiyetçi politikalar neticesinde esnaf ve sanatkârlarımız, nefes alamaz duruma gelmişlerdir. Ülkemizde yaşanan krizlerden esnaf ve sanatkârlarımız fazlasıyla etkilenmiş, birçokları dükkânlarını kapatmak zorunda kalmışlardır. Esnaflar, ekvergiyi, vergiyi, aklımıza gelen veya gelmeyen pek çok vergiyi ve yine her gün değişen Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur primlerini ödemektedirler.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toplumumuzun ve ekonomimizin önemli bir kesimini oluşturan esnaf ve sanatkârlarımızın ekonomideki yerinin iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Mevcut sorunlarının çözümlenmesi, kredi ve teşvik sistemlerinden en iyi şekilde yararlanmaları bu kesimin gelişip güçlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Uygulanan ekonomik programlar göstermiştir ki, ekonomik ve malî politikalar, ilgili kurumların koordinasyonu sağlanarak ve sosyal boyut kesinlikle gözönünde tutularak, üretim, yatırım, istihdam, vergi ve teşvikler bir bütün olarak ele alındığı takdirde başarıya ulaşabilmektedir. Son dönemlerde, çeşitli platformlarda, Türk vergi sisteminin yeniden yapılandırılarak, vergi gelirlerinin artırılmasının zorunlu olduğu gündeme gelmektedir. Böyle bir yeniden yapılanmada, geçmişte yapılan çalışmalar da dikkate alınarak, ilgili kesimlerle işbirliği sağlanmalıdır. Yapılan yasal düzenlemenin uygulanabilirliği, sürdürülebilirliği ve getirileri bizzat bu uygulamanın muhatabı olacak olan kesimin temsilcileriyle her yönüyle tartışılmalıdır.
Yeni vergi düzenlemeleri ve yükümlülükler getirilirken, esnaf ve sanatkârlar, sadece, kazancının belli bir kısmını vergi olarak ödeyen kesim şeklinde değerlendirilemez. Esnaf ve sanatkârların üretime, yatırıma, istihdama, genel anlamda gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderilmesine ve toplumsal barışın sağlanmasına yaptığı katkılar gözardı edilmemelidir.
Toplumumuzda bu kadar önemli yere sahip esnaf ve sanatkârımız bizden neler beklemektedir, neler yapılabilir kısaca bunlara değinmek istiyorum.
Esnaf ve sanatkârlarımızın en fazla sorun yaşadıkları alanlardan birisi vergidir. Öncelikle, bu kesime yaşayabilecekleri, geliştirebilecekleri ve büyüyebilecekleri bir malî ortam yaratılmalıdır. Adil bir vergi politikası belirlenmelidir. Ekonomiyi canlandırmanın yolu, herkes tarafından bilindiği üzere, üretimi artırmaktır. Bunun için de, üretim üzerindeki vergi yükü azaltılmalıdır. Kayıtdışı sektörle etkin olarak mücadele edilerek, vergi tabana yayılmalı, herkes kazancı oranında vergilendirilmelidir. Vergi mevzuatımızda esnaf ve sanatkâr tanımı yoktur. Günümüz ekonomik koşulları dikkate alınarak, Avrupa Birliği normları çerçevesinde esnaf ve sanatkâr tanımı vergi yasalarımızda yer almalıdır.
Yine, esnaf ve sanatkârlarımızın önemli bir sorunu -biraz önce arkadaşlarımız ifade etti; ama, ben, tekrar vurgulamak istiyorum- hiper ve grossmarket olarak isimlendirilen büyük mağazaların haksız rekabetleridir. Bu marketler, ülkemizde, 80 civarında esnaf ve sanatkâr dalını olumsuz etkilemektedir. Meslek mensuplarımızın, kendi işyerlerini kapatarak işçi olarak çalışmaları sonucu, toplumsal dengelerle birlikte pek çok kültürel değerimiz de yok olmaktadır; çünkü, ısrarla sürdürülen yeni yapılanma tarzı, ister istemez, girişimci ruhunu yok etmekte, orta sınıfın vazgeçilmez girişimci ruhunu ücretli durumuna düşürmektedir.
Hipermarketler, mevcut finansal güçlerini üretici aleyhine kullanarak, onlardan, çeşitli tavizler ve indirimler istemektedirler. Reklam yapıp -bunlarla birlikte- rafın bedelini de üretici firmalardan almaktadırlar. Buna karşılık, ülke genelinde pazarın büyük çoğunluğunu elinde bulunduran bakkallar, üretici firmalar tarafından zincirleme yapılan yatırımların yarısına muhatap olsalar, büyük bir değişimi gerçekleştirebileceklerdir. Bakkallar, bir firmanın isim hakkı ve teknolojisiyle satış yaparken, merkezî bir reklam söz konusu olduğundan, bu firmaların hepsi, birer zincirin halkaları gibi olacaklardır.
Türkiye'de bakkal esnafının en önemli özelliği, veresiye alışverişe imkân sağlamasıdır. Faizsiz, kardeşin kardeşe para vermediği ortamda, bakkal esnafı, bir anlamda, milyonlarca kişiye senetsiz, çeksiz, faizsiz kredi vermektedir.
Bakkallarda, müşteriye yakınlık, memnuniyet ve hizmet avantajı vardır. Aslında, bu, bizim kültürümüzün de bir parçasıdır. Hipermarketlerse, demir arabalarıyla tüketim felsefesini aşılamaktadır. Artık, dünyada, insan ilişkileri önem kazanmaya başlamıştır. Önüne bir metal araba koyup, robot gibi kasiyerin önünden geçme modası Amerika ve Avrupa'da güncelliğini yitirmiştir. Avrupa Birliği ülkelerinin çoğu, mekanik ve metalik hayata neden oldukları için hipermarketlere savaş açmaktadır. Kişilerin, dolayısıyla dükkânların, daha huzurlu ve insancıl ortamlar yarattığı bir gerçektir. Yeni açılan süpermarketlerin, kendi halindeki küçük alışveriş merkezlerini silip süpürdüğü ve komşuluğu öldürdüğü söylenmektedir. Kaldı ki, bizim kültürümüzde bakkalın özel bir yeri bulunmaktadır, bunu mutlaka korumalıyız. Bu süreç böyle devam ederse, yakında ekmek almaya gidecek bakkal da bulamayacağız. Avrupa ülkelerinde titizlikle kent merkezinin dışında tutulan bu büyük alışveriş merkezleri, ülkemizin belli başlı metropollerinde, bugün, mahalle aralarına kadar girmiştir. Bu durum, esnaf ve sanatkârlarımızın muhatap olduğu haksız rekabetin yanı sıra çağdaş şehircilik anlayışına da aykırıdır.
Esnaf ve sanatkârın yıllardır yararlandıkları Türkiye Halk Bankasının uygun faizli kredi uygulamaları bankanın yeniden yapılandırılması gerekçesiyle işlevselliğini yitirmiştir. Avrupa Birliğinin, esnaf ve küçük işletmeleri özendirme modeli ve uygulaması ülkemizde de yürürlüğe konulmalıdır. Türkiye Halk Bankasının misyonu, esnaf ve sanatkâr ile KOBİ'lerin ihtisas bankası olarak yeniden belirlenmelidir.
SSK ve Bağ-Kura prim borçlarının ödenebilmesi için yeni bir düzenleme yapılmalıdır.
Değerli arkadaşlar, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak halkımızın yararına olan bütün kanunlara destek vermekteyiz. Bazı eksikleri olmasına rağmen, çıkarılacak olan bu yasayla esnaf ve sanatkârlarımız kendi kanunlarına kavuşmuş olacaklardır. Bu sayede esnaf ve sanatkârımızın gerek örgütlenmeleri gerekse diğer konulardaki çalışmaları belli bir düzen içine girmiş olacaktır. Bu yasadan sonra, yukarıda bahsettiğim konularda da hükümetin duyarlı olmasını bekliyoruz. Gerek esnaf ve sanatkârlarımızın gerekse halkımızın yararına olan düzenlemelerin bir an önce Yüce Meclise getirilerek görüşülmesi gerektiğini bir kez daha yinelemek istiyorum.
Biraz önce Sayın Bakanın ifade etmiş olduğu büyük mağazalarla ilgili kanunun da bir an önce getirilmesini bekliyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
20 konuşma daha · 7 Nisan 2005