İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 71. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Çalışanların tasarruflarını teşvik hesabının tasfiyesi ve bu hesaptan yapılacak ödemelere dair

Oğuz Oyan

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 71. Birleşim · 1. yasama yılı · 24 Nisan 2003 · 1.994 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Oğuz Oyan (CHP), 24 Nisan 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 71. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞANLARIN TASARRUFLARINI TEŞVİK HESABININ TASFİYESİ VE BU HESAPTAN YAPILACAK ÖDEMELERE DAİR); konuşma 1.994 kelime.

Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Çalışanların tasarruflarını teşvik hesabının tasfiyesi ve bu hesaptan yapılacak ödemelere dair”. TBMM Genel Kurulu, 71. Birleşim tutanağı, 24 Nisan 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-04-24-calisanlarin-tasarruflarini-tesvik-hesabinin-tasfiyesi-ve-bu-hesaptan (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, burada, 1 Nisan 1988'de, âdeta 1 nisan şakası gibi gündemimize giren, Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabı diye kısaca niteleyebileceğimiz bir fonun tasfiye tasarısı üzerine görüşmeler yapıyoruz.

Bugün önümüze gelen tasfiye tasarısı, aslında bir yasal zorunluluk olarak gündeme gelmiştir. Bilindiği gibi, Anayasa Mahkemesinin, 3417 sayılı Yasanın 6 ncı maddesinin iki ve üçüncü fıkralarını iptal etmesiyle başlayan süreç, bu kararın, geçen yıl 28 Martta Resmî Gazetede yayımlanması

(1) 73 S. Sayılı Basmayazı 13.3.2003 tarihli 45 inci Birleşim Tutanağına eklidir.

(2) 126 S. Sayılı Basmayazı Tutanağa eklidir.

ve Anayasa Mahkemesinin, arada bir hukukî boşluk doğmasın diye verdiği dokuz aylık sürenin de 28 Aralık itibariyle dolmuş olması nedeniyle, bugün, dört ay gecikmeli olarak bir tasfiye tasarısı gündeme gelmiştir.

Dört ay gecikme, önemli bir gecikmedir; 48 saatin hesabını yapanlar, önce dört aylık gecikmenin hesabını, burada, Parlamentoya vermelidirler. Dolayısıyla "48 saat beklemeden getirdik; çünkü, hak sahiplerini düşünüyoruz"un arkasında hiçbir samimiyet yoktur. Hak sahipleri dört aydır beklemektedirler...

RESUL TOSUN (Tokat)Onbeş senedir bekliyorlar.

OĞUZ OYAN (Devamla)...ama, getirilen tasfiye tasarısıyla ilgili söyleyeceklerimiz, bunun, öyle çok fazla da hak sahiplerinin lehine bir düzenleme olmadığını birazdan gösterecek.

Değerli arkadaşlarım, bu tasfiye tasarısı gelmeden de düzenleme yapılabilir miydi; evet; çünkü, Anayasa Mahkemesi, bunun tasfiyesini değil, ilgili maddelerin hak sahipleri lehine düzenlenmesini öngörmüştür. Hak sahiplerinin aleyhine olan durum neydi; şuydu: İlgili yasanın 6 ncı maddesi, ikinci fıkrası itibariyle şunu düzenliyordu: "En az onbeş yıl tasarrufta bulunanlara, istedikleri takdirde, biriken tasarruf kesintileri -devlet ve işveren katkıları- ve bunların nemasının beşte 3'ü ödenir." Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti; çünkü "bu mülkiyet haklarına bir tecavüzdür; eğer birisinin bir tasarrufu varsa, bunun -nemasının- beşte 3'ünün değil tümünün ödenmesi gerekir" denildi. İkinci bir şey daha söyledi üçüncü fıkrayla ilgili. Üçüncü fıkra şöyleydi: "En az altı yıl tasarrufta bulunanlara, istedikleri takdirde, sadece biriken tasarruf kesintileri ödenir." Yani "ne işveren katkısını -dolayısıyla- ne de nemaları ödemek" gibi bir hüküm.

Aslında, kuşkusuz kuruluştan gelen, gayriadil, gerek Anayasanın gerekse yurttaşlık haklarının tümüyle çiğnendiği bir durum; insanları hem zorla tasarrufa yöneltiyorsunuz hem de altı yıl ya da onbeş yıl sonra ayrılmaları durumunda, bunların haklarını gasp ediyorsunuz! Anayasa Mahkemesince -bence, çok gecikmeli olarak; çünkü, bu konuda daha önce de Anayasa Mahkemesine başvurulmuştu- nihayet, 2001 yılı sonu itibariyle bu karar alındı, 2002 yılında da, en azından Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Değerli arkadaşlarım, bu düzenlemeleri yapmak zorundaydık; çünkü, hak sahipleri aleyhine bir boşluk doğmuştu. Özellikle, dört aydır bu boşluk vardı; bu boşluğu, mutlaka doldurmak gerekiyordu. Yapılması gereken: Bir kere, öncelikle, onbeş yıl geçmeden sistemden ayrılmak isteyenlerin, o onbeş yıllık birikimi sağlayamama gibi bir durumunu düzeltmek gerekiyordu; çünkü, biliyorsunuz, 2000 yılında işsizlik sigortası çıktığı zaman, artık, kesinti yapma imkânı ortadan kalktı, çünkü kesintiler sona erdi. Bu nedenle, zaten, buradaki durumu mutlaka düzeltmek gerekiyordu.

Dolayısıyla, burada, bir zorunlu, yasal tasfiye uygulamasıyla karşı karşıya olduğumuzu hatırlatmak istiyorum. Burada, iktidarın, hak sahiplerine bir lütfu ya da onların haklarını teslim etmeden ziyade, Anayasa Mahkemesinin getirdiği sürenin gecikmeli olarak gereğinin yapılması olgusuyla karşı karşıyayız.

Şimdi, burada, bu zorunlu tasarrufun ortaya çıkışına baktığımız zaman, zorunlu tasarruf uygulamasının, esas itibariyle, bir kamu finansmanı ihtiyacı için ortaya çıkarıldığını, baştan itibaren, asla hak sahipleri lehine bir düzenleme olarak düşünülmediğini görürüz. Yani, ANAP iktidarı, Özal'ın Başbakanlığı döneminde bunu çıkardığı zaman, aslında, burada amaç, esas itibariyle kamu finansmanı idi. Nitekim, hak sahiplerine geriye dönüşler çok sınırlı olmuştur. 6 yıl geçmeden zaten ayrılma hiç mümkün olmamıştır; sadece, ölüm ve emeklilik durumlarında, ilk 6 yıl içinde ayrılma söz konusu olmuştur. Yani, iktidar, en azından bir 6 yıl için, neredeyse hiç geriye dönüşsüz bir imkân elde etmiştir.

2 yıl bu hesaba tasarrufları kesilenler için, her yıl nemanın üçte 1'inin ödenmesi uygulaması başlatılmış; ancak, bu nema ödemeleri de, ne yazık ki, hak sahiplerinin lehine olarak işletilmemiştir.

Bakınız, şimdi, burada, Özal iktidarının getirdiği düzenlemenin daha sonraki iktidarlar döneminde de nasıl hak sahipleri aleyhine olarak geliştiğinin örneklerini vereceğim. İki örnek vereceğim; bir tanesi, 1994, 5 Nisan kriz dönemi ve Yüksek Planlama Kurulu karar alıyor; 11 Şubat 1994 tarihinde, Yüksek Planlama Kurulu kararıyla, bu hesabın döviz cinsinden değerlendirilen birikimleri, 1988-1989'dan itibaren, yani, bu kâğıtlara bağlanmanın ilk yıllarından itibaren Türk Lirasına çevriliyor ve yüzde 50 faize bağlanıyor. Sadece 1994 yılında, bu hesabın, 6,5 milyar dolarlık bir birikimi söz konusuydu. 1994 ile 2000 arasında bu hesaba hiç para yatmamış olsa dahi, bugün, 6,5 milyar doların Türk Lirası cinsinden değeri, 10-11 katrilyon dolayındadır. Şu an, hesapta olan mevcut da zaten o kadardır. 1994 ile 2000 arasında bu hesaba girişleri dikkate aldığımızda, bu hesapta 20 katrilyonu aşkın bir paranın bugün olması gerektiği sonucunu hemen kolayca çıkarabilirsiniz. Oysa, bugün, bu hesapta olan para, ne yazık ki, 9 katrilyon nema, 1,5 katrilyon civarında -yuvarlak söylüyorum- bir anaparayla 10,5 katrilyon dolayındadır.

Şimdi, demek ki, birincisi 1994 yılı operasyonudur, hak sahipleri aleyhinedir. İkincisi, 1996 yılında bir operasyon yapılmıştır. İlginçtir; bilginize sunayım. Refahyol döneminde yapılmıştır. İlginç bir şey; 1996 yılı ocak ayında Necati Çelik ve 28 arkadaşının başvurusuyla Meclis araştırması komisyonu kurulmuş -Refah Partisi üyelerinden oluşan- ve bu komisyon, zorunlu tasarrufu tasfiye hedefini de içeren bir Meclis araştırması yapmıştır. İlginç olan, bu Meclis araştırması komisyonunun 7 Temmuz itibariyle Mecliste kurulması onaylanmış, aynı tarihte de Refahyol iktidarı kurulmuştu. İlginç bir şekilde, Refahyol iktidarının getirdiği, daha bu komisyonun raporu tamamlanmadan getirdiği tasfiye yasası ibretlik bir olaydı; çünkü, sadece kesintileri sona erdiriyor, birikimler için hiçbir şey söylemiyordu. Ne yazık ki, görüldüğü gibi, 1996 yılı operasyonu da bizzat bunu düzeltmeyi vaat edenler tarafından hak sahipleri aleyhine düzenlenmiştir.

Şimdi, buraya getirilen tasfiye modeli de, aslında, hak sahipleri aleyhinedir. Bunun niçin hak sahipleri aleyhine olduğunu birkaç örnekle vereceğim. Bakınız, bugün, Hazine ortalama yüzde 55'lerden borçlanıyor. Hazine yüzde 55'lerden borçlanırken, bu tasfiye modeline göre, TÜFE artı yüzde 5 uygulamasıyla bu borçlanma faizini yüzde 34'lere çekiyor. Eğer, bu fon tasfiye edilmeseydi, sadece 6 ncı maddenin ilgili fıkraları yeniden düzenlenerek yürürlükte kalsaydı, Hazine, bizzat bu fonun kaynaklarından da bu yüzde 55 ortalamalardan borçlanacakken, şimdiki durumda, TÜFE yüzde 29 -bugünkü TÜFE'yi örnek vereyim, son TÜFE oranı yüzde 29,4'tür- artı 5 puan, yüzde 34,4'ten borçlanma imkânı yakalamaktadır; yani, Hazine açısından tasfiye olayının kendisi bile bir kamu finansmanı aracı olarak kullanılmaktadır. IMF'nin zaten buna rıza göstermesi, sesini çıkarmamasının arkasında başka bir neden yoktur.

Değerli arkadaşlarım, eğer bu tasfiyeyi hiç yapmasaydık, ama, bu fon her yıl nemanın üçte 1'ini ödemeye devam edecek şekilde yürürlükte kalsaydı, hak sahiplerinin daha fazla çıkarına bir durum oluyordu; bunun hesabını yaptık. Size çok kısa bir özet vereyim.

Bakınız, bu fon, bu hesap yürürlükte kalsa ve gerçekten nemanın üçte 1'ini -ama, doğru bir şekilde; yani, birtakım küçük kurnazlıklarla nemanın gerçekte üçte 1'ini ödememek gibi yollarla değil; şimdiye kadar öyle oldu Hazinenin yaptığı- her yıl ödemek biçiminde yapsaydık, o takdirde, dört yıl boyunca, yani, 2003 Şubat, 2004 Şubat, 2005 Şubat, 2006 Şubat tarihlerinde hak sahiplerine geriye ödenecek olan sadece nema 11 katrilyon lirayı buluyordu bugünkü fiyatlarla. Bu 11 katrilyona aynı tarihte hesapta kalacak olan 9,3 katrilyonu ekleyin, 20 katrilyon eder. Oysa, bugün, iktidarın yaptığı, 1,4 katrilyonu bu yıl, izleyen nema olarak kalan bölümü de üçbuçuk dört yıl içinde 10 taksitle ödeme yoluyla 11,4 katrilyonluk bir ödeme yapmaktır ve geriye hiçbir şey kalmayacaktır; yani, eğer, bu hesap bugünkü biçimiyle kalsa, nemanın üçte 1'i ödense, bugün olduğu gibi Hazinenin borçlanma faizlerine endekslenmiş olsa, dört yıl içinde eşit miktarda bir para zaten hak sahiplerine dönecek; ama, artı, geriye, bugünkü fiyatlarla -bugünkü fiyatlarla diyorum, 2003 yılı fiyatlarıyla; 2006 fiyatlarıyla çok daha fazla enflasyon sürdüğüne göre- 9,3 katrilyon bir anapara ve nema toplamı bir birikim kalmaya devam edecekti. Dolayısıyla, bunun hak sahipleri lehine değil, bunun doğrudan doğruya Hazinenin lehine ve dolayısıyla, iktidarın -bugün kamu finansmanı aracı olarak kullandığını dikkate alırsak- lehine bir düzenleme olduğunu hemen fark edersiniz; yani, aslında, burada, özetle, bir malî konsolidasyon yapılmaktadır. Burada, esas itibariyle, ücretliler aleyhine, hak sahipleri aleyhine bir malî konsolidasyon yapılmaktadır. Konsolidasyon sözcüğünü duydukları zaman tüyleri diken diken olan birtakım çevrelerin, malî piyasalardan çevrelerin, ücretliler aleyhine bu tür konsolidasyonlar olduğu zaman hiç seslerini çıkarmamaları ibretlik bir olaydır. Tıpkı 1994 yılında, döviz cinsinden olan birikimlerin Türk Lirasına çevrilmesinde olduğu gibi -o da bir malî konsolidasyondu- bugünkü de benzer bir operasyondur. Ne zaman ki, bu toplumun hâkim kesimlerine, hâkim ekonomik güç odaklarına dokunmuyorsunuz, o zaman bu tür konsolidasyonlar âdeta görülmüyor, alkışlanıyor, iyi yapılıyor deniyor.

Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla, bugün, buraya getirilen tasfiye operasyonu, aslında, esas itibariyle, iktidarın işine yarayan bir operasyondur. Bu operasyonun hak sahiplerinin de lehine olması için, biz, burada önergeler vereceğiz. Bu önergeleri umarım dikkate alırsınız; almayacağınıza eminim; ama, benden söylemesi! Biz, bu önergelerle en azından şunu yapmaya çalışacağız: Hak sahiplerine, bir kere, geri dönüş süresini kısaltalım; ama, ikincisi, daha önemlisi, kısaltmadan da daha önemlisi, TÜFE artı yüzde 5 türü bir ödeme planı yerine, hazine, nasıl ki piyasadan carî faizlerle borçlanıyor, aynı şekilde, kalan paranın nemalanmasını sağlayalım; yani, arkadaşlar, böyle bir çiftçe standart olabilir mi?! Sermaye kesiminden borçlanıyorsunuz, yüzde 55 ödeyeceksiniz; şimdi, geriye kalan miktara, bu hesaptaki paralara -şimdiye kadar hazine borçlanması gibi nemalanıyordu- ne yapacaksınız, onlara yüzde 34 diyeceksiniz, demin verdiğim örnekte olduğu gibi. Yüzde 55 nerede, yüzde 34 nerede!.. Böyle bir çifte standart size yakışır mı, bu Meclise yakışır mı değerli arkadaşlarım?! Bu bir çifte standarttır. Gelin, bunu düzeltelim. Biz, bir önerge vereceğiz ve size şunu önereceğiz: Geliniz, bunu, bir kere 2004 sonuna kadar tasfiye edelim. Hani onu kabul etmediniz diyelim, hiç olmazsa, TÜFE artı yüzde 5 gibi bir uygulama yerine, bunu, mutlaka, hazinenin borçlanma oranlarına çekelim ki, sermaye yanlısı, sermayeyi kayıran bir uygulama değil, ücretlileri de sermayeyle eşit kefeye koyan bir uygulama içinde olalım. Aksi takdirde, burada, AKP Grubu, şimdiye kadar yaptığı uygulamaların uzantısında, sermaye yönlü bir iktidar olduğunu gösterir, ücret aleyhine bir düzenleme olduğunu gösterir.

Diyeceksiniz ki, konfederasyonlar bunu kabul etti; ettiler. Niçin ettiler; çünkü, konfederasyonlar, işçi ve memur konfederasyonları, bir kuşku ve telaş içindeler. Niye; acaba bu para hiç ödenmez mi, hiç geriye gelmez mi, acaba nemalar dahi ödenmez mi telaşı ve kuşkusu içinde oldular. Bence, yanlış yaptılar; yani, burada, mutlaka, ücretlilere dönecek paranın, sermayenin elde ettiği faizin altında olmasına rıza göstermemek gerekiyordu. Burada kopardıklarını sandıkları, avantaj sandıkları mesele, aslında, kendi aleyhlerine bir uygulamadan başka bir şey değildir. O nedenle, burada, bu uzlaşmanın, aslında, olması gereken uzlaşma olmadığını söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi, hak sahiplerinin haklarının teslim edilmesiydi; yani, bu fondan ayrılacak olanların, hemen, bütünüyle, yani, 6 ncı maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları gereğince, ister altı yıl olsun ister onbeş yıl olsun, ayrıldıkları takdirde, bütün hakları bütünüyle hemen peşin olarak almaları yönündeydi; ama, hadi peşin ödeyemiyoruz, bunu, hiç olmazsa, hakkaniyetle, hak sahipleri lehine ödeyelim.

Bir de başka iki mesele var. Bunlardan bir tanesi şudur: İki yıldan daha az tasarruf kesintisi yapılmış olan hak sahiplerine, ne 3417 sayılı Yasada -yani, 1988'den gelen yasada- ne de şimdi sizin getirdiğiniz taslakta herhangi bir hak öngörülmüyor; yani, eğer, siz, 23 ay bu fona para vermişseniz, bu fona "tasarruf" adı altında birtakım gelirleriniz kesilmişse, bunu ne yapmış oluyorsunuz; zorla Hazineye hibe etmiş oluyorsunuz; çünkü, bunların geriye dönüşü yoktur. O nedenle, burada, verdiğimiz bir önergeyle, bunu da, hiç olmazsa, üç aya çekelim. Bu fona en az üç ay tasarruf kesintisi katkısı yapmış olanlar, bu katkının ötesindeki bölüm için, üç ayın üzerinde kalan bölüm için, bu geriye dönüşten, anapara ve faizinden, nemasından yararlansınlar; aksi takdirde, burada, bu insanların parasına resmen kamu zoruyla el koymuş olacağız. Bu, yasa gereği bile olsa, mülkiyet haklarına bir tecavüzdür.

Son olarak şuna değinmek istiyorum: Hak sahipleri açısından ciddî bir sıkıntı kaynağı olan ve muhtemelen önümüzdeki süreçte de yasamayı önemli ölçüde rahatsız edecek olan bir uygulama. Birçok durumda işverenin, hak sahiplerinden topladığı bu tasarruf kesintilerini üzerine kendi işveren katkısını da ekleyerek Ziraat Bankasındaki hesaplara yatırmamış olmasıdır. Bu işverenin içinde bazen belediyeler gibi kamu işvereni de söz konusudur; ama, birçok özel bölük pörçük, hatta bazen işini tasfiye etmiş özel kesim işverenleri de vardır. Bütün bunların takibi açısından çok ciddî hak kayıpları ortaya çıkmaktadır, çıkacaktır ve önemli bir dava süreci de bundan sonra açılmış olacaktır. Bu konuları düzeltmeden böyle bir uygulamaya girmenin yaratacağı sıkıntıları da dikkatinize sunmak istiyorum.

Geliniz, hak sahiplerinin lehine olduğunu iddia ettiğiniz bu tasarıyı, gerçekten, hak sahipleri lehine çevirelim. Son onbeş yıldır bu yasa kapsamıyla sömürülmelerine izin veren bu uygulamayı, hakkaniyete uygun, ücretlileri kollayan, koruyan bir şekilde sona erdirelim. Bu nedenle, muhalefetin sesine bir kere olsun kulak vereceğinizi umuyor ve hepinizi saygılarla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

26 konuşma daha · 24 Nisan 2003

26 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook