İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 23. BİRLEŞİM · SALI

Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )

Oğuz Oyan

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 23. Birleşim · 3. yasama yılı · 30 Kasım 2004 · 1.464 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Oğuz Oyan (CHP), 30 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ORGANİK TARIM KANUNU TAS. (SS. 653 )); konuşma 1.464 kelime.

Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )”. TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim tutanağı, 30 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2004-11-30-organik-tarim-kanunu-tas-ss-653-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir)Değerli arkadaşlarım, şimdi, izin verirseniz, Türkiye'de beş yıldır uygulanan bu politikaların ne gibi sonuçlara yol açtığını kısaca söyleyeyim.

Bir kere, birincisi; Türkiye'de girdi tüketimi azalıyor. Yani, Türkiye'de kimyevî ilaç ve gübre tüketimi azalıyor. Şimdi, bir rakam vereyim, sonra yorumlarız. Sizin döneminize, yani, 2002-2003 dönemine baktığımız zaman, bir yıldan diğerine gübre ve ilaçtaki azalma yüzde 25-30 oranlarını buluyor. Şimdi, tabiî, konuştuğumuz konu itibariyle şunu düşünebilirsiniz; ne güzel işte, kimyevî ilaç ve gübre tüketimi azalıyor, organik tarıma doğru yol alıyoruz. Evet, bu gidişle, birkaç yıl sonra hiç kimse gübre ve ilaç kullanamayacak, Türkiye'nin tamamı organik tarım yapacak; bununla mutlu olabilirsiniz. Tabiî, verimliliği de ona göre düşünmeniz lazım. Bakınız, organik tarım meselesinde, ben 1992-1994 döneminde Tariş Genel Müdürüyken, ilk kez çekirdeksiz kuruüzümde bunun ilk örneklerini vermiştik. Organik tarımın şöyle bir özelliği var değerli arkadaşlar: Organik tarım, verimi düşüren bir olay, çünkü, verimi artırmak için zararlılarla savaşacak yöntemleri kullanamıyorsunuz, ilaçlayamıyorsunuz. Bu, verimi azaltan bir olaydır. Verimi azalttığınız zaman, bunun piyasasının, yani, fiyatının yüksek olması gerekir ki, bunun rantabl olması, yani, bunun ekilebilir, üretilebilir bir ürün olması gerekir. Aksi takdirde, bu, çiftçinin ilgi duyacağı bir alan olmaz. Eğer öyleyse, bizim bu çiftçiyi desteklememiz gerekiyor. Bu sertifikasyon masraflarını vesaire bunun sırtından almamız gerekiyor ki, bu kadar verimi düşük bir alanda daha hevesli bir şekilde, cazibesi artmış bir şekilde buna girebilsin. Şimdi, birinci şey bu.

İkincisi; ne oluyor bu beş yıllık uygulanan politikalar sonucunda; tarımsal katmadeğer azalıyor. Yani, şöyle 1999'la bir kıyaslayın, 27 milyar dolar düzeyinden 22 milyar dolar düzeyine düşmüş. Tarımsal katmadeğer artışına bakın, 1962 ile 1980 arasında Türkiye'de yıllık ortalama tarımsal katmadeğer artışı yüzde 3,2; yani, tarımsal büyüme...

ALİM TUNÇ (Uşak)Nereden bilyorsun?!

OĞUZ OYAN (Devamla)Yani, biraz daha saygılı olmaya davet ediyorum, "nereden biliyorsun" diyen arkadaşı, bilmiyorsa, kendisine ayrıca öğretirim.

1980-2000 arasında tarımsal katmadeğer artışı yüzde 1,1'dir, 2001 ile 2005 arasında ise -0,7'dir. Yani, Türkiye'de tarımsal katmadeğer, IMF programlarının uygulandığı dönemde negatife dönmüştür. Tarım büyümüyor, küçülüyor arkadaşlar. Bakınız, geçen yıl, 2003'te önemli ölçüde küçüldü, bu yılın ilk çeyreğinde önemli ölçüde küçüldü, ikinci çeyreğindeki toparlanma yetmedi, bu yılın ilk altı ayında hâlâ negatifteyiz tarımda. Bunlar önemli.

HALİL AYDOĞAN (Afyon)Çözüm ne?

OĞUZ OYAN (Devamla)Çözümün ne olduğunu sorma noktasına geldiyseniz iyi bir adımdır. Çözümü, gelin tartışalım.

HALİL AYDOĞAN (Afyon)Tartışmayalım, söyleyin.

OĞUZ OYAN (Devamla)Değerli arkadaşlarım, bütün bunlardan çıkan üçüncü sonuç, hektar başına üretimde çok önemli bir azalma var.

Dördüncüsü; bir bölüm tarım alanı ekim alanı dışına çıkmıştır; yani, çiftçi üretimden vazgeçiyor.

Bir beşinci sonuç; tarım ürünleri fiyatlarındaki gerilemedir. Onunla ilgili size birkaç örnek vereyim: 2003'le 2004, buğday fiyatları geriliyor; çavdar fiyatları geriliyor; pamuk fiyatları geriliyor; ayçiçeği fiyatları geriliyor -yani, sizin döneminizi, 2003'le 2004'ü karşılaştırıyorum- çekirdeksiz kuruüzüm geriliyor, hem de yüzde 30 geriliyor; yaşüzüm geriliyor; kuruincir geriliyor. Bütün bunlar, aslında üreticinin girdi fiyatlarının arttığı, mazot fiyatlarının arttığı, elektrik tüketim fiyatlarının arttığı bir dönemde, bütün bu maliyetler artarken, eline geçen fiyatların azaldığını gösteriyor. Nasıl çiftçilik yapacak?! Bütün bu çiftçilik yapamayan kesimlerin kentlerin üzerine yeni göç dalgaları olarak gelmesine karşı ne gibi çözümleriniz var? Yani, bunları eğer önermemiş, bunları düşünmemişseniz, o zaman Türkiye'yi çok büyük yeni sosyal felaketler bekliyor demektir ve bu bir sosyal afettir gerçekten.

Değerli arkadaşlarım, bir başka, kuşkusuz, sonuç; Türkiye'nin tarımda net ithalatçı olmasıdır. Türkiye ilk kez sizin devri iktidarınızda, 2003 ve 2004 yıllarında -kuşkusuz, daha önceki dönemlerin de bir sonucu olarak; siz yaratmadınız; ama, siz izliyorsunuz- Türkiye, ihraç ettiğinden daha fazla tarımsal ürün ithal eden bir ülke haline gelmiştir ve Türkiye, tarım ürünleri ithalatçısı olmuştur net anlamda. Bu, mutlaka değiştirilmesi gereken bir yöneliştir. Bu eğilimi mutlaka tersine çevirmek zorundayız. Biz, tekrar bir tarım ülkesi olalım demiyoruz; ama, Türkiye, tarım ürünleri net ithalatçısı olma durumunda kalmamalıdır; çünkü, potansiyeli, bunun tam tersini yapmaya uygundur; buna, Türkiye, muktedirdir.

Değerli arkadaşlarım, hükümetin bu konudaki tutumunu bir politikasızlık olarak belirlemek mümkün. Bu politikasızlığı, sadece yıl itibariyle politikasızlık değil, uzun vadeli politikasızlık olarak da görmek lazım; yani, sadece bir yılın, bir sonraki yılın politikaları değil, tarımda uzun vadeli stratejiler geliştirmek zorundasınız. Bakın, gelişmiş ülkenin çiftçisi, şunun farkında şunu biliyor: Önümüzdeki beş yıllık dönem boyunca hangi prim, hangi desteklemeden yararlanacağını biliyor; buna göre üretim planlamasını yapıyor ve üretiyor. Biz, bırakalım gelecek beş yılı, daha önümüzdeki yılı bilmiyoruz. Türkiye'de, şimdi, pamuk üreticisi hasadını yaptı; yaptığı hasat için kaç para prim alacağını bilmiyor. Halbuki, onu bilmek bir yana, önümüzdeki yıl ne kadar alacağını bilmeli ki, nisan ayında ekim yapıp yapmayacağı kararını şimdiden versin; ama, bu gidişle, Türkiye'de pamuk üretimi yapılabilir mi?! Yani, Yunanistan 64 sent prim verecek pamuğa, biz 6 sent vereceğiz ve ondan sonra da "hadi yap bu üretimi" diyeceğiz. 6 sent prim veriyorsun, Yunanistan'ın verdiği 64 sent, doları 1 500 000'den alırsak 960 000 lira yapıyor; Türkiye'de Tarişin verdiği en iyi fiyat bile 900 000 lira; yani, ürünün kendisine verdiğimiz fiyat 900 000 lira, Yunan çiftçisi sadece prim olarak 960 000 lira alıyor. Sen, sonra, bununla rekabet edeceksin. Böyle bir şey olabilir mi?!

Değerli arkadaşlar, bu politikalar çıkmaz yoldur; bu bir çıkmaz sokaktır. Burada gidilecek bir yer yok; bu tünelin ucunda ışık yok, karşıdan tren geliyor tam tersine; o trenle çarpışacaksınız. Bu bir sosyal afet. Bu faizlerle, bu enerji fiyatlarıyla, bu girdi fiyatlarıyla, bu çıktı fiyatlarıyla -biraz önce söylediğim üreticinin eline geçen fiyatlarla- bu plansızlık ve programsızlıkla, bu gelecek öngörüsüzlüğüyle, Türkiye'de tarım, sizin elinizde çökmeye mahkûmdur. Onun için, geliniz -bize de danışabilirsiniz, çözüm arayışlarını birlikte yapalım ama- bu politikalara bir "dur" diyelim.

Çözüm önerileri konusunda neler olabilir; ana başlıklar olarak birkaç şey söyleyeyim.

Bir kere, uzun vadeli ulusal ve bölgesel tarım politikalarını geliştirmek zorundayız. Bu ulusal ve bölgesel tarım politikalarını, uzun vadeli politikalarımızı, mutlaka, Kankun'da, Cenevre'de, uluslararası platformlarda, AB'ye karşı müzakerelerde elimizde tutacağız, bunları savunacağız.

İkincisi; bütçeden tarıma yapılan destekleri, millî gelirin binde 7'sinden en az yüzde 3'üne çıkaracağız bir kere; yani, binde 7'den binde 30'a, yüzde 3'e çıkaracağız; yani, bugünkü desteği 4'e katlayacağız. Gelin, 3'le başlayın da 3'e katlayın; 4'ü sonra düşünelim; ama, 2005 bütçesinde bunu bir görelim.

ALİM TUNÇ (Uşak)Kaynaklar...

OĞUZ OYAN (Devamla)Kaynakları söylerim ben size; şimdi vaktinizi almayayım, daha sonra konuşuruz.

Türkiye, tarımda ürün desenini yeniden tasarlamak zorundadır. Türkiye'de ürün temelli örgütlenmeler yapılmak zorundadır, ürün temelli politikalar oluşturulmalıdır. Her ürün temelinde sektör temsilcileri buluşturulmalı, uzun vadeli politikalar oluşturulmalı; bunun için Tarım ve Köyişleri Bakanlığının taşra teşkilatı korunmalı ve geliştirilmelidir. Yani, şimdi, sizin, yakında getireceğiniz gibi lağvedilmesi değil.

Arz fazlası ya da eksiği olan ürünlerde, farklı politikalar uygulamak ve geliştirmek gerekmektedir. Arz açığı olan ürünlerde -örneğin, pamukta, ayçiçeğinde, yağlı tohumlarda- çiftçinin emek karşılığı dahil olmak üzere, maliyet fiyatı ile piyasa fiyatı arasındaki farkı prim desteği olarak üreticiye vereceksiniz. Bu, bu yıl pamukta 400 000-500 000 lira düzeyindedir. Bunu üreticiye vereceksin ki seneye devam etsin; yoksa, seneye pamuk üretmeyecek çiftçi. Bu yıl 500 000 ton ithal ediyoruz, seneye 1 000 000 ton ithal edeceğiz; olabilir diyebilirsiniz; peki, nerede döviziniz? Türkiye sadece bu yıl, bakın, 33-34 milyar dolar dışticaret açığı veriyor. Bu yıl döviz açığımız, yani cari işlemler açığımız 13-14 milyar dolar düzeyinde olacak. Bir de pamuk da artsın, ne olur; ayçiçeğini daha fazla ithal edin, ne olur diyemezsiniz.

Türkiye, doğrudan gelir desteğini mutlaka yeniden düzenlemelidir; ama, bunu yeniden düzenlerken, Sayın Bakanın açıkladığı gibi şöyle bir formül bizim işimizi çözmez; yani, yüzde 1 kalsın -yüzde 1'lik bir hedef- onun dağıtımını değiştirelim; yani, doğrudan gelire yüzde 75-80 gitmesin de yüzde 45-50 gitsin, gerisini başka türlü kullanalım. Eğer, toplam destek miktarını millî gelirin yüzde 3'üne çıkarmıyorsanız, bunun bir anlamı yok. Biz diyoruz ki, anlamlı olması için, doğrudan gelir desteğini yeniden tasarlamak için toplamı artırmak lazım.

Tarım politikalarında, mutlaka, siyasetüstü, kalıcı bir politika anlayışına ulaşmamız lazım; yani, bir siyasî partiden diğer siyasî partiye değişen değil, sağ-sol bütün siyasî partilerin -onun için gelin konuşalım diyorum- katılımıyla; geliniz, uzun vadeli, bir partiden diğerine değişmeyen tarım politikaları oluşturalım; bu, bir ulusal davadır, ulusal çıkar meselesidir. Bu davet bizim değerli arkadaşlar.

Verim artırıcı ve maliyet düşürücü önlemler ve destekler tasarlamak gerekiyor. Sulamayı mutlaka bugünün 2 katına çıkarmak gerekir. Ulusal tohum politikalarını geliştirmek gerekir, teknoloji geliştirmek gerekir, teknolojinin çiftçiye yayımını geliştirmek gerekir. İnsan gıdası, beslenmesi yanında, hayvancılık ve sanayi hammaddesi olarak kullanıma uygun olan bitki türlerini mutlaka geliştirmeli ve desteklemeliyiz.

Kuşkusuz, hayvancılık açısından her türlü damızlık vesaire politikalarını geliştirmek gerekir. Hayvancılığın uzun vadeli politikalarla yönlendirilmesini ve teşvikini sağlamalıyız, bugünkü kaynaklarla değil, bunun çok üzerine çıkan kaynaklarla.

Türkiye'de bugünkü parçalı tarım yapısını, bugünkü küçük aile işletmeleri yapısını toplulaştırmayla yeni bir noktaya taşımalıyız. Şunu söyleyeyim; toplulaştırma, evet, ekilen alanlar açısından gerekli; ama, bir başka açıdan, tarımsal sanayiler açısından, tarımsal KOBİ'ler açısından, bunları, büyük uluslararası tekellerin elinde yok olmaya mahkûm etmek yerine, tam tersine, tarımsal KOBİ'lere destek vermeliyiz, tarımsal küçük ve orta boy işletmeleri mutlaka korumalıyız; ama, buna karşılık, tarımda da bir toplulaştırma hareketini bununla birlikte başarabilmeliyiz.

Değerli arkadaşlarım, özetle, ulusal çıkar merkezli düşünmenin yeniden kazanılması gerekiyor; bunun için de ilkokuldan itibaren yeni bir eğitim ve bilinçlenme çabasına ihtiyaç vardır. Hepinizi bu anlayışa davet ediyorum ve gecenin bu saatinde ilgi gösterdiğiniz için sizleri saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

87 konuşma daha · 30 Kasım 2004

87 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook