İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 15. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Grup önerisi

Oğuz Oyan

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 15. Birleşim · 2. yasama yılı · 6 Kasım 2003 · 1.185 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Oğuz Oyan (CHP), 6 Kasım 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 15. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GRUP ÖNERİSİ); konuşma 1.185 kelime.

Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Grup önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 15. Birleşim tutanağı, 6 Kasım 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-11-06-grup-onerisi (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, burada, TÜBİTAK'la ilgili 3 maddelik tasarının getiriliş biçimi üzerinde konuşmayacağım; Sayın Koç, bu konuda gereken uyarıyı -çok işe yaramasa da; şimdiye kadar çok yapıldı- yeniden tekrarladı. Ben, daha çok, bu 3 maddelik tasarının zamanlamasına, neden ve sonuçlarına değineceğim.

Değerli arkadaşlarım, bir kere, 3 maddelik bu tasarının gerekçesi, tamamen yaratılmış bir gerekçedir, tamamen uydurma bir gerekçedir; nereden bakarsanız bakın, savunulamaz bir gerekçedir; hatta, özrü kabahatinden büyük bir bahanenin arkasına sığınılarak getirilmiştir.

Dört perdelik bir oyun oynanmıştır. Bunların birinci perdesi, bilindiği gibi, şubat 2003'te TÜBİTAK Bilim Kurulunun aldığı karar gereği atanan yahut da atanması prosedürü başlatılan TÜBİTAK Başkanının, 6 Mayıs 2003 tarihinde Başbakanlıkta bu atama işleminin yapılması için başlattığı prosedür zamanında tamamlanmamış; yani, Başbakan tarafından imzalanarak Cumhurbaşkanlığına iletilmemiş ve bu işlemin yarım kalmasına yol açılmıştır.

Açıkça şunu söylemek gerekir; atama sürecindeki temel işlem, Bilim Kurulunca yapılan seçim işlemidir. Bilim Kurulu oybirliğiyle bir seçim işlemi yaptıktan sonra, bunun üzerinde, yasa gereği Başbakanın bir tercihte bulunması, başka bir aday önermesi mümkün değildir. Ancak, söz konusu o kişinin, istenilen koşulları taşımaması durumu halinde, yani, yasaya aykırılık durumunda buna itiraz edebilir. Oysa, TÜBİTAK Başkanı, bu göreve ilk kez atanan bir kişi olmayıp, bu konudaki ehliyeti herkes tarafından zaten kabul edilmektedir ve böyle bir gerekçe de zaten ortada yoktur. Yani, atama işlemi, Başbakanın kusurlu davranışları dolayısıyla sonuçlanmamıştır.

Şimdi, burada bir boşluk doğdu, biz, bu boşluğu doldurmak için bir defalık bir atama yapacağız gibi bir gerekçe, tam, özrü kabahatinden büyük bir gerekçedir. Önce durumu hazırlayacaksınız, önce atama işlemini yapmayacaksınız; arkasından, ne yapalım, şimdi, artık...

Bu arada, eylül ayında, TÜBİTAK'ın 13 kişilik Bilim Kurulunun 6 üyesinin de görev süresi doldu, ikinci perdesi de orada oynandı. Bu 6 Bilim Kurulu üyesinin sürelerinin uzatılması teklifi 20 Eylül 2003 tarihinde Başbakanlığa verildi ve bu da, yine, işlem olarak sonuçlandırılmadı. Ondan sonra, Başbakan ve Başbakanlık "ne yapalım, bu süreler zarfında bu atamalar yapılmadığı için Bilim Kurulu, çoğunluğunu kaybetmiştir" diyebildi. Yani, kendi kusurlu davranışından dolayı ortaya gelen bir durumu bahane ederek "yeni bir çözüm sunacağım" dedi. Karşımıza, bugün, burada tartışmak istediğiniz bir yasa tasarısı geliyor. Bu önerinin kabul edilmemesi için burada söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, bakın, bu, başka bir olayı, bizzat kendi başıma gelen bir olayı hatırlatıyor. 1985 yılında doçentlik kadrosu için, benim için verilen bir ilan, bizzat rektörün bu konudaki kasıtlı tavrıyla sonuca ulaştırılmadı. Doçentlik atama yönetmeliğinde şöyle bir hüküm vardır: "Jürideki üyeler -bu kadro için başvuran, zaten doçentlik unvanını almış, kadro için başvuruyor- bir aylık süre içerisinde raporlarını vermelidir." Rektör, bu bir ay içindeki süreyi geçiştirdi, son günlerinde verdi; ondan sonra da "bir ay içerisinde kimse rapor vermedi; bu durumda hakkınız düştü" dedi.

Değerli arkadaşlarım, konulan süre, orada, hak sahibinin, akademisyenin haklarını korumak için getirilmiştir; yani, jüri üyeleri, bunu, aylarca, yıllarca süründürmesin diye getirilmiş bir süredir. Siz, şimdi, hak sahibinin lehine olan bir süreyi onun aleyhine kullanacaksınız. Bunu yapan rektör, benim açtığım dava sonucunda, kuşkusuz, mahkemede bunun hesabını veremedi; ama, bakınız, o rektör, 12 Eylül rejiminin atadığı rektördü.

Ben, şimdi size soruyorum: Sizin farkınız nedir değerli arkadaşlarım?! Şu işlemin, 12 Eylül rejimi rektörünün yaptığı işlemden farkı nedir; bana bir açıklayınız! Bunun, 12 Eylül kafasından hiçbir farkı yoktur. Önce, bu kişilerin -bir başkanın ve 6 üyenin- süresi içerisinde atama işlemlerinin sonuçlanmamasını sağlayacaksınız, ondan sonra diyeceksiniz ki: "Ne yapalım, Kurulda çoğunluk kalmadı, bu atama işlemini yapamıyoruz."

Değerli arkadaşlarım, bu, hukukdışı bir davranıştır, bunun hiçbir hukuk düzeninde yeri yoktur; hiçbir hukuk düzeni, bir hakkın kötüye kullanılmasını desteklemez. Dolayısıyla, bilerek yasalara aykırı davranan kimse de, burada, kalkıp, iyi niyet sahibi olduğunu iddia ederek "gelin, bir defalık bir atama yapalım" deme hakkına sahip değildir. Bu, iyi niyet değildir; bu, olsa olsa, onun muhaliflik kavramıdır; yani, kötü niyettir.

Değerli arkadaşlarım, bu arada, çok müessif olan bir olay da şu: Görevden alınmaları konusunda bizzat ilgili başkan ve üyeler kolaylık göstermeyince; yani, kendileri beyaz bayrağı çekip teslim oluyoruz demedikleri için, kendileri üzerinde bir karalama kampanyası başlatılıyor. Bu, şimdiye kadar söylediklerimden daha da vahim bir olaydır; yani, eğer, birisini görevden alamıyorsanız, çamur atınız izi kalsın, karalayınız... Görev süresi mayıs ayında tamamlanması gereken bir başkan için ne yapıyorsunuz; daha sonraki -hazirandan sonraki- bir dönemde murakıp atıyorsunuz. Oysa, onun işleminin, zaten, mayıs ayı içinde tamamlanmış olması gerekirdi. Siz ya da en azından Başbakanlık, böyle, daha sonraki bir dönem için murakıp atayarak, iyi niyetli davranmayacağınızın örneğini vermektesiniz.

TÜBİTAK'ın yıllardır ibra edilmediği gibi birtakım bahaneler söyleniliyor.

Değerli arkadaşlarım, TÜBİTAK ve birçok kuruluş, gecikmeli olarak denetlenmektedir.7 kişilik bir ibra kurulu vardır, bunların denetimi, hep, yıllar itibariyle, gecikmelerle gelmektedir. Dolayısıyla, bu, sadece, TÜBİTAK'la ilgili bir olay değil; bütün KİT sisteminde -KİT Komisyonu üyesi arkadaşlarımız bilirler- hep gecikmeyle gelir bunlar. Yani, burada, kalkıp, bahane üretmeye çalışmak, bu kurumlara yıllardır hizmet vermeye çalışan insanlar açısından, en azından, çok ciddî, saygıda kusur anlamına gelmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu davranışların sonucu ne olur; yani, burada, şimdi, İktidar Partisinin bu önergesi kabul edilir ve biz, bugün, bu yasa tasarısını konuşursak ne olur? Bir kere, bugün, burada, söylediğim hukukdışılıklar hatta Anayasadışılık; çünkü, burada üç bakımdan Anayasaya aykırılık vardır; sebebi, amacı ve konusu itibariyle bu getirilen 3 maddelik düzenleme -aslında tek maddelik bir düzenleme- Anayasaya aykırı bir düzenlemedir. Bunun gereğini yaparız.

Değerli arkadaşlarım, burada, çok daha vahim bir durumla karşı karşıyayız. Burada, TÜBİTAK gibi bilimsel özerkliğe sahip olması gereken, kırk yıl önce bu amaçla kurulmuş olan bir kurumu, siz, siyasî etki altına alıyorsunuz. Değerli arkadaşlarım, bunu, bir defalık iş diye geçiştiremezsiniz; çünkü "bir defa yaparsak ne olur" sorusunun cevabı; yol olur; yani, birisinin tarlasından bir kere traktörle geçin, herkes bir kere geçsin; ne olur; orası yol olur. iraz önce, Sayın Koç'un dediği gibi bir kere değiştirmekle ne olur; eğer, hukuk düzenini korumakla birinci derece görevli kişiler, Başbakan, Cumhurbaşkanı gibi en üst noktada olan kişiler "ne olur canım bir kere hukuku delsek" diyorlarsa, balık baştan kokar hesabı, herkes hukuku deler; ondan sonra, trafikteki anarşiden dahi yakınmaya hakkımız kalmaz; çünkü, herkes ona katkıda bulunur, herkes ona katılır.

Değerli arkadaşlar, iyi örnekler vermek zorundayız. İyi örnekler vermek için, onun için dokunulmazlığın ilk örneğini buradan vermek gerekir diyoruz. İyi örneği biz verelim ki, başkaları bizi izlesin. Kötü örnek biz isek, o zaman millet bizi niye izleyecek!..

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu siyasallaşma meselesi bir tek kişiyle sınırlı değildir; sadece, TÜBİTAK Başkanının atanmasıyla sınırlı değildir. Bilim Kurulunun, yine Başbakanca belirlenecektir. Başbakanın, başkanını atayacağı bu Bilim Kurulunda sağlayacağı, çoğunluk olacağı için, kurum yönetimi kalıcı olarak siyasal etki altına girecek demektir. Bu, Türkiye'de, bir defaya mahsus atanmışlık sistemi getirerek, bu kurumun yapısında olan kendi içinden bilimsel kriterlerle atama sistemini altüst etmektir, tarihe gömmektir. Bu tarihe gömme, sizin sırtınızda, sizin vebaliniz olacaktır. Siz, böyle bir sorumluluğu sürekli taşıyacaksınız.

Ben, son olarak şunu söyleyeyim: Niçin bu kadar pervasızca, bu kadar değişiklik yapılabiliyor; değerli arkadaşlarım, bunun arkasında, kuşkusuz, bugün medyanın, büyük medyanın, çok büyük menfaat çıkarlarıyla, tek başına iktidar olmuş bir partiye yakın durma çabaları vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OĞUZ OYAN (Devamla)- Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN- Buyurun Sayın Oyan.

OĞUZ OYAN (Devamla)- Bugün, burada bu söylediklerimiz bu salonun dışına yansımıyorsa, rotatifler yalan söylüyorsa değerli arkadaşlarım, bir gün sizin için de yalan söylerler. (CHP sıralarından alkışlar)

Siz, bugün, bunun arkasına sığınarak, burada, böyle bir hukukdışılığı geçirme suçuna ortak olmayınız; arkanıza medyayı alarak, önümüz açık diye, lütfen, bu milletin, bu ülkenin bilimsel geleceğinin kararmasına izin vermeyiniz.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

16 konuşma daha · 6 Kasım 2003

16 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook